Deja vu (Dejavu) Nedir: Bir Olayı Daha Önceden Yaşadığınız Hissi Neden Kaynaklanır?
24 Haziran 2026 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Deja vu nedir?
Bir olayı daha önceden yaşadığınız hissi neden kaynaklanır?
Deja vu. Doğru yazımıyla déjà vu, Fransızca'da zaten görülmüş demektir.
Dolayısıyla ne oldu, ismin de gizlidir.
O anda gördüğünüz ya da deneyimlediğiniz bir olayı, daha önceden gördüğünüzü ya da deneyimlediğinizi sanma ya da hissetme halidir.
Siz de mutlaka deneyimlemişsinizdir.
Of, dur, bu anı sanki daha önceden yaşamıştım, hatırlıyorum, deyip kafanızın karıştığı olmuştur.
Bu olayların nedenleri, halk arasında birçok farklı şekilde izah edilmektedir.
Kimisi reenkarnasyon, müneccimlik, geleceği görme gibi bilim dışı, sahte bilimsel konulara bağlarken popüler kültür bunu evrenin dinamiklerindeki bozulma, hata olarak tanımlamıştır.
Peki işin aslı nedir?
Bilim dejavu hakkında ne söylemektedir?
Dejavu nedir? Bilim literatüründe dejavu ilk defa 1928 yılında Edward Titchener'ın Bir Psikoloji Kitabı isimli kitabında tanımlanmıştır.
Dr. Titchener durumu şöyle izah etmektedir.
Beyin, bir deneyime yönelik olarak tam bir algı üretmeden önce kısmi bir algı yaratır.
İşte bu kısmi algı, daha önce deneyimlenmiş bir olay olduğu hissi yaratmaktadır.
Bilim camiasında Deja Vu, hatırlanan veya yeni oluşturulan bir anıda meydana gelen ve yeniden yaşanmışlık hissi uyandıran bir hafıza hatası olarak görülmektedir.
Dolayısıyla kült film serisi The Matrix'in bu konudaki açıklamasının gerçeğe en yakın açıklama olduğu söylenebilir.
Filmde Carrie Annie Moss tarafından canlandırılan Trinity karakteri Deja Vu'yu şöyle açıklar.
Deja Vu, genellikle Matrix'te bir hata oluştuğu anlamına gelir.
Bir şeyler değiştirildiklerine meydana gelir.
The Matrix'in felsefi altyapısının bilinç ile gerçeklik arasına gidip gelen bir sorgulamaya dayandığı düşünülecek olursa Deja Vu'nun bilincimizde oluşan gerçeklik ve hafıza algısındaki geçici bir hata olduğu açıklaması
oldukça isabetlidir.
2004 yılında yapılan bir araştırmaya göre her 3 insandan 2 tanesi ömründe en az bir defa Deja Vu görmüştür.
Deja Vu nasıl oluşur?
1928'den bu yana konuyla ilgili birçok hipotezileri sürülmüştür.
Bunlardan en güçlüleri ve deneysel arka plana dayananları hafıza ile ilişkili olan hipotezlerdir.
Kısa dönem kısmi bilinç kaybı.
1941 yılında yapılan bir araştırma dejavunun nasıl oluştuğunu güzel bir şekilde göstermektedir.
Dr. Bannister ve Dr.
Zengvill deneklerine bazı materyaller göstermiş ve onları öğrenmelerini istemiştir.
Sonrasında hipnoz yöntemiyle hipnoz sonrası bilinç kaybı hali yaratmışlardır.
Böylece hipnoz öncesi gösterilen materyallerle olan hafıza bağlantılarını zayıflatmaya hedeflemişlerdir.
Daha sonrasında deneklere hipnoz öncesinde gösterdikleri materyalleri yeniden göstererek ne hatırladıklarını sormuşlardır.
10 denekten 3 tanesi bu materyalleri daha önce gördüğünü ancak nerede gördüğünü hatırlayamadıklarını ve dejavu yaşadıklarını söylemiştir.
Benzerliğe dayalı tanımlama Benzer şekilde 2008 yılında Dr.
Cleary tarafından yapılan bir araştırmada dejavunun hafıza tiplerinden benzerliğe dayalı tanımlama ile ilgili olduğu gösterilmiştir.
Sonrasında 2012 yılında yapılan ve sanal gerçeklik kullanılan deneylerde bu tip hafızanın gerçekten de dejavu ile yakından ilişkili olduğu ispatlanmıştır.
Sanal gerçeklik içerisinde o anda gösterilen bir sahnenin genel hatları daha önceden görülen ancak tam olarak hatırlanmayan bir sahnenin genel hatlarıyla belli bir ölçekte uyuşuyorsa kişi dejavu
yaşadığını düşünmektedir.
Şifreli bilinç kaybı.
Yapılan bazı diğer çalışmalarda bu sonuçları farklı yönlerden desteklemektedir.
Beynimiz kusursuz değildir.
Dolayısıyla ara sıra hatalar yapar ve hafızada var olan bilgiler bozulabilir, çarpıtılabilir ya da silinebilir.
Ancak kimi zaman hafızamızda yer eden bilgiler şifreli bilinç kayıp denen bir şekilde silinir.
Bu anılar büyük oranda silinmiştir.
Ancak bir kısmı da beyin içinde korunmuştur.
Sonradan bu anıya benzer durum ile karşılaştığımızda bu silik anı yeniden hatırlamaya çalışırız.
Anı o an yaşadığımıza çok benzerdir.
Dolayısıyla aynısı zannederiz.
Öte yandan anımız o anki yaşadığımızdan bir miktar farklıdır.
Dolayısıyla içinde bulunduğumuz anın farklı olduğunu sanırız.
Bu da dejavu algısıyla birebir örtüşür.
Beyin lobları arası gecikme Dr.
Robert Efron gibi kimi bilim insanları dejavunun iki beyin lobu arasında verinin işlenme hızındaki mikrosanelik farklardan kaynaklandığını ileri sürmüştür.
Bir veriyle karşılaştığımızda beynimizin sol lobuda sağ lobuda bu veriyi kendi bünyesinde işler.
Ancak gelen verilerin sıralanması işi sol beynin temporal hobunda yapılır.
Normalde beyin sol beyne doğrudan giren sinyaller ile sağ beyin üzerinden geçerek gelen sinyaller arasındaki zaman farkını düzeltir.
Yani sinyalleri senkronize eder.
Ancak bunu kusursuz olarak yapamadığı zaman sinyaller arasında senkronizasyon bozukluğu olur.
Bu da dejavu algısının sebebi olabilir.
Beynimizin iki lobunu birbirine bağlayan Korpus Kalosum isimli köprüdeki nöroli ağlar da meydana gelen aksama iki tarafın verilerinin zamansız olarak birbiriyle örtüşmemesine neden olabilir.
Bu da esasında aralarında 10 mikrosaniye fark oluşacak iki sinyalin arasında 15 mikrosaniye fark olmasına neden olur.
Beyin bunun 10 mikrosaniyesini düzeltir fakat geriye kalan 5 mikrosaniyelik fark dejavu algısına neden olur.
Birey aynı olayı iki defa yaşadığını sanır.
Rüyalar Bir diğer olası açıklama rüyalarda oluşturulan silik anıların gerçek hayata benzerleriyle karşılaşmamız halinde sahte anılar yaratıyor olmasıdır.
Ellen Brown tarafından 2004 yılında yapılan bir çalışmada katılımcılarının %20'sinin dejavu deneyimlerinin rüyalarla örtüştüğü, %40'ının ise hem rüyalar hem de gerçek hayattaki deneyimlerle örtüştüğü tespit
edilmiştir. Hastalık sonucu dejavu Son olarak dejavunun bazı hastalıklarla ilişkisi olmasından da söz etmekte fayda var.
Tarih boyunca dejavu, şizofreni, anksiyete ve kişilik bozukluklarıyla ilişkilendirilmiştir.
Ne yazık ki bu hastalıklarla ilişkisi tam olarak ortaya konamamıştır.
Fakat Yannop Epilepsisi isimli bir hastalıkla doğrudan ilişkisi olduğu keşfedilmiştir.
Bu ilişkiyi irdeleyen bilim insanları dejavunun aşırı nöral elektrik boşalması sonucu oluştuğu fikrini ileri sürmüşlerdir.
Normalde Epileptik olmasa da her insan orta düzeyle epileptik nöbet geçirebilir.
Bu tip bir elektrik boşalması herhangi bir bireyde hafıza hatalarını doğurabilir ve dejavuyu tetikliyor olabilir.
Dejavunun görülme sıklığının 10.
kromozom üzerinde bulunan LGI bir isimli bir genle de alakalı olabileceği düşünülmektedir.
Bu geni taşıyan insanlar da orta düzeyde epilepsi durumu görülebilir.
İlişkili konular ve sonuç Sebebi her ne olursa olsun dejavu olgusunun bilimsel izahı, bir sahte bilim olan parapsikolojinin iddia ettiği müneccimlik veya doğaüstü herhangi bir süreç
ile ilgili değildir. Sinir bilimsel araştırmanın her geçen gün güç kazanmasıyla bu tip tam açıklanamamış biyolojik unsurlarda gün ışığına çıkartılmaktadır.
Örneğin kullanılan bazı ilaçların sinirler üzerindeki etkisinin dejavuyu arttırdığı gözlenmiştir.
Dolayısıyla yediğimiz besinlerin sinirlerimiz üzerindeki etkisi bile bu olayları açıklayabilir.
Bunun haricinde konuyla ilişkili bazı diğer örnekler de vardır.
Örneğin Jama Yusuf'u daha önce karşılaşmış olduğumuzdan emin olduğumuz bir durumda kendimizi o durumla ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi hissetme halidir.
Belli dil bozukluklarında, bilinç kayıplarında ve epilepsi durumlarında görülebilir.
Jama Yusuf olgusunu kendiniz tetiklemeniz de mümkündür.
Eğer 60 saniye boyunca simit sözcüğünü tekrar tekrar yazacak veya sözlü olarak tekrar edecek olursanız bir süre sonra kelime anlamını yitirmeye başlayacaktır.
Buna rağmen tekrar etmeye devam ettikçe simit sözcüğünün gerçek bir sözcük olduğuna dair şüphe duymaya başlarsınız.
Bu, Jamais Vu olgusuna oldukça benzer bir deneyimdir.
Presque Vu, hepimizin sıklıkla deneyimlediği, bir şeyi hatırlamak üzere olduğumuz, kelimenin dilimizin ucunda olduğu ancak hatırlayamadığımız durumlar için kullanılır.
Sadece görmekle değil, işitmeyle ilgili durumlarda da benzer hafıza sorunları oluşabilir.
Örneğin de jentendu, duyduğumuz bir şeyi daha önceden duyduğumuzu düşünme ancak emin olamama haldir.
Son olarak rejavu ise yaşanılan bir olayın ileride tekrar yaşanacağını düşünme hissidir.
Bu terimler hakkında çok fazla bilimsel araştırma yürütülmemiştir.
Gelecekte yapılacak araştırmalarla bunların sebepleri daha net olarak anlaşılabilecektir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
