Boğazda Yumru ve Düğümlenme: Üzüldüğümüzde veya Ağladığımızda Boğazımız Neden Ağrıyor?
22 Haziran 2026 · 6 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Boğazda Yumru ve Düğümlenme Üzüldüğümüzde veya ağladığımızda boğazımız neden ağrıyor?
Sevdiğimiz birisinin mutluluğunu paylaştığımızda, değer verdiğimiz bir ilişkinin sonunda, bir başarı sonrası gururlandığımızda, etkileyici bir evlilik töreninde veya Yukarı Bak filmini izlerken vücudumuz, hissettiğimiz
duyguların karşılığı olarak gözyaşlarımızı dışarı salıverir.
Ancak vücudumuzda bu mutluluk veya üzüntü sırasında verdiğimiz tek tepki gözyaşları değildir.
En duygusal anlarda boğazımıza saplanan keskin ağrı da duygularımıza eşlik eder.
Peki ağladığımız zaman gözyaşlarımız dökülürken nasıl olur da vücudumuzun başka bir noktasında bir ağrı hissederiz?
Gelin bunu açıklayalım. Neden ağlıyoruz?
Boğazda oluşan bu yumruğun neden oluşuna gelmeden önce neden ağladığımızı bilmemiz gerekiyor.
Ağlamanın asıl nedeni kesin olarak bilinmemektedir.
Ancak elde olan veriler ağlamanın kendi aramızda geliştirdiğimiz bir çeşit sözsüz iletişim biçimi olduğunu işaret etmektedir.
Bilim insanları 3 çeşit ağlama tipi olduğunu tanımlıyor.
İlki gözleri nemli su makamacıyla akan ve göz pınarından aşağıya taşmayacak kadar salgılanan nemlendirici sıvı.
İkinci tipi gözümüzü bir uyaran etkidiğinde gözümüzün efeksiyonlara karşı silah olarak kullandığı gözyaşı.
Üçüncü sebebi ise bu yazımızda bahsettiğimiz duygusal gözyaşlarıdır.
Bu üç tip gözyaşı arasında fiziksel fark yanında kimyasal içerikleri de farklıdır.
Örneğin duygusal gözyaşı tipinde manginen elementi ve prolaktin hormonuna daha çok rastlanıyor.
Ağlamanın evrimi hakkında daha fazla bilgi edinmek için buradaki yazımızı okuyabilirsiniz.
Ağlamak, çevremizdeki insanlara duygusal olarak durumumuzu söylememiz ve bu nedenle onların desteğini istediğimizin bir yoldur.
Evrimsel biyolog Prof. Dr.
Oronos'un şöyle anlatıyor.
Ağlama sırasında dökülen gözyaşlarının güçsüzlük belirtisidir.
Yani kendimizi karşımızdakine kıyasla duygusal olarak daha güçsüz hissettiğimizde gözyaşı bezlerimiz uyarılıyor.
Bu da evrimsel süreçte güçsüzlerin güçlüler tarafından korunmasına fayda sağlamış olabileceği anlamına geliyor.
Dahası, duygusal bir zamanda bir başkası tarafından rahatlatıldığımızda o kişiyle olan ilişkimiz daha da sağlamlaşıyor ve bu ilişkiler bizim için hayata önem taşıyor.
Bilim insanlarının ağlama sebeplerine yönelik araştırmalarında buldukları bir başka bulgu ise ağlamanın saldırganlara karşı boyun eğme ifadesidir.
Ki bu, kendi savunmanın yollarından birisidir.
Bir saldırgana karşı boyun eğmek, saldırganın sakinleşmesine ve saldırılarını sollandırmasına neden olabilir.
Bu da sizin hayatta kalmanızı sağlayabilir.
Ancak atalarımızın Afrika'da yaşadığını unutmamak gerekir.
Üzerinize koşan bir aslına karşı ağlamak pek bir işe yaramayacaktır.
Bu nedenle ağlamak sadece bir savunma mekanizması olarak görülemez.
Sadece saldırganın başka bir insan olduğu durumlarda ağlamak, karşı tarafın göstereceği merhamet duygusuyla hayatta kalma ihtimalimizi daha yüksek tutabilir.
Çünkü ağlayan birinin deneyimlediği hisleri bir diğer insan da bilecektir ve buna bağlı olarak şefkat duygusu tetiklenebilecektir.
Boğazımız neden düğümleniyor?
Bu bilgiler ışığında asıl konumuza dönecek olursak ağladığımız zaman otonom sinir sistemimiz içinde bulunduğumuz duruma göre farklı vücut tepkileri oluşturur.
Otonom sinir sistemi solunum, sindirim, kalp hızı, tükürük salgılanması, terleme ve cinsil uyarılma gibi İslam dışı fonksiyonları kontrol eder.
Bunun yanında kaç veya savaş tepkimizi de kontrol eder.
Otonom sinir sistemi hiperaktivite gösterdiği zaman sizin için tehlike harcadan şeyden kaçmak veya durup yoluna savaşmak için tüm vücudunuza daha fazla oksijen gönderir.
Yemek yeme sırasında farkında olmasak da vücudumuz bizi olabilecek olası tehlikelerden korur.
Yutkunma sırasında lokmanın soluk borusuna kaçmaması için nefes borusunun ağzı veya gırtlak dil olarak isimlendirebileceğimiz glotis nefes borusunu kapatır ve lokmanın yemek borusundan devam etmesini sağlar.
Normalde glotisimiz gün boyunca açılıp kapanır.
Gün boyunca her yutkunduğumuzda yemek borusundan soluk borusuna parça, nefes aldığımızda ise soluk borusundan yemek borusuna hava kaçmamasını sağlar.
Ancak biz bunu pek hissetmeyiz.
Eğer hissetseydik muhtemelen sürekli boğazımızda bir yumru hissi olurdu ve günlük yaşamda oldukça rahatsız edici olurdu.
Ağlamayı gerektiren durumlar çoğu zaman kaç veya savaş tepkisinin tetiklendiği durumlarla aynı olduğu için otonom sinir sistemi ağlama sırasında vücuda daha fazla oksijen göndermeye çalışır.
Bunun için daha fazla nefes almamız gerekir.
Bu nedenle otonom sinir sistemi glotise olabildiğince uzun süre açık kal talimat verir.
Buna bağlı olarak daha ağır nefes almaya başlarsınız.
Glotis ne kadar uzun süre açık kalırsa vücudumuzda da dışarıdan o kadar çok hava girer.
Ancak ağlama sırasında olan tek şey bu değildir.
Göz yaşı kanallarının sinüslerimize yakın olmasından dolayı ağladığımız zaman mukus seviyesi artar ve sünüklenme başlar.
Bu mukustan kurtulmanın en kolay yolu yutkunmaktır.
Bir yandan daha fazla oksijeni almak için derin nefesler alırken bir yandan da mukus artışından dolayı yutkunmaya çalışırız.
Bir yandan glotis açık kalmaya çalışırken bir yandan da biz yutkunmak zorunda hissedince boğaz kaslarını bir zıtlık oluşur.
Bunu biz şişkinlik hissi olarak deneyimleriz.
İşte bu hisse yumru hisse, gırtlakta sabit kütle hisse veya boğaz düğümlenmesi denir.
Bu his stresli durumlarda hemen herkes tarafından hissedilebilir.
Belli bir süre sonra bu his kaybolur ve glotis eskisi gibi normal bir şekilde çalışmaya döner.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
