Besin Tercihlerimiz Genlerimiz Tarafından Belirlenmiş Olabilir mi?
26 Kasım 2019 · 7 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Sağlığımız açısından zararlı olduğunu bildiğimiz halde neden bazı besinleri sürekli yemek isteriz?
Yazar Canberk Çolak.
Editör Meltem Çetin Sever.
İnsanların tat alması burunda ve ağızda yer alan özelleşmiş reseptörlerle gerçekleşir.
Reseptörler sadece özelleştiği tadı algılar.
Kişi bir besin yediği zaman beyin tat ve koku reseptörlerinden gelen sinyalleri birleştirip lezzet algısını oluşturur.
İnsanların tatlı, ekşi, acı, tuzlu, umami ve yağlı tadı, yani oleagustus algılayabilmesi için dillerinde 2000 ila 5000 arasında tat tomurcuğu papilla bulunur ve her tomurcukta 50
ile 100 arasında reseptör proteini bulunur.
Aromayı algılayabilmek için ise 400 civarında reseptör proteini vardır.
Bu reseptör proteinleri DNA'da belirtilen kodlara göre sentezlenir.
Yani genetik kodumuz doğrudan tat almamıza ilişkilidir.
2004 yılında Amerikal araştırmacılar koku reseptörlerinin DNA'daki varyasyonlara bağlı olarak yerlerinin ve şekillerinin değişebildiğini açıkladılar.
Bu yüzden farklı insanlar farklı tatları farklı algılayabilmektedirler.
Farklı tatlara özgü reseptörlerin sentezlenmesini sağlayan bazı genler tespit edilmiştir.
Mesela tatlı reseptörlerinden TAS1R2 ve TAS1R3 genleri sorumludur.
Genetik kodlarımız yüzünden acıyı seviyor olabilir miyiz?
Tıpkı farklı görüş yeteneklerine sahip olması gibi insanlar tatları da farklı şekillerde algılarlar.
Birçok tat testi insanların tat algısını ölçmekte kullanılmaktadır.
Bu testlerle hangi tadı daha yoğun olarak algıladığınızı ya da dilinizin gönderdiği tat uyarılarını beyninizin nasıl algıladığına bakılır.
İnsanlar tarafından algılanan tatlardan birinin daha baskın bir şekilde hissedilmesi tamamen dilimizdeki o tada özelleşmiş tat tomurcuklarının sayısına ve ilgili proteinin bulunmasına bağlıdır.
Acı, tatlı ve umami tatlar, G-proteini kenetli reseptörler adı verilen bir reseptör grubu aracılığıyla algılanır.
DNA'larımızda bütün tat reseptörleri ve proteinlerinin sentezlenmesini sağlayan bir gen bulunur.
Örneğin acı tadı algılamamızdan sorumlu proteinleri sentezleyen TAS2R gen ailesidir ve bu genlerden insan vücudunda 43 tane bulunur.
Ayırt edici bir tat olduğunu ve genetik kodları bilindiği için tat algısının ölçülmesinde genellikle Acı tat kullanılır.
Bu test aslında bir hipertroidi ilacı olan propiltraurourasil ya da kısaca prop kullanılır.
Teste katılımcılardan belli oranlarda prop emdirilmiş deney kağıtlarının tadına bakmaları istenir ve verdikleri tepkilere göre şu üç gruptan birine dahil edilirler.
Süper tat alıcılar yani probu yoğun derecede acı ve tiksindirici bulan katılımcılar.
Orta tat alıcılar, probu hafif acı bulan ama bunu önemsemeyen katılımcılar, hiç tat alamayanlar yani probu algılamayanlar ve algılamadıkları için telaşlanan katılımcılar.
Bu testten de anlaşılacağı üzere genlerimizin tat algısında önemli bir payı vardır.
Ancak acı tat ile ilgili diğer tatlarda olmayan bir durum vardır.
Acı tat reseptörleri ilk insanları toksik maddelerden korumak için evrimleşmiştir.
Bu yüzden insanlar arasında acı tatı çekici bulmak yaygın olarak görülen bir şey değildir.
Yalnız burada bahsedilen acı tat, biber acısından ziyade olgunlaşmamış bir tat olan acıdır.
İngilizce'de bitter. Genlerimiz besin tercihlerimizde rol oynuyor mu?
Anoreksiya, nervoza ya da bulimia nervoza gibi yeme bozukluğu bulunan kişilerde, Bazı gen defektlerinin bu yeme bozukluklarına yol açtığı 2017'den önceki çalışmalarda gösterilmiştir.
Ancak sağlıklı bireylerde genlerin besin tercihlerinin etkisine dair bir çalışma yapılmamıştır.
22-26 Nisan 2017 tarihleri arasında Amerika'nın Şikago eyaletinde deneysel biyoloji adı altında her yıl farklı şehirlerde düzenlenen bir toplantı gerçekleştiriliyor.
Madrid Özel Üniversitesi'nden Silvia Bersiano, Bu toplantıda yaptığı sunumda bu konuyla ilgili yapılan yeni çalışmalar hakkında şunları söylüyor.
Birçok insan çok istese bile günlük yeme alışkanlıklarını değiştirmekte zorluk yaşar.
Çünkü bir plan ya da hedef doğrultusunda yaptığımız diyet değişiklikleri günlük işlerimizi yapmaktan ve dilediğimiz besini seçmekten bizi alıkoyar.
Bizim çalışmamız beynimizde bulunan genlerimizin besin alımımızı ve diyet tercihlerimizi nasıl etkilediğini gösteren ve sağlıklı insanlar üzerinde yapılan ilk çalışmalardır.
Bu çalışmada araştırmacılar 8-18 Avrupa kükenli erkek ve kadının genlerini aleniz ettiler ve bir anket aracılığı ile diyet alışkanlıkları hakkında bilgi aldılar.
Çalışma sonucunda araştırmacılar üzerinde çalıştığı genlerin anlamlı bir şekilde kişinin besin seçimlerinde rol oynadığı gösterildi.
Örnek olarak oksitosin reseptör geninin birçok formu ile yüksek düzeyde çikolata alımı ilişkilendirildi.
Aynı şekilde obezite ile ilişkilendirilmiş bir genin de sebze ve lif alımında rol oynadığı bulundu.
Çalışmada spesifik olarak adı verilmeyen birçok genin de tuz ve yağ alımı ile ilişkili olduğu bulundu.
Sonuç, son yıllarda yapılan bu çalışmaların kişilerin toplumda yaygın görülen diabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser gibi kronik hastalara yakalanma riskini düşürecek, yeni diyetlerin
ve terapilerin geliştirilmesine yönelik kullanılabileceği düşünülüyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
