İnsan Saldırganlığının Evrimi: Neden ve Nasıl Saldırganlaşıyoruz?
17 Eylül 2019 · 8 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Çevirmen Fatih Birinci Editör Şule Ölez Herkes yaşamının bir döneminde öfkeyi deneyimlemiştir.
Bazılarımız ise istatistiklere göre çoğunlukla erkekler bu öfkeyi şiddete dönüştürür.
Muhtemelen bir hoke oyunu sırasında ya da barda bir sürü bira içtikten sonra yumruk atarak.
Bunun dışında bir de kötülüğün boyutu çok daha yüksek olan saldırganlık çeşidi vardır.
Cinayet, savaşlar ve soykırım gibi.
Karşılıklı yumruklaşmadan ülkeler arası savaşa kadar değişebilen farklı derecelerdeki insan saldırganlığının ardında yatanları anlamak, insanı inceleyen biyologların zihnini uzun süredir meşgul etmektedir.
Bu saldırgan eğilimlerimizi açıklayabilen evrimsel bir mantık var mıdır?
2009 yılının Şubat ayında Utah Üniversitesi'nde şiddeti ve insan evrimini tartışmak üzere toplanan antropologların sorduğu temel soru buydu.
İnsan saldırganlığının evrimi, günümüzdeki çatışmalara yönelik dersler.
İsimli bu konferansta konuşmacıların amaçı, modern toplumda gösterdiğimiz saldırganlığın farklı türlerinin insan evriminin uzun süreci tarafından nasıl biçimlendirildiğini keşfetmekti.
Evrimin insanı doğal olarak barışsever yaptığını düşünenler ve doğamızın şiddete daha eğilimli olduğunu düşünenler olmak üzere bu tartışmayı iki ayrı tarafa ayırmak daha kolay görünse de, konferansın organizatörü olan Utah
Üniversitesi'nden antropoloji profesörü Elizabeth Cashton, gerçek yanıtın muhtemelen bu ikisinin arasında bir yerde olduğunu söylüyor.
İki iddiayı da destekleyecek birçok kanıt var.
Şiddet de, barış da, dayanışma da insan doğasında var.
Tüm bu geniş çaptaki duyguların evrimleşme nedeni, hepsinin geçmişte bir şekilde insanın işine yaramış olması.
Uzmanlara göre evrim, insanın neden saldırganlık sergilediğini açıklayabilir.
Çünkü saldırganlık da tüm diğerleri gibi temel bir duygudur.
Cashton sözlerine şöyle devam ediyor.
İntikam, kin, mutluluk, öfke gibi duyguların evrimleşme nedeni bunların çoğu zaman uyum başarısını arttıran davranışlar olmasıdır.
Bu durum tüm diğer hayvanlarda olduğu gibi insanlar için de kesinlikle doğrudur.
Utah Üniversitesi'nden biyolog David Carrier da ona katılarak şunları söylüyor.
Çocuklarınız için gösterdiğiniz şefkatin sizin genlerinizin hayatta kalma olasılığını arttırması gibi, şiddet eğilimleri de bazı türler için genelde aynı şekilde işe yarar.
Saldırgan davranış, bireyin hayatta kalma veya üreme olasılığını arttırdığı türler devrimleşmiştir.
Bu da o türlerle ilgili belirli çevresel, sosyal, tarihsel koşullara ve üremeyle ilgili durumlara dayanır.
İnsan kesinlikle en saldırgan türlerden birisidir.
Ancak aynı zamanda da en özgeci ve empatik türlerden birisidir.
Bilim insanlarına göre evrimimizin bir sonucu olarak insan genetik yapısında önceden programlanmış bazı şiddet kodları olabilse de, doğuştan mı yoksa sonradan mı yaklaşımının da gösterdiği gibi, biyolojik olarak
bizlere işlenmiş bu programlamanın harekete geçip geçmeyeceğini ya da nasıl geçeceğini belirleyen şey, çevredeki belirli bir durumdur.
Keston şöyle diyor.
Biyologlar, çevredeki koşullara karşı kalıplaşmış tepkiler olan tepki normlarından bahseder.
Örneğin kimi erkek böcekler eğer popülasyonda daha az dişi varsa yani eş bulma fırsatı daha azsa genelde eşlerini daha çok korur.
Doğal seçilim sabit bir davranış biçimlendirmemiştir.
Tepki normlarını biçimlendirmiştir.
Tepkinin doğası budur.
Yani sadece saldırganlık amacıyla saldırganlık yapmak ender gözlenen bir şeydir.
Ancak karmaşık bir dizi koşul çoğu insanı şiddete yöneltebilir.
Keştin'a göre gıda temini dünyanın çoğu bölümü için bir ölçüde kolay hale geldi.
Günümüzde artık bunun yerine ham madde kaynaklar için rekabet ediyoruz.
Bazı insanların ise yeter artık dediği bir eşik hiç yok.
Kaynaklar için rekabetin raydan çıkmasına güzel bir örnek çetelerin uyguladığı şiddet.
Bir çete üyesi daha fazla şeye sahip olmak istiyor.
Ancak ortaklar ya da para sorun çıkarıyor.
100 bin yıl önce bu durum onların hayatta kalması için en önemli şey olabilirdi.
Duygularımız bizi özel kılıyor.
Keshton devam ediyor.
İnsandaki saldırganlık diğer hayvanlardakine benzer şekilde doğal olarak evrimleşmiş bir fenomen.
İnsandaki saldırganlığı hayvanlardakinden ayıran şey ise buna yol açan duygunun karmaşıklığı.
İnsanlar sosyal ilişkilerinin karmaşıklığı ve yüksek derecede gelişmiş sosyal zekaları açısından çok özel bir tür.
İntikam ve kin duyguları çok köklü sosyal duygular ve diğer türlerde neredeyse hiç rastlanmıyor.
Birkaç hayvan türünde bölgeyi, eşi, yavruları ya da gıdayı korumanın dışında da saldırganlık görülebiliyor.
Carrier, örnek olarak evcil köpeklerde ve şempanzelerde de kin tutmaya dair bazı kanıtların olduğunu söylüyor.
Ancak insanda şiddet, daha ender görülen kaynaklara dayanarak evrimleşmiştir.
Cashton'un bu konudaki sözleri şöyle devam ediyor.
Örneğin intikam cinayetleri ve bunu destekleyen veya yasaklayan kültürel kurumlar insan saldırganlığını yeni bir şekilde biçimlendiriyor.
Uzmanlara göre şiddete yönelik doğuştan gelen arzumuzu bastırmamızı sağlayan zihinsel muhakeme gücümüz, aynı zamanda kendi çocuklarını öldüren ebeveynler gibi bazı insanlarında yanı sıra kurumların da şiddete mantıksız
bir biçimde meşru bulmasına yol açabiliyor.
Gelecekten Endişe Uzmanlar, insan saldırganlığının evrimsel kökenlerini ortaya çıkartmanın kurumların daha iyi önlem kararları belirlemesine yardım edebileceğini söylüyorlar.
Keston diyor ki, Evrim bizi şiddet dolu hale getirmedi ya da barışsever yapmadı.
Farklı koşullar altında bu koşullara uyum sağlayarak esnek tepki vermemizi sağlayacak şekilde bizi biçimlendirdi.
Aynı zamanda uyuma dönük sezgimiz doğrultusunda şiddet uygulamaya yöneltti.
Eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsak bu koşulların ne olduğunu anlamalıyız.
Son olarak sözü Kerir'e bırakalım.
Ruanda'da ve eski Yugoslavia'da 1990'lardaki çatışmalar şimdi bize uzak anılar gibi görünüyor olabilir.
Ancak bu türden bir şiddetle barış arasındaki fark sandığımızdan çok daha ince bir çizgidir.
Şahsi fikrime göre bir bütün olarak batı toplumları şiddetin gelecekte yaratabileceği problemin büyüklüğü hakkında toplu bir inkar içinde.
Biz barışı seviyoruz, geçmişteki şiddetin işgallerin artık olmayacağına inanıyoruz.
Ancak yakın tarihimiz ve günümüzdeki olaylar insanların çabucak kişiler ve kitleler arası şiddete yönelebileceğini gösteriyor.
Hayati önem taşıyan doğal kaynakların az bulunduğu bölgelerde bu durum daha da önemli bir hal alıyor.
Bilim insanları iklim değişikliğinin ve enerji yetersizliğinin bir sonucu olarak gıda ve temiz su gibi temel kaynakların giderek azalacağına inanıyor.
Bu durumda şiddete yol açabilecek çevresel ve sosyal etkenleri kontrol etmek giderek daha zor olabilir.
Bu içerik Evrim Ağacı'nda yayınlanmıştır.
Evrimağacı.org üzerinden daha fazla bilimsel içeriğe ulaşabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
