Transkript
Altyazı M.K.
Akın Karahasan. Evrim ağacı olarak bilimi ve bilimsel metodu her türlü bilgi türünün önünde tutuyor olmamız kimi zaman şakayla karışık olsa da eleştiriliyor.
Bazı okur ve takipçilerimiz sanki bilimin kutsal bir yöntem olduğunu düşündüğümüze hiçbir hatası olmadığını sandığımıza dair bir algı olduğunu görüyoruz.
Her ne kadar bilimin gerçekten çok özel, güçlü, güzel ve faydalı bir araç olduğunu düşünüyor olsak da gerçeğe ulaşmak konusunda elimizde olan yegane yöntem...
olduğunu düşünüyor olsak da akademi içerisinde yer alan insanlar olarak hatalarını ve eksiklerini de elbette ki görüyoruz.
Bize kalırsa bu hataların başında da bilimin içerisindeki abartılı miktardaki rekabetin bilimi gerçeğe ulaşmak yolunda icra edilen değerli bir uğraş olmaktansa çeşitli sayılara indirgemesi
geliyor. Bilim insanları artık birçok araştırmayı meraktan değil, Para, fon alabilmek amacıyla yapıyorlar.
Ellerinde bol miktarda para bulunan ulusal ve uluslararası oluşumlar bu paraları yalnızca hali hazırda isim yapmış araştırmacılara ve okullara vermeyi tercih ediyor.
İçerik olarak neredeyse birebir aynı olan iki araştırma teklifinden daha meşhur olan üniversiteye her zaman öncelik veriliyor.
Bu sebeple bilimsel araştırmalar için ayrılan paraların ezici bir çoğunluğu durmaksızın tanınmış araştırmacılara akarken diğer üniversiteler...
ve araştırmacılara 40 yılın başı bir miktar para düşebiliyor.
Bu da söz konusu tanınmış laboratuvar ve araştırmacıların ihtiyacı olmayan aletlere bile alıp binalarını doldururken sayısız bilim insanının araştırma yapmak için gerekli tesisatlara sahip olmamasından
ötürü fazlasıyla güçlük çekmesiyle sonuçlanıyor.
Elbette araştırma fonlarındaki bu adaletsiz dağılım araştırma kalitesinde doğrudan etkiliyor.
Bilim insanlarının ezici bir çoğunluğunu oluşturan meşhur olmayan üniversitelerden araştırmacılar Bilime gerçekten katkı sağlayacaklarını düşündükleri sahalara odaklanamıyorlar.
Bunun yerine ya daha önce fon alabildikleri dar alanlara odaklanıyorlar ya da araştırmalarını fon veren kurumların hoşuna gidecek bir forma sokmaya çalışıyorlar.
Bu da bilimin asıl amacı olan öğrenme, araştırma, bilme merakı tam da kalbinden hançerlemiş oluyor.
Özetle bilimin ticarileşmesi olarak adlandırabileceğimiz bu durum bilime ayrılan fonların birçok ülkede giderek azalması nedeniyle ileride...
çok ciddi araştırma, keşif ve teknoloji sıkıntıları yaratacak diye düşünüyoruz.
Bunu TÜBİTAK'ın kurucularından olan 1957-1959 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi rektörü olan, bilim savunucusu olan ve Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli inşaat mühendislerinden
biri olan Prof. Dr.
Mustafa İnan şu tarihi sözlerle anlatmıştı.
Bilim uzun ve çetin bir yoldur çocuklar.
Bilimi yarı yolda bırakmayın olur mu çocuklar?
Oppenheimer gibi hissediyorsanız bırakın yüksek binaları başkası yapsın.
Büyük barajlarda başkası çalışsın.
Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir.
Bırakınız da bu işleri öyleleri yapsın.
Bazıları da insanları çalıştırmak...
büyük teşebbüslere idare etmek ihtirasıyla yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir.
Bırakınız da parayla da onlar uğraşsın.
Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa...
Siz de Leonardo da Vinci gibi kuvvet nedir diye merak ediyorsanız buyurun sizleri mekanik kürsüsüne beklerim.
Çünkü bazılarına göre kuvvet para ile organizasyonun çarpımına eşittir.
Bize göre de kuvvet ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür.
Bu iki formülü birbirleriyle karıştırmayın olur mu çocuklar?
Kürsü ile ticarethaneyi birbirine karıştırmayın olur mu çocuklar?
Bilimin düzeltilmesi gereken birkaç temel sorunu var ve en başında da bize kalırsa bu geliyor.
Dolayısıyla yetişecek yeni nesil bilim insanlarının bu gidişata dur diyebilecek kadar bilinçli olması gerekiyor.
Zira bilimin nereye gideceğini belirleyenler yine bilim insanları ve bilim insanı adayları olacaktır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
