Transkript
Erkek doğurganlığı düşüyor.
Her gün kullanılan kimyasallar insanlardaki ve diğer hayvanlardaki sperm sayısını nasıl yok ediyor?
Yazar Alex Ford Çevirmen Elif Hazalkaya Editör Çağrı Mert Bakırcı Seslendiren Murat Kılıç insanlardaki
sperm sayısı sadece birkaç nesil içinde doğurganlık için yeterli olduğu düşünülen seviyenin altına düşebilir.
Bu endişe verici iddia, epidemiolog Shana Swan'ın batılı erkeklerin sperm sayısının 40 yıldan kısa bir süre içinde %50'den fazla azaldığını gösteren bir yığın
kanıtın birleştiği Countdown adlı yeni bir kitabında yer alıyor.
Bu da demek oluyor ki bu yazımızı okuyan erkekler ortalama olarak büyük babalarının sperm sayısının yarısı kadar sperme sahip.
Verilerden yola çıkarak bir çıkarım yapılacak olursa 2060 yılından itibaren erkeklerin üreme kapasitesi çok az olabilir.
Hatta hiç olmayabilir.
Bunlar şok edici iddiaları olsalar da dünya çapında insanlarda ve vahşi yaşamda üreme anomalileri bulan ve doğurganlığı azaltan bir bir yığın
kanıtla destekleniyorlar.
Bu eğilimlerin devam edip etmeyeceğini, devam etse bile bizim yok oluşumuza sebep olup olmayacağını söylemek güç.
Ancak bu sorunların başlıca sebeplerinden biri olan günlük hayatımızda etrafımıza sarmış kimyasalların üreme kapasitemizi ve aynı çevreyi paylaştığımız canları korumak için daha
iyi bir düzenleme getirdiği açıktır.
Azalan sperm sayısı İnsanlardaki azalan sperm sayısını ortaya koyan çalışmalar yeni değil.
Eleştirmenler bulguları önemsiz göstermek adına sperm sayılarının kaydedilme şeklindeki tutarsızlıklara dikkat çekseler de bu sorun ilk olarak 1990'larda
küresel bir ilgi gördü.
Daha sonra 2017 yılında bu tutarsızlıkları açıklayan daha güçlü bir çalışma, batılı erkeklerin sperm sayısının her yıl ortalama %1'lik veya %2
'lik azalarak 1973-2011 yılları arasında %50 ile %60 arasında azaldığını ortaya koydu.
Şehan Asıvan'ın kitabının isminde bahsettiği geri sayım işte bu.
Erkekteki sperm sayısı ne kadar düşükse cinsel ilişki yoluyla çocuk sahibi olma şansı da o kadar düşüktür.
Sıvan'a göre 2017 yılında yapılmış olan bu çalışma torunlarımızın başarılı bir gebelik için uygun olduğu düşünülen sperm sayısına sahip olamayacağı yönünde
bizleri uyarıyor. Muhtemelen 2045 yılına kadar...
çoğu çifti destekleyici üreme metotları kullanmaya mecbur bırakacak.
Sivan, insanlarda düşük ile sonuçlanan gebeliklerdeki ve küçük penis gelişimi, hem dişil hem eril özelliklerin gözlendiği interseksüellik, inmemiş
tesisler gibi gelişimsel anomalilerdeki artışın, sperm sayısının azalmasıyla bağlantılı olduğunun bulunması ise eşit derecede endişe verici olduğunu düşünüyor.
Doğurganlık neden düşüyor?
Birçok faktör bu eğilimleri açıklayabilir.
En nihayetinde 1973 yılından itibaren sperm sayısının azalmasına katkı sağladığını bildiğimiz beslenme tarzındaki, egzersizlerdeki, obezite seviyelerindeki
ve alkol alımındaki değişiklikler de dahil olmak üzere yaşam tarzları önemli ölçüde değişti.
Ancak son yıllarda araştırmacılar insan gelişiminin fetal aşamasının yaşam tarzıyla ilgili herhangi bir faktör devreye girmeksizin erkeklerin üreme sağlığıyla alakalı
belirleyici bir an olarak saptadılar.
Fetüsün eril karakterlerinin geliştiği fetal maskülenizasyon için programlama penceresi boyunca hormon sinyallemesindeki bozulmaların, Erkeklerin yetişkinlik
dönemindeki üreme kabiliyetlerinde kalıcı bir etkiye sahip olduğu gösterildi.
Bu durum esnasında hayvan çalışmalarında ispatlansa da şimdi insan çalışmalarından da büyüyen bir destek mevcut.
Bu hormonal müdahaleye sahip olduğumuz hormonlar gibi davranarak veya gelişimimizin önemli evrelerinde hormonlarımızın düzgün çalışmasını engelleyerek günlük hayatta
tükettiğimiz ürünler sebep oluyor.
Bunlara endokrin bozucu kimyasallar diyoruz.
Endokrin bozucu kimyasallara yediklerimiz, içtiklerimiz, soluduğumuz hava, cildimize sürdüğümüz ürünler dolayısıyla maruz kalıyoruz.
Bu kimyasallar onlardan kaçınması zor olduğundan bazen her yerdeki kimyasallar olarak da adlandırılıyor.
Endokrin bozucu kimyasallara maruz kalma Endokrin bozucu kimyasallar fetüse hamilelik boyunca kimyasala maruz kalması fetüsün hormonal etkileşim yaşama
derecesini belirleyecek olan anne yoluyla geçer.
Bu, günümüz sperm sayısı verisinin bugünkü kimyasal ortamla değil, erkeklerin hala rahimdeyken olduğu zamanki çevreyle alakalı olduğu anlamına geliyor.
Bu çevre şüphesiz ki daha kirli bir hale geliyor.
Bozulmaya sebep olan yalnızca spesifik bir kimyasal değil.
Günlük hayatta kullandığımız sıvıların yıkanmasından, böcek ilaçlarına, Katkı maddelerine ve plastiğe kadar çeşitli kimyasal hormonlarımızın normal işleyişini bozabiliyor.
Doğum kontrol hapları veya hayvan yetiştiriciliğindeki büyüme destekleyiciler gibi bazı ürünler hormonlarımızı etkilemek üzere özel olarak tasarlanmış olsa da şimdi
çevremizde her yerde bulunuyorlar.
Hayvanlar da zarar görüyor mu?
Kimyasallar insanlarda sperm sayısının azalmasından sorumluysa bizimle aynı ortamı paylaşan hayvanların da bundan etkilenmesini bekleriz.
Etkileniyorlar da.
Yakın zamanda yapılan bir araştırma evcil köpeklerin de bizimle aynı sebeplerden ötürü sperm sayısı azalmasından müstarip olduğunu gösterdi.
Aynı zamanda İsveç ve Kanada'da çiftçiliği yapılan vizon çalışmaları, endüstriyel ve tarımsal kimyasalları, canların daha düşük sperm sayıları, anormal
testis ve penis gelişimi ile ilişkilendirdi.
Daha geniş bir çevrede bu etki, Florida'daki timsahlarda, İngiltere'deki karides benzeri kabuklularda ve dünya çapındaki atık su arıtma tesislerinin akıntı yönünde
yaşayan balıklarda da Bu kirliliğin kaynağından çok uzaklarda gezinen türler bile kimyasal bulaşmadan mustarip.
2017 yılında İskoçya kıyılarına vuran dişi katil balinanın şimdiye kadar belgelenmiş en bulaşıcı biyolojik örneklerden biri olduğu bulundu.
Bilim insanları o balinanın hiçbir zaman doğum yapmadığını söylüyor.
Kimyasalları denetlemek Bazı örneklerde vahşi yaşamda gözlemlenen anomaliler, insanlarda gözlemlenenlerden çok farklı ve çeşitli kimyasal
bileşenlerle bağlantılıdır.
Ancak hepsi üreme sağlığını belirleyen hormonların normal işleyişini bozma kapasitesini paylaşıyor.
İngiltere'de Çevre Gıda ve Köy İşleri Bakanlığı kimyasallarla ilgili sorunların ele alınabileceği bir strateji oluşturuyor.
Avrupa Birliği de aynı zamanda yasaklı maddelerin diğer zararlı maddelerle değiştirilmesini önlemek için kimyasallarla ilgili düzenlemeleri değiştiriyor.
En nihayetinde kamuoyu baskısı daha güçlü düzenleyici müdahaleleri getirebilir.
Ancak kimyasallar, plastik pipetler ve duman bacalarından daha az elle tutulur ve görünmez olduğundan bunu başarmak zor olabilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
