Transkript
Merhaba, ben Derin.
Merhaba, ben Utku.
Bugünkü bölümümüzde Çağrı'yla yok oluş konuşacağız.
Daha önce ilk bölümümüzde din değişikliği, iklim krizi konuşurken yok oluştan çoklukla bahsettik.
Hem davet ettiğimiz uzmanlar bahsetti, hem bu konuda aktivist olan insanlar bahsetti yok oluş kavramından.
Ama şimdi yok oluşa girmeden önce, konumuza girmeden önce bir Çağrı'yı tanımak istiyoruz.
Zaten evrim ağacını kurucusu kendisi.
Elbet görmüşsünüzdür internette diye düşünüyorum.
Ve aynı zamanda kendisi Teksas'ta evrim algoritmaları üzerine doktorasını tamamlamış durumda.
Senin için şimdi evrim ağacını ben düşününce Türkiye'nin en popüler yayın organlarından bir tanesi aslında.
En popüler bilim yayın organlarından bir tanesi.
Sen de bir bilim insanısın.
Hani bu kadar popüler bir yayın yapmak seni yanlış bir şey söyleyecek miyim?
Ne olacak? Bu yayıncılık konusunda seni geriyor mu?
Onu merak ediyoruz aslında. Evet tabii ki.
Yani yaptığımız iş tabii ki çok büyük bir sorumluluk getiriyor.
Ve normalde hani insanların sosyal medyayı kullanırken ya da işte bir şeyler iddia ederken hani aman dedikleri şeyler bizim için hep doğru yönlendiriyor muyuz?
Yani benim bireysel kullanımım diye bir şey pek söz konusu değil mesela sosyal medyayı düşünecek olursanız.
Çünkü hani takip eden insanlar ağzımdan çıkacak her şeyin...
bilimsel olarak isabetli olmasını bekliyorlar.
Ve hatta yine düşünecek olursanız benim pek bir fikir beyan etmememi bekliyor insanlar.
Halbuki sosyal medya böyle bir yer değil tabii ki.
Yani kurumsal bir iş yaparken bireysel olarak kendi fikirlerimizi falan kendi takipçi kitlemize rahatça iletebilmemiz lazım belki ama öyle olmuyor bizim.
gibi işlerde olanlar, sadece bende değil tabii ki bu böyle işte ne bileyim teyit organizasyonlarında çalışanlar, işte diğer bilim kurumlarında, işte akademisyen olanlarda da benzer şekilde mesela.
Dolayısıyla benim hayatımın önemli bir bölümü, mental yükümün önemli bir bölümü, bu söylediğim doğru mu, bu söylediğim bilimsel olarak desteklenebilir mi?
İşte böyle çok tartışmalı bir şey mi söylüyorum, tartışmalı bir şeyi sanki tartışmalı değilmiş gibi mi söylüyorum falan gibi.
Bir şeyleri düşünmekle geçiyor.
Dolayısıyla bir sinir yükü var elbette, zihinsel yükü var.
Ama yani bu da her işin bir böyle dikeni oluyor.
Bu da bu işin dikeni.
Ki iyi de bir şey özünde aslında.
Hani çok böyle anlamsız şeyler de germiyor olsa aslında herkesin tabii takip etmesi gereken bir şey.
Burada söyledikleri gibi ayak parmaklarının ucunda tutuyor.
Her an hazırda bekliyorsun doğru şeyi söylemek konusunda.
O açıdan iyi ama ufak bir gerginliği oluyor tabii.
Bir de tabii çok üretkende bir platform.
Biz burada soruları çıkartmaya çalıştığımız zaman ne yazsak konuyla ilgili olarak evrim ağacı çıkıyor öncelikle.
Öncelikle çıkıyor çünkü o konuya yani çok spesifik bir konu bile arasak çok özel bir konu bile arasak o konuda yazılmış bir makale var.
Yani hani hem popüler bir durum söz konusu hem de çok üretkenlik de söz konusu.
Evet amaç tam olarak öyle.
Şimdi yavaş yavaş konumuza girersek biz aslında bugün biraz yok oluş üzerine konuşmak istiyoruz.
İşte iklim değişikliği bizim...
Yani homo sapiensin yok olmasına yol açabilir mi?
Bizim büyük filtremiz bu mudur diye konuşmak istiyoruz.
Ama yok oluş kavramı aslında yeryüzünde yaşayan türler için çok yabancı bir kavram değil.
İşte her zaman duyuyoruz.
Yeryüzünde yaşamış türlerin %99'u zaten şu anda aramızda değil diye.
Belki de biraz böyle terimleri netleştirmeye çalışıyoruz biz genelde ilk sorularda.
Bir yok oluş var. Yani bir neslin tükenmesi de olabilir.
Bir de kitlesel yok oluş, büyük yok oluş var.
Bir mass extinction dediğimiz şey.
Bu neslin tükenmesi veya tekil türlerin yok olmasıyla kitlesel yok oluş arasında nasıl bir fark var?
Mesela diğer hominiler veya diğer insansılar için bir büyük yok oluş diye bir terim kullanmıyoruz.
Onları nesli tükenmiş diyoruz değil mi?
Tabii. Homo sapiens haricindekiler, geçmişte var olmuş yaşam, arkasında belli izler bırakıyor.
Bu izler işte fosil kaydı gibi şeyler olabileceği gibi.
Atıyorum hayvanların, oksijenli solunum yapan hayvanların sıklığına bağlı olarak atmosferik oksijen durumlarının değişimi olabilir.
Ya da hayvanların sayısına bağlı olarak mesela okyanuslardaki planktonik yaşamın düzeyine bağlı olarak jeolojik kayıttaki katmanların birikimi gibi detaylar olabilir.
Bunlara bakarak... O dönemdeki şartları, biyolojik unsurların coğrafyayı nasıl etkilediğini görebiliyoruz.
Ve bunlardaki değişimlere bakarak mesela türleşme oranlarını görebiliyoruz, yok oluş oranlarını görebiliyoruz, o tekil soy hatlarının yok olması.
Ama bazen baktığımız zaman kayıtlara çok ciddi böyle...
verinin geri kalanıyla örtüşmeyen belli işte birkaç milyon yıl boyunca kimi zaman kimi zaman daha da uzun süren çok ciddi yok oluş izleri görüyoruz.
Yani bu süreçte sadece bir tür işte 10 tür 20 tür değil var olan bütün türlerin işte yarısından fazlasının mesela yok olduğunu görüyoruz.
Neredeyse tamamına yakınının yok olduğunu görüyoruz.
Ve bu olayları genellikle işte çevrede yaşanan ve gene izleri tespit edilebilir olan Olaylar tetikliyor.
Bu olaylar eğer ki o yok oluştan öncesiyle ilişkilendirilebilirse genellikle işte bu yok oluş sürecine bu olay sebep oldu deniyor.
Dolayısıyla yani kitlesel yok oluşlar öyle sadece birkaç türün yok olmasından ibaret olan şeyler değiller.
Şimdi insan popülasyonlarına bakınca.
Zaten bu türlerin fosil kaydının kimi zaman milyonlarca yıla yayılmış şekilde olduğunu, yani tek bir türün 2-3-4 milyon yıl boyunca dünya üzerinde varlık sürdürdüğünü, ondan sonra torun türlerin
evrimleşmesine bağlı olarak ya da bazen çevrenin gene lokal olarak, böyle kitlesel olarak ya da global olarak değil de lokal olarak değişmesine bağlı olarak yok olduklarını görüyoruz.
Bunlar kitlesel yok oluşlar değiller.
Belli bir canlı grubu içerisindeki atanın yerini alma dediğimiz olaylar, bir türün torun türleri evrimleşiyorsa o torun türlerin belli bir avantajı var demektir Atatürk'e göre.
Bu avantajı var yoksa evrimleşmezdi en başından.
Ve Atatürk'ü karşı bir avantajı varsa bu torun türün, bu torun türle ata tür bir arada yaşadığı zaman çok büyük ihtimalle torun tür baskın gelecek.
Ata türün yok olmasıyla sonuçlanacak.
Buna atanın yerini alma diyoruz evrimsel biyolojide.
Bu tür olaylarla yok olduklarını görüyoruz.
Bunlar tabii ki kitlesel yok oluşa girmiyor.
Yani kitlesel yok oluşlar küresel ölçekte, lokal değişkenlerle sınırlı olmayan ölçekte yok oluşlar aslında.
Peki bu yok oluşlardan bahsettin ve bu yok oluşların gerçekleşmesiyle daha önce gerçekleşen olaylar arasında bir bağlantı kurulduğunda bu yok oluş
olayının bu bağlantı kurulan olaydan dolayı gerçekleştiğini anlayabiliyoruz dedin.
kendi aramızda araştırırken bunlardan 5 tane olduğunu gördük.
Yani 5 büyük yok oluş olduğunu gördük.
Ve az önce de söyledin aslında bazılarının yarısına yakın türlerin yarısına yakının yok olduğunu konuşlar var.
Bir tanesinde sanırım %95'ine yakınlığının yok olduğu durumlar var.
Evet tam olarak.
Peki biz şu anda hani böyle bir yok oluş Çizgisi içinde miyiz?
Yani böyle ayak sesleri geliyor mu böyle bir yok oluşuna?
Altıncı yok oluş diye bahsedilen.
Evet aynen öyle.
Buna altıncı büyük yok oluş deniyor.
Hani yok oluşların içerisindeyken yok olup olmadığınızı fark etmeniz biraz zordur.
Tıpkı işte... Bu Covid-19 salgının başlangıcında işte salgının yayılma hızı eksponansiyelken öyle yani çok günlük olarak fark edemiyorduk ne kadar hızlı ilerlediğini.
Sonradan veriye dönüp baktığımızda ya da azıcık bir azalma olduğunda kaç defa işte salgın bitti bitiyor dendi mesela değil mi?
Bu tür çok köklü değişimlerin içerisindeyken bazen fark etmesi zor olabiliyor o olayın içerisinde olduğumuzu veya o olayın nereye doğru gittiğini.
dair izlerimiz. Biyoçeşitliliği takip ediyoruz.
Zaten 10 yıllardır takip ediliyor.
Ve yine bunun yok olma hızlarına baktığımızda acaba bu normalde insan faaliyetleri bu düzeyde değilken işte endüstriyel faaliyetler, global faaliyetler vs.
Normalde arka plan yok oluş hızından köklü bir şekilde sapma var mı?
Arka plan yok oluş hızı dediğimde yani normalde işte bu etik özel insanın etkisi olmadığı zaman doğal nedenlerle türlerin yok oluşu çevrenin doğal değişimlerine bağlı olarak.
Bunu yaptığımız zaman çok acayip sayılar görüyoruz.
Yani son işte 50 yılda bütün biyoçeşitliliğin %60'ını yok etmek falan gibi ya da hayvan çeşitliliğinin %60'ını %70'ini yok etmek gibi.
Dolayısıyla bu açıdan düşününce yani bizim 5 büyük yok oluşa çok uyuyor aslında gidişat.
Ama İşte bazen tartışma hani bu türlerin nasıl sayıldığı noktasında olabiliyor veya böyle çok bu büyük beş büyük yok oluşta çok ciddi çevresel değişimler görüyoruz.
Ve bu çevresel değişimler böyle genelde ani etkili şeyler oluyorlar işte.
Göktaşı çarpmaları mesela çok popüler olaylar bir gezegendeki en azından dünyadaki canlıların yok olması konusunda.
Hani böyle bir olay olmadığı için de acaba onlarla aynı kategoriye girer mi falan gibi tartışmalar dönüyor ama.
Önemli olan buna ne isim verdiğimiz değil de ne olup bittiği ve gidişat hiç iyi değil türlerin sürerliliği açısından ve dünyadaki iklim bakımından.
Dolayısıyla ister altıncı yok oluş deyin ister demeyin türler yok oluyor.
Çok normalde olmadıkları kadar hızlı bir şekilde yok oluyorlar ve bunun elbette insana bedelleri olacak ve oluyor da.
Nasıl nereden türlere nereden baktığına göre değişiyor diye söylediğin ya yüz ila bin kat.
arasında değişen bir hızla kat hızla değiştiği söyleniyor.
Ama bizim için yüz kat hızla gerçekten korkutucu aslında.
Şey demen de çok iyi oldu.
Hani içindeyken fark edemiyorsun.
Yani hani şu anda etrafındaki hayvanlar, böcekler yok olmuyor.
Ne olacak? Diyeceğin bir durum yok yani ortada.
Ya bu içindeyken fark edemiyorsun dedin ya.
O benim aklıma bir görüntüyü getirdi.
Seneler önce tabii. Çocukken gördüğüm bir çocuk ansiklopedisindeyken böyle hani resmederler ya.
Göktaşı geliyor gökyüzünde böyle işte bayağı parlak.
3-5 tane de dinozor böyle onunla bakıyor bön bön.
Yani tabii ki de güzel biçimde resmedilmiş.
Öyle bir an yok tabii. Onu anlıyorum ama şu anda acaba biz de benzer bir noktada mıyız diye düşündüğüm şey de bahsettin aslında.
Bu daha önceki büyük yok oluşların...
Ani değişikliklerle, volkan patlamaları, göktaşı etkileri gibi olaylar konuşuluyor ama bizim unuttuğumuz ve çok önemli olan da bir büyük ökoluş var.
O da zamanın içerisinde yaşayan canlıların enerji üretmek için aslında kullandıkları bazı muaddeler, bazı moleküller var.
Bir de tabii atık ortaya çıkartıyorlar.
Bizim için oksijen aslında...
Yaşamak için önemli bir hatta çok önemli derken yaşamak için muhtaç olduğumuz olmadan birkaç dakikadan fazla yaşayamayacağımız bir molekül.
Ama bazı canlılar için de o bir atık ve bir büyük oksitlenme olayı var.
2-2,5 milyar yıl önce yaşanıyor sanırım.
Aslında birazcık da şu anki durumu biz buna da benzetiyoruz.
Çünkü o yavaş olarak gerçekleşen ve bir türün...
Dışarı yaymış olduğu atıklardan dolayı diğer türlerin yok olmasından bahsediyoruz.
Evet mesela o büyük yok oluşlar arasında sayılmıyor mesela aslında büyük oksitlenme olayı.
Çünkü o dönemdeki...
Tür çeşitliğinden tam emin değiliz.
Dediğin gibi böyle çok keskin bir şekilde işte bir göktaşının çarpması falan gibi bir olayla tetiklenmediği için o da mesela 5 büyük gök kavuş arasında yer almıyor.
Ama eldeki kanıtların gösterdiği kadarıyla o dönemde yaşamış yine türlerin %90'larına varan kadarı ki o dönemde yaşayan türlerin büyük bir çoğunluğu tek hücrelilerdi.
Dolayısıyla biraz da ondan tek hücrelerin çeşitliliğini çok az biliyoruz.
Günümüzde de çok az biliyoruz da geçmiştekileri özellikle daha da az biliyoruz.
Dolayısıyla hani çok keskin bir şekilde söyleyemiyoruz ne kadarının yok olduğunu ama aslında oksijen atmosferde serbest olarak bulunan bir gaz değildi.
Dünya tarihinde dünyanın ilk oluştuğu 4.54 milyar, 4.5 milyar yıl öncesinden işte 2.5 milyar yıl öncesine kadar yani yaklaşık 2 milyar yıllık bir süre boyunca dünyadaki
oksijen seviyeleri göz ardı edilebilecek kadar azdı.
Dünyada oksijen elementi bulunuyordu ama bağlı halde bulunuyordu.
Yani diğer elementlerle bir arada mesela işte ne bileyim karbondioksit içerisinde falan bulunuyordu.
Dolayısıyla tek başına oksijen gazı yoktu ve oksijen çok reaktif bir gaz.
kolay tepkimeye girebilen bir gaz.
Bunun faydaları var oksijenin bulunmamasının.
Bazı oksitlenme olaylarına engel olduğu için bu arada demire çok bağlı olarak bulunuyordu.
PAS şeklinde yani bugün bizim PAS olarak bildiğimiz şekilde.
Dolayısıyla vakti zamanında milyarlarca yıl boyunca yeryüzünde oksijen yoktu ve canlılık oksijenin olmadığı şartlarda evrimleşti.
Oksijenin göz ardı edilebileceği düzeyde olduğu şartlarda evrimleşti.
Ve sonrasında çeşitlenmeye başladı ve bu süreçte siyanobakteriler dediğimiz tarihin bildiğimiz ilk fotosentetik canlıları yani fotosentez yapabilen canlıları günümüzden 2,5 milyar yıl kadar önce
evrimleştiler. Yani canlılığın başlamasından yaklaşık 1,5 milyar yıl sonra evrimleştiler.
Onların ilk fotosentezi yapmaya başlamasıyla birlikte...
bu şekilde besinlerini elde etmeye başlamasıyla birlikte bu biyokimyasal tepkimenin doğal bir atığı olarak oksijen üretilmeye başlandı.
Şimdi günümüzde bu çok hoş geliyor hani o ne güzel ağaçlar oksijen üretiyor, alpler oksijen üretiyor falan ama...
Ama 1,5 milyar yıllık canlılığın ilk periyodunda canlılar ortamda oksijen bulunmasına uygun bir şekilde evrimleşmedikleri için
yani oksijene intolerant oldukları için, toleranslı olmadıkları için atmosferdeki oksijen seviyeleri göz ardı edilebilecek seviyelerden işte %10'lara kadar fırladığında ilk etapta bu
oksijen bu canlıların hücreleri içerisindeki zaten tek hücreliler hepsi bunları nüfuz edip buradaki biomoleküler süreçlere dahil olup o süreçleri bozmaya başladı.
Atmosfere klor gazı abanıyoruz mesela.
Diyelim ki klorin yani inanılmaz ölümcül bir gaz.
Savaş suçu olarak sayılan kullanımı bir gaz.
Klor bastığımızı düşünün.
Şimdi hiçbirimiz alışık değiliz klor gazına.
Dolayısıyla kitleler halinde hepimiz ölürdük mesela.
Aynı şey oksijen için yaşandı o dönemde.
Popülasyon içerisindeki, canlı çeşitliği içerisindeki varyantlardan, çeşitlerden ötürü bazıları oksijene muhtaç değildi günümüzdeki gibi ama toleranslıydı.
Ve bu toleranslı olan canlılar diğerlerine göre daha kolay hayatta kaldılar çünkü oksijenin var olması onları çok ciddi bir şekilde etkilemiyordu bu evrimleşen kendi tamamen alakasız biyokimyasal süreçler aynı zamanda oksijenin
bu bağlanma etkisini tersine çevirici role sahipti.
Bu toleranslı bakteriler çoğalmaya başladılar diğerleri kitlesel olarak yok oldular bu atık nedeniyle ve sonuçta...
Önce toleranslı bakteriler yaygın hale geldi.
Ondan sonra bu oksijeni faydasına kullanabilen varyantlar ortaya çıkmaya başladı.
Çünkü oksijenin bağlanabilmesi kontrolsüz bir şekilde olduğunda çok kötü ama bu kontrol altına alınabilirse yani kullanışlı bir hale getirilebilirse aslında çok iyi bir enerji üretme yöntemi.
Oksijenle yakma, besinleri.
Bu varyantlar evrimleşmeye başlayınca bu defa toleranslı olanlardan da avantajlı hale geldiler.
Ve bu sayede günümüzdeki canlılığın önemli bir bölümü.
Sadece oksijene bağlı olmakla kalmıyor.
Bu oksijenin günümüzde %21 seviyelerinde ama bir noktada %32 seviyelerine kadar çıkmıştı o dinozorların, böceklerin vs.
büyüdüğü dönemde, ondan öncesinde.
Oksijeni kullanmaları sayesinde çok daha karmaşık yapılarla evrimleşebilirler.
Çünkü aynı miktarda besinden daha fazla enerji üretebilmeye başladılar atalarına göre.
Oksijenli solunumun avantajlı...
Yani bir çevresel değişim felaketleri de beraberinde getiriyor.
Sonrasında eğer yeterince hızlı bir yok oluş yaşanmazsa yani tüm canlılık yok olmazsa, popülasyon içerisinde de yeterince çeşitlilik varsa bu yeni ortama uyumlu soy hatları evrimleşebiliyor.
Günümüzde gördüğümüz de şimdi insanların atıkları işte metan gazı, karbon, monoksit gazı falan gibi gazlar çok ciddi bir sera etkisi yaratıyor.
Çok ciddi bir iklim değişimini tetikliyor.
Yani bu dünyanın sonu olacak.
Yani dünyada canlılığın sonu olacak mı?
Bence olmayacak. Ama insanlığın sonu olacak mı?
Olasa evet. Çünkü insanlar atıl.
Hayvanlar yani çok hızlı teknoloji falan geliştirebiliyoruz ama tehlikeler başımıza gelmeden önlem almak konusunda çok iyi değiliz.
Dolayısıyla evrime kalacak iş.
Doğal seçilime kalma ihtimali çok yüksek.
O olursa da insan yani özel bir yere sahip olmadığı için çok hızlı bir şekilde elenme ihtimali var farkında olmadan biz.
İşte gerek böyle hastalıkların çıkmasıyla gerek sıcaklıkların artmasıyla.
Vücudumuzdaki enzimler düzgün çalışmayabilir çok sıcak günlerde yani heat stroke, sıcaklık çarpması falan gibi olayların artmasıyla çok ciddi sorunlar yaşayabiliriz.
Biyo çeşitliğin çökmesiyle birlikte işte besin zincirlerinin bozulması, yeterli gıdaya ulaşamama nedeniyle kitlesel ölümler.
Yani bu böyle bir şeyden gelmeyecek hani şu oldu da yok olduk diye değil de bütün ekosistemin...
bozulmasıyla birlikte ki yok oluş olaylarında olan budur.
Yani göktaşı çarptığında bütün canlılık yok oldu diye bir şey yok.
Göktaşı çarptığında o civarda bulunan canlıların, iri canlıların çoğu yok oldu.
Evet ama o göktaşı çarpmasının tetiklediği işte volkanizma olsun, atmosfere kül.
Saçılması, sülfürik asit saçılması gibi şeyler olsun.
Bunların çevresel değişimlere neden olmasıyla besin zincirlerinin bozulması sonucunda, fotosentezin düzgün yapılamaması sonucunda, bitkilerin ölmesi sonucunda, dolayısıyla otoburların, dolayısıyla etoburların ölmesi
sonucunda oldu.
Yoksa öyle yoksa şart doğa işte çok sıcak oldu öldük diye bir şey yok.
Aynı şey günümüz için de geçerli.
Dolayısıyla zincirleme bir yok oluş beklememiz gerekiyor ki gördüğümüzde genel olarak o şu anda dünyada.
Yani zaten ayrıca soracaktık ama laf oraya geldi.
Çok iyi oldu. İşte şu anki iklim değişikliği de homosapiensin yok oluşuna sebep olabilir mi diye.
Bu konuşmalarda çok zor olan bir nokta var.
İklimdeki işte çeşitli sistemlerin arasındaki ilişkiyi hala kurmakta zorlanabiliyoruz.
İşte buzulların atmosferi etkisi, yer kürenin atmosferi etkisi, biosferdeki değişikliklerin bunlarla nasıl hareket ettiği aslında sonuçta bu.
Tabii ki de... Bizim de düşüncemiz atmosferdeki karbondioksit gazı milyonda 280 parçacıktan 415'e geçti diye bir zehirlenip...
Ama bunun atmosferde, biosferde, yerkürede, buzullarda zincirleme tepkilemelere, işte bu geri bildirim mekanizmalarına yol açması mümkün.
Bir de biz tabii bu arada da yediklerimizi, içtiklerimizi yaratırken biyoçeşitli ekosistemlere de oldukça zora sokacak biçimde davranıyoruz.
Bütün bunların bir kümletif etkisini aslında anlatmaya çalışıyoruz.
O yüzden çok harika bir cevap oldu bizim için.
Ben aslında burada şeyi merak ettim.
Tam homosapiensin yok olma olasılığı var.
Bir yandan da kendini korunmak için teknolojiler geliştirme olasılığı da bir yanda.
Ama bunu yaparken de yani şu anda bu büyük yok oluşa sebep olurken yanında da birçok canlı çeşidini götürüyor diyebilir miyiz?
Distopik bir geleceğe doğru gidiyor olabilir mi?
Yani böyle bilim kurgu romanlarında ya da işte filmlerinde gördüğümüz gibi bir canlı çeşidinin çok fazla yok olduğu.
Belli sayıda bir insan popülasyonunun bir şekilde hayatta kalmaya çalıştığı bir gelecekte konuşulanlar arasında mı onu merak ettim.
Şöyle bir şey var yani bir türün yaptığı faaliyetle sadece spesifik bir türün yok olmasına sebep olması zaten çok zor.
Bütün ekosistem birbirine bir şekilde bağlı olduğu için evrimsel geçmiş çok sıkı sıkıya örülmüş bir ağadan oluştuğu için aslında.
Yani insanın faaliyetlerinin sadece insanı yok etmesini beklemek tabii ki zaten doğru olmaz.
Dolayısıyla evet insanı yok edecek düzeyde bir olay.
Muhtemelen hani yani insan bir de çevresini çok daha hızlı ve etkili bir şekilde değiştirebilen bir canlı olduğu için eğer ki insanı yok edebilecek düzeyde bir olay yaşanıyorsa çok büyük bir ihtimalle
gene az önce de konuştuğumuz gibi bir büyük yok oluş olayı olmasını beklemek makul.
Hani insan ve beş tür yok olduğu.
diye bir şey beklemek çok zor hani gelecekten bugünlere bakan biri için.
Dolayısıyla muhtemelen çok ciddi bir yok oluştan söz edeceğiz eğer insan yok olursa.
Peki tamamen yok olma durumun yerine acaba belli bir sayıda insan hayatta kalabilir mi ve onların hayatta kalması üzerinden türümüzün devamlılığı mümkün olabilir mi sorusunda.
Bu doğal denge noktalarına geliyor aslında.
Doğada Özellikle mesela evrimsel süreçte biz uyum başarılarından söz ederken işte hayatta kalma ve üreme konusunda belli özelliklere sahipsiniz ve bu özellikler size bir uyum başarısı kazandırıyor.
O uyum başarısını işte hayatta kalma ve üreme becerisi üzerinden ölçüyoruz evrimsel olarak.
Ama bu sahip olduğu ve diyoruz ki mesela eğer ki bir canlı başarılıysa işte uyum başarısı yüksek diyoruz ya da belli bir denge halinde diyoruz.
Denge hallerine baktığımız zaman 1 ve 0'dan ibaret bir durum görmüyoruz.
Yani bir canlı ya uyumludur ya da yok olmalıdır gibi bir şey yok.
Denge noktalarının dağılımına genel olarak baktığımızda birçok ara basamak da olduğunu görüyoruz.
Yani doğanın dengede olabileceği tek bir durum yok.
Çok sayıda durum var.
Bunlar suboptimal durumlar olabilir.
Yani en iyi olanın altında kalan...
Mesela atıyorum şu andaki en iyidir demiyorum ama diyelim ki şu andaki olabilecek şu şartlar altında en iyisi olsun.
İnsanlığın sebep olduğu çevresel değişimlerden dolayı ulaşacağımız yeni denge noktası şu andakinin çok daha altında olabilir.
Ama tekrar edeyim şu anda olan var olabilecek en iyi denge noktasıdır diyemeyiz.
Bunu bilmek çok zor ki çok büyük ihtimalle değildir.
Çevrenin değişimi zaten sürekli olan bir şey ve buna bağlı olarak canlılar da sürekli olarak değişiyorlar ve bunun içerisinde belirli denge noktalarına kavuşuyor ekosistemler, türler.
İşte biz zaten bu sürece bakıp ha canlılar evrimleşmişler diyoruz işte şuradan şuraya şu özelliğe doğru çünkü çevre şöyle şöyle değişmiş gibi mesela.
Dolayısıyla şimdi insanın bu çevresel yok oluşu tetikleyen etkisinde elbette nüfusun payı çok büyük olduğu için kontrol edilemez bir nüfus artışı içerisinde olduğu için insanlık.
Eğer ki bu bir geri besleme yaratacak olursa bunun ulaşacağı denge noktalarından bir tanesi çok büyük bir ihtimalle insan popülasyonunun daha küçük olduğu bir senaryoyu
getirecektir beraberinde.
Yani insanlık şimdi 7,5 milyar.
Sonra küresel ısınma oluyor.
Hop sıfıra düştü diye bir şeyi beklemek çok doğru değil.
İnsanlar bazen onu da yanlış anlıyorlar.
Ama tabii mesela atıyorum yüz bin kişiye düşmüş bir insan popülasyonu da aslında yok olmuş olmaktan çok da farklı değil.
Hani düşünecek olursanız şu ankine kıyaslayacak olursanız.
Genelde hani yok oluştu falan derken birazcık da bunları kastediyoruz.
Bir de şöyle bir şey var.
Popülasyon büyüklüğü evrimsel süreçte hayatta kalma başarısını doğrudan etkileyen bir şey.
Çok küçük popülasyonlarda...
doğal seçilimin etkisiyle değil de genetik sürüklenme dediğimiz bir mekanizmanın etkisiyle ne kadar uyumlu olursanız olun tamamen şans eseri oluşan faktörlerden ötürü elinizde olmayan bir şekilde yok olabilirsiniz.
Aslında belki o geriye kalan 100 bin kişi O şartlar için en uyumlu insanlar ama popülasyon o kadar küçük ki mesela onların vücutlarında taşıdıkları belli hastalıklara olan yatkınlık şans eseri o ortamda
onların yok olmasına sebep o yeni oluşan denge halinde yok olmalarına sebep olabilir.
Aksi takdirde çok uyumlu olacak olan insanlar olsa bile her ne sebeple olursa olsun bu.
Dolayısıyla popülasyonun belli bir değerin altına düşmesi onun pratik olarak yok olmasıyla eşdeğer aslında.
Bu nedenle mesela işte...
Bu gerge danlardan falan böyle yok olmanın eşiğinde olan canlılardan söz ederken hani 5 tane birey kaldığı zaman artık oh oh ne iyi 5 tane de bireyimiz var elimizde diyemiyoruz.
Yani o pratik olarak yok olmayla eşdeğer çünkü.
Hani daha kötüsü de olabilir de aman yok olmadılar işte 5 tane var belki büyütürüz gibi umutlar mesela boşa oluyor orada.
Çünkü popülasyon o kadar küçük ki genetik sürüklenmenin etkisiyle yok olma ihtimali normalde olandan çok daha yüksek hale geliyor.
O tür bir distopik gelecek mümkün olabilir bu açıdan.
Olması da çok olası. Ama tam olarak nasıl bir denge haline kavuşur?
İşte tam olarak çevre nasıl değişecek bu yaptıklarımızla?
Birazcık bunlara bağlı.
Bakalım göreceğiz.
Yani olası ama dediğimiz. Bu iklim değişikliği ve nüfus konusu çok hassas bir konu.
Genelde bilim insanları da bu konuda konuşurken veya aktivistler de bu konuda konuşurken biraz çekiniyorlar.
Yani en nihayetinde insanlara...
Üreme veya şu kadar üre veya bak üreyeceksen de bunu yapman lazım gibi bir tavsiyede bulunmak gerekiyor bunun içerisinde.
Et yeme veya işte duş yaparken daha kısa duş yap veya dişini fırçalarken suyu kapat demek çok daha kolay.
Ama nüfus gerçekten de iklim krizi noktasında çok önemli bir komponent.
İnsanlık olarak ne yapacağımıza bağlı dedik bu iklim veya çevreye ilişkin olarak bizimle etkileşimi.
Konuklarımıza sorduğumuz son bir soru var.
Bunun çeşitli varyasyonlarını soruyoruz.
Onun bir varyasyonu da sonra sormak istedik.
İnsanlık bu iklim krizi denilen konuyu geri çevirebiliriz, döndürebiliriz.
Bu yoldan dönmemiz mümkün.
Hayat tarzımızı değiştirebiliriz, enerji üretim yöntemlerimizi değiştirebiliriz, çevreye olan ilişkimizi değiştirebiliriz.
Sence insanlığın iklim krizinden...
olduğu yönden dönmesi için üç şey yapması gerekse ve sihirli değneğin var, dokunuyorsun ve o üç şey gerçekleşiyor diye düşün.
O yüzden hani şeyini, hayal gücünü sınırsız olarak kullanabilirsin burada.
O üç şey ne olurdu?
Ben bir şeyle yapabilirim onu.
Okey, tamam. İddialı.
Evet. Eldeki veriye rasyonel cevap vermek zorunda olsa insanlık mesela çözülürdü bu soru.
Eldeki verilere bakıp tamamen rasyonel cevaplar verebiliyor olsaydık, bütün insanlık buna programlanmış olsaydı mesela, herkes yapması gerekeni doğru bir şekilde yapacağı için devletler kademesinde,
şirketler kademesinde, birey kademesinde çözülürdü.
Ama insan rasyonel bir canlı olmadığı için, yani bu kötü bir şeydir diye demiyorum ama sonuçta bu sorunun, bu tür sorunların temelinde yatan şeylerden bir tane en önemlisi bence.
Aman bu benim derdim değil, sonrakiler düşünsün gibi şeylere...
Ya da aman ben suyu kapatınca çözülecek mi gibi şeylere gitmek olduğu için.
Dolayısıyla hani o tek şey çözerdi.
Şu ana kadar aldığımız en net cevap oldu sanırım.
Çağrı çok teşekkürler bize katıldığın için.
Ben teşekkür ederim. Güzel bir sohbet oldu.
Dinleyicilerimize teşekkür ederiz.
Çok teşekkürler. Çok teşekkürler herkese.
Sağ olun arkadaşlar. İyi ki varsınız.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
