Evrimi Neden Öğrenmeliyiz, Neden Öğretmeliyiz? Evrimi Anlamak Ne İşe Yarar?
24 Ağustos 2022 · 24 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Evrimi neden öğrenmeliyiz?
Neden öğretmeliyiz?
Evrimi anlamak ne işe yarar?
Evrimin ışığı olmaksızın biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur.
Evrim, biyolojinin omurgasıdır.
Dünya çapında biyolojiye giriş derslerinin ana ders kitabı konumunda olan Campbell'in Biyoloji Ders Kitabı, evrimin biyolojinin ana teması olduğunu söyler.
Bu kesinlikle doğrudur.
Bu yüzden yaşama ve onun bilimini, biyolojiyi içeren veya ilgilendiren her alanda evrimin gerçekliği gözetilmelidir.
Aksi takdirde eksik bir analiz yapılacak, hatalı çıkarımlar yapılacak ve yanlış sonuçlara varılacaktır.
Evrimin ışığı olmaksızın biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur.
Theodosius Topsanski, tarihin gördüğü en önemli bilim insanlarından biriydi ve modern bilimin en güçlü bilim dallarından kabul edilen evrimsel biyolojinin gelişiminde çok önemli roller oynadı.
Ayrıca sıkı bir dindar olan Topsanski, evrim karşıtı ve genel olarak bilim karşıtı tavır takınan inanç akımlarını sert bir şekilde eleştirerek halk arasında da bilimi sevdirmek konusunda önemli işler
başardı. Her ne kadar görüşleri modern bilimde kabul görmeyen bir ekol olan teistik evrim akımına yakın olsa da hiçbir zaman akademik araştırmalarına kendi şahsi inançlarını karıştırmadı ve bu sayede
evrimsel biyolojide önemli başarılara imza attı.
1973 senesinde American Biology Teacher dergisinin 35.
sayısının 125-129 sayfaları arasında yayınlandığı makalesinin başlığı ise tarihin önemli bir bilim insanının Geleceğe mesajı gibiydi.
Evrimin ışığı olmaksızın biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur.
Büyük evrimsel biyolog Theodosius Topsanski bu sözüyle çok doğru bir nokta yaparmak basıyor.
Dikkatinizi çekeriz.
Mesela evrim olmaksızın biyoloji öğretemezsiniz demiyor.
Elbette öğretebilirsiniz.
En azından denersiniz.
Bunun kanıtı Türkiye'dir.
Ancak öğrettiğiniz şeylerin hiçbir anlamı olmayacaktır.
Verdiğiniz bilgiler öğrenciye karman çorman.
Birbiriyle ilişkisi olmayan konular gibi gelecektir.
Çünkü evrim olmadan omurgası olmayan bir et yanına anlatıyorsunuz demektir.
Bunu bizden duymuş olmayın.
Direkt alanın en uç noktalarında çalışan akademisyenlere sorun.
Harvard Üniversitesi Tıp Okulu'ndan bir grup doktor öğrencisi 25 Ekim 2014'te Reddit'te bana herhangi bir şey sor.
Ask me anything etkinliği düzenlediler.
Bu etkinlik kapsamında Harvard Üniversitesi'nden tam 10 doktora öğrencisi dünyanın dört bir yanından gelen sorulara yanıtlar verdi.
Biz de evrim ağacı olarak kendilerine basit bir soru yönelttik.
Eğer ki evrim hakkında tüm dünyaya, özellikle de bilimle ilgili arka planı olmayan halka tek bir şey söyleme imkanınız olsaydı bu ne olurdu?
Özellikle de evrimin modern bilimdeki yeri ve önemiyle ilgili olarak.
Aldığımız cevap beklediğimiz gibi açık, net ve tartışmaya yer bırakmaz şekildeydi.
Büyük evrimsel biyolog Theodosius Topsanski'nin asırlara meydan okuyacağı belli olan 1973 tarihli makalesinin başlığına katılarak cevap verdiler.
Evrimin ışığı olmaksızın biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur.
Ciddiyiz. Cevaplayanları kısaca tanıyalım.
Virüsler ve virüs hücre etkileşimi üzerine çalışan Joe, derin deniz mikrobiyel ekoloji çalışan Heather.
Kanser epigenetiği üzerine çalışan Radica ve Britani.
Kanser genetik ve DNA tamiri üzerine çalışan Jacob.
Mikrobioloji ve immunoloji çalışan Troy.
Erken embriyoloji, hücre bölünmesi ve evrim çalışan Mark.
Protein mühendisliği ve genomik çalışan Johnny.
Kanser biyolojisi ve hücre sinyallemesi üzerine çalışan Eb ve Steph.
İlaç keşfi üzerine çalışan Enriki.
Bu insanlar bir sonraki büyük bilimsel keşif yapmaya aday...
İnsanlığın yetiştirdiği en parlak beyinlerden bir kısmıdır.
Başarıları gazete ve haberlere manşet olan araştırmacılardan birkaçıdır.
Evrim olmaksızın, evrimi anlamaksızın, evrimi kullanmaksızın, yeryüzündeki en prestijli üniversitenin en prestijli bölümlerinde akademik çalışmalarını sürdüren beyinlerin çalışma sahaları
tamamen anlamsız bilgiler yanından ibaret olacaktır.
Biyolojiyi ezberden kurtarmanın yolu, evrim.
Sokakta bir lise öğrencisini çevirip biyoloji dersleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz diye sorun.
Hemen hepsi şu cevabı verecektir.
Aşırı ezbere dayalı. Çok zor.
Bunu gayri resmi bir anket çalışmasıyla gösterelim.
Bu satırların yazıldığı sıralarda 750 bini aşkın takipçiye sahip olan Evrim Ağacı Twitter hesabımızda size göre aşağıdaki lise derslerinden hangisi en çok ezbere dayanmaktadır şeklinde bir soru
sorduk. Ezberden kastımız bir konuyu öğrenmenin bir sonraki konuyu öğrenmeye en az katkısının olduğu, konuların en bağımsız gibi gözüktüğü, dolayısıyla öğrencilerin işin mantığını anlamadan geçtiği
dersler olduğunu vurguladı.
Şıklar arasında fizik, kimya, biyoloji ve matematik vardı.
Sonuçlar nasıl oldu dersiniz?
Yanıt veren 28.380 kişiden %56'sı biyolojinin en çok ezbere dayalı olduğunu düşündüğünü bildirdi.
Fizik %2.6, Kimya %17.9, matematikse %13.4'tü.
Bu sonuç hiç de şaşırtıcı değil.
Neden? Çünkü anlatıldığı şekliyle biyoloji, öğrencilere hiçbir mantık içermiyormuş gibi geliyor.
Bir yerde nefronlar öğretiliyor, bir yerde anatomi öğretiliyor, bir yerde ekoloji öğretiliyor.
Bunlar arasındaki ilişki ne?
Yok, bu öğretilmiyor.
İşte o ilişkiyi kuran şey evrimdir.
Evrim olmadan bu bağlantı kurulamaz.
Evrimi merkeze almayan bir biyoloji eğitiminde öğrenciler, biyolojiyi gerçek anlamıyla anlayamaz ve herhangi bir sağlam temel edinemezler.
Bu nedenle kaçınılmaz olarak, üzerlerine fırlatılan, alakasız gibi gözüken biyoloji konularını ezberleyip geçmeye bakacaklardır.
Çünkü biyolojiyi evrimsiz öğretmek, fiziği kuvvetlerden bahsetmeden, kimyayı bağlardan söz etmeden anlatmak gibidir.
Çok basit bir örnek verelim.
Biyoloji dersi alan herkesin bilebileceği gibi mutualizm diye bir konu vardır.
Canlıların karşılıklı olarak fayda sağladıkları ilişkileri inceler.
Mesela çiçekler nektar üretir.
Arı da bu nektarı toplar ve kullanır.
Nektarı toplarken de çiçeğin polenleri arıya bulaşır.
Bir başka çiçeğe konduğunda bu polenler o çiçeğe geçer.
Bu sayede çiçek tozlaşır, ürer.
Bunun gibi karşılıklı iki tarafında fayda gördüğü ilişkiler.
Mutualizmi evrim olmaksızın öğretebilirsiniz ki bugüne kadar öğretildi de.
Çocuklar ezberler.
Sınavı geçecek kadar akıllarında tutarlar.
Sonra unuturlar gider.
Ama bu mutualist ilişki nasıl ortaya çıkmıştır?
Neden böyle bir strateji bulunuyor?
Ne gibi bir süreç sonucunda bu ilişkiler ortaya çıkmıştır?
Mutualizmin ekolojik süreçlerle ilişkisi nedir?
Bazı bitkiler arıların tercih ettiği nektarı üretmemelerine rağmen neden o tür nektar üreten bitkilere benzer bir görünüme sahip?
İşte bunları evrimi ve mesela evrimin bir alt konusu olan karşılıklı evrim konusunu anlatmadan öğretemezsiniz.
Yani elbette derslerde evrimden söz etmeden de biyolojik unsurlara değinebilirsiniz.
Mesela aslında hayvanlar alemine mensup olmalarına rağmen sürüngenlerde gerçek bir sinir sistemi olmadığından, hidralarda basit sinir ağları görüldüğünden, yassı solcanlarda biraz daha karmaşık bir sinir
sistemi ve bazı ganglionlar yani beyin benzeri sinir düğümleri oluştuğundan ve nihayetinde omurgasızlarda ilk defa gerçek anlamıyla beyinlere rastladığımızdan ve omurgalılarda da beynin ve
sinir sisteminin doruk noktasına ulaştığından bahsedebilirsiniz.
Sonrasında hiçbir şey olmamış gibi boşaltım sistemini, dolaşım sistemini ve sinir sistemini çocuklara öğretebilirsiniz.
Her bir sistem için az önce saydığım her bir canlı grubunu tek tek anlatabilirsiniz.
Ve her ne hikmetse her bir sistemin bu canlılarda aynı sırada karmaşıklaştığı, fosil kaydının bunu birebir desteklediği, bütün veri hatlarının aynı evrimsel tarihe işaret ettiği fark edildiğinde
konuyu geçiştirebilirsiniz.
Bu açıdan bakıldığında...
Evrimin rastgelelik ve tesadüflerle dolu olduğundan dert yanarken, ki bu doğru değil, diğer yandan biyolojiden evrimi çıkardığınız anda biyolojinin devasa bir tesadüfler ağından ibaret olduğu görülecektir.
Kim bilir, belki de evrimi biyolojiden ayıklama yönünde gösterilen çabanın ana nedeni budur.
Biyolojiyi gerçekte olduğunun aksine rastgelelikler ağından ibaret kıl, Ona anlam ve bütüncülük veren evrimsel perspektiften sıyır ki canlılığa dair her türlü uçuk ve şahsi kanaati kitlelere
satabilesin. Aynı şey fizik için de geçerli.
Düşünsenize günümüzde lise fizik dersleri artık evreni açıklamakta kullanamayacağımızı bildiğimiz Newton'un kütle çekim teorisiyle başlıyor.
Hatta derslerin %99'u bu fizik üzerine kurulmuş halde.
Elbette Newton fiziğe çöpe atılmış değil.
Fakat evreni anlamak için artık çok daha iyi teorilerimiz olmasına rağmen öğrencilere bunlardan ziyade antik bir teori anlatılıyor.
Öte yandan biyoloji dersinde biyolojinin kalbi olan evrimi ya hiç okutmuyoruz ya da hasbelkader müfredata soktuysak en sonlara bırakarak sınav karmaşasında kaybolmasına neden oluyoruz.
Halbuki evrim, biyoloji derslerinin girişinde okutulması gerekecek kadar temel bir konu.
Sonrasında da her bölümdeki bütünlüğü sadece evrimle sağlayabilirsiniz.
Konuları birbirine yalnızca evrimsel köken üzerinden bağlayabilirsiniz.
Newton fiziğini anlamadan görelilik teorisini ve kuantum mekaniğini anlamaya çalıştığınızı bir düşünün.
Belki imkansız değildir ancak her zaman bir şeyler eksik kalacaktır.
Evrimi anlamadan ekolojik teorileri, anatomiyi, fizyolojiyi ve benzeri biyoloji konularını anlamaya çalışmak da aynı şeydir.
Belki imkansız değildir ancak her zaman bir şey mutlaka eksik kalacaktır.
Neden evrim?
Evrimi öğrenmek ne işe yarar?
Ama evrimin neden öğretilmesi gerektiğini sadece okul ve dersler açısından düşünmek de hatalıdır.
Eğitimin amacı evrende olup bitenden haberdar, eğitimli, kültürlü, donanımlı bireyler yetiştirmek, insanlığın entelektüel birikiminden haberdar nesiller büyütmekse, evrim bu eğitimin vazgeçilmez
bir parçası olmalıdır. Nihayetinde tüm türlerin kökenlerini başarıyla açıklayan bir bilimsel gerçeği öğretmeksizin, Gençlerden varoluşun temellerine yönelik güçlü ve önemli sorular sormalarını bekleyemezsiniz.
Eğer amacımız felsefi anlamda donanımlı nesiller yetiştirmekse, evrimi de merkezi bir şekilde öğretmemiz zorunludur.
En nihayetinde evrim, bilimin alet çantasındaki gerçeklerden biridir.
Ve onu öğretmemek, bunu küçücük yaşlardan itibaren öğreten modern ülkelere kıyasla çocuklarımızı hayata bir sıfır geriden başlatmak demektir.
Geri kalmalarına neden olan diğer birçok sebebi göz ardı etsek bile.
Evrim, bilim tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Ayrıca evrimi öğretmemek, bilimsel sürekliliği eksik anlatmak demektir.
Modern bilimin en önemli sahalarından birisi olan evrimsel biyolojinin merkezindeki evrim düşüncesinin kökenlerini antik Yunan'a kadar takip etmek mümkündür.
Bu bakımdan düşünsel tarihi 2000 yıldan daha eskidir diyebiliriz.
Antik Yunan'dan günümüze kadar İslam bilimini de kapsayan birçok farklı coğrafyada evrim düşüncesi dile getirildiyse de, bunları bilimsel bir temelde bütünleştiren, sayısız örnekle derinleştiren, sistematik
bir çalışma prensibi haline getiren kişi, 24 Kasım 1859 tarihinde Türlerin Kökeni isimli eserini yayımlayan Charles Darwin olmuştur.
Ancak evrim de hiçbir bilim dalı gibi yaratıcısının sınırları içerisinde kalmamış, Geride bıraktığımız 1,5-2 asırlık evrim araştırma tarihinde Darwin'in hayal edebileceğinden çok ötesine ulaşmıştır.
Evrimin anlaşılmasını, anlatılmasını ve kullanılmasını önemli kılan nedenleri sayısızdır.
Ancak çok temel olarak özetleyecek olursak, evrim bize lisede felsefe derslerinde öğrendiğimiz, insanlığın en temel soruları olarak öğretilen, Biz kimiz ve nereden geldik gibi derin sorulara
ilk defa bilimsel, elle tutulur, test edilebilir, güvenilir ve araştırılabilir bir cevap vermiştir.
Bugün biliyoruz ki bütün canlılar ortak bir genetik ve evrimsel tarihi paylaşmaktadır.
Canlılık tarihinde hangi iki türe ele alacak olursanız olun, yeterince geriye gittiğinizde mutlaka bir ortak ataları olduğunu görebilirsiniz.
Bu ortak ata, insan şempanze örneğinde 6 milyon yıl önce, At balina örneğinde 82,4 milyon yıl önce, karınca örümcek örneğinde 582 milyon yıl önce, köpek
balığı orkide örneğinde 1,3 milyar yıl önce, maya mantarı bakteri örneğinde ise 2,5 milyar yıl önce yaşamıştır.
Önemli olan istisnasız tüm canlıların ortak ataları paylaştığı gerçeğini anlamaktır.
Bunu anladığınız zaman Darwin'in şaheser niteliğindeki kitabının kapanış cümlelerinde sözünü ettiği İhtişamlı yaşam görüşünü anlamaya başlamışsınız demektir.
Çünkü artık ilk defa nereden geldiğinizi, canlı cansız dünyanın yapısını oluşturan bütün ekosistem içerisindeki yerinizi, yaşam alanlarını paylaştığımız diğer canlılarla olan akrabalığımızı ve ata
kuzen ilişkilerini anlamaya başlamışsınız demektir.
Ustalıkla yapılmış bütün o canlı biçimlerin, çevremizde etkilerini sürdüre duran yasaların ürünleri olduğunu düşünmek ilginçtir.
Bu yasalar geniş bir anlamda üreme ve büyüme, soya çekim ki hemen hemen üremenin kapsamında kalır, yaşam koşullarının ve parçalarının kullanılıp kullanılmamasının doğrudan ve dolaylı
etkilerinin sonucu olan değişkenliktir.
Üreme öylesine hızlıdır ki yaşama savaşına yol açar ve bunun sonucu ıranın ıraksamasını ve Az gelişmiş biçimlerin tükenmesini zorunlu kılan doğal seçmedir.
Böylece doğanın savaşından, açlıktan ve ölümden düşünebileceğimiz en yüce ereğe daha yukarı hayvanların oluşmasına varılır.
Bir ya da birkaç biçimde başlayan, hayat üflenen yaşamı böyle anlayan ve bu gezegen çekimin değişmez yasasına göre dönüp dururken...
Böylesine basit bir başlangıçtan en güzel, en olağanüstü biçimlerin evrimleşmiş ve evrimleşmekte olduğunu kavrayan bu yaşam görüşünde gerçekten ihtişam vardır.
Bu yaşam görüşünde ihtişam var, içi boş bir slogan değildir.
Daha önceden olguların yakın sebepleri ve nihayli sebeplerinden detaylıca bahsetmiştik.
Evrimsel biyoloji var olmasaydı...
Günümüzde biyolojik sistemlerin, yapıların ve genel olarak olguların nihai sebeplerini bilmemiz imkansız olacaktı.
Ve muhtemelen gerçek olmayan uyduruk açıklamaları kabul etmek zorunda kalacaktık.
Bunu fizikte, kimyada, astronomide, kozmolojide ve tıpta kabul edebilir miyiz?
Edebiliyor muyuz? Biyolojide neden edelim?
Evrim hayatımızı her açıdan iyileştirmektedir.
Ancak evrim sadece felsefi sorularımızı yanıtlandırmak için var değildir.
Onu pratik amaçlar içinde kullanabiliriz.
Örneğin evrimsel biyoloji, tarım verimliliğini arttırmak, haşerelerle mücadele etmek, yeni ve daha yüksek kaliteli ürünler üretebilmek için öğrenmemiz gereken bir numaralı bilim dalıdır.
Zira evcil bütün hayvanlar, kedi, köpek, domuz, at ve danicesiyle yenilenebilir zirahi tüm ürünler, brokoli, mısır, şeftali, kavun, karpuz, lahana ve danicesi,
Evrimin yapay seçilim adı verilen bir mekanizması sayesinde insanın evrime müdahalesiyle ortaya çıkmıştır.
Bunların ataları doğada bulunuyor olsa da hiçbiri bugünkü haliyle doğada bulunmuyordu.
Benzer şekilde gelecekteki ürünlerimizi de evrimsel biyoloji sayesinde var edebiliriz.
Daha da önemlisi dünyanın bir numaralı akademik dergisi olan Nature dergisinde 2015'te yayınlanan makalede ortaya konduğu gibi Kanser gibi insanlığın en sorunlu, yenmesi en güç hastalıklarını
onların evrimini anlayarak ve genel olarak evrimsel biyoloji bilgilerimizi kullanarak alt edebilir ve tamamen yok edebiliriz.
Buna paralel olarak AIDS ve kızamık gibi hastalıklara neden olan bakteri ve virüslerle mücadelemizde onları yenemiyor oluşumuzun yegane nedeni olan müthiş yüksek evrimleşme hızlarını ancak ve ancak evrimi
anlayarak, öğrenerek, öğreterek ve kullanarak yenebiliriz.
Ödülü kazananlardan biri olan Francis Arnold, Geleneksel mühendislik yöntemleri yerine evrim mühendisliğine başvurarak insan mühendislerin becerebileceğinden 256 kat daha verimli moleküller
elde etmeyi başarmıştır.
Nobel ödülünü kazananlardan bir diğeri olan Dr.
Greg Winter'ın şu sözleri, evrimin önemini anlamak için yeterlidir.
Evrimin kimya mühendisliğindeki kullanımı sayesinde artık çok daha yüksek verimliliğe ve çok daha az yen etkiye sahip antikor ilaçlar üretebiliyoruz.
Günümüzde en çok satılan 15 ilaçtan 11 tanesi bu yöntem sayesinde geliştirilmiştir.
Evrimsel biyoloji ve uygulamaları ilk defa 2018'de Nobel ödülü almadı.
Bugüne kadar onlarca farklı çalışma, doğrudan veya dolaylı yollarla evrimi ve uygulamalarını kullanmaktaydı.
Bunun en güncel örneklerinden biri, 2001 yılında Amerikalı bilim insanı Leland Hartwell'ın aldığı Nobel ödülüydü.
Hartwell, 1965'te kanser araştırmaları üzerine çalışmaktaydı ve hücre bölünmesinin sırasıyla ilgileniyordu.
Araştırmasında ya maya mantarını kullanacaktı ya da insan ve farelerden bol miktarda hücre toplaması gerekecekti.
60'lı yıllarda mayanın insanla akrabalığı bilinmiyordu.
Çünkü insan genomu henüz dizilenmemişti.
İnsan ve fare hücreleriyle çalışmak çok zordu.
Ancak maya mantarları da insana çok uzak olarak görüldüğü için araştırmalarda hiç kullanılmıyordu.
Hartwell, hücre bölünmesi gibi çok temel konularda evrimsel süreçte temel bazı genlerin korunacağını öngördü ve maya mantarlarıyla çalışma yolunu seçti.
Ardından geçen onlarca yıldan sonra Hartwell'ın bu evrimsel öngörüsü doğrulandı ve 2001 yılında Nobel ödülüne layık görüldü.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Ulusal Bilim ve Eğitim Merkezi'nden James McArthur'ın 2005 yılında yaptığı bir incelemede, 1955-2005 yılları arasında verilen 50 Nobel ödülünden 47'si
evrimsel biyoloji ve uygulamalarıyla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili olduğunu belirtmektedir.
Bu durum, evrimin bilim için ne kadar olmazsa olmaz olduğunu göstermektedir.
Evrim, uygulamalı bilimleri baştan yaratmaktadır.
Bu kadar da değil. Mühendislik, mimarlık ve ekonomi gibi sayısız uygulamalı bilim dalında evrimsel prensipleri kullanarak bugüne kadar başardıklarımızın ötesine geçebiliriz.
Çünkü giderek belirgin hale gelen bir diğer gerçek, analitik mühendisliğin sonlarına yaklaşıyor olduğumuzdur.
Eğer matematiğimizi ve evreni anlayışımızı köklü bir şekilde değiştirmeyi başaramazsak, her geçen yıl daha da fazla ihtiyaç duyduğumuz daha uç teknolojileri zarif bir formüle koyup da tekil sonuçlar elde ederek
üretemeyeceğiz. Simülasyonlar, deneme yanılma yöntemleri, höristik metotlar mühendislik ürünlerimize yön verecektir.
Bunların en önemli ayaklarından biri evrimsel algoritmalardır.
Yani doğadaki evrim yasasından ilham alarak yepyeni tasarımlar yapmamızı mümkün kılan yöntemlerdir.
Evrimi ne kadar iyi anlarsak, uç düzeyde verimliliğe ve yaratıcılığa sahip mühendislik ürünlerimizi de o kadar başarılı bir şekilde üretebileceğiz.
Bu konudaki başarımız, başarabileceğimiz yeni şeylerin sınırını da bir o kadar öteleyecek ve ufkumuzu genişletecektir.
Evrim, insanın uzaya açılan yolculuğunda en önemli yol arkadaşıdır.
Bunlara ek olarak şu gerçek giderek daha da netleşmektedir.
İnsanın geleceği uzaydadır.
Uzaya açılıp yeni gezegenleri kolonileştirmek demek, yepyeni yaşam alanlarına adapte olmamızın gerekmesi demektir.
Bu süreç rahat ve konforlu olmayacaktır.
Belki de süreç boyunca on binlerce insanın yeni dünyalardaki vahşi çevre şartlarına bağlı olarak ölümüyle sonuçlanacaktır.
Gezegenler ve hatta galaksiler arasında çok ciddi izolasyonlar yaşanacak, buna bağlı olarak insan türü bambaşka yönlere doğru türleşecektir.
Bu nedenlerle gelecekteki insan yaşam alanlarını doğru tespit etmek, bunlara doğru şekillerde yanaşmak, doğru planlamalar yapmak için evrim kaçınılmaz olacaktır.
Sonuç Tüm bunlar Evrimi neden okullarımızda okutmak zorunda olduğumuzla ilgili olarak sadece birkaç temel noktadır.
Ama evrimi öğrenmenin önemini daha sayfalar dolusu anlatabiliriz.
Ama özetle şimdilik fark etmemiz gereken ana nokta şudur.
Evrim, insanlığın geleceği için vazgeçilmezdir.
Bunu anlayan ülkeler, bilimin ilerleyişindeki bir sonraki kırılma noktasını evrimi kullanarak yaratmak üzere çalışmalara başladılar bile.
Şu açıktır.
Evrimi anlamaya ve anlatmaya başlamak, çağdaş medeniyetler düzeyine erişmek ve onları aşmak yolunda atılacak en iyi adımlardan biri olacaktır.
Türkiye, eğer ki çok ama çok gerisinde kaldığı bilimsel yarışı bir nebze olsun yakalamak istiyorsa, rakiplerinin geçtiği basamakları üçer beşer atlayarak ilerlemelidir.
Evrimi öğretmediğimiz her yıl, gelecek nesillerin biyolojiyi anlama ihtimaline biraz daha zarar veriyor, ülkemizde bilimin yeşermesinin biraz daha önüne geçiyoruz.
Çünkü evrimi anlamayan biri biyolojiyi anlayamaz.
Biyolojiyi anlamayan biri kim olduğunu anlayamaz.
Kim olduğunu anlayamayan biri geçmişi anlayamaz.
Geçmişi anlamayan biri bugün ne olduğunu ve gelecekte ne olacağını bilemez.
Dolayısıyla bu dünyadaki yerini anlaması da imkansız olur.
Çocuklarımız ve gelecek nesiller için doğru olanı yapmalı ve doğanın, ekolojinin ve biyolojinin okutulduğu her sınıf seviyesinde Evrimi de okutmalıyız.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
