Dünya'daki Yaşamı, Dünya Dışı Bir Uygarlık Getirmiş Olabilir mi?
21 Ağustos 2021 · 6 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Editör Çağrı Mert Bakırcı Seslendiren Cemile Kış Ders kitaplarının verdiği izlenime rağmen evrene dair şu anki bilgilerimiz uçsuz bucaksız bir cehalet okyanusunda sadece küçük bir
adayı temsil etmektedir.
Bilimsel girişim bu adanın kara kütlesini genişletmekle ilgilidir.
Öte yandan bilgi edinme faaliyetinde bulunmak eğlencelidir.
Muhtemelen her şeyi önceden bilmek çok sıkıcı olurdu.
Dünya dışı akıllı yaşamla ilk temasın teknolojik olarak çok gelişmiş bir uygarlıkla gerçekleşmesi oldukça olasıdır.
Bununla birlikte insanlık olarak bilimsel gelişmedeki birkaç yüzyılımızın aksine, Milyarlarca yıldır bilimsel ve teknolojik atılımlar yapan dünya dışı yabancı bir uygarlığın bilgi birikimine maruz kalmak
gerçekten de oldukça şok edici bir deneyim olurdu.
Ünlü bilim kurgu yazarı Arthur Clarke bu konuya ilişkin olarak şöyle söylüyor.
Yeterince gelişmiş herhangi bir teknoloji sihirden ayırt edilemez.
Başka bir deyişle böyle bir uygarlığın üyeleri bizim için tanrı gibi görünecektir.
Dünya dışı zeka tarafından geliştirilmiş bir teknoloji ile karşılaşmak, antik dönem insanlarının modern bir akıllı telefon ile hayali bir etkileşimine benzeyebilir.
Antik dönem insanları akıllı telefonu bir iletişim cihazı olarak görmeyecek, ilginç bir şekle sahip parlak bir taş olarak yorumlayacaklardır.
Benzer bir durum, güneş sistemimize ilk kez giren yıldızlar arası bir nesnenin tespit edilmesine tepki olarak da gerçekleşmiş olabilir.
Oumuamua isimli nesne 6 tuhaf özellik gösterdi ancak bilim insanlarının çoğunluğu tarafından yabancı bir kaya parçası olarak yorumlandı.
Nispeten küçük olacağından gelişmiş yabancı teknolojiyi içeren çoğu ekipman yalnızca ışık kaynağımız güneşe yeterince yaklaştığında tespit edilebilirdi.
Işık kaynağımızın kapsamındaki bu teknolojik anahtarları arayabiliriz ancak bu yabancı teknolojilerin çoğu görüş alanımızdan uzaklaştıkça fark edilme ihtimali bir o kadar da azalacaktır.
Daha da temel olarak bizim tarafımızdan henüz geliştirilmemiş olan yabancı bir uygarlığa ait gelişmiş teknolojileri tanıyıp tanıyamayacağımız da merak edilebilir.
Sonuçta bu teknolojiler bir antik dönem insanının akıllı telefon bulması kurgusunda olduğu gibi bize yabancı bir teknoloji, iletişim sinyalleri yaymak gibi kolayca göze çarpmayan ustaca yapılmış ince amaçlara
sahip olabilir. Etrafımıza bakarken rutin olarak karşılaştığımız en gizemli fenomen karmaşık yaşamın karmaşıklığıdır.
Bazı bilim insanları, yaşamın kendisinin uzaylı bir uygarlık tarafından dünyada tohumlanıp tohumlanmadığını araştırmaktadır.
Kulağa ilginç gelen bu fikir, yönlendirilmiş panspermiya veya genel ismiyle panspermiya teorisi olarak bilinmektedir.
Mikroskobik ölçeklerdeki yaşam tohumlarını galaksideki yaşama uygun olan ortamlara dağıtan robotik gelişmiş bir sonda veya bunun yerine bu tohumları, önceden belirlenmiş bir plana göre o ortamdaki ham maddelerden
üreten çok gelişmiş 3 boyutlu bir yazıcıya sahip otonom bir uzay aracı hayal edilebilir.
İstisnasız olarak dünyadaki tüm yaşam formlarının kirelitesi ya da diğer ismiyle evrensel solaklığı, Uzaydan gelen ve yaşamı barındıran bir kayanın dünyaya düşmesi gibi doğal veya yapay kökenli tek bir
panspermiye olayından kaynaklandığı şeklinde yorumlanabilir.
Bir gün laboratuvar ortamında sentetik yaşam üretimi başardığımızda uzaylıların neler yapabileceğine dair hayal gücümüz de gelişecektir.
Bir yıldız sisteminin yaşanabilir bölgesinde yapay olarak yaşam tohumlamak için ihtiyaç duyulan hedeflenmiş sondaların sayısı, rastgele yörüngelerde aynı amaca hizmet eden doğal kayaların sayısından çok daha az olacaktır.
Hedef gezegendeki mevcut ham maddelerden yaşamın üç boyutlu olarak yazdırılmasının avantajı, doğal DNA örneklerinin sınırlı bir ömür sürmesi ve nihayetinde birkaç milyon yıl içinde parçalanabilmesine karşın yapay
makinelerin çok daha uzun süre dayanacak biçimde üretim yapabilmesidir.
Şu anda uygarlığımız, nükleer silahlar, iklim değişikliği ve yapay zeka gibi kendi kendine yol açtığı insanlığın ve diğer canlıların varoluşuna yönelik tehditlerin yanı sıra asteroit çarpması gibi dış tehditler
tarafından yok edilmeye karşı da oldukça savunmasızdır.
Dünya şu anda bizim için rahat bir yuva gibi görünse de türümüzün geleceği için tüm yumurtalarımızı tek bir sepette tutmamak akıllıca olacaktır.
Uzaya gitmeli ve dünyanın ötesindeki yerleri bildiğimiz yaşamla tohumlamalıyız.
Böylece dünya yaşamının tamamen yok olma riskini azaltabilir ve yaşamın uzun ömürlü olmasını sağlayabiliriz.
Eğer gelecekte dünya dışında yaşam olduğuna dair bir kanıt bulursak ve her şey dünyadaki yaşamla aynı ya da oldukça benzerse veya dünya dışı yaşam alışılmadık bir şekilde uzayda kümelenmişse galaksideki
yaşamın ortak bir ataya sahip olduğunu ve yapay kökenli yönlendirilmiş panspermiyanın söz konusu olduğunu fark edebiliriz.
Eğer yaşam dünyada yapay olarak tohumlandıysa, yaşam ekici uygarlığın sonucu kontrol edip etmediği merak edilebilir.
Belki de onlardan haber alamamış olmamız hayal kırıklığına uğradıklarını gösteriyordur.
Deney başarısız olmuş olabilir ya da bir sonuca ulaşmış olmaları için çok yavaş olabiliriz.
Bazen sorumsuzca davrandığımız düşünülürse bu sürpriz olmayabilir.
Belki de omuzlarımızın üzerinden birilerinin baktığını bilseydik daha iyisini yapardık.
Elimizdeki en iyi teleskopları ve benzeri teknolojileri kullanarak oralarda bir yerlerde olup olmadıklarını öğrenmemiz için henüz çok geç kalmış değiliz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
