Transkript
Altyazı M.K.
Depresyon, üzüntü, karamsarlık, suçluluk duygusu, çaresizlik.
Adını ne koyarsanız koyun hayatın her köşesinden bize sırıtıyor.
Baştan açıkça söyleyelim.
Depresyon kendinizi kötü hissettiğiniz bir haleti ruhiyeden fazlasıdır.
Amansız bir rahatsızlıktır.
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre her sene ortalama 300 milyon kişinin şikayetçi olduğu bir illet.
Hatta öyle bir illet ki klinik depresyondan her yıl 800 bin insan canına kıyıyor.
Avrupa Birliği'nin verilerine göre depresyondan şikayetçi hastaların %50'den fazlası tedavi bile aramıyor.
Peki neden? Şöyle demişti Nazım Hikmet.
Bu dünyada bir şey yaşıyor.
Eşeğim sali görülmedik bir şey ve benden başka kimse farkında değil onu.
İşte bu yüzden. Bu meret öyle bir şekle giriyor ki sanıyoruz sadece bizim başımıza geliyor.
Biraz da bizim suçumuz.
Ne zaman üzgün birini görünce hemen başlıyoruz.
Üzülme. Mutlu ol, takma kafana, geçer bunlar.
Aynı cevapları tekrar tekrar dinleyerek derdimizi başkalarına anlatmamayı öğreniyoruz ve öğretiyoruz.
O yüzden bizden başka kimse farkında değil çoğu zaman.
Depresyon nedir? En basit tanımıyla bir mizaj bozukluğu.
Amerikan Psikoloji Cemiyeti yayınladığı tanısal ve istatistiki mental rahatsızlıklar el kitabı 5.
versiyonu mizaj bozuklukları altında birden fazla tanıya yer verse de bütün tanıların merkezinde depresif nöbet bulunuyor.
Depresif nöbet, en az 2 haftalık bir zaman dilimi içerisinde üzgün mizac, ilgi kaybı ya da hayattan keyif alamama durumunu tanımlıyor.
Bu genel şartı ek olarak, neredeyse her gün ve her saat üzgün mizac, hayattan ve keyif verici durumları olan ilginin kaybolması, herhangi bir neden olmadan diyet ya da ilaç tedavisi gibi, kilo
kaybı, kilo alınması, iştahın bozukluğu, düşünce ve hareketlerin yavaşlaması, değersizlik, suçluluk hissi, karar verememe, odaklanamama, ölüm veya intihar hakkında sık sık düşünme, intihara
teşebbüs veya intihar planı yapmak listeleniyor.
Buna ek olarak en azından bir kere depresif nöbet geçirmeniz durumunda ikincisini geçirme olasılığınız %50, ikincisini atlatırsanız üçüncüsünü geçirme olasılığınız %80'lere varıyor.
Ayrıca travma, diğer medikal rahatsızlıklar, anksiyete ve genetik yatkınlıklar da cabası.
Geçtiğimiz 3 ay içerisinde hala devam eden en az bir depresif nöbet geçirmeniz durumunda majör depresif bozukluk tanısı konuluyor.
Majör depresif bozukluk en fazla tedavi edilen mizaj bozukluğu.
Bazen depresif nöbet hafif dışarıdan belli olmayacak şekilde uzun zamana yayılarak hayattan keyif alınmasına engeller bir duruma geliyor.
Bu tür durumlarda distimi eski adıyla kronik depresyon tanısı konulabiliyor.
Depresyon tanımı bununla kalmıyor.
Zamanla depresif kişilerin davranışları gözlemlenerek farklı farklı alt kategorilere de ayrılmıştır.
Akademik kaygıları bir yana bırakıp rahat okunabilir olmak adına bu kategorilerden sadece birkaçından bahsedeceğiz.
Melankolik ağırlıklı depresyon.
Aslına bakarsanız filmlerde gördüğümüz gibi.
Devamlı uyuyan, hiçbir şeyden zevk almayan, yerinden hareket etmekte zorlanan, hızlı düşünüp hareket edemeyen bir yapısı var.
Hatta melankolik depresyonun ayrı bir tanı olması gerektiği tartışması hala devam ediyor.
Peripartum, gebelik kökenli depresyon.
Yapılan araştırmalara göre her 100 kadından 13'ü doğum sırasında ya da sonrasında klinik depresyon geçiriyor.
Mevsimsel Depresyon Mevsimsel değişikliklerin, özellikle güneş ışığının mizacımıza olan etkisi düşündüğümüzden daha fazla.
Bu tip depresyon her sene aynı mevsimde, mükerreri depresyon genelde aynı mevsimde nüksediyor.
Avusturya'da yapılan bir araştırmaya göre ülke nüfusunun yüzde iki buçuğunun, mevsimsel depresyona yakalandığından bahsediliyor.
Nasıl tedavi edilir?
Depresyonun tedavisi var.
Aslına bakarsanız gerçek anlamda tedavi edebildiğimiz nadir mental rahatsızlıklardan birisi.
Akut depresyon tedavisinde hekimlerin en çok sevdiği tedavi yöntemi ilaçlar, sık kullanılan adıyla antidepresanlar.
Depresyonun sadece psikolojik bir olgu olmadığını tıp sayesinde artık biliyoruz.
Depresyon sırasında beynimizin hormonsal yapısı değişiyor.
O yüzden parmakolojik çözümler olarak genel olarak SSRI yani seçici serotonin geri alım engelleyicisi ve SNRI yani serotonin ve noradrenalin geri alım engelleyicisi kategorisinde
ilaçlar ile serotonin ve noradrenalin sağlanımları düzenleniyor.
Peki ilaçlar işe yarıyor mu?
Evet. Ancak antidepresanların beynin hormonal yapısını düzenlemesi için hekim tarafından belirtilen şekilde kullanılması gerekiyor.
1-2 hafta kullanılıp bırakılması durumunda tedavi pek etkili olmuyor.
Dahası ilaçlar, psikoterapi ve diğer çözümlerden daha hızlı olarak işe yarıyor.
Ancak uzun vadede depresyonun geri dönmesini ve kişinin duygu ve düşüncelerinden kaynaklı sorunlarını çözme konusunda yetersiz kalıyor.
Araştırmalar gösteriyor ki, farmakolojik tedavilerin terapiyle desteklenmesi en etkili depresyon tedavi şekli olarak gösteriliyor.
Terapi ne işe yarar?
Depresyon bulgularından bahsederken, üzüntü, çaresizlik, hayattan keyif alamamaktan bahsettik.
Bu negatif duyguların hayatımıza ağır bir etki ettiği kesin.
Bu şekilde hissetmenin çoğu zaman geçerli bir nedeni olması da olası.
İşten kovulmuş, sınıfta kalmış, sevdiğiniz birini kaybetmiş, reddedilmiş, sağlığınızı kaybetmiş olabilir, birden fazla kötü olayı zincirleme şekilde olmuş olabilir.
Bu durumlar karşısında üzülmeniz, sinirlenmeniz ve kendinizi çaresiz hissetmeniz çok normal.
Kim bu tür problemlerle hiç karşılaşmadan yaşayabilmiş ki?
Psikoterapi kendinizi kötü hissetmenizi engellemek yerine bu duygu, düşünce ve olaylarla nasıl başa çıkmanız gerektiği konusunda size yardımcı olmayı amaçlar.
Bilissel Yaklaşımlar Farklı terapi ekolleri ve psikoloji teorileri depresyonun ortaya çıkma nedenlerini farklı şekilde yorumlamaktadır.
Ancak önemli bir çoğunluğun anlaştığı önemli bir konu var.
Depresyon, başınıza gelen olaylara, sahip olduğunuz düşüncelere ve duygulara cevap olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu durumda terapiyi beyninizin içine bakabildiğiniz bir ayna olarak görebilirsiniz.
Örneğin davranışçı bilişsel terapiye örnek alalım.
Depresyon tedavisi için geliştirilip sonradan büyüyüp genişleyen bu terapi şekli duygu, davranış ve düşüncelerimizin öldükten sonra bile sevgilisini rahat bırakmayan hayalet gibi bize ve hayatımıza şekil verdiğini
söylüyor. Üstüne üstlük bu negatif duygu ve düşünceler zaman içerisinde hayatla ilgili uyumu zorlaştıran varsayımlara dönüşebiliyor.
Örneğin işinden kovulan birisi hayatın zorlu şartlarının ağır beklentisi altında kendisini kötü hissedebilir.
Peki ya bu kişi bütün iş verenlerin acımasız olduğuna ve bir daha iş bulamayacağına inanırsa?
İş aramayı bırakıp klinik bir depresyon içerisine düşmesi olası hale gelmez mi?
Bu tür durumlarda terapi farklı olasılıkların ve seçeneklerin farkına varıldığı, verimli stratejilerin ortaya çıktığı bir mecra olarak insanların hayatlarını pozitif noktaya doğru değiştirip bir açıdan
benzeri bir kriz durumunda kişinin kendi terapisti haline gelmesini amaçlıyor.
Davranışçı yaklaşımlar Son zamanlarda yapılan araştırmalar yeni nesil davranışçı yaklaşımların en az bilissel yaklaşımlar kadar etkili hale geldiğini gösteriyor.
Bunların bir tanesi ise davranış etkinleştirme terapisi.
Davranışçı teorisyenler depresyonu dış uyarıcılara tepkinin azalması olarak tanımlıyorlar.
Levinson tanımı daha da genişleterek depresyonun dışarıdan gelen olumlu uyarıcıların azalması olarak belirtmiş ve uyarıcıları üç ana kategoriye ayırmış.
Şevresel etkenler, yetersiz sosyal beceriler ve zaten var olan pozitif uyarıcıları görmezden gelme olarak tanımlanıyor.
Örnek olarak, davranış etkileşimci bir terapist, anlaşmazlık sonucu boşanmış bir kişinin ailesini ve çocuklarını daha az görmeye başlamış, olayların neden bu hale geldiğini anlamaya çalışırken eşinin
neden ayrılmak istediğini anlam verememiş ve çocuklarını her görmeye gittiğinde olayların neden bu hale geldiğini hatırladığı için gittikçe daha az ziyaret eden biri haline gelme olarak formüle edecektir.
Tedavi olarak, hayattan keyif aldığı durum ve olayların bir listesini çıkarıp davranışsal deneyler ile kişinin dışarıdaki olumlu uyaranlara tekrar açılmasını sağlar.
Son olarak Terapiye sadece depresyon, anksiyete gibi rahatsızlıkların düzeltilmesi için gidilmesi gereken bir yer olmadığını hatırlatmak isteriz.
Terapiye hayatını daha iyiye doğru değiştirmek isteyen herkes gidebilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
