Çoklu Evren Teorisi Nedir?Paralel Evren ile Farkları Nelerdir?Paralel Evrenler Teorisi Deneysel mi?
10 Kasım 2025 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Çoklu evren teorisi nedir?
Parallel evren teorisi ile farkları nelerdir?
Parallel evrenler teorisi deneysel mi?
Evrenimiz çok sayıda evrenden sadece birisi olabilir mi?
Çok sayıda evrenden birinin içinde yaşıyor olabilir miyiz?
Bilim insanları, içinde bulunduğumuz evrenimizi daha iyi tanımlamaya başladığından beri filozoflar, hayalperestler ve bilim kurgu yazarları paralel evrenler üzerine kafa yormaktalar.
Evren dediğimiz yapı, bildiğimiz her şeyi, gezegenleri, yıldızları ve galaksileri, uzayı ve zamanın kendisini içerir.
Hiçbir şey dışlamaz.
Astronomların ölçümlerine göre bizim evrenimiz yaklaşık 93 milyar ışık yılı genişliğindedir.
Peki ya evrenimiz tek değilse?
Ya evrenimizin etrafı bizim fark etmediğimiz alternatif evrenlerle kaynıyorsa?
Çünkü evren dediğimiz şey aynı zamanda içerisinde bulunduğumuz spesifik yasalara sahip, kendi içinde tutarlı ve kapalı bir sisteme tarif etmekte de kullanılabilir.
Yani farklı yasaları, farklı özellikleri ve farklı görünümü olan evrenlerden de söz edebiliriz.
Tanımsal bir ayrım yaratmak için sicim teorisindeki brain veya membrane gibi sözcükleri ödünç alıp çoklu evrenler üstü yapıyı tanımlamakta da kullanabiliriz.
Bu durumda çok sayıda belki de sonsuz miktarda evren kendilerini içerisinde barındıran bir tabakanın içerisinde yan yana, üst üste, iç içe bulunuyor olabilir.
Tıpkı sabun köpükleri gibi.
İşte kozmologlar bu fikre çoklu evren teorisi diyorlar.
Kimi zaman paralel evren teorisi olarak da kullanıldığını görebilirsiniz.
Bu ikisi özünde aynı şeydir.
Aslında bu çok sayıda evren illa kusursuz bir şekilde paralel olmak zorunda değildir.
Ancak paralellik birbirinin peşi sıra dizilmiş çok miktarda evreni tahayyül etmek için bize iyi bir görsellik sağlıyor.
Dolayısıyla iki terimi eş anlamlı olarak kullanabilirsiniz.
Ancak birazdan farklı çoklu evren teorilerinden söz edeceğiz.
Bu ayrımlardan haberdar olmanız faydalı olabilir.
Ama ilk etapta neden böyle bir şeye inanalım ki diye düşünebilirsiniz.
Çoklu evrenler teorisini dikkate almak için çok iyi bir neden var.
Gerçekte, evrenimizin varoluşunu açıklayan en iyi bilimsel modellerin çoğu aslında bir çoklu evrenin varlığına bağlıdır.
Öyle ki, 2007 yılında Nobel ödülüne layık görülen Steven Weinberg, çoklu evrenler teorisinin önemini şöyle vurgulamıştır.
Eğer çoklu evrenler gerçekse, büyük patlama çerçevesinde geliştirdiğimiz standart model içindeki kuar kütlelerinin ve diğer sabitlerin hassas değerlerinin hakkında rasyonel açıklamalar bulma
ümidimiz lanetlenmiş demektir.
Çünkü bu değerlerin hepsi çok sayıda evrenden hasbelkader içinde yaşadığımız evrene ait şans eseri ortaya çıkmış değerler olacaktır.
Alternatif evrenler, farklı teoriler, farklı evrenler.
Çoklu evren fikri yalnızca yaratıcı bilim kurgu yazarları tarafından halk arasında popülerleştirilmemiştir.
Aynı zamanda sicim teorisi ve kuantum mekaniği gibi son derece sağlam bilimsel öncülerden doğmuştur.
Astronomların kozmozumuz hakkındaki mevcut fikirlerinin merkezinde yer alan kozmik enflasyon teorisi bile bir çoklu evrenin varlığını öngörmektedir.
Birçoklu evren bizimkiyle neredeyse aynı olan diğer evrenlerle iç içe veya hayal edilemeyecek kadar farklı olabilir.
Her iki durumda da paralel evrenlerin alemleri birçok ilginç olasılıklara kapı açar.
Yıllar boyunca birçok yazarın tasavvur ettiği gibi eğer sonsuz sayıda başka evren varsa o zaman en azından kendinizin tıpa tıpa aynısını içeren bazıları da vardır.
Ancak doğanın yasaları her evren için zorunlu olarak aynı olmadığından bu alternatif versiyonlarınızın tamamen farklı bir fiziksel gerçekliği deneyimleyebilir.
Her ne kadar çoklu evrenler dendiğinde akla, sıklıkla uzay-zaman dokuları birbirinden ayrı olan, bu nedenle bir evrenden diğeri gözlenemeyen ayrık evrenler gelse de alternatif evrenlerin
illa tamamen bağımsız olması gerekmez.
Alternatif evrenler genel olarak dört farklı şekilde var olabilirler.
Bu seviyedeki çoklu evrenler fikrinin temel olarak söylediğine göre uzay o kadar büyüktür ki istatistik kuralları çerçevesinde bile bir yerlerde tamamen dünya gibi
başka gezegenler olması gerekir.
Aslında sonsuz bir evrende, sonsuz çoklukta gezegen olacaktır.
Ve bunlardan bazılarında gerçekleşen olaylar hemen hemen kendi dünyamızda olanlarla aynı olacaktır.
Bu evrenleri bizler göremeyiz.
Çünkü bizlerin kozmik görüş alanı ışık hızıyla sınırlıdır.
Işık hızı nihai hız sınırıdır.
Işık yaklaşık 13.8 milyar yıl önce büyük patlamadan sonra yola çıkmıştır.
Ve dolayısıyla ışığın 13.8 milyar yılda alabileceği mesafe olan 93 milyar ışık yılı çapındaki bir hacmin ötesini göremeyiz.
Buna Hubble hacmi denir ve gözlenebilir evrenimizi sınırlandırır.
Bu tür evrenlerin varlığı iki varsayıma dayalıdır.
Evren sonsuzdur.
Sınırlı bir evren içerisinde bir Hubble hacmi içerisindeki bütün parçaların her bir konfigasyonu birden fazla defa gerçekleşmektedir.
Eğer bu tür paralel evrenler varsa bunlardan birine erişmek imkansızdır veya en iyi ihtimalle olanaksızdır.
Çünkü her şeyden önce hangi yöne doğru bakmamız gerektiğini bilmemiz mümkün değildir.
Seviye 1 paralel evrenler, tanım gereği bizden aşırı uzakta olan, dolayısıyla hiçbir şekilde bilgi alışverişi yapamayacağımız evrenlerdir.
Kozmolojik çoklu evrenler, fiziksel olarak gerçek alternatifler.
Seviye 1 paralel evrenlerin bir parçası olan kozmolojik çoklu evrenler, daha yaygın olarak bilinen çoklu evren algısıdır.
Birbirinden bağımsız, birbirinin yanında, altında, üstünde, paralel olarak dizinlenmiş, çok sayıda fiziksel ve birbirinden ayrık evren.
Bu türden çoklu evrenleri, mit matematikçisi ve kozmolog Max Tögmark, 4 farklı alt gruba ayırmaktadır.
Niteliksel olarak yeni ve kendi evrenimizden farklı hiçbir şeye sahip olamayan evrenler.
Tamamen farklı temel fizik yasalarına sahip evrenler.
Aynı temel fizik yasalarına sahip ancak farklı başlangıç koşullarıyla başlamış olan evrenler.
Aynı temel fizik yasalarına ancak farklı yetkili tüzüklere sahip evrenler.
Bu seviyedeki paralel evrenlerde uzay bölgeleri bir genişleme evresi geçirmeye devam eder.
Bu evrenlerde devam eden genişleme yüzünden bizimle diğer evrenler arasındaki uzay, kelimenin tam anlamıyla ışık hızından daha hızlı genişlemektedir ve bu yüzden hiçbir şekilde ulaşılamazlardır.
Bu tür evrenlerin var olduğunu varsaymak için iki olası teorimiz vardır.
Sonsu enflasyon ve eksprotik teori.
Cep evrenler. Kozmik enflasyon teorisindeki alternatif evrenler.
Büyük kozmolog Alan Gutt tarafından gerçekleştirilen kozmik enflasyon teorisi büyük patlamaya yönelik modern modellerimizin kalbinde yer almaktadır.
Ve Gutt'un ileri sürdüğüne göre bu tür bir model içerisinde uzay zaman dokusu genişlerken paralel evrenlerde doğal bir şekilde oluşacaktır.
Bunu sicim teorisi ile birleştirdiğimizde aynı uzay zaman dokusunu paylaşan bu cep evrenlerin birbirinden çok farklı yerel fizik kuralları olabileceği karşımıza çıkmaktadır.
Hatta bu cep evrenlerin farklı sayıda fiziksel boyutları bile olabilir.
Yani teoride birbirine bağlı evrenler olsa da pratik olarak birbirinden bağımsız evrenler olarak hayal etmemiz mümkündür.
Bunu savunan tek kişi Ellen Good da değil.
Jean-Luc Lenners gibi astrofizikçiler cep evrenlerin enflasyon teorisinin kaçılmaz bir sonucu olduğunu ileri sürdüler.
Buna göre evren giderek hızlanan bir şekilde genişlediği için hacminin büyük bir kısmı zamanın çoğunda genişlemektedir.
Ve bu sonsuz enflasyon denen bir durum yaratır.
Bu süreçte evren sonsuz sayıda evren yaratır ve bunların sadece belirli, önemsiz derecede ufak fraktal kısımlarında genişleme durur.
Sonsuz enflasyon ve paralel zarlar.
Bu modele göre evrenimiz zar ya da brain adı verilen bir yapı içerisine var olur.
Ki bu zarda yığın ya da bulk adı verilen daha üst boyutlu bir yapının bir parçasıdır.
Bu yığın içerisinde kendi evrenleri bulunan diğer zarlarda vardır.
Zarlar, çok sayıda uzamsal boyut içerisine uzanan, bünyesine sicim adı verilen iplikleri barındıran hipotetik nesnelerdir.
Bu zarlar sayesinde kuantum fiziğindeki nokta parçacık olgusunu üst boyutlara taşımak mümkün olur ve böylece sicim teorisi dediğimiz teori inşa edilebilir.
Bu zarlar birbiriyle temas edebilir, çarpışabilir veya etkileşebilir.
Bu etkileşimler son derece vahşi ve güçlüdür ve o zarlar içerisindeki evrenlerin oluşmasını sağlayan büyük patlamaları neden olabilir.
Zarlar yığınlar içerisinde birbirine paralel bir şekilde dizilenebilirler ve çeşitli şekillerde etkileşebilirler.
Yaklaşık her birkaç trilyon yılda bir, kütle çekimi veya henüz bilmediğimiz bir diğer kuvvetin etkisiyle birbiriyle çarpışırlar ve patlarlar.
Bu kendini tekrar eden temas, döngüsel büyük patlamalar olarak bilinen birden fazla evren oluşumuna veya aynı evrenin farklı büyük patlamalar yaşamasına neden olur.
Ektopriyotik model Bu açıklamaya göre de evrenimiz, iki farklı zarın çarpışmasıyla oluşur.
Ancak modelin söylediğine göre eğer bu zarlar bir noktada çarpışabiliyorsa birden fazla noktada da çarpışabilirler.
Bunu balkondan sarkıttığınız bir halıyı çırpmaya benzetebilirsiniz.
Halının birçok farklı noktası birbirine temas edecektir.
Sadece bir noktada temas yaşanmayacaktır.
İşte bu halı bir zar olarak hayal edilirse halının birbirine temas eden her noktasında evrenler yaratılabilecektir.
Bu şekilde sonsuz miktarda zar olabilir ve bunların birbiriyle temas ettiği her noktada sonsuz miktarda evren yaratılabilir.
Gerçekten de zarların tek bir noktada temas etmesi için hiçbir iğneden yok gibi gözükmektedir.
Eğer durum buysa ektropik model çerçevesinde sonsuz miktarda evren var olmalıdır.
Ve siz bu satırları okurken bile evrenlerin sayısı da katlanarak artmalıdır.
Bu durumda Boltzmann'ın beyni kavramından da detaylarını okuyabileceğiniz gibi sonsuz miktardaki evren içerisinde sonsuz olasılık her an gerçekleşmelidir.
Yani şu anda bir evrende bu yazıyı yazan sizsiniz.
Okuyan ise biziz. Ancak kafamız insan kafası yerine ahtapota benziyor.
Bir diğer evrende de aynı senaryo yaşanıyor.
Ancak kanımızı pompalayan şey kalbimiz değil, akciğerlerimiz.
Yani işin içine sonsuzluk kavramı girince matematiksel olarak mümkün olan her olasılık bir noktada gerçekleşmektedir.
Seviye 3 Paralel Evrenler Popüler bilim kurgu filmlerinde işlenen paralel evrenler genellikle bu türden evrenlerdir.
Bu evrenler kuantum fiziğinin çoklu dünyalar yorumundan kaynaklanırlar.
Ancak burada olan özetle olabilecek her şeyin gerçekten de olmasıdır.
Seviye 3 paralel evrenler diğerlerinden farklıdır.
Çünkü bu evrenlerin hepsi bizim kendi evrenimizin içinde yer alırlar.
Ancak buna rağmen o diğer evrenlere erişmemiz mümkün değildir.
Seviye 1 ve seviye 2 evrenlerin hiçbiriyle bugüne kadar hiçbir temasta bulunmadınız.
Ve muhtemelen asla bulunamayacaksınız.
Ancak seviye 3 evrenlerle sürekli temas halindesiniz.
Her an, her gözlem yaptığınızda, her yeni karar aldığınızda, farkında olsanız da olmasanız da yepyeni evrenlerin yaratılmasına sebep oluyorsunuz.
Gelin buna biraz daha yakından bakalım.
Kuantum çoklu evrenler, dalga fonksiyonu ve olası dünyalar.
Kuantum çoklu evrenler, metafizikteki olası dünyalar kavramından doğmaktadır.
Yani şu anda gözlem üzerine gözlem yaparak gerçekleştirdiğimiz dünyaların alternatifleri de mümkündü.
Bunu sözü olarak şöyle argümanlaştırabiliriz.
2020 yılındaki ABD seçimlerine Donald Trump kazanabilirdi.
Dolayısıyla gidişatın başka olduğu yollar da vardır.
Olası dünyalar gidişatın başka olduğu yolların tamamıdır.
Dolayısıyla olası dünyalar vardır.
Kuantum mekaniğinden gücünü alan bu yaklaşım Schrödinger'in dalga fonksiyonu olarak bilinen ve kuantum parçacıkların fiziksel niteliklerine yönelik olasılık dağılımını bünyesinde barındıran bir matematiksel formülün
gözlem veya ölçüm yapılması sonucu tek bir olasılığa çökmesinden ilham alır.
Kuantum mekaniğinin bu yorumuna Köpenhag yorumu denir.
Bu yoruma göre fonksiyon bir olasılığı çöktükten sonra diğer olasılıkların gerçekleşme ihtimali sıfır olur.
Yani pratik olarak yok olurlar.
Ancak bu yorum kuantumun tek yorumu değildir.
Evrit yorumu olarak bilinen ikinci bir yoruma göre bir gözlem ya da ölçüm bir olasılık fonksiyonunu şu veya bu noktaya çökertebilirdi.
Ve bunların hepsi eşit derecede olasıdır.
Dahası bu alternatif olasılıkların hepsi eşit olarak gerçektir.
göre dalga fonksiyonu aslında tek bir olasılığa çökmez.
Daha ziyade biz o olasılıklardan birisini deneyimleriz.
Halbuki her bir olasılık birbirine paralel bir şekilde yaşanmaktadır.
Dolayısıyla fonksiyon bütün olasılıkları tanımlamaktadır.
Ve bu olasılıkların her biri aslında gerçektir.
Bunu ilk etapta algılaması çok zor.
Çünkü hem sağduyularımıza son derece aykırı bir yaklaşım hem de dalga fonksiyonlarının çökmesi sonucu yepyeni evrenlerin oluştuğunu kavramak, algılamak zordur.
Çoklu evrenleri kuantumun evrat yorumu çerçevesine değerlendirecek olursak söz konusu evrenler aslında yoktur.
Ancak bir dalga fonksiyonu çöktüğü anda alternatif evrenler oluşuverir.
Bu nedenle her bir gözlem veya ölçüm tıpkı evrimsel süreçte gördüğümüz dallı budaklı evrim ağaçları gibi durmaksızın dallanan zaman çizelgeleri yaratır.
Her bir gözlem veya ölçüm yeni dallanmalar veya alternatifler yaratır.
Dolayısıyla zaman çizelgesi dallanıp budaklanmaya devam eder.
Fakat kimi filozof ve bilim insanı bu olasılıkların her birini sadece matematiksel bir tariften ibaret görürler.
Yani onlara göre alternatifler gerçek değildir.
Ancak diğer filozoflar ve bilim insanları çökülmeyen diğer tüm olasılıklarında bizim evrenimiz kadar gerçek dünyaları tanımladığını ve bunların gerçekten gerçek olduğunu ileri sürer.
Görebileceğiniz gibi dalga fonksiyondaki bütün olasılıkları fiziksel olarak gerçek alırsak, bir önceki başlıkta ele aldığımız fiziksel olarak gerçek, çoklu evrenlerle aynı modele ulaşmamız mümkündür.
Dolayısıyla farklı çoklu evren modelleri belli yorumlar altında birbiriyle birbirine çok benzer sonuçları verebilmektedir.
Ancak benzerlikler yanıltmasın.
Kozmolojik çoklu evrenler teorisinde bu paralel evrenler fiziksel olarak çok uzaktadırlar.
Kuantum çoklu evrenler teorisinde ise iki evren fiziksel olarak birbirinin dibindedir.
Ancak bunlar ayrı olasılık uzaylarında yer alırlar.
Buna rağmen bu konudaki bilgilerimiz...
Henüz o kadar emekleme evresindedir ki bazı fizikçiler bunların zaten birebir aynı şey olduğunda savunmaktadırlar.
Bu tür evrenler bu noktaya kadar ele aldığımız türlerin hepsinden daha acayip olanıdır.
Ve tabii ki de en tartışmalı olan da budur.
Çünkü temel olarak bu tür evrenler evrenimizden farklı matematiksel kanunlara sahiptir.
Bu sebebinin söylediği şudur, fizikçilerin kağıt üzerine çalışabileceği herhangi bir evren matematiksel olarak...
Mümkünse fiziksel ve fiili olarak da muhtemelen vardır.
Buna matematiksel demokrasi prensibi adı verilmektedir.
Yani burada söz ettiğimiz gerçek anlamıyla fiziksel evrenlerdir.
Her biri bizimkine benzer veya farklı olan fiziksel gerçekliklerdir.
Bunlar içerisinde bağımsız yaşam formları oluşmuş veya oluşmamış olabilir.
Canlı ve cansız ayrımın ötesine geçen fizik ve kimya gibi bilim dallarının tanınmaz halde olduğu tüm fiziksel gerçekliğe sahip alternatifler bu kapsamda değerlendirebilirler.
Çoklu Evrenler Teorisi'nin Deneysel Boyutu Birçok bilim insanı yıllar boyunca çoklu evren fikrini basit bir gerçek yüzünden reddetti.
Eğer kendi evrenimizi terk edemiyorsak o zaman başka evrenlerin var olduğunu kanıtlamanın hiçbir yolu yoktur.
Dolayısıyla çoklu evrenler teorisi bilimsel bir teori olarak görülmemelidir.
Ancak herkes bu önermeye katılmıyor.
Paralel evrenler teorisinin deneysel bir boyutu olup olmadığı fizik tarihinde çokça tartışılmıştır.
Örneğin Paul Steinhardt eğer ki bir teori var olabilecek bütün olasılıkları barındıran bir sonuç üretiyorsa o teorinin bilimsel olarak test edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Çünkü deneysel yaklaşımın vereceği bütün sonuçlar zaten teorinin doğal bir parçası olacaktır ve herhangi bir şey ile kıyaslamak mümkün olmayacaktır.
Ancak çoklu evrenler teorisinin belirli öngörülerinin deneysel olarak test edileceğini savunan da birçok isim bulunmaktadır.
Çoklu evrenlerin mümkün olduğunu düşünen fizikçiler arasında Hugh Everett, Don Peck, Brain Grain, Max Tegmark, Ellen Good, Andre Lind, Michio Kaku, David Dodge, Leonard Susskind, Alexander
Vilenking, Yasunori Nomura, Raj Patria, Laura Marcini-Houghton, Neil deGrasse Tyson, Sean Carroll ve Stephen Hawking gibi dünyaca ünlü isimlerde bulunmaktadır.
Ancak bunlara karşı David Gross, Paul Steinhardt, Anna Yaz, Abraham Loeb, Davis Braggle, Neil Trok, Vyacheslav Mukonov, Mitchell Turner, Rogel Pernos, George Ellis,
Jossi, Carlo Ruvali, Adam Frank, Michael Glasser, Jim Bagut ve Paul Davis gibi isimler çoklu evrenlere şüpheci bir şekilde yaklaşmaktadır.
Bu kişilerin konuyla ilgili yazdıklarına yönelik kısa bir kaynak listesinin yazımızın sonunda bulabilirsiniz.
Peki bir çoklu evrende yaşadığımızı nasıl kanıtlayabiliriz?
Evrimiz bir başka evrenle çarpışırsa inceleyebileceğimiz bazı veriler açığa çıkarırdı.
Ancak onu incelemek için hayatta kalıp kalamayacağımız belirsizdir.
Dahası bu çarpışmanın izleri için nereye bakmamız gerektiğini de bilemeyebiliriz.
Bazı teorisyenler çarpışan evrenlerin büyük patlamanın son parıltısı olan kozmik mikrodalga arka planında soğuk veya sıcak noktalar bırakabileceğini öne sürdüler.
Eğer öyleyse bu noktaları gelişmiş gökyüzü araştırmalarıyla tespit edebilmeliyiz.
Gelin çoklu evrenler teorisinin potansiyel olarak deneysel taraflarına biraz daha yakından bakalım.
Paralel evrenler teorisi deneysel mi?
Çoklu evrenler teorisinin deneysel boyutu laboratuvarda paralel evrenler yaratmak şeklinde değildir.
Bu boyut paralel evrenler teorisinin mümkün olabileceğini düşündüren kuantum olgularını deneysel olarak test edip bunların evrenin oluşumundaki dinamiklere uygulanması sonucu büyük patlamanın çok sayıda
evrenden oluşan bir sistemin ürünü olup olmadığının anlaşılması çabasına yöneliktir.
Kozmolojideki deneyserlik çoğu zaman bu şekilde temel kuantum ve astrofizik olgularının evren ölçeğinde hesaplanması ve bu öngörülerin deneysel olarak test edilmesinden gelir.
Yoksa kast edilen elbette yeni evrenler yaratma veya büyük patlamaya giderek birden fazla evrenin gerçekten var olup olmadığını gözlemleme noktası değildir.
Paralel evrenler teorisi oldukça karmaşık ve çok alt başlıklı bir teoridir.
Örneğin teorinin kuantum mekaniği ayağı.
kısaca multiverse olarak bilinen çoklu dünyalar kuramı yatmaktadır.
Bu kurama göre bir sistemin olası tüm durumlarını ifade eden Schrödinger denklemi her gözlem yapıldığında belli bir olasılığı çöker.
Ancak bu olurken diğer olasılıklar da gerçeklenir.
Yani her gözlem en az iki adet paralel evren yaratır.
Böyle bir parçalanma yalnız gözlemcilerin ölçümleri nedeniyle değil, genelde kuantum olaylarının makroskobik büyümesi nedeniyle tekrar tekrar oluşur ve bu şekilde oluşan evren dalları
çılgınca dal budak salmaya başlar.
Böylece her an sonsuz sayıda paralel evren oluşur.
Bu tarz bir paralel evrenler kavramı fizik denklemlerinin bir yorumu olarak değil, bizzat denklemlerin bir ön görüsü olarak ortaya atılmıştı.
Teorinin kozmoloji ayağında ise gerçek, fiziksel olarak birbirinden ayrı evrenler kavramı yer almaktadır.
Buna göre büyük patlama anında sadece bir değil, çok sayıda evren var olmuş.
Ve her biri kendi yoluna gitmiştir.
Yani bizim gözlenebilir evren dediğimiz yapı, evren içindeki çok sayıda evrenlerden sadece birisidir.
Tabi ki bunlar teorinin yüzeysel anlatımıdır.
Birazcık daha fiziksel perspektiflerine de alalım.
Elektron ne deney? Bir elektron ile oynamakta olduğumuzu varsayalım.
Q ve R altlı iki noktada bu elektronu yakabilecek.
Elektron ne deney? Bir elektronla oynamakta olduğumuzu varsayalım.
Q ve R adlı iki noktada bu elektronu yakalayabilecek, örneğin artı yüklü iki yuyanın oluşturduğu nano ölçekteki iki potansiyel çukuru bulunsun.
Potansiyel çukurları, potansiyel enerjinin minimum olduğu yerel bölgelerdir.
Eğer bu çukurlardan iki adet varsa elektron hareketi sırasında ya Q çukuruna ya da R çukuruna kayacaktır.
Eğer Q'da yakalanmışsa farklı, R'de yakalanmışsa farklı delta fonksiyonu formunda bulunacaktır.
Delta fonksiyonu Schrödinger'in denklemini sağlayan ve parçacığın enerjisi, momentumu gibi bilgileri içinde bulunduran bir fonksiyondur.
Bu fonksiyon potansiyel enerjinin sıfır olduğu alanları ve sonsuz olduğu tekir bir noktayı temsil eder.
Q tuzağını solda, R tuzağını da sağda ele alıp elektronun Q'ya yakalanmış olduğunu varsayalım.
Q'da bulunan elektronu sol taraftan, yönü sola doğru olan bir elektrik alanı uygulayarak elektronu harekete zorlayalım.
Eksi yükler üzerindeki elektrik kuvvet, Alına ters yönde olduğundan elektron R tuzağına doğru harekete geçer.
Yani Q dalga fonksiyonundan sıyrılıp R dalga fonksiyona geçiş sürecine girer.
Fakat yeterince kısa bir süre sonra bu geçiş tamamlanamadan elektrik alanı ortadan kaldıralım.
Elektron iki arada bir derede kalır.
Örneğin R'ye geçiş %36 oranına tamamlanmış olsun.
%64 oranına da Q'da kalmış olsun.
Kuantum mekaniğinin garipliği işte burada başlıyor.
Sistem yani örneğin elektron birleşik kuantum durumundayken konumu ölçüldüğünde ilk ölde ölçümün bize Q ve R'nin %64 ve %36 ortalamayla ölçülmüş
olasılıklar vermesi beklenebilir.
Halbuki sonuç öyle değildir.
İki değerden birini rastgele verir.
Peki %64 ve %36 olasılıkların anlamı nedir?
Şudur. Aynı deney yeterince fazla sayıda tekrarlandığında ölçümlerin %64'ünde A, %36'ında B'ye görünecektir.
Kısaca anlamamız gereken tek ölçümle ağırlıklı bir ortalama değer bulunamayacağıdır.
Kısaca deneysel olarak niteleyebilmemizin sebebi budur.
Çünkü bu deney sonucunda deneysel yöntemlerle temel parçacıkların farklı şekillerde çökebileceği gerçeği gözlenmiş olur.
Bu durumda evrenimizi ifade eden kuantum dalga denklemi her an sayısız farklı olasılıktan birine çökmektedir.
Ve bizim içinde bulunduğumuz evrenin çöktüğü olasılıklar dışında kalanlar evren dışındaki evrenleri temsil ediyor olabilir.
Kozmojik deneyler Kozmojik ölçekte kontrollü bir deney yapmak mümkün olmasa da evrene yönelik gözlemlerimizin bir kısmı paralel evrenlerle uyumlu olabilir.
Örneğin NASA. ESA ve İngiltere'nin Kraliyet Astronomi Cemiyeti tarafından yürütülen bir araştırmada uzayda daha önceden keşfedilmiş olan soğuk bölge adı verilen bir bölgenin daha önceden sanıldığı gibi
galaksi noksanlığından kaynaklanmadığı gösterilmiştir.
Soğuk bölge, büyük patlamadan arda kalan mikrodalga artalanışımasının kısmen düzensiz olduğu bir bölgedir.
Bu yapı evrenin ilk doğum anlarında yani günümüzden 13.8 milyar yıl önce kadar oluşmuştur.
Bu soğuk bölge... Türkiye'ye açıklama yollarından birisi standart büyük patlama teorisi çerçevesinde izah edilebilecek beklenmedik bir çalkalanmadır.
Ancak eğer ki gerçek cevap bu değilse daha egzotik potansiyel açıklamalar bulunmaktadır.
Ve bunlardan birisi evrenimizin erken genişleme döneminde bir diğer balon evrenine çarpışmasıdır.
Bu konuya buradaki yazımızda bir miktar değinmiştik.
Eğer bu açıklama doğrulanabilirse paralel evrenler teorisi kozmolojik olarak sınanmış ve doğrulanmış olacaktır.
Bunu yapmak elbette kolay değil.
Ancak bir kavramın deneysel olabilmesi için basit olması gerekmiyor.
Benzer şekilde Wilkins'ın mikrodalga anizotrabi probu verisinden yola çıkan Stephen Finney ve bazı diğer fizikçiler 2010 senesinde bu veri içerisindeki anomallerin kaynağının evrenimizin
geçmişinde diğer evrenlerle çarpışması olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Her ne kadar sonradan Planck uydusu ile yapılan çok daha yüksek çözünürlüklü gözlemler bu tür bir çarpışmayı destekleyecek bulguya erişememişse de görülebileceği gibi çoklu evrenler teorisi
kozmolojik verilerle sınanabilir ve yanlışlanabilirler.
Kozmik mikrodalga arka plan ışıması Kozmik mikrodalga arka plan ışımasının büyük patlamanın bir kalıntısı olduğu düşünülmektedir.
CMB'yi çıplak gözle göremiyoruz.
Fakat evrenin her yerini işgal ediyor.
Evrenimiz 13,8 milyar yıl önce başladı ve CMB ise büyük patlamadan yaklaşık 400 bin yıl sonrasına dayanıyor.
Bunun nedeni evrenin ilk aşamalarında bugünkü boyutunun sadece 100 milyonda biriyken sıcaklığının aşırı derecede olmasıydı.
NASA'ya göre mutlak sıfırın 273 milyon derece üzerinde.
CNB ilk olarak tesadüfen bulundu.
1965 yılında Bell Telephone Laboratories'den iki araştırmacı bir radyo alıcısı yaratıyordu ve topladıkları gürültü karşısında şaşkına döndüler.
Bu gürültünün gökyüzünün her yerinden eşit bir şekilde geldiğini fark ettiler.
Aynı zamanda Princeton Üniversitesi'ndeki bir ekip CNB'yi bulmaya çalışıyordu.
Dick'in ekibi Bell deneyinden haberdar oldu ve CMB'nin bulunduğunu fark etti.
Her iki ekip de 1965'te Astrophysical Journal'da kısa bir süre içinde makaleler yayınladılar.
Penzis ve Wilson gördükleri hakkında konuştu ve Dick'in ekibi bunun evren bağlamında ne anlama geldiğini açıkladı.
Daha sonra Penzis ve Wilson 1978 Nobel Fizik Ödülünü aldılar.
Kütleçekim Dalgaları Uzay zaman dokusunda yaşanan şiddetli çarpışmalardan doğan kütleçekimi dalgaları.
kozmik enflasyon teorisini destekleyecek kanıtlar da sağlayabilir.
Bu teori, büyük patlamadan arta kalan yerçekimi dalgalarının, bugün bazı teleskopların aktif olarak incelediği mikrodalga artalanışması içerisinde minik kıvrımlar bırakabileceğini öngörüyor.
Araştırmacılar, 2014'te yaptıklarını düşündükleri gibi, CNB'de bu tür kıvrımları fark edebilirlerse, nihayetinde bilim kurgu yazarlarının bir kez daha haklı olduğunu kanıtlayarak, Bir
evrende günlük yaşamına devam eden orada başka bir sizin olduğu fikrine olan desteği arttırabilirler.
Ya da belki arttıramazlar.
Belki de her birimizin sayısız kozmik akrabası yoktur.
Ve belki bu o kadar da kötü bir şey değildir.
Analoji deneyleri. Çoklu evrenler teorisi vakumda geliştirilen fizikçilerin oturdukları yerden uydurduğu bir açıklama değildir.
Çeşitli gözlemleri ve olasılıklara dayalı olarak geliştirilen çok sayıda açıklamadan sadece birisidir.
Bu belirli uzun süredir çatışmalı olsa da tamamen deneysel olmadığı fikri oldukça muhlaktır.
Zira özellikle de enflasyon teorisinin bazı versiyonlarında balın evrenler modeli çerçevesinde çok sayıda evrenin oluşmuş olabileceği üzerine durulmaktadır ve bu durum matematiksel olarak tartışabilmektedir.
Bunu araştırmanın tek yolu matematiksel yöntemler değil, aynı zamanda analojilere bakmaktır.
Örneğin dünyada ürettiğimiz baloncukların dinamiği, son dönemde kozmolojik modelleri sınamak adına ilginç veriler üretmektedir ve çoklu evrenler teorisi gibi yaklaşımlara deneysel bir boyut kazandırmaktadır.
Buna ek olarak meta malzemelerle yapılan deneyler, çoklu evrenler teorisi gibi teorileri sınamakta kullanabileceğimiz araçlardır.
Görebileceğiniz gibi bu tür deneylerde yapılanlar laboratuvarda evrenler yaratmaya çalışmakla değil, çoklu evrenler teorisinin kozmolojisini kullanarak, benzer ama başka alanlarda uygulayarak sonuçları
sınama şeklindedir. Bu yaklaşım teorik fizikte sıklıkla karşımıza çıkan bir yöntemdir.
Sonuç Deneysellik ve Doğruluk Bu konudaki tartışmaların birçoğu deneysellik ile doğruluk kavramlarını karıştırmaktan kaynaklanmaktadır.
Bir kavramın deneysel olması o kavramla ilgili yapılabilecek bir deneyin kavramın öngörüsünü doğrulaması gerektirdiği anlamına gelmez.
Önemli olan doğru olup olmadığını deneysel olarak sınayıp sınayamayacağımızdır.
Çoklu evrenler teorisi belirli kuantum gözlemlerinden ileri gelen bir yorumdur.
Bir hipotez olarak görülebilir.
Bu hipotezin deneysel olması bir şeydir.
Kesinleşmesi başka bir şeydir.
Burada kritik nokta çoklu evrenler teorisinin bazı öngörülerde bulunmasıdır.
Bu tür öngörüler ve teorilerin genel yapısı çoklu evrenler teorisini belli açılardan deneysel kılmaktadır.
Ancak bu yaklaşım henüz yeterince doğrulanmış değildir ve bilimde herhangi bir konsesüs yaratmış da değildir.
Bu konuda söylenmesi gereken bir diğer nokta ise şudur.
Çoklu evrenler teorisi kulağa çılgınca bir fantezi gibi geliyor olsa da fiziksel anlamda önemli bazı sonuçları da doğurmaktadır.
Örneğin çoklu evrenler teorisi rastgele bir şekilde meydanda gelen radyoaktif bozulma olgusunu kuantum fiziğinin tamamen deterministik olan denklemleriyle buluşturmayı başaran en önemli yorumlardan
birisidir. Ayrıca evrenimizdeki hassas ayarlanmış gibi gözüken sabitlerin neden o şekilde olduğunu açıklamakla kalmaz, aynı zamanda evrensel seçilim teorisi gibi açıklayıcı gücü yüksek teorilerin
de önünü açabilir. Bu, onu doğru bir açıklama yapmamaktadır.
Fakat potansiyel bir açıklama olarak değerlendirmemiz için yeterlidir.
Tek bir yazıda çoklu evrenler teorisinin bütünüyle ilgili tüm tartışmaları ele almamız ve bu konudaki perspektifleri eksiksiz bir şekilde yansıtmamız mümkün değil.
Ancak bu teorinin deneysel olarak sunulabilir olabilecek taraflarına yönelik Kısa bir özeti bu şekilde verebiliriz.
Evrenin doğasına dair bu kadar az şey bilinirken evrenin kökeline yönelik olasılıklar skalasında o kadar da sıra dışı gözükmeyen ve alanda uzman birçok ismin olası gördüğü bir hipoteze bütününe
görmezden gelmek evreni anlayışımıza yardımcı olmayacak.
Tam tersine zarar verecektir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
