Hissizleşme Nedir? İnsanlar Neden Duygularıyla Temaslarını Keserler?
12 Aralık 2024 · 7 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Hissizleşme nedir? İnsanlar neden duygularıyla temaslarını keserler?
Duygulara ilişkin en azından günümüzde...
Fikir birliğine varılan en temel konulardan biri duyguların işlevsel olduğudur.
Bu işlevlerin başında duyguların evrimsel geçmişte hayatta kalmamıza yardımcı olması gelir.
Duyguların bir diğer işlevi ise amaçlarımıza yönelik hareket edebilmek için davranışlarımıza düzenleme sinyalleri iletmeleridir.
Hedeflerimize doğru ilerlerken engellendiğimizde öfkelenebilir, bir sorunla karşılaştığımızda üzülebiliriz.
Bu duygular bize adımlarımızı yeniden gözden geçmemiz gerektiğini hatırlatır.
Ancak duygularımıza ilişkimiz her zaman işlevsellik düzeninde kalmaz.
Duygusal deneyimin şiddeti ve süresi arttığında duyguları düzenlemek adına farkında olarak ya da olmadan bir takım yöntemler kullanmak zorunda kalırız.
Bu yöntemleri kullanmaktaki amacımız duygusal deneyimin şiddetini, türünü ya da duygusal deneyimi tetikleyen faktörü değiştirmektir.
Bu yöntemler arasında duyguları kabul etme, problem çözme, yeniden değerlendirme, işlevsel duygu düzenleme yöntemleri olarak kabul edilirler.
Bu yöntemlerin kullanımı ve duyguları düzenleyebilme ile fizyolojik sağlık, uyumlu ilişkiler, iş-okul performansı arasında olumlu ilişkiler bulunmaktadır.
Bu yöntemlerin aksine duyguları bastırma ve duygulardan kaçınma ise işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemleri olarak anılırlar ve psikolojik bozukluklarla ilişkilendirirler.
Peki duyguları bastırmayı ve duygulardan kaçınmayı nasıl deneyimleriz?
Şu cümleler tanıdık geliyor mu?
Bir şey hissetmiyorum. Bu ayrılığı bekliyordum zaten.
Artık o kendi hayatına bakar, ben de kendi hayatıma bakarım.
Akşamları eve gelince bir şeyler içmek o kadar iyi geliyor ki.
Her şeyi unutuyorum. Patronum şöyleymiş, iş arkadaşım böyleymiş.
Geliştirmem gereken bir sürü iş varmış, umurumda olmuyor.
Tüm günüm koltukta dizi izleyerek geçti.
Bir de elimde telefonla.
Ya dizi izledim ya sosyal medyadaydım.
Ya da ikisi birden.
Günlerim böyle geçiyor. Duygularla temasın kesildiği bu yaşantılara farklı kuramlar, farklı isimler verirler.
Defleksiyon. Depersonalizasyon, disosiyasyon, kopuk korungan kopup kendini yetiştiren not, bunlardan bazıları.
Ama adına ne derseniz deyin, hepsinin ortak özelliği boşluk hissi, can sıkıntısı, yalnızlık, kendimizle, diğerleriyle ve dünyayla temasımızın kopmasıdır.
Hissizleşmek başlangıçta sakinlik ve dinginlik hissi verir.
Bastırdığımız ve kaçındığımız duyguların farkında olmadan yüksek işlevsellikle yaşama devam edebilir, sorumluluklarımızı yerine getirebiliriz ancak tüm bunları, yaşamla bağlarımızın kopması pahasına yaparız.
Akıp giden yaşamda izleyici olmaya başlarız.
Kendimizi kimi zaman saatli bir bomba gibi her an patlamaya hazırken, kimi zaman can sıkıntısıyla boğuşurken, kimi zaman psikosomatik şikayetlerle uğraşırken buluruz.
Hissizlik bazı koşullarda o kadar yoğun bir hal alır ki, var olduğumuzu hissetmenin yolunu acı çekmek, kendimize zarar vermek olduğunu dahi düşünebiliriz.
Zaman geçtikçe kaçarak başa çıkmaya çalıştığımız duyguların daha da büyümüş olarak, hatta suçluluk duygusuyla beraber bizi beklediği gerçeğiyle yüzleşiriz.
Aslında dünyaya duygularımızı bastırmayı veya duygularımızdan kaçmayı bilerek gelmeyiz.
Beyin, sosyal ilişkilerle gelişen bir organdır ve çevreyle etkileşimine bağlı olarak zamanla şekillenir.
Hayatta kalabilmek için ihtiyaçlarının karşılanmasına muhtaç olan bebeğin çevreyle etkileşiminin en önemli parçasını bakım verenleriyle ilişkisi oluşturur.
Bu ilişkide bakım verenin bebeğin içsel yaşantısını anlayabilmesi, Hissedebilmesi ve aynalayabilmesi bebeğin kendi duygu düzenleme becerilerini gelişebilmesi açısından oldukça kritiktir.
Ancak bakım verenin duyarlılığı konusunda her bebek yeterince şanslı değildir.
Bazı bebekler içsel yaşantılarını aynalayabilecek bir bakım veren bulamayabilir.
Duygusal tepkiden yoksun kalan bebek yaşamını tehdit edecek düzeye varabilen bir stresle karşı karşıya kalır.
Bu duygusal deneyimle başa çıkmanın yolu ise duygulardan kopmak yani hissizleşmektir.
Benzer şekilde çocukluk döneminde ihmal, istismar, terk edilme, reddedilme gibi travmatik deneyimlerle başa çıkmak için kullanılabilecek en temel stratejilerden biri yine duygularla teması kesmektir.
Bu duygusal öğrenme süreci bilinçli olarak devam etmese de ilerleyen dönemlerde kişinin yoğun duygularıyla başa çıkma yollarından biri olur.
Farklı bir persektiften ele alacak olursak özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde ihtiyaçlarımızın karşılanmaması tehditliyle başa çıkmak için Dört temel yolumuz vardır.
Savaşmak, kaçmak, donmak ve takip etmek.
Yaşamın erken dönemlerinde kaynaklarımız tehditle savaşmak için yeterli değildir.
Bağımlı olduğumuz, bizden güçlü olan fakat ihtiyaçlarımızı karşılayamayan bakım verenlerimizle bir arada kalabilmemizin yolu duygusal olarak tehditten kaçmak, donmak, hissizleşmek ve bakım verenlerimizi takip
etmekti. Bu dönemdeki öğrenmelerin bizler için kısa yol işlevi görmesi ise yetişkinlikte de biz müdahale etmedikçe aynı yollardan gideceğimizin habercisi olurlar.
Duyguları bastırmak ya da duygulardan kaçınmak için mutlaka yukarıda anlatıldığı gibi ağır duygusal yoksulluk deneyimlemeye gerek yoktur ve hissizleşmek her zaman herkes tarafından aynı yoğunlukta deneyimlenmez.
Panik yaşantısında olduğu gibi hiçbir şey hissetmeyip, kendimizi dışarıdan izlemek şeklinde yoğun bir kapukluk şeklinde olabileceği gibi çok çalışarak kendimizi andan soyutlamak da bir duygusal kaçınmadır.
Bu yaşantılar hayatımızın bir döneminde bir yerde bizim için işlevsel olmuş olabilir.
Buradaki sorun, aynı kriz durumları devam etmiyor ve de biz artık farklı kaynaklara sahip olsak dahi aynı başa çıkma yollarını kullanmaya devam etmemizdedir.
Akıllı tutulması gereken bir başka konu ise, içinde bulunduğumuz dünya düzeninin bize kendimizle temasımızı kesmemiz için her türlü imkanı sağlıyor olmasıdır.
Birey olarak gittikçe önemsizleşmemiz, artan şiddet olaylarının, pandeminin kuraklığın ve benzeri yarattığı güvende olmama haliyle artan kaygımız, erişimimizin çok kolay olduğu teknolojik uyuşturucular gibi faktörler, kayıtsızlık
ve hissizlik için gerekli ortamlarımıza sermekte ve var olmama sürecimizin önünü açmaktadır.
Bu noktada kendimizle, diğerleriyle ve dünya ile aramızda ördüğümüz duvarların işlevini sorgulamakta fayda olabilir.
Neden bu duvara ihtiyaç duyduğumuzu, kaçındığımız duyguların neler olduğunu, nelerin bu duyguları tetiklediğini yaşantılamak bizler için iyi başlangıç noktası olabilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
