Transkript
Bu yazıyı özgür iradenizle mi okuyorsunuz?
Özgür irademiz yoksa bile neden varmış gibi hissediyoruz.
Çağrı Mert Bakırcı Evrim ağacı olarak sitemizde özgür irade tartışmalarına yönelik çok sayıda makale ve çeviri yazısı bulunuyor.
Çünkü beynin, özellikle de insan beyninin belki de en ilginç taraflarından birisi bilinç ve özgür irade kavramıdır.
Özgür iradenin varlığı konusu milenyumlardır tartışılmakta olan bir felsefe sorusudur ve nihai cevabı henüz bulunmamaktadır.
Farklı uzmanlar farklı fikirleri ileri sürmektedirler.
ve tartışma durmaksızın devam etmektedir.
Sitemizdeki yazılarımızdan bu konudaki çeşitli fikirleri görebilirsiniz.
Ancak özgür irade ile ilgili tartışmalarda özgür iradenin var olduğuna mutlak suretle kanaat getirmiş okurlarımız özgür iradenin var olmadığını savunan yazılarımıza denk geldiklerinde kimi
zaman saçmalamayın veya iyice şaşırdınız gibi yorumlar yaparak kendi pozisyonlarının mutlak gerçek olması gerektiğini ima etmektedirler.
Bu minik pratik en azından soru üzerinde samimi bir şekilde kafa yormayı tetikleyecektir ve nihai cevabın o kadar da açık olmadığını gösterecektir diye ümit ediyoruz.
Diyelim ki Evrim Ağacı tarafından paylaşılan, özgür iradenin var olmadığını savunan bir yazı gördünüz ve bu sizi öfkelendirdi.
Hemen klavyenize sarılıp şu satırları yazdınız.
İyice saçmaladınız.
Tabii ki özgür iradeniz var.
Evrim Ağacı çok bozdu.
O ne diyor mu oldunuz iyice?
Ama ilginç değil mi?
Siz bu yorumu yaptınız çünkü sosyal medya hesaplarınızdan birinde bu yazımızı gördünüz.
Gözünüzden beyninize bu konuya dair görsel bilgiler iletildi.
Daha en başından özgür iradeye yönelik bir şüphe doğmalı.
Eğer bu yazıyı, paylaşımı görmeseydiniz bu yorumu asla yapmayacaktınız.
Bu tarz yorumları detay, kaynak, arka plan bilgisi vermeden yapan kişilerin söz konusu makalelerin kendilerini muhtemelen okumadığını varsayarsak...
Hayatınızın ortalama 5-10 saniyesini nasıl harcayacağınızı belirleyen unsur, basit bir sosyal medya paylaşımı oldu.
Eğer makaleyi gerçekten okuduysanız, birkaç dakikanız, tamamen beklenmedik bir anda karşınıza çıkan bir yazının beyninizde yarattığı faaliyet sonucunda belirlendi.
Bu durumda, en azından bu yorumu yazmanıza sebep olan bir öncül uyaran olmadan, beyninizin belirli davranışlar konusunda faaliyet göstermediğini düşünebiliriz.
Ama kendi kendime hiçbir uyaran olmaksızın düşünebiliyorum diyeceksiniz.
Ona geleceğiz. Oraya gelmeden önce, dahası var, hemen şunu iddia edebilirsiniz.
İyi tamam, gördüm de yorum yaptım ama ne yorum yapacağıma ben karar verdim.
Maalesef öyle değil. Beyninize giden sinyaller, sizin hafızanızdaki birçok noktayı uyardı ve geçmişinizde edindiğiniz bilgiler, kültür, eğitim, kısaca bireysel arka plan dahilinde bu yorumu
çıkardınız. Bu yorum yerine, Çok saçma da yazabilirdiniz.
Cümleleri tamamen farklı bir şekilde de kurabilirdiniz.
Daha ılımlı, daha aydın, daha şüpheci veya daha inkarcı da olabilirdiniz.
Neden o şekilde yazmadınız da bu şekilde yazdınız?
Bunu bilincinizle bilerek seçtiğinizi mi iddia edecektiniz?
Dürüst olun. Farklı seçenekler olduğunu düşünmemiştiniz bile.
Size şu anda neden öyle yazmadınız diye sorana kadar aklınızdan alternatif olasılıklar geçmemişti.
Bakın. Gene aynı yere geldik.
Bir öncül uyaran olmadan beyin tepki veremiyor.
Peki, az önce soracağınızı varsaydığımız soruya dönelim.
Gün içindeki çeşitli davranışlarımı çevresel uyaranlar etkiliyor, yönlendiriyor ve belirliyor olsaydı bile durup dururken hiçbir öncül uyaran olmaksızın düşünmeye başlayabilirim.
Kendi kendime hayal kurabilirim.
İlla bir fikir üretmek, bir aksiyon yapmak için öncül uyaranlar olması şart değil.
Hayır. Bu da ne yazık ki böyle olmuyor.
Genellikle düşünceler silsilesini başlatan ya o anda duyu organlarından gelen bir bilgi oluyor ya da birkaç dakika ve hatta saat önce edinilmiş bir uyarı sonrasında beynin uzun süreli
faaliyeti sonucunda meydana geliyor.
Yani duyu organlarından gelen bir uyarı olmadan yine beyin faaliyete geçemiyor.
Bu sinir bilimsel anlamda da son derece mantıklı.
Beyninizdeki çeşitli sinir yolaklarını elektrik şokuyla susuracak olsaydık bilinciniz kapanırdı.
Yani bilinç sinirsel faaliyetlere muhtaçtır diyebiliriz.
Bu durumda sinirsel faaliyetleri çalıştıran nörobiyolojiyi incelememiz gerekir.
Bunu yaptığımızda nöron adı verilen hücrelerimizin hücre duvarlarındaki sodyum potasyum pompalarının dengesini bozacak düzeyde yani aksiyon potansiyeli yaratabilecek düzeyde bir uyaran olmadığı sürece
nöronlar ateşlenemiyor.
Bu uyaranlar da çeşitli iç ve dış faktörlerden kaynaklanıyor.
Yani herhangi bir düşünceye neden olan sinirsel faaliyetlerin tümünü kendisinden önce gelen fiziko-biyokimyasal uyaranlara kadar takip edebiliyoruz.
Uyaran yoksa tepki de yok.
Her ne kadar uyaranlar her zaman çok bariz olmasa da.
Diyelim ki inat ettiniz.
Bize özgür iradeniz olduğunu ispatlamak istiyorsunuz.
Bunu yapma isteğiyle yanıp tutuşuyorsunuz.
Öncelikle neden buna inat ettiniz?
Neden bununla yanıp tutuşuyorsunuz?
Sizde bu hisleri, ihtiyacı, duyguları ve bilissel süreçleri tetikleyen neydi?
Evet, bizim yazımızdı.
Bir paylaşımdı.
Ama devam edelim.
Bize özgür iradeniz olduğunu nasıl ispatlardınız?
Rastgele bir anda kolunuzu kaldırarak mı?
Peki rastgele kolunuzu kaldırmanın özgür iradenin varlığına işaret ettiği bilgisi daha önceden edinilmiş bilgilerinizin bir ürünü değil mi?
Ya da kolunuzu birden kaldıracağınız anı seçerken?
Karşınızdakinin şaşıracağını düşündüğünüz bir anı hedeflemiyor musunuz?
Bu durumda özgür iradeye yönelik ispatınızın biçimini bile dış faktörlerin koşulları belirliyorsa, özgür iradeniz vardır diyebilir misiniz?
Yani iş sandığınız kadar basit değil.
Biz insanlar, büyük patlamadan beri devam eden bir olaylar silsilesinin ufacık bir parçasıyız.
Varlığımızın ta kendisi bile bizden önce gelen olayların kaçınılmaz bir sonucu.
Dolayısıyla zihinsel süreçlerimizin kısmen ya da tamamen kontrolümüzün dışında olması, özgür irade hissiyatının bir ilüzyon olması o kadar da olasılık dışı değil.
Her ne kadar şaşırtıcı ve hatta kimisi için üzücü olsa da.
Elbette özgür irade kavramı sadece yaptıklarımız ve yapabileceklerimiz ile sınırlı bir kavram değildir.
Benzer şekilde özgür irade kavramı iç faktörler ve dış faktörlerden ibaret olmayabilir.
Fakat bunların konunun ezici çoğunluğu olduğunda hemfikir olabiliriz.
Neden özgür irademiz var gibi hissediyoruz.
İşte zaten
anahtar noktada bu. Bilmiyoruz.
Bu hissin ne olduğundan tam olarak emin değiliz.
Bunun açılıp kapatılabilir bir süreç olduğunu tıp ve nörobilim sayesinde biliyoruz.
Son derece mekanik yapıda olduğundan da emin gibiyiz.
Ama filozofları ve bilim insanlarını asırlardır meşgul eden soru bu hissin deneyimin gerçek kaynağı.
Özgür irade hissi gerçek olsa da olmasa da tam olarak nereden kaynaklanıyor?
Ama eldeki bilimsel veriler ışığında bir robot gibi hissetmektense özgür iradeniz var gibi hissetmenizin birkaç sebebi olabilir.
İlki, algılarımızın buna adapte olmuş olması.
Tıpkı, örneğin, simit kelimesini yüz defa tekrar edecek olursanız, belli bir noktadan sonra kelime, anlamını yitirmiş gibi geleceği gibi, beynimiz de doğduğundan beri temel bir uyaran seviyesine
alışık halde olabilir. Dolayısıyla bu temel düzeyden yapılacak her sapma, özgür bir kararın ürünüymüş gibi algılanıyor olabilir.
Bu nörobilimsel alışkanlığın kökenlerini evrimsel tarihimizde oldukça derinlere kadar takip edebiliriz.
İkinci ana neden, beynin çok fazla veriyi aynı anda işliyor olması olabilir.
Bu kadar büyük bir bilgisayarın tepkileri sanki bilinçliymiş gibi algılanıyor olabilir.
Çünkü çok daha basit yapılı mekanik sistemlerin bile bilinçliymiş gibi gözüken davranışlar sergileyebildiğini bilmekteyiz.
Bununla ilgili sayısı simülasyon çalışması ve robotik araştırması bulunmaktadır.
Zaten aslında yapay zeka bilimlerinde de aranılan budur.
Çok karmaşık davranışların, çok basit etki-tepki süreçlerinin bir toplamı olması ve bunların bir araya geldiğinde bilinçliymiş ve özgür iradeye sahipmiş gibi davranan makineler
üretmesi. Bu konuyla ilgili olarak Breitenberg'in araçlarını okuyabilirsiniz.
Bir diğer olasılık, bilinçli gibi hissetmemizin evrimsel bir avantaj sağlaması olabilir.
Örneğin ileri düzey toplumsal yapılara sahip bir tür olduğumuzdan ve bu toplumların düzenlenmesi gerektiğinden hareketlerimizin sonuçlarını bireylere yüklemeye ihtiyacı, beklenmedik bir etkiye neden olarak
bilinç algısını pekiştirmiş olabilir.
Kendi deneyimlerinin daha fazla farkında olan bireyler, diğer bireylerin hareketlerini daha iyi yorumlayıp buna göre ilişkilendirme yapmış olabilirler.
Bir başka olasılık, Bilinç ve algı dediğimiz şeyin zamansal bir süreç olduğu gerçeğinden doğmaktadır.
Biz genellikle karar veya düşünce gibi şeyleri anlık gibi düşünürüz.
Halbuki bilincin oluşumu, sınır bilim yazı dizimizde de anlattığımız gibi çok basamaklı bir süreç ve çok sayıda nöral ağın kademeli bir şekilde çalışmasını gerektiriyor.
Bir düşünce veya bilinçli faaliyet, nihayet olarak oluşturulmadan önce birçok farklı beyin bölgesinde işleniyor.
Bunların hepsi mikrosaniye ve hatta nanosaniyeler kadar kısa sürelerde yapılsa da nihayetinde belirli bir zaman alıyor.
Bu bilinç altında sürdürülen işlemler nihayetinde neokorteksteki asosiyasyon alanlarına ulaşıyor ve bilinç olarak algılanıyor.
Yani bu his karnınız acıktığında midenizin batıyormuş gibi bir his oluşturmasından pek de farklı olmayabilir.
Karar alma ve faaliyete geçme sürecinin son noktası insan gibi iri neokorteksli maymunlarda özgür irade gibi algılanıyor olabilir.
Özgür irade var olamaz mı?
Elbette olabilir. Bu yazının amacı özgür iradenin var olmadığının varmanız gereken nihai cevap olduğunu ileri sürmek değil.
Sadece o görüşlerin nasıl savunulduğunu görmenizi, onlar üzerine kafa yorabilmenizi, mantıklı ve makul cevaplar üretebilmenizi sağlamak için yazılan içerikler.
Örneğin özgür irade, doğrudan doğruya evrimsel bir avantaj olarak türümüzde ve belki de birçok diğer türde evrimleşmiş olabilir.
Özgür iradeye sahip bireyler ve popülasyonlar, hayatta kalma ve üreme mücadelesinde en iyi seçeneklerin neler olduğunu daha verimli bir şekilde değerlendirebilmiş ve aldıkları kararı uygulamaya koyabilmiş
olabilirler. İnsanlar olarak diziler, bu yeteneğin hayvanlar alemindeki doğruk noktası olabiliriz.
Yani özgür irade bir imkansızlık değildir.
Sadece... var olduğundan henüz emin olamadığımız bilissel bir kavramdır.
Sonuç olarak bu konunun henüz nihai bir cevabı bulunmuyor ve araştırılabilecek çok fazla soru işareti var.
Özgür iradenin var olabileceğini gösteren de, var olamayacağını gösteren de çok sayıda bilimsel veri ve felsefi argüman bulunuyor.
Hiç kimse bu konuda nihai yanıtları verebilecek otoriteye sahip değil.
İşte tam da bu nedenle bu argüman ve verilerin hepsini değerlendirmeye alıp, bilimsel gerçekler ışığında analiz edip sorgulamamızı sürdürmemiz gerekiyor.
Ama bu süreçte o veya bu cevaba mutlak bir gerçekmiş gibi saplanıp kalmak, alternatif argümanlara kulak tıkamak ve basit, kolay, bilimsel olmayan cevaplara kaçmak insanın
entelektüel ilerleyişine uygun olmayacağı gibi gerçeklere ulaşma sürecimize de ket vuracaktır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
