Einstein ile Bir Röportaj: Albert Einstein İçin Yaşamın Anlamı Neydi?
25 Ağustos 2019 · 39 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Görelilik. Bulunduğumuz çağı bundan daha iyi simgeleyen başka bir sözcük var mı?
Artık hiçbir şeyin kesinliğinden emin olamıyoruz.
her şeye göreliliğin ışığında bakıyoruz.
Görelilik günden güne ucuz filozofların elinde oyuncak haline geliyor.
Savaş sonrası dünyamızda meydan okunmamış herhangi bir standart kaldı mı?
değişmezliği veya kalıcılığı bir yerde sorgulanmamış, etiğin, ekonominin yahut hukukun mutlak olduğu bir sistem kaldı mı?
Artık üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece sayılmadığı, zaman kavramının anlamını yitirdiği, sonsuzun sonu olduğu ve sonlunun sonsuzlukta kaybolduğu bir dünyada kalıcı
değer veyahut tartışmasız doğru diye bir şey olabilir mi?
Einstein, sağlamasını bizzat kendisinin matematiksel kesinliklere saldırısından alarak yapan yeni çıkmış teorileri desteklemeyi reddediyor.
Röportaj esnasında sesi temiz ve nazikti.
Fakat görelilik teriminin ihtiyatsızca, felsefe ve yaşam görüşüyle anıldığı bir cümleyle karşılaştığında oldukça kararlı bir hal alıyordu.
Einstein şöyle diyor.
Göreliliğin anlamı büyük ölçüde yanlış anlaşılmıştır.
Filozoflar bu kelime ile bir çocuğun oyuncağı ile oynadığı gibi oynuyorlar.
Bana göre görellilik yalnızca kesin ve sürekli olarak görülen bazı fiziksel ve mekanik olguların fizik ve mekanik alanındaki diğer olgulara göre yani göreli olmasıdır.
Bu yaşamın içindeki her şey görelidir ve biz bu dünyayı haylazca ters yüz edecek hakka sahibiz demek değildir.
Birden aklıma bundan birkaç sene öncesinde Einstein ile ilk karşılaşmamız geldi.
Kendisinin bir filozof olduğu söylemine karşılık üzerine bastırarak ben yalnızca bir fizikçiyim demişti.
Kendisinin bu itirazlarına karşın çağımızda Einstein bilimin ve düşüncenin her alanında mutlak doğru olarak kabul edilenlere yapılan başkaldırının sembolü konumunu aldı.
Kendisi her ne kadar metafizikten kaçınsa da nihayetinde bu çağın bir parçası.
Tıpkı Napolyon veya Mussolini gibi Einstein'da hayattayken efsaneleşen bir figür.
Kopernik, Galileo ve Newton'dan bu yana kimse evrene yönelik tutumumuzu bu denli değiştirmedi.
Einstein'ın evreni sonlu.
Onun gözünde uzay ve zaman kavramları neredeyse birbirinin muadili konumunda.
Zaman dördüncü bir boyut olarak görülüyor.
Bir zamanlar tanımlanamayan uzay ise küre şeklinde tasvir ediliyor.
Einstein bize ışığın dalgalar halinde hareket ettiğini öğretti.
Tüm bu olgular Einstein tarafından 1915 yılında ileri sürülen görelilik teorisinden çıkarılan sonuçlar.
Einstein'ın sahneye çıkışıyla birlikte tartışmasız doğru olarak kabul edilen Euclid tarzı matematik son buldu ve dünya savaşının ortalarında yeni bir matematik belirdi.
Einstein'ın keşfinin insan düşünce yapısının evriminde büyük savaştan daha büyük payı olması imkansız gibi görünmüyor.
Şöhreti Fock ve Ludendorff'tan, Wilson ve Klamenko'dan uzun yaşayacak gibi görünüyor.
Bu adı geçen tarihsel şahsiyetler, Birinci Dünya Savaşı'nın en önde gelen figürleri.
Einstein, en sevdiği meslektaşı Erwin Schrödinger'in sözleriyle temel mekanik yasalarını uzay ve zamanın geometrik oranlarıyla açıklıyor.
bu ifadeyi izah etmeye çalışmayacağım.
Söylenenlere göre sadece 10 kişi Einstein'ın sözlerini anlamakta.
Einstein'ın sabrı sonsuz.
Teorilerini insanlara açıklamayı çok seviyor.
Adeta doğuştan bir öğretmen.
Soru sorulmasına kızmıyor, çocukları çok seviyor.
Bir arkadaşının 10 yaşındaki oğlu daimi hareketin sırrını keşfettiğine inanmıştı.
Einstein büyük bir titizlikle hesaplamalarındaki hatayı ona anlattı.
Ne zaman zor bir matematik problemi içeren bir soruyla karşılaşsa Einstein derhal kalemini alıyor ve en karmaşık denklemlerle sayfa ardına sayfa dolduruyor.
Ders kitaplarına başvurmuyor.
Bu formüller üzerinde hemen kendisi çalışmaya başlıyor.
Bu şekilde elde edilen formüller genellikle referans kitaplarında bulunan denklemlerden daha net, daha anlaşılır ve daha mükemmel.
Son günlerde birisi onunla renkli fotoğrafçılık hakkında konuştu.
Einstein derhal konuyu zihninde kurcalamaya başladı.
Kamerayı inceledi, çeşitli hesaplamalar yaptı.
Ve akşam olmadan yeni bir renkli fotoğrafçılık yöntemi geliştirmişti bile.
Akademi dünyası dışındaki insanların okuması için makale yazarken kendi teorilerini açıklamak Einstein için bir zorluk.
Bu insanların bilgisizliklerini açığa vuran sorularıyla karşılaştığında genellikle o bilgi uçurumunu uygun bir örnekle kapatmayı başarıyor.
Onunla konuşurken sadece dördüncü bir boyutu değil, başka boyutları da gördüm.
Bunu başardığım için gururla oraya buraya bazı cümleler yazdım ancak notlarımı daha sonra yorumlamak bir rüyanın fantastik ağlarını yorumlamak kadar zordu.
Dördüncü boyut için en azından belli belirsiz bir fikri nasıl oluşturabilirim diye sordum.
Einstein kıvırcık beyaz saçlarla kaplı başını hafifçe eğerek cevapladı.
İki boyutlu uzayda bir sahne hayal edin.
Örneğin bankta uzanmış bir adamın resmi var.
Bankın yanında bir ağaç var.
Adamın ağacın diğer yanındaki kayaya doğru yürüdüğünü hayal edin.
Ağacın önünden ya da arkasından yürümek dışında kayaya ulaşamaz.
Bu iki boyutlu uzayda imkansızdır.
Kayaya sadece üçüncü boyuta bir yolculukla ulaşabilir.
Şimdi bankta oturan başka bir adam hayal edin.
O adam oraya nasıl gitti?
İki insan aynı yeri aynı anda işgal edemeyeceğinden bu adam ilk adam gelmeden önce veya gittikten sonra gelmiş olabilir.
Adam zamanda hareket etmiş olmalı.
İşte zaman dördüncü boyuttur.
Benzer şekilde beş, altı ve daha fazla boyutu açıklamak mümkündür.
Matematikteki birçok problem daha fazla boyutun varlığını varsayarak basitleştirilmiştir.
Beşinci boyutun açıklamasını aklımda tutmaya çalıştım.
Cevabı net olarak hatırlayamadığım için üzgünüm.
Einstein bir topun fırlatıldığından ve bu topun iki delikten birinde kaybolabileceğiyle ilgili bir şeyler söylemişti.
Bu deliklerden biri 5. diğeri 6.
boyuttu. Einstein'ın 1929'da yayımlanan evreni elektromanyetizma açısından açıklayan keşfini daha anlaşılır buluyorum.
Fakat ne yazık ki Einstein henüz kendini tam olarak ikna etmeyi başaramadı.
O, dünyayı şaşırtan ve hemen kopyalanıp yayılan bu 6 sayfalık çalışmasını bir sonuç olarak görmüyor.
Sonuca ulaşmak için Einstein'ın yerçekimini elektrik cinsinden ifade etmesi gerekiyordu.
Bunun için gereken formül o kadar karmaşıktı ki bunun anlamını açıklayabilmek için yeni bir ileri matematik sistemi oluşturması gerekti.
Einstein'ın yeni sistemi Euclid'i Riemann ile birleştirdi.
Bu sistemde Riemann'ın ortadan kaldırdığı paralel çizgiler yeniden yer alıyor.
Riemann'a göre kavisli bir evrende paralel çizgiler yer alamaz.
Einstein dördüncü boyutun yardımıyla paralel çizgileri yeniden keşfetti.
Ama bunu lütfen ayrıntılı olarak açıklamamı istemeyin.
Bu bir insanın hatta Einstein'ın bile gözünde canlandıramadığı bir dizi karmaşık denklemle açıklanabilecek bir şey.
Einstein'ın Berlin'deki evinin oturma odasındaki koltuğunda rahatça otururken bana söylediği gibi.
Hiç kimse matematiksel yöntemler haricinde dört boyutu gözünde canlandıramaz.
Üç boyutu bile canlandıramıyoruz.
Fakat siz dört boyutta düşünmüyor musunuz diye sordum.
Cevap verdi. Dört boyutta düşünürüm ama sadece soyut olarak.
İnsan zihni bu boyutları elektriği tasavvur edebileceğinden daha iyi tasavvur edemez.
Bununla birlikte bu boyutlar evrenimizi kontrol eden ve var olmamızı sağlayan elektromanyetizmadan daha az gerçek değiller.
Yerçekimi ve elektriğin aynı olduğunu kanıtlayan yeni teorinizle özellikle ilgileniyorum dedim.
Eminim hiçbir altı sayfa insan düşünce yapısında böylesine devrim yaratan bir bilim insanı tarafından yazılmamıştır.
Einstein'ın yüzünde afacan bir gülümseme belirdi ve devam etti.
Maalesef son teorim sadece kanıtlanmayı bekleyen bir hipotez.
Bu birçok bağımsız araştırmacı tarafından onaylanan ve şu anda kesin olarak kabul edilen görelilik teorimden birazcık farklı.
Yine yüzünde bir gülümseme belirdi, gözlerinden yanaklarına doğru kıvrılarak bıyığında kayboldu.
Bıyıkları kafasındaki karmakarışık saç kütlesinden biraz daha koyu renkliydi.
Kendisinin karısı, kuzeni ve de yardımcısı olan bayan Einstein bardaklarımızı çilek suyuyla doldurdu ve tabaklarımıza daha çok meyve salatası yığdı.
Einstein hiçbir şekilde alkol almıyor ancak tütünün cazibesine de dayanamıyor.
İlk sigarasını içen öğrencinin keyifli utangaçlığıyla içmesi gerekenden fazla sigara içiyor.
Herkesin ağzında adı dolaşan ve düşüncelerini neredeyse kimsenin anlamadığı bu adamla birlikte çilek suyu içmek ve meyve salatası yemek beni çok heyecanlandırıyordu.
Einstein ve eşi arasındaki akrabalık ilişkisi alınlarının benzerliğiyle kendini ortaya koyuyor.
Babaları ve anneleri kardeşlermiş.
Ben dedi Bayan Einstein sessizce.
Kocam için mümkün olabilecek hemen hemen her şeyim.
Bayan Einstein yıllar önce kız kardeşi Bayan Gunpertz'in Sir John Lavery tarafından yapılan ve The Lady with the Sables adlı portresini andırıyor.
Einstein kuzeniyle birlikte büyümüş.
En başından beri arkadaşlarmış.
Kader onları hayatın başlarında ayırdığında Einstein Sırbistan'ın yerlisi olan zeki bir kadın matematikçiyle evlenmiş.
Einstein'ın ilk karısından iki çocuğu var.
Çocukluk arkadaşı yani şu anki bayan Einstein da daha önce evlenip anne olmuş.
Kocası evlendikten birkaç yıl sonra ölmüş.
Daha sonra Einstein'ın dinamik denklemlerinde hapsettiklerinden daha güçlü bir kuvvet iki kuzeni bir araya getirmiş.
Albert Einstein matematikçi eşiyle boşanmış ve Dool kuzeniyle evlenmiş.
Belki de bir fizikçinin bir matematikçiyle evlenmesi bir hatadır.
James Hunaker bir keresinde bana iki primadonanın bir ailede var olamayacağını söylemişti.
Bu stresli ve fırtınalı dönem Einstein'ın özelliklerine ve yüreğine damgasını vurmuş.
Einstein'ın eski karısıyla ilişkisi halen arkadaşça.
İlk evliliğinden olan çocuklarla çok güzel ilgileniyor ve kuzeninin ilk birlikteliğinden olan çocuklarını kendi çocukları olarak görüyor.
Einstein'ın yorumcularından biri olan Alexander Moskowski, Einstein'dan erkeksi bir Sphinx olarak bahseder.
Einstein konuşurken hayat dolu yüzü daha saf ve daha entelektüel olması dışında biraz Briand'ı andırıyor.
Eğer Briand'ın vizyonu Pan-Avrupa'yı destekliyorsa Einstein'ın ki dünyayı kucaklar.
Bilmeyenler için Aristide Briand, 11 dönem başbakanlık yapmış Fransa başbakanı ve savaş sonrası dönemde uluslararası ilişkiler ve yaraların sarılmasıyla ilgili politikalarıyla bilinen bir siyasetçidir.
Einstein'ın kaderle mücadelesi damağında acı bir tat bırakmamış.
Yüzünün her çizgisi bir nezaket göstergesi.
Bunlar aynı zamanda boyun eğmeyen bir gururun da göstergeleri.
Bazı arkadaşları ve hayranları onun birikimleriyle bir yazlık ev inşa etmeye karar verdiğini öğrendiler ve ona bir arsa armağan etmeyi teklif ettiler.
Ancak Einstein başını sallayarak hayır demiş ve bir Talmud bilgeliğiyle eklemiş.
Bir topluluktan hediye kabul edebilirim.
Bir bireydense böyle bir hediye kabul edemem.
Kabul ettiğimiz her hediye bir bağdır.
Bazen hiçbir şey vermeden elde ettiğimiz şeyler için en büyük bedelleri öderiz.
Her ne kadar dünyanın hakkında en çok konuşulan bilim insanı olsa da Einstein itibarını sermayeye çevirmeyi kesinlikle reddediyor.
Bir Amerikan sigarasını desteklemesi istendiğinde kahkaha atmıştı.
Önerdikleri para yazlık evinin masraflarını ödeyebilirdi.
Fakat Einstein şöhretin onu diğerlerinden ayırdığını bilerek dürüstlüğünün ne pahasına olursa olsun korumak zorunda olduğunu düşünüyordu.
Her fırsatta onunla röportaj yapmak isteyenlerden kaçınıyordu.
Utangaçlığı, inzivasını gerekli kılıyor, karısı da bu inzivayı teşvik ediyordu.
Kendisini zorlayan teklif ve istek yığınlarını kontrol edemiyor.
Ünlülerden gelen mektupları bile cevapsız bırakıyor.
Ama bir arkadaşından gelecek en küçük nota bile cevap veriyor.
Gelen cömert tekliflere rağmen teorilerini ve hayatını popüler tüketim için üretecek herhangi bir kitapta sömürmelerine izin vermedi.
Her seferinde şunu söylüyordu.
Bilimden para kazanmayı reddediyorum.
Benim şöhretim pamuk balyaları gibi satılık değildir.
Profesör Einstein'ın sadece üst düzeyde bir matematik uzmanı olmadığı, aynı zamanda makinelerin üreticileri ve elektrikçiler ile yüzleşmek gibi pratik ve teknik sorunların çözümlerinden de özel bir keyif aldığı
genellikle bilinmez. Aklı neredeyse içgüdüsel olarak sıradan mühendislerin gözünden kaçan sonuçlara varır.
Bu pratik çalışmadaki yeteneğini birkaç yıl İsviçre Patent Ofisi'nde danışmanlık yapmaya borçlu.
Bu tarz çalışmalar Einstein'ın Berlin şehrinin cömertliğine güvenmeden kendisi için bir ev inşa etmesini sağlayan mütevazı bir servet biriktirmesini mümkün kılmıştır.
Einstein kendisine sunulan matematiksel ve teknik problemleri Haberlandstrasse'deki yaşadığı apartman dairesinin en üst katında bulunan tavan arasının ıssızlığında çözüyor.
Küçük tavan arasına yıllar önce ilk kazandığı paralarla aldığı ilkel mobilyaları koymuş.
Einstein'ın bu gizli sığınağında tuhaf ve nadir eşyalar görmeyi umuyordum.
Bu tavan arası bir ortaçağ sihirbazının laboratuvarına benzeseydi şaşırmazdım.
Hayal kırıklığına uğradım.
Einstein, Dr. Faust'u taklit etmiyor.
Birkaç kitap var ve birkaç da resim.
Faraday, Maxwell, Newton.
Ne bir daire, ne bir üçgen gördüm.
Einstein'ın tek aleti kendi kafası.
Kitaplara ihtiyacı yok.
Beyni onun kütüphanesi.
Masasından sadece bir çatı okyanusunu ve gökyüzünü görüyor.
Burada spekülasyonlarıyla baş başa, yapayalnız.
Modern bilimde devrim yaratan teorileri kafasından birer palas gibi fışkırıyor.
Palas, Zeus'un kafasından bir balta darbesiyle dünyaya gelen Yunan tanrıçası.
Burada hiç kimse onun düşüncelerinin uçuşmasını engelleyemiyor.
Eşi bile bu kutsal yere ürpermeden giremiyor.
Ama Albert Einstein kafasını kesintisizce çalışmalarına gömmüyor.
Fiziksel olarak bir hanım evladı değil.
Su sporlarını çok seviyor.
En sevdiği oyuncağı tüm modern tekniklere sahip bir yelkenli.
Yelkenlisiyle kaputtaki nehirlerde ve göllerde eğleniyor.
Başının etrafına fevkalade sarılmış bir havlu ile büyük bir üniversitenin profesöründen çok bir korsan gibi gözüküyor.
Rüzgarla savaşırken göreliliği ve dördüncü boyutu unutuyor.
Spray saçlarının gümüşü içinde parıldadığında ve güneş meleksi yüzüne vurduğunda düşünceleri bükülen uzay zamandan uzaklaşıyor.
Spekülatif bir düşünür, pratik bir mühendis, bir sporcu ve sanatçı olan Einstein eski Yunan'ın uyumlu gelişim idealine yaklaşıyor.
Teknesinin yelkenlerini açmadığı ve zihnine dördüncü boyutlu uzayda dolaşma izni vermediği zamanlarda Einstein kemanıyla eğleniyor.
Kapısında beklerken sanki bir peri müziğinin notalarını duymuş gibi hissettim.
Belki de çalan Einstein'dı.
İçeri girdiğimde bir annenin çocuğunu yatağa yatırdığı gibi sarıyordu kemanını.
Profesör Einstein bir matematikçiden çok bir müzisyene benziyor.
Yarı özür dileyen, yarı hüzünlü bir gülümsemeyle itiraf etti.
Eğer bir fizikçi olmasaydım muhtemelen bir müzisyen olurdum.
Çoğunlukla müzik içinde düşünüyorum.
Hayallerimi müziğin içinde yaşıyorum.
Hayatıma müzik açısından bakıyorum.
Belki de bir müzisyen olmayı seçmiş olsaydınız Richard Strauss ve Schoenberg'i gölgede bırakırdınız.
Belki bize kürelerin müziğini veya dördüncü boyutlu bir müzik yapardınız.
Einstein gözlerini dikerek hayal kuruyordu.
Odanın uzaktaki köşelerine mi bakıyordu yoksa uzaya mı?
Cevap verdi. Müzikte önemli olan yaratıcı bir çalışma yapıp yapmayacağımı bilememem.
Ama hayatta en çok neşe duyduğum şeyin kemanım olduğunu biliyorum.
Aslında Einstein'ın müzik zevki oldukça klasik.
Wagner bile onun için katışıksız bir şölen değil.
Kendisi Mozart ve Bach hayranı.
Hatta onların çalışmalarını Beethoven'ın mimari müziğine tercih ediyor.
Başkan Hindenburg neredeyse hiç halkın arasına çıkmıyor.
Çünkü nereye giderse gitsin onu hemen tanıyorlar.
Aynı sebepten dolayı Profesör Einstein da popüler restoranlara yapılan tüm davetleri reddediyor.
Şöhreti onu yalnızlığa zorlasa da o oldukça sosyal bir insan.
Gerhard Hauptmann ve Profesör Schrödinger gibi arkadaşlarıyla kendi yemek masasında sessiz sohbetler yapmayı çok seviyor.
Çok az okuyor. Modern kurgu ilgisini çekmiyor.
Bilimde bile kendisini büyük ölçüde kendi özel alanıyla sınırlıyor.
Şöyle diyor. Belli bir yaştan sonra okumak zihni yaratıcı arayışlardan çok fazla saptırır.
Çok fazla okuyan ve kendi beynini çok az kullanan her insan tembel düşünme alışkanlığına düşer.
Tıpkı tiyatroda çok fazla zaman geçiren bir adamın kendi hayatını yaşamak yerine tiyatrodaki yaşamlara özenmesi gibi.
Einstein kendi alanındaki her gelişmeyi büyük bir ilgiyle izliyor.
Bir bakışta bir denklem sayfasını okuma yeteneğine sahip olan Einstein, yarım saat içinde yepyeni bir matematik sistemine hakim olabiliyor.
Ona en büyük çağdaşlarının kim olduklarını sordum.
Esbirli bir şekilde gözleri parlayarak cevapladı.
Bir ansiklopedi derlemeden bu soruyu yanıtlayamam.
Bir kitap yazmadan kendi alanımda emek veren insanlara bile akıllıca değinemem.
Bizim zamanımızın ruhu gotiktir.
Rönesansın aksine birkaç öne çıkan kişiliğin hakimiyeti yoktur.
20. yüzyıl akıl demokrasisini oluşturdu.
Sanat ve bilim cumhuriyetinde çağımızın entelektüel hareketlerinde eşit derecede önemli rol oynayan birçok insan var.
Önemli olan şey bireyden ziyade çağdır.
Galileo veya Newton gibi baskın şahsiyetler yoktur.
19. yüzyılda bile diğerlerini geride bırakan birkaç dev vardı.
Bugün genel düzey dünya tarihinde hiç olmadığı kadar yüksektir.
Ancak elbette duruşuyla diğerlerinden anında ayırt edilebilen birkaç insan vardır.
Peki kendi alanınızda en göze çarpan çalışanı kim olarak görüyorsunuz diye sordum.
Cevapladı. Bireyleri ayırmak adil değil.
Almanya'da Schrödinger ve Heisenberg'in özel bir önem taşıdığını düşünüyorum.
Schrödinger mi dedim? O ne yaptı ki?
Schrödinger tüm hayatın dalgalar halinde hareket ettiği gerçeğine ilişkin matematiksel formülü keşfetti dedi.
Peki Heisenberg?
Heisenberg matematiksel büyüklüklerin yeni bir tanımını formüle etmiş mükemmel bir matematikçidir.
Ve elbette kuantum teorisini ortaya koyan Planck var.
Einstein'dan kuantum teorisini açıklamasını istemedim.
Bunu kavramanın görelilikten bile daha zor olduğunu biliyorum.
Eddington'ın sizin en parlak yorumcunuz olduğunu söyleyebilir misiniz diye sordum.
Cevapladı. Eddington büyük bir matematikçidir ancak onun en büyük başarısı yıldızların fiziksel yapılarını keşfetmesidir.
Amerika'da önemi az önce tartıştığınız insanlarla orantılı olan biri var mı diye sordum.
Einstein biraz sessizce cevapladı.
Amerika'da bireylerin başarısı başka hiçbir yerde olmadığı kadar diğerlerinin başarısının içinde kayboluyor.
Amerika bilimsel araştırmalarda dünya lideri olmaya başlıyor.
Amerika bilimde hem sabırlı hem de ilham verici.
Amerikalılar geleneksel Avrupalı görüşünün tam tersine bilime özverili bir bağlılık gösteriyor.
Pek çoğumuz Amerikalıları dolar avcısı olarak görüyoruz.
Bu Amerikalıların kendileri tarafından düşüncesizce tekrarlansa da acımasız bir iftiradır.
Doların bir Amerikan fetişi olduğu doğru değil.
Amerikan öğrencisi dolarla ilgilenmiyor bile ve hatta böyle bir başarısı da yok.
Ama onun görevinde araştırmanın amacı bu.
Bu onun astronomi alanındaki başarısını açıklayan sonsuz küçük ve sonsuz büyük olanı çalışmasındaki özenli uygulamadır.
Peki sizin alanınızdaki en önemli başarılarımız ne oldu diye sordum.
Amerika özellikle sabit yıldızlar hakkındaki bilgimizi arttırmakta başarılı oldu.
Ancak Hollanda ve başka yerlerde de epey kayda değer işler yapanlar var.
Amerikalılar idealistler.
Wilson 14 puanın çöküşüne rağmen yüksek ideallerden ilham aldı.
ABD maddi çıkarların aynı yöndeki en büyük baskıyı oluşturmasına rağmen idealist nedenlerle savaşa girdi.
Einstein başını kuş gibi bir tarafa hafifçe eğdi ve devam etti.
Tarihteki maddi etkileri aşırı vurgulamaya meyilliyiz.
Özellikle Ruslar bu hatayı yapıyorlar.
Entelektüel ve etik değerler, gelenekler ve duygusal faktörler eşit derecede önemlidir.
Eğer böyle olmasaydı Avrupa bugün bir federasyon devleti olurdu.
Milliyetçi bir tımarhane değil.
1879'da Almanya'nın Ulm şehrinde doğan, kısmen orada, kısmen İtalya'da ve kısmen İsviçre'de İsviçre ve Alman vatandaşı olarak eğitim alan Einstein, uluslararası kıskançlıklara bir öğretmenin kavga
eden öğrencilere baktığı gibi bakıyor.
Politik olarak sosyalizme yakın.
Pasifizme nihai ideal olarak bakıyor.
Yoksul bir Yahudi, bir sosyalist ve bir pasifist olan Einstein sırtında bu dört engelin yükünü taşıyor.
Einstein kendi çekingenliği de dahil olmak üzere tüm engelleri beyin kuvvetiyle fethediyor.
Mutlakiyet hariç hiçbir siyasi yönetimi reddetmiyor.
Rusya'ya karşı tutumunda hoşgörülü ancak eleştirileri de yok değil.
Bolşevizme karşı tavrınız nedir diye sordum.
Cevapladı. Bolşevizm olağanüstü bir denemedir.
Bundan sonra toplumsal evrimin komünizm yönünde sürüklenmesi imkansız değildir.
Bolşevik deney denemeye değer olabilir.
Fakat bence Rusya idealini hayata geçirmek konusunda kötü bir şekilde yanılıyor.
Ruslar parti inancını verimliliğin üstüne koyma hatasını yapıyorlar.
Verimli insanları politikacılarla değiştiriyorlar.
Kamu hizmeti anlayışları bir başarı değil.
Fakat katı bir inanca bağlılık gibi.
Peki ya Alman Cumhuriyeti'ne inanıyor musunuz diye sordum.
Cevapladı. Kuşkusuz.
İnsanlar kendilerini yönetme hakkına sahipler.
Artık en azından hatalarımız kendimize ait.
Peki Kaiser'i Almanya'nın çöküşü için suçluyor musunuz?
Şöyle cevapladı. Kaiser iyi niyetle hareket etti.
İçgüdüleri çoğunlukla doğruyu söylerdi.
Sezgileri genelde kendi Dışişleri Bakanlığı'nın yorucu sebeplerinden daha ilham vericiydi.
Ama ne yazık ki etrafı hep zayıf görüşlü danışmanlar tarafından kuşatılırdı.
Burada lafa girdim. Gördüğüm kadarıyla Almanya'da iki parti var.
Biri Kaiser'i Alman bozgunu için suçluyor, diğeri sorumluluğu Yahudilere yüklemeye çalışıyor.
Ne düşünüyorsunuz? Einstein cevapladı.
Her ikisi de büyük oranda suçsuzdur.
Alman bozgunu, Alman halkının, özellikle de üst sınıfların hükümetin dizginlerini ele alacak ve Kaiser'e gerçekleri söyleyecek kadar güçlü ve karakterli insanlar yetiştirememesinden kaynaklanmıştır.
Einstein tereddütlü bir ifadeyle devam etti.
Bu kısmen Bismarck'ın suçudur.
Bismarck'ın hükümet felsefesi yanlıştı.
Ayrıca böyle bir devin varisi olabilecek kimse yoktu.
Birçok dahi gibi başka insanların onun izinden gitmesine izin veremeyecek kadar kıskançtı.
Aslında başka birinin Bismarck politikasının dolambaçlı yolunu izleyebileceği şüphelidir.
Bir anlamda kimseyi sorumlu tutamayız.
Ben bir deterministim.
Dolayısıyla özgür iradeye inanmıyorum.
Yahudiler özgür iradeye inanır.
İnsanın kendi hayatını şekillendirdiğine inanırlar.
Ben bu doktrini felsefi açıdan reddediyorum.
Bu bakımdan ben bir Yahudi değilim.
Peki insanın en azından sınırlı bir anlamda özgür bir varlık olduğuna inanmıyor musunuz diye sordum.
Einstein hoşnut bir gülümsemeyle cevap verdi.
Schopenhauer'a inanıyorum.
İstediğimiz şeyi yapabiliriz.
Ancak sadece yapmak zorunda olduğumuz şeyi isteyebiliriz.
Yine de pratikte irade özgürlüğü varmış gibi davranmaya mecburum.
Medeni bir toplulukta yaşamak istiyorsam insan sorumlu bir varlıkmış gibi davranmalıyım.
Felsefi olarak bir katilin suçundan sorumlu olmadığını biliyorum.
Bununla birlikte kendimi hoş olmayan temaslardan da korumak zorundayım.
Onu suçsuz olarak düşünebilirim ama onunla çay içmemeyi tercih ederim.
Bu noktada sormak zorunda kaldım.
Kendi kariyerinizi seçmediğinizi, eylemlerinizin kendi dışınızdaki bir güç tarafından önceden belirlendiğini mi söylemek istiyorsunuz?
Cevapladı. Hiç kuşkusuz kendi kariyerim kendi irademle olmadı.
Üzerinde hiçbir kontrolüm olmayan çeşitli faktörlerle belirlendi.
Özellikle de doğanın içinde yaşamın özünü hazırladığı o gizemli bezlerle yani iç salgılarımızla belirlendi.
Laf arasında ekleyiverdim.
Henry Ford bir keresinde onun da hayatı kendisinin şekillendirmediğini, bütün eylemlerine içsel bir sesin karar verdiğini söyledi.
Einstein buna cevap verdi.
Ford bunu iç sesi olarak adlandırabilir.
Sokrates bundan daimon diye bahsetmiştir.
Biz modern insanlar iç salgı bezlerimiz olarak bahsetmeyi tercih ediyoruz.
Her biri kendi tarzında insan iradesinin özgür olmadığı gerçeğini açıklıyor.
Einstein'a sordum. İnsan gelişimindeki tüm ruhsal faktörleri kasıtlı olarak görmezden gelmiş olmuyor musunuz?
Mesela bilinçaltına karşı tutumunuz nedir?
Freud'a göre zihnimizin alt tabakasına kalıcı olarak kaydedilen ruhsal olaylar hayatımızı şekillendiriyor ve bozuyor.
Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yanıtladı. Materyalist tarihçiler ve filozoflar ruhsal gerçekleri ihmal ediyorlar.
Öte yandan Freud ise bu gerçeklerin önemini abartmaya meyilli.
Psikolog değilim ama bana göre fizyolojik faktörlerin, özellikle iç salgı bezlerimizin kaderimizi kontrol ettiği açıktır.
Öyleyse psikanalize inanmıyor musunuz diye sordum.
Einstein mütevazi bir şekilde cevap verdi.
Modern düşüncenin bu kadar önemli bir aşaması üzerine bir yargıda bulunmaya cüret edemem.
Ancak bana öyle geliyor ki psikanaliz her zaman sağlıklı değildir.
Bilinç altına girmek her zaman yardımcı olmayabilir.
Bacaklarımız yüzlerce farklı kas tarafından kontrol edilir.
Bacaklarımızı incelesek ve hareket halindeyken hangi küçük kasların kullanılacağını tam olarak bilsek bile bunun yürümemize yardımcı olacağını düşünür müsünüz?
Koyu renkli gözlerini aydınlatan tuhaf bir gülümsemeyle ekledi.
Belki kurbanın ve kırk ayağın hikayesini hatırlıyorsunuzdur.
Kırk ayak o kadar ayağa sahip olmaktan gurur duyuyordu.
Komşusu kara kurbasının canı çok sıkkındı.
Çünkü sadece dört ayağı vardı.
Bir gün şeytani bir ilham kurbağayı kırk ayağa bir mektup yazmak için harekete geçirdi.
Saygıdeğer beyefendi, kırk bacağınızdan hangisini ilk önce hareket ettirdiğinizi, seçkin bedeninizi bir yerden başka bir yere taşırken diğer otuz dokuz bacağınızı hangi sırayla hareket ettirdiğinizi söyleyebilir
misiniz? Kırk ayak bu mektubu aldığında düşünmeye başladı.
İlk önce bir bacağını daha sonra diğerini denedi.
Sonunda tek bir bacağını hareket ettiremediğini şaşkınlıkla keşfetti.
Artık yürüyemiyordu.
Felç olmuştu. Psikanalizin de zihinsel ve duygusal süreçlerimizi benzer şekilde felç etmesi olasıdır.
Sordum. O zaman Freud'un muhalifi misiniz?
Hiçbir şekilde dedi.
Bütün bu sonuçlarını kabul etmeye hazır değilim.
Ancak onun çalışmalarını insan davranış bilimine son derece değerli bir katkı olarak görüyorum.
Bence onun yazarlığı psikologluğundan bile daha iyi.
Freud'un parlak tarzı Schopenhauer'dan bu yana emsali görülmemiş bir şey.
Daha fazla meyve salatası ve çilek suyu ile dolu bir duraklama oldu.
Sohbeti yeniden başlattım.
İnsan çabasının hikayesinde ilerleme gibi bir şey var mıdır ne düşünüyorsunuz?
Görebildiğim tek ilerleme organizasyondaki ilerleme.
Sıradan bir insan kendi deneyimlerinden önemli bir fayda sağlayacak kadar uzun yaşayamaz.
Öyle görünüyor ki hiç kimse başkalarının deneyimlerinden de faydalanamıyor.
Hem baba hem de öğretmen olarak çocuklarımıza hiçbir şey öğretemeyeceğimizi biliyorum.
Onlara ne yaşam bilgimizi ne de matematik bilgimizi iletebiliriz.
Her biri kendi dersini yeniden, sıfırdan öğrenmeli.
Araya girdim ve şöyle söyledim.
Ama doğa deneyimlerimizi belirginleştiriyor.
Bir neslin deneyimleri diğerinin içgüdüsüdür.
Einstein buna yanıt verdi.
Bu doğru. Ancak doğanın deneyimleri veya özellikleri aktarması on binlerce ya da on milyonlarca yıl sürer.
Arılar ve karıncalar kendilerini ortamlarına mükemmel bir şekilde adapt etmeyi öğrenmeden önce bir ebediyet geçmiş olmalı.
İnsanlar ne yazık ki böceklerden daha yavaş öğreniyor gibi gözüküyor.
Peki insanlığın sonunda süper insana evrimleşeceğini düşünüyor musunuz diye sordum.
Öyle olsa bile bu milyonlarca yıl sürecek demektir diye yanıtladı.
Peki Nietzsche'nin kız kardeşinin Nietzsche'nin kehanette bulunduğu süper insanın Mussolin olduğu yönündeki ifadesiyle aynı fikirde değil misiniz?
Yine bir gülümseme Einstein'ın yüz hatlarını aydınlattı ama eskisi kadar neşeli değildi.
Bir pasifist ve enternasyonalist olan Einstein bir diktatörün tam zıttıydı.
Özgür iradeyi felsefi olarak inkar etmesine rağmen, insanın özgürlük ilizyonu ile kendini ortaya koyabileceği sınırlı alanı daha da sınırlandırmaya yönelik her türlü çabayı reddediyordu.
Soruma şunu ekledim. Eğer başkalarının deneyimlerine çok az şey borçluysak, bilim alanındaki ani sıçramaları nasıl değerlendirirsiniz?
Kendi keşiflerinizi sezgiye veya ilhama atfediyor musunuz?
Şöyle yanıtladı. Ben sezgilere ve ilhamlara inanıyorum.
Bazen haklı olduğumu hissediyorum.
Haklı olup olmadığımı bilmiyorum.
Kraliyet Akademisi tarafından finanse edilen iki bilim insanı görellilik teorimi test etmek için yola çıktığında onların sonuçlarının benim hipotezimle uyuşacağına ikna olmuştum.
29 Mayıs 1919'daki güneş tutulması sezgilerimi onayladığında pek şaşırmadım.
Yanlış olsaydım şaşırırdım.
Peki bu durumda hayal gücünüze bilginizden daha mı çok güveniyorsunuz?
Şöyle yanıtladı. Hayal gücümden özgürce faydalanmama yetecek kadar bir sanatçıyım.
Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.
Bilgi sınırlıdır.
Hayal gücü ise dünyayı kapsar.
Peki Hristiyanlıktan ne ölçüde etkilendiniz diye sordum.
Şöyle yanıtladı. Çocukken hem İncil'den hem de Talmud'dan talimatlar aldım.
Ben bir Yahudiyim ama Nasıralı'nın aydınlık figürü beni çok etkiledi.
Peki Emil Ludwig'in İsa hakkındaki kitabını okudunuz mu?
Şöyle cevap verdi. Emil Ludwig'in İsa'sı sığ.
İsa ne kadar usta olurlarsa olsunlar, süslü sözcükler kullananlar için fazlasıyla muazzamdır.
Hiç kimse Hristiyanlığı böyle nükteli sözlerle bertaraf edemez.
Peki bu durumda İsa'nın tarihi varlığını kabul ediyor musunuz?
Şöyle yanıtladı. Hiç kuşkusuz.
Hiç kimse İsa'nın gerçek varlığını hissetmeden İncil'i okuyamaz.
Onun kişiliği nabız gibi her kelime dağıtar.
Hiçbir efsane... Böylesine yaşamla dolu değildir.
Örneğin Teseus ve ona benzeyen diğer kahramanlar gibi efsanevi antik kahramanlara karşı duyduğumuz izlenim ne kadar da farklıdır.
Onlar İsa'nın otantik canlılığından yoksundurlar.
Şöyle sordum. Ludwig Levison en son kitabında İsa'nın sözlerinin çoğunun diğer peygamberlerin sözleri olduğunu iddia ediyor.
Yorumuma Einstein şöyle cevap verdi.
Hiçbir insan İsa'nın var olduğu gerçeğini ya da sözlerinin güzel olduğunu inkar edemez.
Bazıları daha önce söylenmiş olsa bile hiç kimse o sözleri İsa'dan daha kutsal bir şekilde ifade edememiştir.
Peki şunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gilbert Chesterton'ın bana söylediğine göre Dublin Review'da yazan Katolik bir yazar, görevlilik teorinizin Thomas Aquinas'ın kozmolojisini yalnızca doğruladığını söylüyor.
Yanıtladı. Thomas Aquinas'ın tüm eserlerini okumamıştım.
Ancak bu büyük Katolik akademisyenin kapsamlı zihniyle aynı sonuçlara ulaştığım için mutluyum.
Başka bir konuya geçtim.
Kendinize bir Alman mı yoksa Yahudi olarak mı bakıyorsunuz?
Şöyle yanıtladı. Her ikisi de olmak oldukça mümkün.
Kendimi bir insan olarak görüyorum.
Milliyetçilik çocukça bir hastalıktır.
İnsanlığın kızamıdır.
Peki bu durumda Yahudi milliyetçiliğini nasıl haklı buluyorsunuz?
Yanıtladı. Ulusal bir deney olmasına rağmen Siyonizmi destekliyorum.
Çünkü o biz Yahudilere ortak çıkarlar veriyor.
Bu milliyetçilik diğer halklara bir tehdit değil.
Zion emperyalist tasarımlar geliştirmek için çok küçük.
Peki öyleyse asimilasyona inanmıyor musunuz?
Şöyle yanıtladı. Biz Yahudiler tarih boyunca hep fazla uyum sağlayabilir olduk.
Sosyal uygunluk uğruna kendi hususiyetlerimizi feda etmek için çok istekliydik.
Şöyle dedim. Belki de asimilasyon daha büyük mutluluklar yaratıyordur.
Ne dersiniz? Sanmıyorum dedi.
Modern medeniyetlerde bile Yahudiler Yahudi olarak kalırsa daha mutlu olurlar.
Sorularıma hız kattım.
Peki milliyetçiliğin yerine geçen ırka inanıyor musunuz?
Net bir şekilde cevapladı.
Irk en azından daha büyük bir birim oluşturuyor.
Ama yine de böyle bir ırka inanmıyorum.
Irk sahtekarlıktır.
Tüm modern halklar hiçbir saf ırk kalmayacak kadar çok etnik karışımın bir araya gelmesidir.
Dine, İsrail'in çocuklarını bir arada tutan bir bağ olarak mı bakıyorsunuz diye sorunca Einstein düşünceli bir şekilde cevap verdi.
Hayır, dinin en önemli unsur olduğunu düşünmüyorum.
Çocuğun anne sütüyle emdiği, babanın oğlu aktardığı bir gelenekler bütünü tarafından bir arada tutuluyoruz.
Bebeklik döneminin atmosferi hususiyetlerimizi ve tercihlerimizi önceden belirliyor.
Sizinle tanıştığımda başkalarıyla iletişim kurmayı o kadar zorlaştıran engellemeler olmadan özgürce konuşabileceğimi biliyordum.
Size bir Almanya'da Amerikalı değil bir Yahudi olarak baktım.
Kendisine şöyle söyledim.
Wondering Jew yani gezgin Yahudi otobiyografisini Paul Eldridge ile birlikte yazdım.
Yine de şu işe bakın ki ben bir Yahudi değilim.
Ebeveynlerim ve atalarım protestan Almanya'dan gelen İskandinavlar.
Einstein buna şöyle dedi.
Bireyin kendi bünyesindeki her kan damlasını takip etmesi imkansızdır.
Atalar, sultanı utandıran satranç tahtasındaki ünlü mısır tohumu gibi çoğalırlar.
Birkaç nesil geri gittikten sonra atalarımız o kadar çok artar ki varlığımızı oluşturan unsurları tam olarak belirlemek neredeyse imkansızlaşır.
Siz de Yahudilerin ruhsal uyum sağlayabilirliğine sahipsiniz.
Psikolojinizde engeller olmadan sizinle konuşmamı mümkün kılan bir şeyler var.
Peki sordum.
Neden akıl çabukluğu yalnızca bir Yahudi özelliği olsun ki?
Ayrıca İrlandalılar ve büyük ölçüde Amerikalılar tarafından da bu özellik sahiplenilmedi mi?
Şöyle yanıtladı. Amerikalılar hiç kuşkusuz sahip oldukları ırk ve ulus çeşitliliğine çok şey borçlular.
Bu ırk karışımının onların milliyetçiliğini Avrupa milliyetçiliğinden daha az sakıncalı kılması mümkündür.
ABD'deki milliyetçilik Avrupa'daki gibi uyuşmaz formlara bürünmüyor.
Bu kısmen ülkenizin büyük olması ve dar sınırlar açısından düşünmemeniz nedeniyle de olabilir.
Avrupa uluslarının ilişkilerini zehirleyen nefret veya korku miraslarından muzdarip olmamanızdan da kaynaklı olabilir.
Ancak Yahudi sorununa geri dönersek, diğer gruplar ve uluslar kendi kişisel geleneklerini besliyorlar.
Bizim kendi geleneklerimizi feda etmemiz için hiçbir neden yok.
Standartlaştırma yaşamın renklerini çalar.
Her etnik grubu özel geleneklerinden mahrum bırakmak dünyayı büyük bir Ford fabrikasına dönüştürmektir.
Otomobilleri standartlaştırmaya inanırım fakat insanlara bunu yapmaya inanmam.
Standartlaştırma Amerikan kültürünü tehdit eden en büyük tehlikedir.
Peki bu durumda Ford'un bir tehdit olduğunu düşünüyor musunuz o halde?
Şöyle yanıtladı. Ford hiç şüphesiz bir dahidir.
Eğer yaşamın gücü kendisine özel bir yetenek vermediyse hiç kimse Ford'un yarattığı şeyleri yaratamaz.
Yine de bazen Ford gibi insanlar için üzülüyorum.
Onlara yaklaşan herkes onlardan bir şeyler istiyor.
Ford gibi insanlar aldıkları takdirin kişiliklerine değil de güçlerine ya da cüzdanlarına olduğunu her zaman fark edemezler.
Büyük sanayi önderleri ve büyük krallar da aynı hataya düşerler.
Görünmez bir duvar onların görüşünü engeller.
Mutluyum çünkü hiç kimseden bir şey istemiyorum.
Para umrumda bile değil.
Dekorasyonlar, ünvanlar veya ayrıcalıklar benim için hiçbir şey ifade etmiyor.
Övgü istemiyorum. İşimden, kemanımdan ve yelkenli teknemden başka bana zevk veren tek şey çalışma arkadaşlarımın takdiridir.
Ben alçak gönüllünüz sizi yüceltiyor deyince Einstein omuzlarını silkeleyerek cevap verdi.
Hayır ben hiçbir şey için övgü istemiyorum.
Her şey başlangıçta son da üzerinde kontrolümüz olmayan kuvvetler tarafından belirlenir.
Böcekler için olduğu kadar yıldızlar için de belirlenir.
İnsanlar, sebzeler veya kozmik tozlar.
Hepimiz görünmez bir oyuncu tarafından uzaktan çalınan gizemli bir melodiyle dans ediyoruz.
Bu noktada Einstein ayaklandı ve özür dileyerek ayrıldı.
Neredeyse gece yarısı olmuştu.
Yaklaşık 3 saattir konuşuyorduk.
Burada Bayan Einstein araya girdi.
Kocamın önemli işleri var.
Ama gitmenize gerek yok.
Burada kalıp benimle konuşmaz mısınız?
Bayan Einstein'la da uzun süre konuştuk.
Bir süre sonra Einstein'ın bornozuna sarılmış silüetini banyoya giderken gördüm.
Einstein bana baştan beri beni büyüleyen aynı gülümsemesiyle gülümsedi.
Bilgeyi bornozunun içinde görmek de bir şeydi söylemeliyim.
Sıradan insanlığın dokunuşu onun haysiyetinden hiçbir şey azaltmamıştı.
Bayan Einstein'ın gözleri kocasını banyoya giderken ve banyodan çıkarken ona taparcasına takip etti.
Büyük insanların eşlerinde nadir görülen bir nezaketle kendisini kocasına göre ayarlıyordu.
Einstein tavan arasına çıktığında karısı onun kuyruğuna yapışmıyordu.
Einstein yalnız kalmak istediğinde ise Bayan Einstein kendisini onun hayatından tamamen siliyordu.
Bayan Einstein kocasını uyumsuz temaslardan esirgiyor ve kutsal ateşi koruyan bir Vesta bakiresinin bağlılığıyla kocasının zihin huzurunu koruyordu.
Şüphesiz ki Einstein bundan daha az fedakarlık yapan bir eşle adını ölümsüzlerin arasına yazdıran böylesine keşifler yapamazdı.
Bu yüzden güneşi ve tüm yıldızları harekete geçiren aşk Albert Einstein'ın dehasını yalnız olduğu bu yolda ayakta tutuyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
