Descartes Felsefesine Kısa Bir Bakış: Düşünüyorum, Öyleyse Varım (Cogito Ergo Sum)!
29 Nisan 2024 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Klasik felsefeden modern felsefeye geçişte en önemli kişilik olarak kabul edilmektedir.
Bu, ortaya koyduğu öğretisinin içeriğinden çok onun felsefi araştırma kavrayışına bağlıdır.
Descartes felsefesinde özneyi merkeze alarak onu ikili bir yapıyla ortaya koymuştur.
Bilgiyi özneden yola çıkarak ortaya koymaya çalışmıştır.
Başka bir deyişle önce kendi varlığını sağlamlaştırmış, daha sonra dış dünyaya yönelmiştir.
Descartes'e göre filozof işe silmeyle başlamalıdır.
Önceki bilgilerine şüpheyle yaklaşmalıdır.
Bu temizleme işleminin aracı ise kuşku yöntemidir.
Descartes, bugüne kadar güvenilir kabul ettiği her şeyi duyular vasıtasıyla aldığını söyleyerek, onların bilgisine güvenilmeyeceğini, bu sebepten ötürü her şeyden şüphe ederek işe başlayacağını söylemiştir.
Descartes'in şüpheciliği geçicidir.
Amacı, kesin ve bizzat kendisinin elde ettiği bir bilgiye varmaktır.
Descartes, şu ana kadar bildiklerini askıya aldıktan sonra, hakiki sayılabilecek, kesin olarak doğru olan şeyi aramaya başlamıştır.
Bu noktada Descartes, Ego son.
Benim varım önermesine ulaşmıştır.
Descartes'a göre her şeyini beni aldatmaya adamış bir aldatıcı bile ben bir şey olduğumu düşündüğüm sürece beni bir şey olmadığıma inandıramayacak, ikna edemeyecektir.
Eğer beni aldatıyorsa öyleyse var olduğuma hiç kuşku yok.
İstediği kadar aldatsın beni.
Ben bir şey olduğumu düşündüğüm sürece bir şey olmamamı asla sağlayamayacaktır.
Öyle ki her şeyi iyice düşünüp özenle inceledikten sonra benim varım önermesini her ileri sürüşümde onun zorunlu olarak doğru olduğu sonucuna varmak ve bunun değişmez olduğunu kabul etmek gerekir.
Ama bu, Descartes için yeterli değildir.
Çünkü bu önermenin hala açık olmadığını düşünmektedir.
Descartes bu noktada beden ve ruhu incelemeye tabi tutarak, bu ikisinden kendisine ait bir özellik aramıştır.
Ruh konusunda Descartes, ilk olarak onu hissetme kavramı açısından ele almış, fakat beden olmaksızın ruhun hissedilemeyeceğini söyleyerek, bunun kendine ait bir şey olmadığını söylemiştir.
İkinci olarak baktığı kavram ise düşünmedir.
Düşünme, ona ait olan bir özelliktir.
Bu yüzden Descartes, ben kimim sorusuna, düşünen bir şeyim cevabını vermiştir.
Benim, varım, bu kesin ama ne kadar bir süre için.
Ancak düşündüğüm sürece, zira ola ki düşünmeye son verseydim, olmaya ya da var olmaya da son verirdim.
Descartes'ın bu cümlelerine dayanarak, onun temel argümanı olan cogito ergo sum, düşünüyorum, o halde varım argümanına ulaşmak mümkündür.
Bu cümlelerden, düşünmenin, var olmanın ön koşulu olduğu sonucu çıkarılabilmektedir.
Bu sebepten ötürü insanın özü düşünmektir dersek yanlış olmaz.
Descartes'e göre her şeyden şüphe edilebilir fakat şüphe edildiğinden şüphe edilememektedir.
Descartes felsefesi dualist bir felsefe olarak anılmaktadır.
Bu onun töz anlayışının bir sonucudur.
Descartes'te ikili bir töz anlayışı vardır.
Bu tözler sonsuz ve sonlu töz olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Sonsuz töz tanrıdır.
Sonlu töz ise içinde ruh ve beden olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Sonlu töz için insan demek uygundur.
Descartes'in zihin ve beden arasındaki ayrımı ortaya koyma veya dualizmi ifade etme tarzı, gelenekten kopuşu temsil etmektedir ve modern felsefenin seyrini etkilemiştir.
Modern felsefe, ortaçağ felsefesinden kopuştur.
Ortaçağ'da din temelli açıklamalar yapılırken, modern felsefede bilimsel ve akla dayılı açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır.
Descartes'te zihin bütünüyle gerçek, ayrı bir tözdür.
Beden olmaksızın ve tanrının yardımı olmaksızın varlığını sürdürebilir.
Descartes'e göre madde ve düşünce, yani beden ve ruh birbirinden tamamen farklıdır.
Ama aynı zamanda her ikisi de birer tözdür.
Bedenin özü yer kaplamaktır.
Descartes bunu bal mumu deneyi olarak adlandırılan bir örnekle açıklar.
Örnek olarak şu bal mumu parçasını alalım.
Kovadan yeni çıkartılmıştır ve içindeki balın tadı henüz kaybolmamıştır.
Toplandığı çiçeklerin kokusundan hala bir şeyler kalmıştır.
Rengi, şekli, boyutları görünmektedir.
Katı ve soğuktur. Elimle ona şekil verebilirim ve ona vurduğumda bir ses çıktığında duyarım.
Ama şu anda konuşurken bal mumunu ateşe yaklaştırıyor ve bakıyorum.
Kalan tadı kaçıyor, kokusu kayboluyor, rengi değişiyor, şekli kayboluyor.
Boyutları artıyor, sıvı ve sıcak hale geliyor.
Ona vurduğumda artık ses vermiyor.
Peki bu değişmeden sonra aynı bal mumu kalmış mıdır?
Kaldığını kabul etmek gerekir ve kimse de bundan kuşku duymaz.
Başka türlü bir yargıda bulunmaz.
Öyleyse bu bal mumunda böylesine seçiklik içinde kavranan nedir?
Kuşkusuz duyular yoluyla ulaştığımız özelliklerden hiçbiri değil.
Beden sadece yer kaplamakta düşünmemektedir.
Ruh ise sadece düşünmekte yer kaplamamaktadır.
Buradan harekette bedenin uzaysal, ruhun uzaysal olmadığı söylenilebilir.
Ancak Descartes, zamansallık bakımından bu ikisi arasında ayrım yapamamaktadır.
Yani hem beden hem ruh zamansaldır.
Descartes ruhu bedenden üstün tutmaktadır.
Beden ruh olmaksızın varlığını sürdürememektedir.
Başka bir deyişle ruhsuz beden sadece bir maddedir.
Ruh ise herhangi bir şeye ihtiyaç duymaksızın varlığını sürdürebilmektedir.
Descartes, ruh ve beden arasındaki farkı ortaya koyduktan sonra bu ikisinin nasıl birlik içinde olduğu konusuyla ilgilenmiştir.
Bu birliktelik için Descartes, epifiz bezi teorisi denilebilecek bir teoriyi ortaya koymuştur.
Buna göre ruh ve beden, beynin arka kısmındaki epifiz bezinin içinde birlik içinde bulunmaktadır.
Daha sonraları Descartes'ın bu çözümü ciddi eleştiriler almıştır.
3. Descartes'in Epistemolojisi Descartes daha önce de bahsettiğimiz gibi şu ana kadar bildiği her şeyi askıya alarak işe başlamıştır.
Bunun sebebi ise duyuların bizi yanıltması, şu ana kadar olan tüm bilgimizin de duyular vasıtasıyla alınmasıdır.
Kesinlik noktasında duy verilerini eleyen Descartes, matematiği ve geometriyi incelemeye tabi tutmuş, onların kanıtlamalarının açık olduğunu söylemiştir.
İster uykuda olayım, ister uyanık.
2 artı 3 her zaman 5 edecektir.
Karenin 4'ten fazla kenarı olamayacaktır.
Böylesine aşikar hakikatlerin yanlış ve kesinlikten yoksun olduğundan kuşkulanabilmek mümkünmüş gibi görünmez.
Descartes ilk olarak varlığını ortaya koymuştur.
Yani var olduğunu ispatlamıştır.
Düşünen beni merkeze alan Descartes, diğer her şeyi bu temel üzerine inşa etmiştir.
Genel ilke olarak ortaya koyduğu ben, kendisinde kuşkuyu, tasarlamayı, anlamayı, istemeyi, hissetmeyi, imgeler oluşturabilmeyi barındırmaktadır.
Bu yetiler düşünen töze bağlıdır.
Düşünen töz ise salt zihindir.
Salt zihin bizi hiçbir zaman yanıltmamakla birlikte, bizi apaçık bilgiye götüren şey de odur.
Descartes'ın yöntemi dört aşamadan oluşmaktadır.
ilk olarak doğru olduğunu apaçık bilmediği hiçbir şeyi kabul etmemekte, ikinci olarak incelenecek şeyi en küçük parçalarına kadar bölmekte, üçüncü olarak bu parçalardan başlayarak karmaşık yapılara doğru ilerleyen bir tüme varımsal yol
izlemekte ve son olarak her adımda yaptığı işlemi gözden geçirmektedir.
Descartes'ın epistemolojisi cogito temellidir.
Cogito temel alınarak dış dünya açıklanmaktadır.
Yani kendi bilincinden nesneye doğru bir gidiş söz konusudur.
Descartes bu noktada doğruluk ve kesinlik ayrımı yapmaktadır.
Kesin olan şey apriori olup açık ve seçik olan şeydir.
Bu önermelerin doğruluğu ya da yanlışlığı söz konusu değildir.
Buna örnek olarak matematik ve geometriyi görmek mümkündür.
Doğruluk ise bilgiye ilişkindir ve olumsal olabilendir.
Descartes'a göre kesinliği elde etmenin yolu sezgidir.
Şüphe yöntemini kullanarak kendisinden şüphe edilmeyecek bir temel arayan Descartes, ulaştığı cogito bilgisinden emindir.
Bu eminliği ona veren ise bir sezgidir.
Sezgi kesinliğin kaynağıdır.
Sezgiden anladığımız duyuların değişken kanaatleri değil.
İmgelemin yanıltıcı birleşimlerinden doğan aldatıcı yargı da değil, saf ve dikkatli bir anlığın kavramını anlıyorum.
Anladığım şey üzerine geride hiçbir şüphenin kalmayacağı o denli kolay ve açık seçik olarak belirlenmiştir ki, yine aynı manaya gelmek üzere Sezgi saf ve dikkatli bir anlığın şüphe duyulmaz bir kavramıdır ki, yalnızca aklın
doğal ışığından doğan sağlam, yalan olduğu için tümden gelimden daha güvenilir ve insanın hata yapamayacağı kavrayışıdır.
Sezgi ile edindiğimiz bilgiler aynı zamanda açık ve seçiktir.
Descartes için doğruluk, açık ve seçikliktir.
Yani bir şey açık ve seçik ise doğrudur.
Açıklık ve seçiklik, bizi peşin hükümlerden ve acele yargılardan korumakta ve aklın hata yapmasını engellemektedir.
Descartes, şeylerin bilgisini Tanrı'ya dayandırmaktadır.
Tanrı idesine sahip olmadıkça, başka şeylere ilişkin bilgi edinilemez.
Descartes'e göre bilginin teminatı Tanrı'dır.
Son olarak, idealere bakacak olursak, doğuştan duyu verilerinden türetilen ve kendi türettiğimiz ideeler olmak üzere üç tür ide vardır.
Bu ideeler, Bilginin oluşum sürecinde etkin rol oynamaktadır.
Doğuştan idelerin doğruluğu ya da yanlışlığı söz konusu değildir.
Buna örnek olarak matematik ve geometriyi verebiliriz.
Bunlar düşünen benim varoluşuna bağlı olduğu için kendiliğinden açık ve seçiktir.
Ama diğer ide türleri açık ve seçik değildir.
Duy verilerinden gelen ideler, zihnin duyular bölümünde kendi türettiğimiz ideler ise imgelemede bulunmaktadır.
Bu iki ide bize açık ve seçik bilgi sağlamamaktadır.
Bu sebepten ötürü doğruluklarından emin olunamaz.
Sonuç. Sonuç olarak bakıldığında, Descartes modern felsefeyi kurmuş ve felsefenin konusunu değiştirmiştir.
Töz, yani var olmak için kendinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan şeyi, tanrı, ruh ve beden olmak üzere üçe ayırmıştır.
İnsanı ruh ve beden olarak ele alması, dualist bir felsefesi olduğunun göstergesidir.
Aynı zamanda bu ayrım, 20.
yüzyıl felsefesinde başlamış olan ve günümüzde felsefenin gözde alanlarından olan zihin felsefesi için başlangıç olmuştur.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
