Dijital Çağın Yeni Patolojileri: Dijital İstifçilik, Sharenting, Dijital Demans ve FOMO Nedir?
29 Mayıs 2022 · 10 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Bu içerik Biyonluk seslendirmenlerinden İbrahim Uzun tarafından seslendirilmiştir.
Dijital çağ ile birlikte insanın bilgisayar ve fizyolojik yapısını etki eden birçok patoloji ortaya çıkmıştır.
Teknolojinin yaygın kullanımı, bireylerin akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi dijital araçlar vesilesiyle sosyal asitelerinde fazlaca zaman geçirmelerine neden olmaktadır.
bu bağlamda güncel yaşamda görülen birçok patolojinin dijital formlara büründüğü ifade edilebilir.
Dijital ortamlarda işe yarar yaramaz birçok veri biriktirmek, dijital istifçiliğe, reçet olmayan ve rıza bildirmeyen çocuğunun görüntülerini sosyal ağlarda bilinçsizle paylaşan ebeveynler, şehrin tingi, sosyal
ortamlarda deneyimlerinden mahrum kalacağını düşünmekten endişe duymak, FOMO'ya, dijital teknolojinin her türden yanlış ve aşırı kullanımı ise dijital demansa yol açabilmektedir.
Dijital istifçilik nedir?
Dispozofinin kompülsif biriktirme hastalığı dijital versiyonu olarak görülen dijital istifçilik, fotoğrafların, e-postaların, kitapların, dosyaların, işe yarayan veya yaramayan ekran görüntülerinin ve her türlü dijital verinin
dijital cihazlara istiflenmesi anlamına gelir.
Dijital istifçi olan birey, cep telefonu, tablet ve bilgisayar gibi teknolojik cihazlara veri depolamaktan sınırları zorlayabilir ve aynı dijital verileri birkaç tane cihazda birden stoklayabilir.
Esasında bu hastalığın temel motivasyonu birden fazla birinin ihtiyaca hitap edip etmediğine odaklanmaksızın tamamen biriktirilmek üzere cihaza kaydedilmesine yönelen bir davranıştır.
İstifleme patolojik bir durumdur.
Çünkü kişilerin istifledikleri nesnelere duygusal bir değer yükleyerek o nesnenin gelecekteki maddi faydasını düşünüp istifleme davranışı gösterdikleri bilinir.
İstiflemek bireylerin yaşam kalitesini oldukça düşürmekte ve gelecekte bir gün işe yarar diye düşündükleri nesnelerin biriktirilmesiyle bireyler nesnelerin egemenliği altına girmektedir.
Bu noktada dijital istifçiliği klasik istifçilikten ayıran nokta, istifleme davranışını gerçekleştirmeden önce oluşan motivasyon farklılığı olmaktadır.
Dijital istifçiler bir gün işe yarar mantığından yola çıksalar bile, bir müddet sonra işe yarayıp yaramadığını önemsemeden birçok veriyi saklama girişiminde bulunmaktadır.
Bu nedenle istifleme davranışının arkasında yatan nesneye değer yükleme anlamından çıkarak, dürtüsel ve koşullanma ile yapılan istifleme davranışına yönelen bir istifçi profili oluştuğu ifade edilebilmektedir.
Dijital istifçilik kavramı ile ilgili literatürde yapılan ilk çalışma Benekon ve arkadaşlarının 2015 yılında yaptıkları vaka çalışmasıdır.
Bu çalışmada 47 yaşındaki bir hasta gündelik işlerini ciddi biçimde engelleyen bir dijital fotoğraf biriktirme sorunuyla araştırmacılara başvurmuştur.
Hasta 5 yıl önce aldığı bir dijital kamerayla her gün her an yaklaşık 1000 adede varan manzara fotoğrafları çekmektedir.
Hastanın bu davranışı onun literatüre ilk dijital istifçi olarak geçmesine neden olmuştur.
İstifçi birey, eşyalarında olduğu gibi dijital verilerin de anıları çağrıştırdığı ve o nedenle çektiği fotoğrafları atmakta zorlandığını ifade etmektedir.
özellikle 4 harici harddiske verilerini yedeklediğini ve yedeklediği verileri de yine 4 harici harddiske depoladığını belirtmiştir.
Depoladığı fotoğrafları hiçbir şekilde kullanmadığını belirtmiş olsa da bu fotoğrafları depolamadaki temel düşüncesinin bir gün kullanacağı yönünde olduğu görülmüştür.
Dijital veri istifleminin olumsuz yanlarından biri, hele ki depolanan veriler kurum ve kuruluşlara aitse, bu verilerin çalınabilecek olması veya siber saldırılara maruz kalabilecek olmasıdır.
Özellikle sadece tekil bireylerin değil, birçok kurumun ve kuruluşun da üretkenliği, bilgi yönetimini, maliyeti azaltmak ve verimi artırmak adına verileri depoladığı bilindiği için verilerin yeterince iyi saklanmaması ciddi güvenlik
açıklarına neden olabilmektedir.
Bu kavram parenting, Türkçesi ebeveynlik ve share, Türkçesi paylaşım kelimelerinden türetilerek literatüre geçmiştir.
Call Instinctionary Sharingting kavramını, sosyal medyayı düzenli kullanan bir ebeveynin çocuklarıyla ilgili çok fazla ayrıntılı bilgi paylaşması şeklinde açıklamaktadır.
Ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili yaptıkları paylaşımların yanı sıra doğum fotoğrafçıları, okul öğretmenleri, sağlık personelleri veya akrabalar çocuklarla ilgili fotoğrafları sosyal medyada kontrolsüz biçimde dolaşıma sokabilmektedir.
Sosyal medya platformlarında yapılan hashtagler sayesinde çocukların havuzda altlarında bezli halleri veya doğum günü kutlamalarındaki görüntüleri birden fazla insana ulaşabilmektedir.
Share in Think konusundaki en büyük problem, resimlerinin paylaşılması için rızası alınmayan çocukların belirli bir olgunluğa erişene kadar sosyal medya hesaplarını kullanamadıkları için ailelerinin kendilerini kontrolsüz bir şekilde her an ifşa
etmeleridir. Yetişkin olmayan çocukların dijital kimliklerini Instagram, Facebook, Twitter gibi sosyal medya hesaplarında gösteren fotoğraflar, videolar ve çeşitli dijital veriler pedofili amacıyla müştehcen siteleri kopyalanmak üzere
alınabilmektedir. Bu bağlamda ebeveynlerin sosyal medya hesaplarında gezgin annesi, oyuncu annesi, müzisyen babası gibi isimlerle kendi dijital kimliğini ebeveynlik üzerinden inşa etme çabası çocuklar için unutulma hakkının
ihlali olabilmektedir.
Ebeveynler iyi niyetle paylaşım yaptıklarını ifade etseler de arkalarında çocuklarına dair bıraktıkları dijital ayak izleri çocukların gizlilik ve mahremiyet gibi haklarını da ihlal etmektedir.
Teknolojinin yaygın kullanımı ile birlikte bilgilere kolaylıkla erişebilme, haberleşme, erişilebilirlik, boş zamanlı değerlendirme gibi avantajlar ortaya çıkmıştır.
Ancak tüm bu avantajların yanında dijitalleşmenin getirdiği bir takım patolojik durumlar da ortaya çıkmıştır.
Dijital Demans bu patolojilerden birisidir ve ilk kez Alman psikiyatrist, psikolog ve nörolog olan Manfred Spitzer tarafından 2012 yılında kavramlaştırılmıştır.
Teknolojinin aşırı kullanımı sonucunda bireylerde bilişsel fonksiyonlarda işlevsizlik ve bozulma görülebilmektedir.
Bu durumun haricinde bireylerde kısa süreli bellek yapılarında bozulmalar da meydana gelebilmektedir.
Dijital teknolojiyi aşırı düzeyde kullanan bireylerin beyinlerinin sağ lobu yerine sol lobunu geliştirdikleri belirtilmektedir.
En nihayetinde uzun süreli teknoloji kaygıt kullanımı, dikkatli azalma ve bilişsel bozuklukları ortaya çıkarmakta, böylelikle de dijital demansın oluşabileceği ifade edilebilir.
Uzun süre cep telefonu kullanan bireylerde unutkanlığın ortaya çıktığı ve bu nedenle en ufak bilgiyi bile hatırlayabilmek için kayıt tutmaya başladıkları gözlemlenmektedir.
Bunun haricinde bilgiye ulaşmak için internet kullanımının yaygınlaşması, bilgiyi hatırlamak için çaba sarf etmek yerine hızlıca web araması gerçekleştirilmesi, bireylerde bilişsel işle bozukluklarının artacağını göstermektedir.
Sosyal ortamlarda gelişmeleri kaçırmaktan korkmak FOMO FOMO, İngilizce Fear of Missing Out, Türkçe'ye sosyal ortamlarda gelişmeleri kaçırma korkusu anlamında girmiş bir dijital çağ patolojisidir.
Aynı zamanda sosyal ortamlarda gelişmeleri kaçırmak kaynaklı bir eksiklik duygusu ile karakterize edilen bir kavramdır.
Bireyler kendilerinin fiziki olarak bulunamadıkları her türden ortamda yaşanan olumlu deneyimlere karşı şiddetli bir mahrumiyet duygusu yaşadıklarında esasında FOMO meydana gelmektedir.
Bu patolojiyi meydana getiren en önemli etkenin sosyal medyada anlık bildirimlerin yaygınlaşması ve her bireyin kendi deneyimlerini istediği an sosyal medyada paylaşabilmesi olduğu ifade edilmektedir.
Bu nedenle sosyal medya ağlarında birilerini takip eden bireyler, ötekilerin hayatlarında neler olup bittiğini paylaştığı gönderilere karşı hassasiyet geliştirerek, kendilerinin o hayattan mahrum kaldığını düşünmeleri endişe doğurmaktadır.
Özellikle Facebook, Instagram, Foursquare ve Twitter gibi sosyal ağ hizmetleri, kullanıcılara sürekli bağlantıda kalabilme olanağı tanımakta, böylelikle sosyal katılım dijital ortamlarda artışa geçmektedir.
Kaçırma korkusu yani FOMO, sosyal aplatonlarının aşırı kullanımı kaynaklı meydana gelen dijital bağımlılık neticesinde oluşabilen bir patoloji olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç, teknolojinin yoğun kullanıldığı bir çağ olan günümüz dünyasında dijitalleşme ile birlikte ortaya çıkan bir takım patolojilerin olduğu görülmektedir.
Dijital patolojilerin temelinde teknoloji ve sosyal medya bağımlılığı olduğu görülmektedir.
Dijital aygıtların aşırı kullanımı ve sosyal hastelerinde geçirilen zamanın artması, bireylerin bütüncül anlamda iyi oluşlarını olumsuz etkileyerek psikolojik, bilişsel ve fizyolojik bir takım bozulmalar meydana getirebilmektedir.
Önümüzdeki yıllarda eğitsel, sosyal, psikolojik ve sağlık açısından çeşitli önlemler alınmadığı takdirde, dijital istifçilik, FOMO, dijital demans ve share-in-think ve neca yeni dijital patolojinin etkisinin yaygınlaşması,
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
