Deprem Işıkları: Depremler Sırasında Neden Gökyüzünde Işıklar Beliriyor?
1 Şubat 2024 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Deprem ışıkları, depremler sırasında veya öncesinde görülebilen levha biçimli şimşekler, ışık topları, ışık akıntıları ve sabit parlamalar gibi olaylardır.
Bir örnek olarak 2021 yılında Acapulco'da meydana gelen bir deprem sırasında gözlenen parlamalardır.
Deprem ışıkları görülme zamanlarına göre iki farklı grupta sınıflandırılabilir.
1. Genellikle bir depremden birkaç saniye ile birkaç hafta öncesine kadar meydana gelen ve genellikle merkez üstüne daha yakın gözlenen deprem öncesi deprem ışığı.
2. Deprem dalga dizisinin geçişi sırasında merkez üstüne yakın yerlerde oluşan veya özellikle de S dalgalarının geçişi sırasında merkez üstünden çok uzaklarda görülen depremle
eş zamanlı ışıklar. Daha büyük depremler sırasında bu ışıkların görülme ihtimalinin daha yüksek olduğu düşünülmektedir.
Bu nedenle de genellikle daha küçük büyüklükte olan artçı şok serileri sırasında deprem ışığı nadiren görülür.
Deprem ışıklarının nedeni ne, ne değil?
Jeofizikçiler arasında bu sıra dışı ışık parlamalarıyla ilgili iddiaların gerçekten depremlerle ilişkili olduğu konusunda bir görüş birliği bulunmamaktadır.
Bazı jeofizikçiler deprem ışıklarının gerçek bir fenomen olduğunu ileri sürerken, Birçoğu bunun gerçek olmadığını ve depremlerle hiçbir alakası olmadığını savunmaktadır.
Bugüne kadar bu konuda birçok hipotez ve karşı argüman üretilmiştir.
Öncelikle deprem ışıklarının gerçek olmadığını savunan skeptiklere ve halk arasında inanılan bilim dışı inançların hatalarına bakalım.
Sonrasında deprem ışıklarını gerçek bir olgu olarak gören bilim insanlarının geliştirdiği hipotezleri ve dolayısıyla deprem ışıklarının olası sebeplerini öğreneceğiz.
Skeptikler ve Komplolar Bu konuda skeptiklerin görüşü deprem ışıklarının gerçek olmadığı yönündedir.
Skeptiklerin ana argümanı deprem ışıklarına yönelik inançların komplo teorilerinden gücünü alıyor olmasıdır.
Ayrıca konu hakkındaki gözlem ve kanıt yetersizliğinin de bir problem olduğunu savunmaktadırlar.
Diğer skeptikler ise bu ışıkların depremlerle tamamen alakasız olaylardan kaynaklandığını söylemektedir.
Bu iki argümana biraz daha yakından bakalım.
Harp Komplosu Harp, açılımı yüksek frekans aktif auroral araştırma programı olan eski ve artık aktif olmayan bir araştırma projesidir.
Gakona yakınlarında bulunur ve 1993 senesinde başlamıştır.
2014 yılında faaliyetlerini sonlandıran araştırma programı, Ağustos 2015'te Fairbanks'teki Alaska Üniversitesi'ne devredilmiştir ve bilim insanlarının kullanımına açıktır.
Programın amacı atmosferimizin iyonosfer tabakasının sınırlı bir bölgesini geçtiği bir süreliğine uyarmak ve değişimleri incelemekti.
Bu nedenle HAAR projesi dahilinde iyonosferik araştırma aleti adı verilen güçlü ve yüksek frekanslı bir verici üretilmiştir.
Bu verici 180 adet 22 metrelik antenlerden oluşmaktaydı.
133.546 m² bir alana yayılmaktaydı ve vericinin toplam gücü 3600 kW civarıydı.
Har projesi dahilinde IREI haricinde VHF, UHF radarlar, akı köprülü manyometre, iyonosferik ses aletleri ve bir endüksiyon manyometresi inşa edilmiştir.
Bu aletleri kullanarak IREI tarafından uyarılan iyonosfer bölgesinde meydana gelen fiziksel değişimler tespit edilebilmekteydi.
İşte bu elektromanyetik vericiler sonradan harp'in aslında bir deprem tetikleme aracı olduğunu söyleyen ve bu iddialarını Nikola Tesla'nın çalışmadığı bilinen projelerine dayandıran kişilerce bir komplo
teorisine çevrilmiştir. Ne var ki modern depremleri yapanın harp olduğunu iddia etmek için deprem ışıklarından faydalanmak son derece anlamsızdır.
Depremler sırasında deprem ışıkları denen parlamaların oluştuğu iddiası yeni değildir.
Yüzlerce yıla yayılan ve 65 farklı akademik makale üzerinde yapılan bir çalışma, bu iddiaların 17.
yüzyılın başlarına kadar gittiğini göstermektedir.
Dolayısıyla modern zamanlarda uydurulan harp gibi sahte silahlar ile bu doğa olaylarının rasyonel bir biçimde ilişkilendirilmesi mümkün değildir.
Elektrik sıçramaları olabilir.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bazı uzmanlar deprem ışıklarının gerçek olmadığını, Deprem ışığı olarak bahsedilen şeylerin hiçbirinin gerçekte deprem anında ve depremin merkez üstünde yaşanmadığını, deprem
sırasında gerçekleşiyorsa bile bunların depremle tamamen alakasız olaylar olduğunu ama depremle ilişkilendirilerek sosyal medyada popülerleştirildiğini düşünmektedir.
Örneğin deprem sırasında kopan elektrik telleri etrafa yüksek voltajda elektrik saçarak göğü beyaz-mavi ürpertici bir görünüme kavuşturabilmektedir.
İnsan aklının zafiyeti olabilir.
Bazı skeptikler de jeofizikçiler gibi ortada gerçek bir bilinmez olduğu konusunda kuşkucudur.
Örneğin Breen Durning bu konuda şöyle söylüyor.
Bu ışıkların gerçek olduğundan kuşkuluyum.
Bu konuda hiçbir düzgün kanıt yok.
Üstelik bu alanda şaşırtıcı miktarda akademik çalışma olmasına rağmen makalelerin hiçbiri birbiriyle uyumlu değil.
Hiçbir konuda anlaşamıyorlar.
Belki de bu araştırmacılar He-Man'in kategorik imperatifinden bir haberdirler.
Ortada açıklanacak bir şey olduğundan emin olmadan o şeyi açıklamaya çalışma.
Robert Schieffer ise bunların bulutlar ve ışık oyunlarından kaynaklandığını düşünüyor.
Bu deprem ışıklarının ne kadar değişken olduğu gerçekten takdire şayan.
Bazen bir dağa tırmanan küçük küreler gibi görünürler, bazen şimşek çakmaları gibi görünürler.
Diğer zamanlarda tam olarak yanar döner bulutlar gibi görünürler.
Eğer bu ışıkların varlığına yönelik hevesle kanat arıyorsanız...
Deprem ışıkları her şeye benzeyebilir.
Deprem ışıklarına yönelik bilimsel hipotezler.
Bugüne kadar deprem ışıklarını ciddiye alan bilim insanları tarafından bir dizi hipotez geliştirilmiştir.
Yukarıda sözü edildiği üzere bu hipotezler birbiriyle pek uyumlu değildir ve bilim camiasında bunların herhangi biri üzerinde genel geçer bir görüş birliği oluşamamıştır.
Yine de her birini ayrı ayrı incelemekte fayda görüyoruz.
Oksijen İyonizasyonu Bazı modeller deprem ışıklarının üretilmesinin bir deprem öncesinde ve sırasında dolomit ve riolit gibi bazı kaya türlerindeki iyonlaşmayı takiben iyonların kayalardaki
çatlaklardan yukarı doğru hareket etmesine dayanmaktadır.
Bu iyonlar atmosferi ulaştıklarında hava ceplerini iyonize ederek ışık yayan bir plazma oluşturabilir.
Laboratuvar deneyleri bazı kayaların yüksek stres seviyelerine maruz kaldıklarında içlerindeki oksijeni iyonize ettiğini doğrulamıştır.
Araştırmalar fayın açısının deprem ışıklarının en fazla görüldüğü riftleşme ortamlarındaki yarı dikey faylarla birlikte deprem ışığı oluşuma olasılığı ile ilişkili olduğunu öne sürmektedir.
Deprem sırasında dünyanın manyetik alanının yerel olarak bozulması Başka bir olası açıklama, dünyanın manyetik alanının veya iyonospirinin deprem sırasında tektonik strese bağlı olarak yerel
olarak bozulmasıdır. Bu daha düşük irtifalarda iyonosferik ışınımsal rekombinasyonuna ve daha yüksek atmosfer basıncına bağlı olarak gök ışımalarına daha yüksek irtifalarda
ise auroraya sebep olur.
Bununla birlikte bu hipotez tüm deprem olaylarında net bir şekilde görülmemektedir ve henüz deneysel olarak doğrulanmış değildir.
Piezoelektrik etkisi veya statik elektrik Bazı jeofizikçiler ise en azından raporların bir kısmının depremin merkez üstüne ve zamanına makul bir şekilde uyduğunu, kimi
durumda bölgede elektrik tellerinde bir hasar tespit edilemediğini, dolayısıyla bu ışıkların depremle ilişkili olabileceğini düşünmektedir.
Bu konuda ileri sürülen bilimsel hipotezlerden biri, depremler sırasında sallanan kuartz içerikli büyük kaya parçalarının titremeden kaynaklı basınca bağlı olarak güçlü elektromanyetik alanlar yaratıyor
olmalarıdır. Belirli malzemelerin kuvvet altında elektrik, elektrik altında kuvvet üretebilmesine pioze elektrik etki adı verilmektedir.
Pioze elektrik etkiyi sınamak isteyen Rutgers Üniversitesi'nden araştırmacılar, laboratuvarlar şartlarında un, plastik, diskler ve alçı gibi malzemeler kullanarak bunları yüksek basınç altında sıkıştırmış
ve sonuçları incelemişlerdir.
Bu malzemelerde açtıkları yarıkları deprem etkisini taklit eden biçimde açıp kapattıklarında gerçekten de 100 volta aşan elektrik sıçramaları gözlemişlerdir.
Ancak bulgularına göre Piyoze elektrik niteliğine sahip olmadığı bilinen malzemeler bile birbirine yüksek basınç altında değişken frekanslarla sürtüldüklerinde statik elektrikle yüklenmişlerdir
ve civarlarındaki elektromanyetik alanı etkilemişlerdir.
Dolayısıyla atmosferik elektromanyetizma, basitçe çok büyük kara parçalarının yüksek statik elektrikle yüklenmesine bağlı olarak ışıyor olabilir.
Henüz bu konudaki çalışmalar tamamlanmış değildir.
Araştırmacılar hangi büyüklükteki ve ne nitelikteki depremlerin bu tür ışıklara sebep olduğunu aydınlatmayı hedeflemektedirler.
Benzer şekilde kendi deneylerinde de voltaj sinyali her zaman aynı örüntüyü takip etmemektedir ve bu farkların arkasında yatan mekanizmalar halen araştırılmaktadır.
Sonuç Deprem ışıklarını çalışmanın bir zorluğu bu ışıkların tamamen rastgele bir şekilde ve çok kısa bir süreliğine oluşmasıdır.
Dolayısıyla hangi bakanın elektrik telleri gibi basit açıklamaları olduğu, hangilerinin piyoze elektrik etki gibi daha kapsamlı hipotezleri test etmekte kullanılabileceği öngörülememektedir.
Fakat şu anki bilgilerimiz ışığında bu ilginç olayların doğaüstü veya komplo nitelikli hiçbir tarafı olmadığı söylenebilir.
Kamera sayısı ve kalitesi arttıkça, sismografik ölçüm aletleri hassaslaşıp çoğaldıkça bu konunun da nihai sebebinin doğal kaynaklarla açıklanabilmesi beklenmektedir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
