Depresyonun Evrimi: Depresyonun Evrimsel Bir Avantajı Var mı?
9 Eylül 2019 · 20 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Depresyonun evrimi Depresyonun evrimsel bir avantajı var mı?
Bazı psikologlar intiharın ve depresyonun evrimsel bir strateji olduğuna inanıyor.
Yazar Matthew Hudson.
Çevirmen Fatih Birinci.
Editör Çağrı Mert Bakırcı.
Okulda zor zamanlar geçirdim.
Diğer genç ergenler gibi ben de kendimi temelden kusurlu buluyordum, acı verici bir yalıtılmışlık hissediyordum.
Geleceğim bana ümit vaat etmiyordu.
Yataktan kalkmamaya başladım.
Kendime faça attım.
Bir intihar notu bile yazdım.
Hiç kimsenin başına gelmesini istemediğim korkunç zamanlardı.
Ancak tuhaf bir şekilde kendime zarar veren bu davranış biçimimin bir faydası olmuş olabilir.
Sonlara doğru içinde bulunduğum durum hakkında ipuçları verdim ve bu da kendimi daha iyi bir duruma yöneltecek bir müdahaleye yol açtı.
Hastaneye yatırıldım.
Bu da benim ödümü kopardı.
Bir daha maruz kalmak istemediğim bir acı çekme sürecini ortaya çıkardı.
İlaçlarımı tekrar kullanmaya başladım ve okuluma devam edebilmek için ne gerekiyorsa yaptım.
Her 6 Amerikalı'dan biri yaşamlarının bir döneminde majör depresif bozukluk yaşıyor.
Bu kelime, yani bozukluk, çoğumuzun depresyonu nasıl gördüğünü işaret ediyor.
Bir çöküntü, sistemde bir hata, atlatılıp geçmişte bırakılması gereken bir şey.
Buna karşın bazı psikologlar depresyonun bir fonksiyon bozukluğu olmadığını, belirli bir dize fayda sağlayacak şekilde dizayn edilmiş, evrimleşmiş bir mekanizm olduğunu öne sürüyor.
Ben de ciddi ciddi bana da fayda sağlayıp sağlamadığını düşündüm hem lisede hem de sonraki yaşamımda.
Eğer haklılarsa depresyon hakkındaki düşünme biçimimizin de bir müdahaleye ihtiyacı var demektir.
Depresyon evrimleşmiş olabilir mi?
Depresyonun evrimsel fonksiyonu hakkında birçok teori mevcut.
Mevcut fikirler arasında en popüler olanlarından birisi analitik ruminasyon hipotezi.
Bu fikir en kapsamlı şekilde 2009 yılında McMaster Üniversitesi'nde evrimsel psikolog olan Paul Andrews ve Virginia Üniversitesi Öğrenci Sağlık Hizmetleri'nde psikiyatrist olan J.
Anderson Thompson tarafından açıklanmıştır.
Andrews, depresyonun fiziksel ve zihinsel semptomlarının organize bir sistem oluşturuyor gibi göründüğünü bildirmiştir.
Örneğin anhedoni, yani birçok aktiviteye ilgi duymama ya da zevk almama görülür.
Ruminasyonda, yani bir kişinin acısının kaynağını takıntılı bir şekilde düşünmesinde artış olur.
Analitik yeteneğin belirli türleri artar.
REM uykusunda yani beynin ana oluşturduğu zamanlarda ani bir yükselme meydana gelir.
Andrews bu semptomları evrimsel dizaynın yanlış yola sattığı tesadüfi olmayan çeşitlenmeler olarak görür.
Etraflıca bakıldığında birçok günlük neden bu kadar eş zamanlı tepkiseti oluştursun ki?
Andrews şunu ileri sürer.
Bu dizaynın işlevi bizi yaşamın normal meşguliyetlerinden uzaklaştırmak ve depresif süreci tetikleyen altta yatan sorunu anlamaya ya da çözmeye odaklanmaktır.
Örneğin başarısız bir ilişki gibi.
Eğer hayatınızda bir şeyler kötü gidiyorsa bu konuda çaba harcamalı ve bir çözüm bulmalısınız.
Bu bakış açısına göre depresyona eşlik eden ve sizi değersiz hissettirip hayatınızdaki şeyleri çok olumsuz algılamanıza yol açan sistemsiz ve aşırı düşünme, günlük yaşamdaki pozitif yanılsamaları aşmak ve sorunlara odaklanmak
için gereklidir. Depresyondaki 61 denek ile yapılan bir çalışmada her 5 kişiden 4'ü içgörü, problem çözme ve gelecekteki hataların önlenmesinde içerecek şekilde ruminasyonlarında en azından bir pozitif
nokta gördü. Vanderbilt Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Stephen Holland şöyle diyor.
Birçok depresyon nöbeti kendiliğinden sona erer.
Buna spontan düzelme denir ve Paul'un bunun nasıl gerçekleştiğine ilişkin bir açıklaması olabilir.
Bilişsel davranışsal ve problem çözme terapilerinin işe yarayabilmelerinin nedeni sadece birkaç hafta içinde aylar sürecek şekilde evrimleşmiş süreçlere odaklanıp bu süreçleri hızlandırması olabilir.
Hatta intihar davranışının bile bir dizayn fonksiyonu olabilir.
Araştırmacıların ufak bir azınlığı doğru koşullar altında kendimizi öldürmeye çalışacak şekilde evrimleşmiş olabileceğimize inanıyor.
Washington State Üniversitesi'nde antropolog olan Edward Hagen bu fikri destekleyip sözcülüğünü yapanlar arasında önde gelen bir isim.
Hagen, Evolution and Human Behavior, yani Evrim ve Hayvan Davranışı, dergisinin Mayıs 2016 sayısında bu fikri destekleyecek güncel bir çalışma sundu.
O ve iki ortak yazar olan Christian Seam ve Zachary Garfield, intihar davranışını stratejik bir davranış olarak ele alan iki intihar davranışı modeli için kanıt bulmak üzere işe giriştiler.
Kapsayıcı Uyum Modeli İlk model, kapsayıcı uyum olarak adlandırılıyor ve bencil gen kavramına dayanıyor.
Doğal seçilimde üremenin en temel birimi bireysel organizma değil, gendir.
Genleriniz kendileri hayatta kalabildiği sürece sizin üremek için hayatta kalıp kalmamanızla ilgilenmez.
Bu genler sizin dışınızdaki başka insanlarda da mevcuttur.
Böylelikle eğer kendisini feda etmesi genlerinin bir çoğunu paylaştığı aile bireyleri için yeteri kadar fayda sağlıyorsa, ev sahibi organizmayı buna yönlendirebilir.
Bundan dolayı insanlar sadece kendi uyumlarını değil, aynı zamanda akrabalarınınkini de maksimize etmeye çalışırlar.
Birçok ebeveyn çocuklarını kurtarmak için kendilerini pat diye bir otobüsün önüne atabilir.
Bunun yanı sıra intihar düşüncesiyle ilgili çalışmalarda insanlar sıklıkla başkalarına bir yük olmak istemediklerini söylemektedir.
Pazarlık modeli İntihar eğiliminin ikinci stratejik modeli de maliyetli mesaj verme kavramına dayanan pazarlık modelidir.
Maliyetli mesaj vermeye renkli bir örnek erkek tavus kuşudur.
Büyük ve göz alıcı bir kuyruğa sahip olmanın maliyeti yüksektir.
Çünkü hem enerji israfı anlamına gelir hem de avcıları kendine çeker.
Ancak erkek tavus kuşu ne kadar sağlıklıysa büyük bir kuyruğa sahip olması da o kadar düşük maliyetlidir.
Yani büyük kuyruklar dişi tavus kuşlarına genetik bakımdan sağlıklı olma mesajı vermektedir.
Maliyetli olmalarına karşın değil maliyetli oldukları için çekicidirler.
Maliyetli mesajlar sağlıklı olmanın yanı sıra bir ihtiyaç da iletebilir.
Örneğin yavru kuşları ele alın.
Eğer anneleri hemen yanlarındaysa cıvıldama ihtiyaç duymazlar.
ve zaten cıvıldamak avcıları kendilerine çektiği için yüksek maliyete sahiptir.
Ancak bir yavru kuş ne kadar aç ya da hastaysa, yenmekle kaybedecek o kadar az şeyi, beslenmekle ise kazanacağı o kadar çok şeyi var demektir.
Böylelikle daha yüksek sesle cıvıldamak, yiyecek için gerçekten büyük bir ihtiyaç mesajı verir ve anne de tepki verir.
Antropologlar ve psikiyatristler uzun zamandan beri intihar girişimlerini yardım çığlığı olarak değerlendirirler.
Ama bu girişimleri bağlama bağlı ve maliyet-fayda analizlerinin sonucu olarak değil, yardım istemenin patolojik biçimleri olarak ele alırlar.
İntihar eğiliminin kapsayıcı uyum modelindeki hedefi ölüm, pazarlık modelinde ise yardımdır.
İntihar girişimlerinin ezici bir çoğunluğunun ölümle sonuçlanmaması kritik öneme sahiptir.
Hangisi gerçek? Bu modelleri inceleyen Hagen ve arkadaşları her bir modelin tutarlı mı yoksa tutarsız mı olduğuna dair bir ipucu bulmak amacıyla dünyanın çeşitli bölgelerindeki 53 farklı kültürde intihar
davranışını tanımlayan 474 etnografik kaydı analiz ettiler.
Kapsayıcı uyum iddiasını destekleyecek şekilde her 3 kültürden birinde intihar kurbanının diğer insanlar için bir yük olarak görüldüğünü betimleyen kayıtlar vardı.
Birkaç kayıtta kurban düşük üreme potansiyeline sahipti.
Yani yaşlılık ya da kötü sağlık nedeniyle.
Birkaçında da kurbanın yakınlarının durumunun ölüm olayından sonra daha iyi duruma geldiği betimleniyordu.
Ancak modelle çatışacak biçimde çok sayıda kayıtta aile üyelerinin durumu daha kötüye gitmişti ve birçok kurban sağlıklıydı.
Pazarlık modelini destekleyecek şekilde intihar girişiminde bulunanlar çoğunlukla sağlıklıydı.
Girişimler diğer insanların gözü önünde olmuştu.
Başarısızdı ve sıklıkla kişinin bir çıkarıyla sonuçlanmıştı.
Üç gözlem ise oldukça manidardı.
İlki, kurbanlar genellikle bir eşin ya da kaynakların kaybı gibi zorlayıcı bir olaya maruz kalmışlardı.
Bu durumda intiharın uzun vadede tekrar denenmesi olasılığı diğer insanların nasıl tepki verdiğine bağlıydı.
İkincisi, kurbanlar genelde kişisel olarak güçsüzdü.
Üçüncüsü ise sıklıkla çevrelerindeki insanlarla çatışma halindelerdi ve bir pazarlık aracı arayışındalardı.
Toparlanacak olursa kurbanlar ciddi bir sorunla başa çıkmak için yardım arıyor ancak bulamıyorlardı.
Araştırmacılar Papua Yenigine'deki insanlarla 1958 yılında yapılan bir çalışmayı belirgin bir örnek olarak sunarlar.
İntihar girişimi bir kadının hamisi olan erkek tarafından dövülmesiyle cezalandırılır.
Durum, kız hoşlanmadığı bir erkekle evlenmeye zorlanıyor.
Evliliği önlemek için birkaç kez intihar girişiminde bulunuyor.
Ya nehirden kurtarılıyor ya da nehrin sığlaştığı bir yerden alınıyor.
Sonuç, kız her intihar girişiminden sonra ciddi ölçüde dövülüyor.
Bunu denemeyi kesmediği için de kızın sevdiği kişi olan yok ile evlenmesine babası ve abisi rıza gösteriyor.
Hagen ve arkadaşları intihar eğilimiyle ilgili kapsayıcı uyum ve pazarlık modellerinin ikisinde geçerli olduğu sonucuna ulaştılar.
Harvard Üniversitesi'nde intihar ve kendini yaralama konusunda uzman olan Matthew Nock şunları söylüyor.
Hagen, mevcut veriyle uyum sağlayan gerçekten ilginç ve ikna edici teorik modeller öne sürdü.
Bunlar da alanda uzun süredir bir gizem olan intihar davranışının evrimsel bir bakış açısından açıklanmasına yardımcı olabilir.
Makaledeki kanıtlara göre iki modelde olguyu tamamen açıklamıyor.
Evrimsel teoriler güçlüdür fakat kaygan bir zemine sahip olabilirler.
Ancak diğer birkaç çalışmada pazarlık modelini bir ölçüde destekliyor.
Örneğin bu model intiharda önde gelen bir risk faktörü olan depresyonun diğer insanlar buna uygun tepki verdiğinde büyük sıklıkla bir pazarlık aracı olarak kullanılacağını öngörür.
1987'de yapılan bir çalışmada insanların sosyal çevreleriyle ne kadar problemli olduklarını derecelendirme ölçüleri kendi depresyon seviyelerini öngörebildi.
Ancak bu öngörü sadece sosyal ağlarının normalde kendilerine yardımcı olduğunu düşünen insanlar da geçerliydi.
1997'de yapılan başka bir çalışmada da yeni kürtaj olmuş kadınların anneleri veya arkadaşlarıyla çatıştıklarında daha yüksek depresyon ve kaygı bildirdikleri bulundu.
Ancak bu da sadece annelerinin veya arkadaşlarının kendileri için normalden yüksek derecede destekleyici olduklarını söyleyenler de geçerliydi.
Eğer çevrenizdeki insanların umurunda değilse sosyal çatışmalara depresyon ile tepki vermek işe yaramaz.
Depresyon, kişinin ve ona bağımlı olan kişilerin genlerinin hayatta kalmasını tehlikeye atan bir pazarlık kozu olabilir.
Bu da kişinin sağlıklı olmasından çıkarı olan herkes için önem arz etmelidir.
Pazarlık modeli aynı zamanda neden kadınların erkeklerden yaklaşık iki kat daha fazla depresyona girdiğini anlamaya yardımcı olabilir.
Hagen ve Helsinki Üniversitesi'nde bir psikolog olan Tom Rosenthal 2016'da yayınladıkları makalede CDC tarafından yapılmakta olan ve halen devam eden bir çalışmada 4192 Amerikalı yetişkinle ilgili verileri
analiz ettiler. Hipotezleri sosyal çatışmalarda depresyonu kullanan kadınların aksine fiziksel olarak kadınlardan güçlü olan erkeklerin pazarlık taktiği olarak öfkeyi kullandıklarıydı.
Veriler daha fazla bedensel güce sahip olan insanların depresyona girme olasılıklarının daha düşük olduğunu gösterdi.
Dahası araştırmacılar istatistiksel ilişkiden fiziksel gücün etkisini çıkardıklarında erkeklerin ve kadınların eşit düzeyde depresyona yatkın olduğunu gördüler.
Hagen maliyetli mesaj verme bağlamında doğum sonrası depresyonla ilgili şunları yazdı.
Bir annenin, kendisinin ya da bebeğinin sağlığına ilgi kaybı bir avantaj olabilir.
Bu şekilde yeterince yardımsever olmayan eşin ya da sosyal topluluğun yardımını kazanabilir.
Depresyon, ihtiyaç duydukları desteği bulamayanlar için bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde bir araç haline gelebilir.
Tüm bunlar ne anlama geliyor?
Peki biz depresyonun bu evrimsel modellerine dayanarak ne yapmalıyız?
Hagen şunları söylüyor.
Teorilerime dayanarak tavsiye verme konusunda pek rahat değilim.
Çünkü bu teorilerimin doğru olduğu anlamına gelir.
Bu durumda biz de bu bilgiyi laboratuvarın dışına alıp klinik olarak uyguluyor oluruz.
Sanırım iş henüz o noktaya varmadı.
Ayrıca eğer teorileri doğruysa yine de resmin bütününün tam olarak görülemeyeceğini ekliyor.
Çünkü depresyon kolayca üstesinden gelinebilecek bir şey değil.
Depresyon tedavisi sizin ve ailenizin arasındaki belirgin iyi ya da kötü adamların bulunmadığı ciddi çatışmaları çözmeye gerektirir.
Terapi bağlamında klinik çalışmacılar hastaların ailelerini de devreye sokup sorunlarla birlikte mücadele etmelidir.
Ancak çoğu zaten bunu yapıyor.
Hagen, ''Söylediklerimin çoğu pratikte çok radikal şeyler değil.'' diyor.
Yine de bu teoriler depresyon konusundaki geleneksel uygulamalara yeni bir ışık tutuyor.
Eğer depresyon bilinçli ya da bilinçsiz biçimde gerçekleştirdiğimiz stratejik bir tepki ise, semptomlarını antidepresan kullanımı gibi şeylerle bastırmamızın bir mantığı var mı?
Hagen antidepresanları ağrı kesici olarak görüyor.
Bir doktorun kırık bir bilek için ağrı kesici yazıp bileği alçıya almamasını etik dışı olarak değerlendiriyor.
Altta yatan problemleri çözmek durumundasınız.
Majör depresif bozukluğun tanılama kriterlerinden yaşam şartlarını, hatta yakının ölümü sonucu oluşan matemi bile istisnansız tamamen çıkartmasından üzüntü duyuyor.
Bu çıkarma, tanılamayı daha nesnel ve bilimsel yapma, uzmanların nedenlerden çok gözlemlenen semptomlara odaklanması çabalarının bir parçası olarak yapıldı.
Fakat depresyon, sıklıkla kendisine yol açan belirgin olaylar sonucu gelişir.
Nedenselliği göz ardı etme, birçok uygun hasta tepkisinin de bozukluk olarak kategorize edilmesine olanak sağlar.
ve bu durumda depresyonun stratejik, evrimleşmiş bir tepkiden çok bir çöküntü olarak görülmesi sonucuna götürür.
Antidepresan ilaç yazma bir hastanın duygu durumunu olumlu yönde değiştirebilir.
Ancak bu süreç hastanın içinde altta yatan çalışmaları çözmesini ve böylelikle uzun vadede duygu durumunu daha da düzeltmesini engeller.
Depresyon genelde nedensiz ortaya çıkmaz.
Çoğunlukla zorlu yaşam olaylarına bir tepkidir.
Vakaların %80'inde önemli yaşam olaylarından sonra bilir.
Örneğin bir kadının yakın bir akrabasının ölümünü takip eden ay içinde depresyona yakalanma olasılığının 20 kat arttığı tespit edilmiştir.
Depresyonun işlevi konusundaki fikir savaşının özü aleni bir tetikleyici olmadan ortaya çıkan o %20'lik kısım olabilir.
Belki de aleni olmayan kişinin zihninde pusuya yatmış ya da aile yaşamında saklı bir neden olduğunu söyleyebilirsiniz.
İntihar konusunda uzman olan Florida Devlet Üniversitesi'nden Thomas Joyner şöyle diyor.
Depresif süreçler nüksedip durdukça neyin tetiklediğini bilmek giderek daha zor olabilir.
Ancak genellikle orada bir yerdedir.
Tetikleyiciler, anılar gibi şeyler olabilir.
Fakat geçmişinizdeki bir şeyi, örneğin çocuk parkında sizinle alay edilmiş olmasını her zaman potansiyel ruhsal sonuçlar olan bir durum olarak öne çıkarabilirsiniz.
Bu durumda depresyonun stresli durumlara karşı uygun bir tepki olduğu hipotezini nesnel olarak test etmek imkansıza yakın olur.
Başka bir uyarıda daha bulunmak gerekiyor.
Depresyon çağlar boyunca işe yarar bir araç olarak evrimleşmiş olsa bile bu onu günümüzde kullanışlı kılmaz.
Canımız şeker ve yağ isteyecek şekilde evrimleşmiş olabiliriz.
Ancak bu adaptasyon modern çevremizdeki kalori bolluğuna yanlış bir şekilde uyum sağlayarak bir obeste salgınına yol açmıştır.
Depresyon yanlış uyum yapmış bir durum olabilir.
Hagen, evrimimizin çoğunda akrabalarımızla yaşadığımızı, günümüzün çoğunu yaşamımıza müdahale etmeye hazır insanlarla geçirdiğimizi, depresif süreçlerin bu durumda hızlı çözümlere ulaştığını kabul ediyor.
Günümüzde ise yalıtılmış durumdayız.
Şehirden şehire taşınıyoruz.
Üreme sağlığımızdan pek de çıkarı olmayan insanlarla yaşıyoruz.
Böylelikle depresyon mesajlarımız önemsenmiyor, daha sonra birikerek tutarlı ciddi fonksiyon bozukluğuna dönüşüyor.
Bir fin araştırmasının gösterdiğine göre kentleşme ve modernleşmenin son 200 yıldır yükselmesi intihar oranlarının yükselmesiyle birlikte gerçekleşti.
Bu, depresyonun eğer daha önce öyle olmuşsa bile artık fonksiyonel olmadığı anlamına gelmiyor.
Sadece modern dünyada bizim arzu ettiğimizden daha çok amacından sapıyor gibi görünüyor.
Bunun yanı sıra bazı depresyon vakaları evrimsel dizayn tarafından da açıklanamıyor.
Brown Üniversitesi'nde psikiyatrist olan ve Prozac'ı dinlemek ve depresyona karşı kitaplarının yazarı Peter Kramer, en azından bazı depresyon nöbetlerinin genetik hatalar ya da önceki çözümlenmemiş nöbetler boyunca öğrenilmiş
olumsuz düşünme öğrentilerinden kaynaklanıyor gibi göründüğünü belirtiyor.
Hagen'da dahil birçok kaynak depresyonun sadece tek neden olan bir hastalık olmadığında uzlaşıyor.
Tam tersi biçimde eğer günümüzde depresyon ve intihar eğiliminin belirli bir amacı varsa bile bunlar illaki böyle yapmak için evrimleşmiş demek değildir.
Arizona Devlet Üniversitesi'nde Evrim ve Tıp Merkezi'nin bir psikiyatristi ve yöneticisi olan Rudolf Ness bu olasılığı pazarlık modelini göz önünde bulundurarak ele alıyor.
Bazı insanlar diğerlerini manipüle etmek için intihar tehdidini kullanırlar.
Bu bazılarının cinayet tehdidine ya da sırları açığa çıkarma tehdidine benzer.
Ancak bunları doğal seçime göre biçimlenmiş belirli adaptasyonlar olarak görmüyorum.
Bunlar sadece insanların diğerlerini etkileme gayretlerinde kullandığı sayısız yollardan bazıları.
Ness, intiharın kapsayıcı uyum modelini daha da az inandırıcı görüyor.
Hayvanların akrabaları için kendilerini feda ettiği birçok örnek vardır.
Ama ben intiharı bunlardan biri olarak görmüyorum.
Her şeyi geride bırakıp gitmiyorlar.
Daha geniş bir açıdan bakılırsa...
Düşük duygu durumla ilgili faydalı bir şey var.
Daha iyi götürebilecek bir anahtar.
Keşke daha fazla psikiyatrist bunu kabul etseydi.
Evrimsel modellerin psikiyatri camiasının kalbini kazanmadığı ortada.
Thompson şöyle diyor. Benim uzmanlık alanım olan psikiyatri, depresyonu hala sadece bir hastalık olarak görüyor.
Sağlık sigortalarının sınırlılıkları birçok psikiyatristi konuşma terapisinden uzaklaştırıp daha etkili olan reçete yazmaya zorladı.
Thompson bu konuda şöyle diyor.
Depresyonun sadece bir hastalık modeli olarak görülmesiyle ilgili kuramsal ve bilimsel bazda büyük bir yatırım var.
Ben meslektaşlarıma yapmamaları gerektiği zaman bile ilaç tedavisine başladıklarını söylüyorum.
Bu hiç de iyi bir haber değil.
Eğer Thompson, Hagen ve diğerleri evrimin bizi stratejik olarak depresyona sokacak şekilde biçimlendirdiği konusunda haklılarsa, tedavi stratejilerimizin değişmesi gerekiyor.
Hagen depresyonu tıbbi değil, sosyal bir sorun olarak görüyor.
Andrews ve meslektaşı Paul Watson, pazarlık modelinin bir versiyonunu içeren bir teori olan sosyal yönlendirme hipotezini 2002 yılında yazdıkları bir makalede tanımladılar.
Şöyle diyorlar. Belki de en iyisi ilaç yazmak değil de depresyonun o sefil ancak muhtemelen uyum sağlayıcı sihrini koruyucu bir denetim altında, sosyal ağ üzerinde kullanmaktır.
Bu şekilde çevresel şartlara ve etkenlere çok daha fazla dikkat edileceği kesinleşir.
Depresyon gibi kişiyi alaşağı eden bir durum hakkında gayri şahsi evrimsel terimlerle düşünmek zordur.
Özellikle bunun ezici ağırlığını üzerinde hissetmiş olanlar için.
Ben de bazen kendi şu an idare edilebilir olan depresyonum olmasaydı ne kadar çok üretken olabileceğimi hayıflanıyorum.
Ancak bugünlerde bile melankolik durumumun faydaları olabileceğini de hesaba katıyorum.
Hayatımda nereye gittiğime ilişkin daha derin sorulara odaklanmamı sağlıyor.
Bana her şeyin değerini sorgulatmasına rağmen.
Ya da hatta belki de sorgulattığı için.
Seslendiren Ekin Baran Sunar Bu içerik Evrim Ağacı'nda yayınlanmıştır.
Evrimağacı.org üzerinden daha fazla bilimsel içeriğe ulaşabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
