Transkript
Türkiye'de deniz seviyesi her sene 5 milimetre yükseliyor.
Bu küresel ortalamadan 4 kat hızlı.
Yazar Laurie Dow, uyarlayan Ünsal Demirbaş, editör Çağrı Mert Bakırcı, seslendiren Cemile Kış.
Amerika'nın güney kıyılarını darma duman eden Katrina Kasırgası, Amerika tarihi boyunca bilinen en ölümcül 5 kasırgadan biridir.
2005 yılında vuku bulan bu kasırga, Ayrıca 108 milyar dolara ulaşan ev, iş yeri ve şehir altyapısı zararına yol açmakta kalmayıp, özellikle New Orleans ve Louisiana'nın diğer atşak bölgelerinde
binlerce insanı evsiz halde bırakarak en yüksek maddi zarara neden olan kasırgalardan biri olmuştur.
Bu istisnai bir senaryo gibi görünse de iç kesimlere yeniden göçe yol açabilecek göz ardı edilen bir çevre sorunu var.
Yükselen deniz seviyeleri.
Georgia Üniversitesi'nin 2017 yılında Nature Climate Change dergisinde yayınladığı bir çalışmaya göre, su seviyesinin yükselmesi nedeniyle 13.1 milyon insan yer değiştirmek zorunda kalacak,
Atlanta ve Orlando gibi yerleşimlerde nüfus patlaması yaşanacak, sadece Orlando özelinde 250 bin yeni kalıcı yerliğe neden olacaktır.
Hüsten gibi kıyı kesimlerinden göç edecek insanlardan dolayı göçmen nüfusunun en fazla görüleceği yerler Teksas'ın iç kesimleri olacaktır.
Araştırmacılar Austin Round Rock bölgesinde nüfusun 820 bin civarında artacağını tahmin etmektedir.
2021 itibariyle bu bölgenin nüfusu 2.3 milyon civarındadır.
Deniz seviyesini uydu vasıtasıyla gözlemleyen NASA'ya göre deniz seviyesi 1993 yılından bu yana 9.5 cm yükselmiş durumdadır.
2013 yılında Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Coğrafi Bilgi Sistemleri Kongresi'nde yayınlanan kıyı etkilenebilirlik göstergesi ile Türkiye kıyıları risk alanlarının tespiti başlıklı bir çalışmada su
seviyelerinin yükselmesi şöyle anlatılmaktadır.
Jeolojik bulgulara göre buzul çağında yani yaklaşık 18 bin yıl önce küresel ortalama deniz seviyesinin bugünkü seviyesinden 120 metre daha aşağıda olduğu tahmin edilmektedir.
1850'li yıllardan itibaren başlayan kıyısal gözlemlere dayanarak geçen yüzyılda ortalama seviyenin 1.5 ila 2.4 mm bölü yıl hızla yükseldiği belirtilmektedir.
Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli IPCC'nin yayınlanan son değerlendirme raporunda da bu hususa dikkat çekilmektedir.
Rapora göre, 20.
yüzyılda küresel deniz seviyesinin yılda ortalama 1.7 artı eksi 0.5 mm hızla yükseldiği, özellikle 1990'lardan sonra yükselmenin daha da hızlanarak 3.1 artı eksi 0
.7 mm bölü yıl olduğu belirtilmektedir.
Yapılan tahminlere göre de bu 100 yılın sonlarında 1990'lardaki durumundan yaklaşık 50 santim daha yüksek olacağı değerlendirilmektedir.
Ayrıca yine aynı raporda kutup buzullarının tümünün erimesi halinde yükselmenin 7 metreye kadar ulaşabileceği ifade edilmektedir.
Ülkemizde deniz seviyesi, harita genel komutanlığı tarafından işletilen ulusal deniz seviyesi izleme istasyonları ve uydu altimetre verileri ile izlenmektedir.
Bu istasyonların verilerine dayanarak yapılan hesaplamalarda, çevre denizlerimizdeki yükselişin küresel ortalamadan yaklaşık 3-4 kat daha fazla olduğu, yılda 4 mm ile 6 mm arasında
yükseliş hızlarının olduğu belirtilmektedir.
Dahası ABD nüfusunun %40 gibi büyük bir kısmı yükselen deniz seviyelerinin sellere yol açtığı, kıyı erozyonlarının ve benzer tehlikelerin gözlemlendiği kıyı kesimlerinde yaşamaktadır.
Genel olarak, ABD kıyı kesimlerinde sel son 50 yılda %300 ila 900 artmıştır.
Küresel ölçekte pek çok mega şehirde, örneğin Türkiye'de İstanbul, Japonya'da Osaka, Çin'de Gangazu ve Hindistan'da Mumbai, kıyısal konumlarından ötürü risk altındadır.
Aynı raporda şöyle diyor.
üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde yaklaşık 30 milyonun üzerinde bir nüfusun kıyı şehirlerinde yaşadığı, gayri safi milhasılığının %60'ının kıyı şehirlerdeki ticaret ile oluştuğu, endüstri
mallarının ihracat ve ithalatının büyük oranda deniz yoluyla yapıldığı ve kıyı limanlarının aktif olarak kullanılmakta olduğu, verimli tarım alanlarının kıyı alanlarında olduğu ve birçok turistik tesisin yine kıyı
alanlarında denize yakın yerlerde bulunduğu göz önüne alınırsa, artan deniz seviyesinin özellikle düşük kotlu ve korumasız kıyı alanları üzerinde çeşitli problemlere yol açacağı açıktır.
Bu bölgelerde toplamda 28 kıyı şehri bulunmakta ve bu şehirlerde 2019'da yapılan son nüfus sayımı verilerine göre toplam Türkiye nüfusunun yaklaşık %54'ü yaşamaktadır.
Birçok çalışma deniz seviyesinin yükselmesini veya kıyı bölgelerinde yaşayan insanlar üzerinde etkisini incelerken, Georgia Üniversitesi'nin araştırması sadece insanların ayrılacakları yerler üzerindeki etkiyi
değil, aynı zamanda insanların taşındığı iç şehirlere hareket edecek olan büyük nüfus göçünün yaratabileceği etkileri araştırmasıyla bir ilk niteliği taşımaktadır.
Araştırmanın öncülerinden Matthew Hauer şöyle diyor.
Genellikle deniz seviyesinin yükselmesini bir kıyı sorunu olarak düşünürüz.
Ancak insanlar evleri sular altında kaldığı için taşınmak zorunda kalırsa göç denize kıyısı olmayan birçok topluluğu da etkileyebilir.
Haver ayrıca çevresel değişikliklerle göç arasındaki bağlantıların karmaşık olduğunu ve kısa vadeli ve kalıcı göçleri içerebileceğini de belirtmektedir.
Nüfus modellerini oluşturmak için araştırmacılar yükselen deniz seviyesinde yaşayan risk altındaki insan sayısını tahmin ederek 21.
yüzyılın geri kalanında iç göçün muhtemel menzillerini simüle ettiler.
Çalışma müstakbel mülteci göçünün muhatabı olacak yerleşimlerin yönetim kadrosu için muazzam bir teorik destek niteliğindedir.
Çalışmanın tahminine göre, politikacıların fonları nüfus artışını karşılamak için gerekli olan kritik altyapılara yönlendirmesi gerekecektir.
Ayrıca belediye liderlerinin mevcut kaynakları da bu potansiyel göç ışığında tasarruflu kullanmaları gerekmektedir.
Yönettiği sürdürülebilirlik alanındaki danışmanlık firması, dünya çapında 2000'den fazla bina projesi yürütmüş olan Tom Palladino, bir başka acıdan konuyu değerlendirerek şöyle diyor.
Yükselen deniz seviyelerinin gayrimenkul sahipleri üzerinde doğrudan etkileri olacaktır.
Şehir yönetimleri, işletmelere ve mülk yönetimi şirketlerine ek sorumluluk getiren bina yönetmeliklerini yürürlüğe sokarken daha fazla iklim direnci oluşturuyor.
Yükselen deniz seviyeleri, şehir planlamasında uzun vadeli büyüme stratejisi ve işletmeler ve bina sahipleri için daha külfetli sorumluluklar içeren değişikliklere yol açacaktır.
Haver şöyle diyor. Las Vegas, Atlanta ve Riverside, California gibi denizde kıyısı olmayan bazı yerler hali hazırda su yönetimi veya büyüme yönetimi zorluklarıyla mücadele ediyor.
Uyum stratejilerini stratejik uzun vadeli planlamaya dahil etmek, bu zorlukların gelecekteki potansiyel yoğunlaşmasını hafifletmeye yardımcı olabilir.
Karasal şehirler nüfus artışının yarattığı baskı sonucunda atık su sistemleri, sokak bakımı, konut yapılanmaları ve şehir hizmetlerine artan ihtiyaçlarla boğuşurken kıyısal şehirler de yeniden şekillenmektedir.
Araştırmacılar ABD'deki birçok kıyı kentinin 2100 yılına kadar en azından kısmen sular altında kalacağını tahmin ediyor.
Bunun da Paladino'nun sözünü ettiği iklim direnci stratejilerine yol açacağı söylenebilir.
Türkiye içinse Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kongresi'nde yayınlanan rapor da şöyle deniyor.
Kıyı bölgelerinin durumunun kapsamlı ve güvenilir bir şekilde değerlendirilmesi ülkemiz için geç kalınmış bir konudur.
Bu değerlendirmenin gerçekleştirilememesinin en büyük nedeni, ulusal ölçekte veriye ulaşım zorlukları ile beraber doğru ve güncel verinin yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır.
Uydu uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri gibi konumsal veri toplama ve işleme konularında yaşanan gelişme ve yenilikler, söz konusu zorlukların üstesinden gelmek adına araştırmacıları ve karar vericileri etkin
kılmalıdır. ABD Yeşil Bina Konseyi'nde de görev yapan Paladino şöyle anlatıyor.
Sürdürülebilirlik, insani, finansal ve ekolojik sermayenin yönetimi yoluyla devam etme kabiliyetini sağlama eylemidir.
Öte yandan dayanıklılık, sermaye tabanının başarısız olmamasını ve iklim felaketleri sırasında bile net bir şekilde olumlu performans göstermeye devam etmesini sağlamaktır.
İklim direnci stratejileri, deniz kayısındaki binaların ana kısımlara zarar vermeden su basmasına ve faaliyetlerin elektrik kesildiğinde de devam etmesine olanak tanır.
Dayanıklılık planlaması ise kitlelerin ve işletmelerin olaylardan sonra geri dönmelerini sağlar.
İklim tahminleri doğruysa, ve kıyı şehirleri daha fazla sel makası yaşarsa veya kısmen suları altında kalırsa, kurtarmaya gelenler de yüzlerce kilometre uzaktaki şehir plancıları olabilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
