Gülmenin Evrimsel Kökenleri Eğlenmeye Değil, Hayatta Kalmaya Dayanıyor!
16 Eylül 2019 · 8 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Gülmen'in evrimsel kökenleri eğlenmeye değil, hayatta kalmaya dayanıyor.
Yazar Jordan Raine.
Çevirmen Fatih Birinci.
Editör Ayşegül Şenliğit Ortada gülünecek bir konu yok.
Gülmek dünyanın dört bir yanındaki tüm kültürlerde hayati bir öneme sahiptir.
Ancak gülmenin var olma nedeni pek de açık değildir.
Kanıtlar gülmenin doğuştan sahip olduğumuz sosyal bir fenomen olduğunu gösterse de, örneğin bir grup içindeysek gülme olasılığımız 30 kat artar.
Bir iletişim biçimi olarak işleminin ne olduğunu gizlemini korumaktadır.
Proceedings of the National Academy of Sciences isimli dergide Ukladan Gregory Bryant öncülüğündeki birçok araştırmacı tarafından Nisan 2016'da bir araştırma yayınlandı.
Araştırmada gülmenin gülmeyi duyan bireylere birlikte gülen kişilerin yakınlık durumu ile ilgili bilgi verdiği öne sürüldü.
Araştırmacılar dinleyicilere birbirine yabancı iki insanın ve iki arkadaşın eş zamanlı gülmelerinden kısa kesitler sunarak bu insanların yabancı mı yoksa arkadaş mı olduğunu sordular.
Araştırmacıların 24 farklı toplumdan aldığı sonuçlara göre dinleyiciler, gülmenin kendine özel akustik karakteristiklerine dayanarak birbirine yabancı insanları ve birbirleriyle arkadaş olanları güvenilir biçimde ayırt edebildiler.
Bunun nasıl mümkün olduğunu açığa çıkarmak ve gülmenin gerçek anlamını bulmak için erken dönemlerdeki kökenine gitmeliyiz.
Gülmenin evrimsel geçmişi İstemsiz biçimde sohbet ya da olaylarla tetiklenen kendiliğinden gülme yaşamın ilk birkaç ayında ortaya çıkar.
Kör ya da sağır çocuklarda da durum aynıdır.
Gülme sadece insana özgü kültürel sınırları aşmakla kalmaz, aynı zamanda türler arası sınırları bile aşar.
Diğer büyük maymun türlerinde de benzer formlarda mevcuttur.
Aslına bakılırsa insan gülüşünün evrimsel kökenleri 10 ila 16 milyon yıl öncesine kadar takip edilebilmektedir.
Gülmenin acıya daha yüksek dayanıklılık ve sosyal statü bildirme ile bağları ortaya konmuşsa da, temel işlevinin sosyal bağlar yaratarak bu bağları derinleştirmek olduğu görülür.
Atalarımız daha büyük ve daha kompleks sosyal yapılar içinde yaşamaya başladıkça ilişkilerin niteliği hayatta kalabilmek için çok önemli bir hal almaya başladı.
Evrim süreci bu şekilde işbirlikçi ittifakları oluşturmaya ve devamını sağlamaya yardımcı olan bilissel stratejilerin gelişimini desteklemiş gibi görünüyor.
Gülmek, muhtemelen gıdıklama gibi oyunlar sırasındaki nefes alma çabasından evrimleşmiş görünüyor.
Bu tür bir etkileşim genç memelilerde işbirlikçi ve rekabetçi davranışı desteklemektedir.
Bu şekilde oyun vasıtasıyla deneyimlenen ortak uyarılma durumunun ifadesi pozitif bağları güçlendirmekte etkili olmuş olabilir.
Gülmenin gerçekten de çocuklarda ve şempanzelerde oyun davranışlarının uzunluğunu arttırdığı gösterilmiştir.
Aynı zamanda gülmeyi dinleyen insanlar da hem bilinçli hem de bilinçsiz pozitif duygusal tepkileri doğrudan açığa çıkardığı bulunmuştur.
Yazımızda paylaşmış olduğumuz Monkey's Ease Magic Trick adlı videoda orangutanın başta kendisine gösterilen objenin sonrasında bulunmasını beklediği yerde olmadığını fark ettiği zaman verdiği tepkiler görülmeye
değer doğrusu. Sosyal bir araç olarak gülme.
Gülme ve diğer ilkel seslendirmeler ortaya ilk çıktığında nasıl hissettiğimizde çok yakından ilişkiliydi.
Sadece olumlu açıdan uyarıldığımızda gülüyor, sıkıntılı olduğumuzda ağlıyor, kızgın olduğumuzda haykırıyorduk.
Bu noktada kritik gelişme bu seslendirmeleri istemli olarak yapabilmemizle yani ille de altta yatan bir acı, öfke ya da olumlu duygu deneyimiz olmadan da gerçekleştirebilmemizle yaşandı.
Sesimizi daha çok kontrol edebilmemiz, beynimiz daha kompleks şekilde büyüdükçe mümkün oldu.
Bu da dil gelişiminde hayati bir öneme sahipti.
Aynı zamanda bizim gülmeyi ve diğer seslendirmeleri bilinçli olarak taklit edebilmemize olanak sağladı.
Böylelikle sosyal bağlarımızı suni olarak kuvvetlendirip genişletmemize ve hayatta kalma olasılığımızın artmasına neden oldu.
İstemli gülmenin evrimsel kökenleri olduğu yönündeki bu fikir yetişkin şempanzelerde de benzer davranışların varlığıyla güçlendi.
Bu şempanzeler diğerlerinin kendiliğinden gülmelerine gülme taklitleri üreterek tepki verebiliyordu.
Şempanzelerde ve insanlarda sahte gülme çocukluk döneminde gelişir.
Akustik olarak kendiliğinden gülme ile farklıdır ve aynı şekilde sosyal bağ kurmaya hizmet eder.
Günümüzde kendiliğinden gülüş de istemli gülüş de insan yaşamının hemen hemen her boyutunda yaygındır.
Örneğin bir arkadaşla şakalaşırken ya da iş arkadaşıyla kibarca sohbet ederken ancak gülmeyi duyan açısından eş değerde değillerdir.
Kendiliğinden gülme yüksek perdeden seslerle ki bu da gerçek uyarılma durumunun göstergesidir, daha kısa süreyle ve daha kısa kahkahalarla karakteristiktir.
2014 yılında araştırmacılar gülmeyi dinleyen insanların bu iki gülme türünü ayırt edebildiklerini göstermiştir.
Aynı zamanda çok çarpıcı başka bir bulguya daha ulaştılar.
İstemli gülmenin sesini yavaşlatıp perdesini ayarlayarak insan sesi olarak tanınması güçleştirildiğinde bile dinleyiciler bu sesi hayvan seslendirmelerinden ayırt edebildiler.
Oysa gülmenin istemsiz olduğu yani akustik yapısının insan dışındaki primatlardakine çok daha benzer olduğu durumda aynı beceriyi gösteremediler.
Arkadaş mı, yabancı mı?
Bryant ve meslektaşlarının yazdığı makalede bu, işitilebilir fark ortaya koymuştur.
Arkadaşların kendiliğinden gülme olasılıkları daha yüksekken, duygusal bir bağ kuramayan yabancıların ise istemli gülme olasılığı yüksektir.
Bu farklılıkları hassas bir şekilde ayırt edebiliyor olmamız gerçeği, gülmenin bir ölçüye kadar dürüst bir mesaj olduğunu gösterir.
Evrim sürecinde canlılar arasında sonu gelmeyen rekabet içinde uyum sağlamaya yönelik kandırma stratejileri bu kandırmacıları tespit edebilmeye yarayan stratejiler ile birlikte evrimleşmiştir.
Bu bakımdan özgür bir gülmenin akustik nitelikleri bir grubun üyeleri arasındaki bağlar ve üyelerin statüleri açısından faydalı ipuçlarıdır.
Bu da evrimsel geçmişimizdeki karar verme süreçlerine yardımcı olmuş gibi görünüyor.
Ancak araştırmanın bulduğuna göre dinleyicilerdeki isabet tahmini rastgele tahminlerden sadece %11 fazlaydı.
Bunun nedeni bazı yabancıların kendiliğinden, bazı arkadaşların ise istemli gülmüş olmasından kaynaklı olabilir.
Ancak şurası açıktır ki özgün bir duygusal gülüşü taklit etmek, sosyal açıdan işleri çok kolaylaştırabilecek değerli bir aldatma aracıdır.
Bunun ne kadar doğru olduğuna hazır gülüşmelerin özellikle Amerikan komedi dizilerinde rastladığımız komik sahnelere yerleştirilen insan gülme efektleri gibi bulaşıcı etkisine tanıklık ederek bile görebilirsiniz.
Modern insanlar da sosyal etkileşimin karmaşık gerçekliği içinde güçlü ve kendiliğinden gülüşleriyle zayıf fakat pürüzsüz, istemli gülüşlerin aromatik karışımı görülür.
Bu durum sınırları daha da belirsiz kılmaktadır.
Ancak yine de hedef aynıdır.
Kendimizle aynı tuhaf kıkırdamayı yapan insanlardan hoşlanma eyleminde oluruz.
Bir İngiliz komedyeni olan John Cleese bir keresinde şöyle demiştir.
Gülmek, insanlarla sizin aranızda bir bağ kurar.
Birlikte bir kahkaha attığınızda her tür mesafe çözülür, sosyal hiyerarşi algıları dağılır.
Söylediği tam da bu gerçekliği işaret ediyor gibi.
Hatta numaradan güldüğümüzde bile.
Seslendiren Ekin Baran sunar.
Bu içerik Evrim Ağacı'nda yayınlanmıştır.
Evrimağacı.org üzerinden daha fazla bilimsel içeriğe ulaşabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
