Beklenen Büyük İstanbul Depremi Nedir? Neden, Nasıl, Nerede ve Ne Zaman Yaşanması Beklenmektedir?
1 Mayıs 2026 · 31 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Beklenen büyük İstanbul depremi nedir, neden, nasıl, nerede ve ne zaman yaşanması beklenmektedir?
Giderek artan bir endişe.
Büyük İstanbul depremi. Tarihin en yakın depremlerinden birisinin İstanbul'da yaşanması bekleniyor.
Büyük sayılabilecek bir ülkenin neredeyse bütün ekonomisinin kalbinde bir hançer gibi saplanacak, belki de hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını garantiyeci bir deprem bekleniyor.
Televizyon kanalları deprem konusunun reyting kaymağından niye dursun, işin bilimsel yanı her zamanki gibi göz ardı ediliyor.
Bir deprem muhtemelen bir mega deprem, bir magazin haberiymiş gibi sunuluyor.
Biz bu yazımızda size işin bilimsel taraflarını göstermeye ve uzmanların neden İstanbul'da büyük bir deprem beklediğini anlatmaya çalışacağız.
Bu ürpertici ve Türkiye için her şey değişme potansiyeli olan doğa olayını daha yakından tanımanızı ve bilimin bu konuda neler söylediğinizi öğrenmenizi, hatta belki de gelecek planlarınızı ona göre ayarlamanıza katkı sağlayacak bir
makale olmasını umuyoruz. Giriş.
Uzmanlar neden İstanbul'da büyük bir deprem bekliyor?
Aynı faiz üzerinde olmasına rağmen neden uzmanlar ada pazarında, Düzce'de veya Bolla değil de İstanbul'da deprem bekliyor?
Neden İstanbul'da beklenen depremin büyük olacağı söyleniyor?
Bu depremler Amerika'nın oyunu, harp silahının ürünleri mi?
Son soruyu hemen cevap verelim.
Elbette ki hayır. Benim insanlarının bu büyük İstanbul depremi beklentisi tamamen bilimsel temelleri dayanan, temel jeoloji bilgisayarıyla açılabilecek olan, şu anda insan nipimi olan hiçbir ürünün doğrudan müdahale edilmeyeceği bir doğal süreç.
Bugüne kadar var olan bütün depremler gibi beklenen büyük İstanbul depremi de son derece doğal bir olay olacak.
Bu depremin sürekli büyüklüğünden bahsedilmesi de İstanbul'un metropol olmasından ya da İstanbul'da deprem beklemenin daha popüler bir konu olmasından kaynaklanmıyor.
Beklenen büyük depremin gerçekten de İstanbul'da olacak olmasından kaynaklanıyor.
2019 itibariyle 5 milyona yakın evrim ağacı okulunun yaşadığı bu şehir hakkında bilmeniz gerekenleri size herkes anlayacağı bir dille izah edeceğiz.
Depremin bilimi. Plakalar ve fay hatlarımızı tanımak.
Önce depremin ve fay hattının ne manaya geldiğini açıklamak gerekiyor.
Dünya üzerindeki bütün tektonik aktivitelerin tek nedeni dünyanın erimiş bir ateş topu halinde olmasıdır.
Bildiğimiz gibi dünya bir gezegen olsa bile iç yapısı itibariyle bir ateş topu denebilir.
Ancak bunu hissetmiyor olma nedenimiz dünyanın dış katmanları içerisinden daha soğuk olduğu için en dış kısmında bulunan ince kabuk adı verilen ve üzerinde gezip yürüdüğümüz kısmın soğumuş olmasıdır.
Bu incecik kabuğun üzerine bildiğiniz bütün kıtalar ve okyanuslar yer alır.
Ancak Dünya'nın bu katı görünümümüz dağlatmasın.
Kabuk tabakası okyanusların altında 5-10 km, kıtaların altında ise 30-50 km kalınlıktadır.
Buna rağmen gezegenimizin yarı çapı 6.371 km'dir.
Yani üzerine bulunduğumuz kabuk Dünya'nın geri kalan derinliğine kıyasla tek kelimeli bir hiçtir.
Şöyle izah edelim. Dünya'yı ele aldığımızda soğumuş kısımla soğumamış kısımın oranı bir portakalın kabuğuyla içindeki yediğimiz meyve kısmının oranından bile daha azdır.
Yani gezegenimiz çok ince bir kabuğa sahiptir.
Kabuğun altında bulunan magma ise sıvıya yakın katı bir maddedir.
Dünyanın merkezindeki sıcak kısımda yüksek miktarda ısı bulunur.
Bu yüksek ısı enerjisi magnetik alanların ve elektrik akımlarının meydana gelmesine bile yol açar.
Ana kara tek parça değildir ve çok sayıda plakadan oluşur.
Buna az sonra döneceğiz. Burada bilmeniz gereken ayaklarımız altındaki kara parçaları bu eriyik yapının üzerinde yüzer.
Aşağıdaki görsel gezegenimizin katmanlarını güzel bir şekilde özetlemektedir.
Mantoda bulunan eriyik malzemenin neden olduğu konveksiyon akımları, Denen erik madde akıntıları hemen üzerinde bulunan kabuğun parçalarının farklı yönlere doğru hareket etmesine sebep olur.
Konveksiyon akımları plakaların altındaki magmanın döngüsel, bayratılı hareketidir.
Üzerinde okyanusları ve karaları bulunduran plakaların hareketiyle bu plakalar üzerindeki her şey de yavaş yavaş hareket eder.
Anadolu plakasının hareketi ve Bitlis okyanusu.
Örneğin bizim üzerinde bulunduğumuz Anadolu levhası veya genel olarak Avrasya levhası, Güney'den Arabistan levhası ve Afrika levhası tarafından itilmektedir.
Anadolu coğrafyasının jeolojik evriminde bir zamanlar sular altında olduğunu detaylıca anlatmıştık.
Ülkemizin topraklarını kaplayan bu okyanusa Tetis Okyanusu, Anadolu'nun bu okyanusun içinden yükselerek çıkma sürecine de Anadolu'nun yani Türkiye'nin Tetis Evrimi adı verilmektedir.
Tetis Okyanusu, Pangaea Süper Kıtasının parçalanmasından sonra oluşan Laurasia ve Gondwana kıtaları arasındaki üçgen şekilli, büyük ve batıya doğru daralan boşlukta oluşan okyanus adıdır.
Anadolu bu okyanus Çin'den yüzeye çıkmıştır ve bu yükselme süreci geleneksel olarak iki aşamada incelenir.
Paleotetyan faz ve Neotetyan faz.
Bunlardan ikinci sırasında yaklaşık olarak iki adet okyanus oluşur ve birbirinden ayrılmaya başlar.
Bitlis okyanusu ve Zagros okyanusu.
Bu okyanus günümüzden 5 ile 11 milyon yıl kadar önce geçmiyosen dönemde Afrika'dan kopan Arap levhası yukarı yani kuzeyde olarak ettiğinde ve Bu okyanusu bulunduğu boşluğa batmasıyla yok oldu.
Bu plaka gidecek yer bulamayınca bu sefer kabarmaya başladı ve bugünkü Güney Doğu Anadolu'daki sıra dağları oluşturdu.
Zaten dağların oluşumu bu şekilde plakaların birbirine çarpması sonucu oluşan kırılmalar ve bükülmelerle meydana gelir.
Bir diğer örneğini Afrika Lefası'nın kuzey hareketi sonucunda görüyoruz.
Bu hareket Toros Dağları'nı oluşturmuştur.
Belli bir süre boyunca Arap Lefası'nın hareketi Bitlis Okyanusu'nun kapanmasına ve sıra dağların oluşmasına yol ulaştıktan sonra bu sefer Andolu'yu batıya itmeye başlamıştır.
Anadolu'da bu sırada koparak batı yönünde bir hareket kazandı.
4 milyon yıldır süren bu hareket Anadolu'yu doğu batı yönünde ikiye böldü.
İşte Bingöl'den başlayan ve Ege denizine kadar uzanan bu kırığa Kuzey Anadolu Fayat denir.
Fayat olarak isimlendirilen olgu biraz önce bahsettiğimiz gibi yer kabuğunun kırılmasıdır.
Bu hatlar bildiğimiz anlamıyla yer kabuğuna meydana gelen kırıklardır.
Bu kırıkların arası boş olduğu için içerisine su dolar, su magmanın olduğu sıcak kayaçlara kadar iner, ısınır ve tekrar ısındığı için demlikten fışkıran sıcak su buharı gibi yukarı fışkırır.
Bizler de bunlara kaplıca deriz.
Kuzey Anadolu fayının geçtiği bütün şehirlerde kaplıcalar vardır.
Erzincan, Reşadiye, Havza, Adapazarı gibi.
Türkiye her yıl ortalama 20 mm batıya ilerler.
Tabi fay hattının her iki yüzdeyi de pürüzlü olduğu için bazen düğüne takılır, genetlenir ve gitmesi gereken yolda gidemez.
Örneğin 200 yılda ortalama 4 metre ilerlemesi gereken fay takıldığı için ilerleyemez.
Takılan girinti ve çıkıntılarda 200 yıllık birikime dayanamazsa bir anda kırılır ve bu da çok büyük sarsıklara yol açar.
İşte deprem tam olarak budur.
200 yılla olması gereken yaklaşık 4 metrelik hareket, birkaç saniye içinde olduğunca buna deprem adını veririz.
Çünkü bu aşırı hızlı hareket aslında yarkabuğu için halen son derece yavaş olsa da, üzerine yaşayan biz organizmaları için sarsıcı etkiler yaratır.
Bu sarsılmaları biz deprem olarak algılarız.
Yani depremler, teknolojik araçlar üretilmezler.
Devasa kare parçalarının, adeta tırnağınızın kıyafetiniz takılması ve kuvvet uygulamanın sonucunda bir anda kırılması gibi büyük hareketleri sonucu oluşur.
İnsanın ürettiği hiçbir teknoloji buna yön veya şekil veremez.
Yukarıdaki ikinci görsel North Anatolian Fault olarak bilinen Kuzey Andolu fayatlıdır.
O hattın üst kısmı Avrasya levhasıdır.
Alt kısmı da Andolu levhasıdır.
Fayatlarının bu levhalar arasındaki bölgeler olduğunu hatırlayınız.
Üst kısım jeolojik olarak daha sabittir ve hareket etmesi çok daha zordur.
Bu sebeple Andolu levhası güneyden gelen yoğun baskı sebebiyle büyük bir stres altında kalarak batıya doğru hareket eder.
Bahsettiğimiz gibi bazen fayatla takılmalar olur ve itildiği için hareket etmesi gereken levha hareket edemez.
Basınç iyice artar ve bir anda aniden fayın birbirine takılan yüzeyi kırılıp fay bir anda kendini 2-5 metre ileri atar.
Yani levha 100 senede yavaş yavaş gitmesi gereken 2 metrelik yolu 30 saniyede alır ve bu da büyük sarsıntılara yol açar.
İşte 17 Ağustos 1999 gecesi saat 3.02'de meydana gelen tam olarak budur.
Atım 4-5 metre kadar olmuştur ve bu hareket 45 saniye kadar sürmüştür.
Nasıl ki bir ağacın üzerine kar birikir, birikir...
Sonra aniden çatırt diye kırılır ve ağacı çok sert bir şekilde sallar.
İşte deprem de bunun jeolojik versiyonudur.
Anadolu'nun doğusundan batısına hızla gelen depremler.
Bu başlık sizi yanıltmasın.
Hızla sözcüğü genellikle jeoloji, evrim, iklim, paleontoloji gibi bilimlerde günlük yaşantıdan biraz farklı kullanılır.
Normalde bir olayın hızlı gerçekleşmesi birkaç saniye, dakika, saat hatta gün olabilir.
Ancak bu tür bilimlerde hızlıdan kasıt birkaç on yıl, Asır ya da milenyum olabilmektedir.
Hatta kimi zaman milyonlarca yılda meydana gelen olaylar normalde o olayın seyirine göre çok daha hızlı gerçekleştiği için hızlı olarak alınabilir.
Dolayısıyla depremlerden ve yer biliminden bahsederken hızlı sözcüğünün nasıl kullanıldığına dikkat etmenizde fayda var.
İşte bu da bizi zurnanın zırt dediği yere götürüyor.
Bir fay hattı üzerinde bazen logaritmik büyüklüklerde aynı eksenli depremler oluşur.
Bu depremlerin periyodik aralıklarla meydana geldiği söylenebilir.
Yani bir fay hattının bir ucunda büyük bir deprem olur.
Birkaç on sene sonra az ilerisinde, sonra az ilerisinde, sonra biraz daha ilerisinde yine büyük depremler meydana gelir.
Bu süreç böyle devam eder ve belirli aralıklarda depremin bir fay hattı boyunca tren gibi ilerlediği görülür.
Bu tür bir ilerleminin ders laplarında da kullanılan en bariz örneklerinden birisi Kuzey Anadolu fay hattı üzerine görülmektedir.
Bir diğer meşhur örneği de Kaliforniya fay hattıdır.
Dolayısıyla Türkiye'deki depremlerin bir teknoloji ürünü olduğu iddiasını sürdürenler ve bu teknolojiden ABD'yi sorumlu tutanlar, bu ülkenin kendisinde de birebir aynı deprem dizisindeden bulunduğunu açıklamalıdırlar.
Ancak tabii ki bu apayrı bir tartışma konusudur.
Burada önemli bir uyarıda bulunmak istiyoruz.
Fay hatları tek bütün olarak düşünmemelidir.
Evrendeki hiçbir şey gibi, fay hatları da kusursuz yapılar değildir.
Fay hatları da uçuşu eklenmiş kibir çöpleri gibidir.
Parça parçadırlar ancak o parçalar fay hatlarının bütününü oluştururlar.
Fay hatlarını oluşturan her bir kibir çöpü gibi olan parça segmentlenir.
Depremi olduğunda genelde sadece bir segment kırılır.
Fayın tamamı kırılmaz. Bunun en net örneklerinden birisi yine 99 depremidir.
Bu depremde Anadolu fay hattının sadece İzmit segmenti kırılmıştır.
Segmentin bir ucu Yalova'da diğer ucu Adapazarı'nda olduğu için depremde asıl sarsıntıyı Yalova, Gölcük, İzmit, Adapazarı dörtlüsü yaşamıştır.
İşte tam olarak bu sebeple 99 depremi hem Gölcük hem Yalova hem İzmit hem de Adapazarı depremi olarak anılır.
Aşağıdaki grafik kırılan ve birbirine sütülen segmentleri gösterir.
Kuzey Anadolu fay hattındaki depremlerin tarihi Kuzey Anadolu fayı üzerindeki depremlere gelirsek aslında çok fazla sayıda depremden söz etmemiz gerekir.
Ancak inceleyeceklerimize kıyasla konunun kısa sürmesi adına bu süreçte 7'nin üzerindeki depremler ele alınacaktır.
Kuzey Anadolu fay hattının deprem tarihini incelemek, İstanbul'da neden dev bir depremin beklendiği net bir şekilde gözler önüne koyacaktır.
Öncelikle bu tarihi kısaca gözlerimizin önüne seren bir görsele inceleyerek başlayalım.
Şimdi bu fayın geçmişindeki kanlı ve büyük depremlere bakalım.
1939 Erzincan depremi.
Büyüklük 7.9.
39 yılında Kuzey Anadolu fayının en uç kısmında Erzincan depremi oldu.
Depremin büyüklüğü 7.9'du.
Erzincan depremin merkezi olunca haliyle Erzincan segmentindeki enerjinin büyük bir kısmı boşaldı.
Bu enerji nereye gitti dersiniz?
Bu enerjinin bir kısmı titreşime dönüşerek dünyaya titretti ve uzaya saçıldı.
Bir kısmında fay attığı doğu batı yönünde vurulduğu için hemen batısındaki segmentle depolandı.
Bu Erzincan'ın batısı için felaket demekti.
Yani kısacası segment üzerindeki enerjiyi tıpkı bir bayrak yarışı gibi hemen batısındaki segment aktardı.
1942 Nixar depremi.
Büyüklük 7.0.
Aradan 3.5 yıl geçmişti ki...
Erzincan segmentinden aktarılan enerji hemen batıdaki Nixar segmentinde ortaya çıktı.
Sene 42. Nixar 7.0'lık depremde yerli bir oldu.
Tabi Nixar segmenti de aynı bayrak oyunu devam etti ve elindeki enerjiyi hemen batısında bulunan Tosyaladik segmentine verdi.
1943 Tosyaladik depremi.
Büyüklük 7.2. Nixar depreminin üzerinden bir yıl geçmiş, sene 43 olmuştu.
Tosyaladik arası 7.2'lik bir depremle sallandı.
Bu segmentteki enerji de hemen batısındaki Gereteboğlu segmentine aktarıldı.
44 Bolu-Gerede depremi.
Büyüklük 7.2. 44 senesinde Bolu-Gerede 7.2'lik depremle sallandı.
Enerji yine her zamanki gibi batıya kaçtı.
Çünkü Arap levhası güzeli Manadolu'yu sürekli olarak batıya getiriyordu.
57 Bolu-Aband depremi.
Büyüklük 7.1. Aradan 13 yıl geçmişteki Bolu-Gerede segmentinin hemen bir içindeki Bolu-Aband segmenti 57 senesinde 7.1'lik bir büyüklüklük depremle kırıldı.
67 Adapazarı depremi.
Büyüklük 7.2. Takvimler 67 yılını gösterdiğinde tıpkı bir tsunami gibi ilerleyen depremler zinciri ada pazarında kendini yeniden gösterdi.
Ada pazarı 7.2'lik depremle yıkıldı.
99 İzmit depremi.
Büyüklük 7.4.
Yine uzun yıllar deprem olmadı.
Deprem İzmit segmentini 99 yılında 7.4'lük bir depremle yerle bir etti.
Bu kısmı zaten biliyoruz ve acısını halen içimizde yaşıyoruz.
Neden İstanbul? Neden şimdi?
Neden büyük deprem? Her depremden sonra açığa çıkan enerji jeofizik mühendisleri tarafından modellenerek haritası çıkarılır.
Deprem olan segmentte enerji kalmaz.
O segmentte bir daha upuzun yıllar boyunca kolay kolay büyük deprem olmaz.
Elbette levha hareketleri devam ettiği için deprem asla biten bir şey değildir ancak büyük takılmalar ve kırılmalar bir defa oldu mu uzun bir süre tekrarlanmaz.
Ama her seferinin enerjinin büyük bir kısmı kırılan segmentin komşusu olan segmentlere kayar.
İşçi sevgili okurlarımız uzmanların İstanbul deprem bekleme sebebi tam olarak bulur.
Uzmanların İstanbul'da büyük bir deprem bekleme sebebi de bu depremlerin 7'nin üzerinde oluşudur.
Büyük bir depremin İstanbul'u vuracak olmasından bu kadar emin olmamızın sebebi 1900'lü yıllardan beri seyrinin bilim insanlarını bir defa bile şaşırmamış olmasıdır.
Sebep İstanbul'un sıradaki segment üzerinde oturuyor olmasıdır.
Peki depremler Erzincan'a doğru geri dönmüş olabilir mi?
Bazı okullarımız şöyle düşünebilirler.
Deprem Erzincan'dan başlayarak İzmit'e kadar geldi sonra İzmit'te yön değiştirerek tekrar doğaya yöneldi.
17 Ağustos depreminden sonra meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki Düzce depreminin de sebebi budur.
Durum bu değildir. Yapılan hiçbir jeofizik modellemesi bu fay kılımlarının tekrar doğaya yöneleceğini göstermemektedir.
Tam tarihse neredeyse tüm hanezlerin buluştuğu nokta ortaktır.
Şu anda stres İstanbul'da katlanarak artacak şekilde birikiyor ve her geçen yıl bu stres daha da fazla oluyor.
Yukarıda ikinci görselliği de tam olarak bu görüntüdedir.
Düzce'de biriken yaklaşık 12 barlık enerji Düzce depremiyle doğuya göç etmiştir.
Peki ya Gebze'de biriken enerji nerededir?
İşte o enerji İstanbul segmentindedir.
Ne yazık ki gerçek bir yüzleşmemiz gerekiyor.
Çok fazla ömrü kalmadı.
Kendimizi kandırmanın ya da avutmanın bir faydası yok.
Çözüm aramaya başlamalıyız. Geç bile kaldık.
Örneğin şunu net bir şekilde söyleyebiliriz.
Önümüzdeki birkaç asırlık süre diliminde İzmit, Adapazarı ve Yalova'da ciddi bir deprem olmasını en azından jeofiziksel olarak beklememekteyiz.
Ancak depremlerin özellikle de yakın vadede önceden tahmin edilmesinin imkansız yakın olduğunu ve dolayısıyla asla tedbirlerinden bırakmamak gerektiğini önemli hatırlatırız.
Fakat şunu söyleyebiliriz ki İstanbul'un hemen çevresi ise bıçak sırtındadır ve en tehlikeli bölgelerdir.
Dolayısıyla diğer bölgelerin risk faktörü İstanbul'un da daha küçük kalmaktadır.
Peki ne yapmalı? İstanbul segmentinin kurtuluşu yok.
Birçok uzman 2019-2021 yılları arasında bu depremi beklemektedir.
En gevşek hesaplara göre bile bu süre 2029-2031 yıllarından sonra olmayacaktır.
Dolayısıyla ise tavsiyemiz Marmara kıyılarına uzaklaşmanızdır.
Özellikle de Pendik, Maltepe, Kartal kıyılarına oturanlarla Zeytinburnu, Bakırköy ve Avcılar kıyılarına oturanlar illaki İstanbul'da yaşayacaklarsa daha kuzeye göç etmelidir.
99 depreminde Avcılar depremin odak noktasına Zeytinburnu'ndan, Kadıköy'den ve Bakırköy'den daha uzak olmasına rağmen daha çok zarar görmüştür.
Sebebi bazı raporlarda iddia edildiği gibi avcıların zeminine sağlam olmaması değildi.
Yansıyan ve kırılan deprem dalgalarının tamamen tesadüfi olarak avcılarda çarpışmasıydı.
Yani dalgalarının ne zaman nerede çarpacağı belli olmaz ve öngörülemez.
Ancak istatistik olarak bu buluşmanın kıyılarda olması daha muhtemeldir.
Bu yüzden kıyılardan uzakta durmakta fayda vardır.
Beklenen büyük İstanbul depremini yorumlamanın zorlukları.
Kuzey Anadolu fay hattının Bingöl'den başlayıp İstan...
Bu hat boyunca onlarla segment olduğunu söylemiştik.
İlginç bilgi şudur, bu segmentlerden son asır içerisinde sadece iki tanesi kırılmamıştır.
Birisi yukarıdaki haritalarda dikkatinizi çekmiş olabilecek yedüs segmentidir.
Diğeri de şu an tartıştığımız adaların hemen alttan geçen doğu mağmara segmentidir.
Bu yazının da yazarı olarak beklenen İstanbul depremi hakkında yazdığım tezdi, bu makale içerisinde bahsettiklerimde de dahil olmak üzere birbirinden bağımsız pek çok çalışmayı bir araya getirdim.
Araştırmam sonucunda yeni bir şey ortaya koyduğumu söyleyemem ancak bağımsız çalışmalar içerisinde daha önceden bir ilişkilendirilemeyen bazı parçaların birbirine aleta bir yapboz gibi oturduğunu fark ettim.
Şimdi birazcık bu konudan söz edeceğiz ve daha derin bir analizden örnekler sunacağız.
İstanbul'un deprem tehlikesini yorumlamanın iki zor yanı var.
Önce bunlardan bahsedelim.
Birincisi İstanbul'u etkileyecek olan fayın Marmara Denizi altında olmasıdır.
Marmara Denizi'nin altındaki fayın nereden geçtiği 99 yılına kadar bilinmiyordu bile.
99 depreminden sonra ana atları ile keşfi yapıldı.
Esasında Kuzey Anadolu fayığı ada pazarından sonra 3 kola ayrılıyor.
Kuzey kol İzmit Körfesi, Adalar ve Florya açıklarından gidip Tekirdağ'a ulaşıyor.
Bu kol Adaları ve İzmit Körfesi'ni yaratan yapı.
Orta kol ise Edremit Körfesi'den geçerek Bandırma üzerine Çanakkale tarafına gidiyor.
İşte bu iki fay kollu Marmara Denizi oluşturan faylardır.
Yani kuzey ile orta kol birbirinden uzaklaştığı için arada çökme oluyor ve suyla dolu deniz oluşuyor.
Bugün bu denizi Marmara Denizi olarak biliyoruz.
Bu iki fayın arasında pek çok küçük parça var.
484 yılından bu yana İstanbul'da hasar nedeni olan 34 deprem olmuş.
İsabetli bir analiz yapmak için bu depremlerin hangileri hangi kolda veya bu iki kol arasındaki hangi parçalarla oluşmuş bunları bilmemiz gerekiyor.
Eğer Marmara Denizi'nin dibini metre metre inceleyebilseydik işimiz çok kolay olurdu.
Bu işin birinci zor kısmı.
Bunu yapacak teknolojimiz yok.
Teknolojisi olan ülkelerle de pek fazla işbirliği içerisinde olduğumuz söylenemez.
Neyse ki tehlikeli çanları çalmaya başladıkça bu analizler de ciddiye alınıyor.
Haberlerde aralıklarla duyduğunuz Amerikalı, Fransız, Alman, İtalyan ekipleri Marmara Denizi'ne alıp analizler yapması tam olarak bu sebeple gerçekleşiyor.
Yoksa harp gibi saçmalıkların temellerini Marmara Denizi'ne falan yerleştirmiyorlar.
Faya hattından örnekler alıp ölçümler yaparak hattı inceliyorlar ve olası risk faktörlerini belirliyorlar.
Böylece depremi öngörmemizi kolaylaştırıp can ve mal kaybını azaltabilmemizi umuyorlar.
İkinci zor kısmı ise eski İstanbul depremleriyle ilgili kaynaklara ulaşamamaktan kaynaklanıyor.
Aslında kaynaklar var fakat alfabe değişimi ve hatta zaman içerisinde dilin değişimi dolayısıyla bu eski kayıtları anlamak epey zor.
Örneğin ben test çalışmam sırasında 1884 İstanbul depremi ile ilgili Türkçe bir kaynak buldum.
Fakat 130 yıl öncesinde yazılmış bu raporu bugün bir tercüman olmak için anlamak mümkün değil.
Birçok araştırmacı da bu tercümeleri yaptırma zahmetine girmediği ve dille bilmediği için bu kaynaklar nerede ve nasıl ulaşılır bunları bilmek çok zor.
Buna bağlı olarak da çalışmalara yön verebilecek birçok bulu görmezden gelinebiliyor.
Bu alanda daha çok tercümeye ve eski verilerin dijital ortama aktarılarak halkın kullanımına açılmasına ihtiyacımız olduğu bir gerçek.
Antik depremlerin analizi ve bundan günümüz için çıkarılan sonuçlar.
Bahsettiğimiz gibi Marmara Denizi altındaki fayartası yeni yeni yapılandı.
Tarih kitaplarından depremleri derleyip bugünkü fayartasıyla karşılaştırıyoruz ve o günkü hasara ve etki alanına bakarak hangi depremin hangi kolda olduğunu tespit ediyoruz.
Elimizde Marmara Denizi fayartasıyla ilgili 6 bölüm var.
Analizden bir örnek vermek gerekirse şöyle bir düşünce zincirinden geçildiği söylenebilir.
Bu veya şu depremler bu altı parçada oluşmuş.
Mesela 1719 yılına meydana gelen deprem İstanbul'u etkilemiş ama İstanbul'dan ziyade Kocaeli'de daha büyük bir etki yaratmış.
Yani bu deprem olsa olsa Körfez segmentinde oluştur.
1766 depreminde İstanbul'da öyle insanlar olmuş.
Fakat Edenöle deprem daha çok hasar eden olmuş.
Bu depremin Batımarmara segmentinde olduğu anlamına geliyor.
İşte bu altı bölgenin...
Yani segmentin tüm depremlerini tablo halinde listeliyoruz.
Sonra bu listelere tarihleri giriyoruz ve kaçer yıl arayla bu parçalar kırılmış bunu buluyoruz.
7'nin üzerindeki depremleri dikkate aldığımızda Körfez segmentinde 189, 235, 321, 202, 221, 280 yıl araylı depremler olmuş.
Yani 99 depreminden önce 280 yıl kırılmamış.
Aradan 14 yıl geçti.
Körfez parçası muhtemelen 200 yıllar kırmadan kalacak.
Yani Körfez periyodu ortalama 200 yılı civarında ve henüz 14.
yılında. Bu bölgenin şu an tehlikesiz olduğu anlamına geliyor.
Oradan adalar segmentine geliyoruz.
432 yıl, 520 yıl ve 504 yıl var depremlerin arasında.
Şu an 504. yılında olduğu için döngüsünün son nemlerinde.
İşte bu yüzden günümüzde adalar fayı çok tehlikelidir.
Üzerinde çok uzun bir süre boyunca biriken bir yüklenme var.
99 depreminden sonra körfez fayını adalar fayını yüklediği enerjisini göz ardı etsek bile zaten periyodunun sonuna gelmiştir.
Yani her evlüklerde bu fayda bir kırılma beklenmektedir.
Bu kırılma büyük bir yıkım yaratacaktır.
Benzer şekilde Florian'ın açığındaki fayın da ortalama periyodu 250 yıl ve bugün bu fay 259.
yılında. Yani bu bölgede kırıldı kırılacak bir durumda.
Silivri açıklarındaki diğer fay kolu yani fayın Marmara denizi içerisinde kuzeye büke yaptığı parçadaki periyod da yaklaşık 250 yıl ve orası da bugün 246.
yılında. Batı Marmara fayının periyodu 250 yıl ve şu anki süre 246 yılda.
Son olarak Gaziköy civarındaki parçanın da periyodu 270 yılı civarında.
Fakat orası sakin. En son 1912 depreminde kırıldığı için henüz periyodunun 101.
yılında. Yani bugün artık deprem beklememize pek gerektirmeyen bir parça.
Daha önünde ortalama da 170 sene var.
Adalardan Gaziköy'e kadar giden 4 parça fay pilotlarını ya doldurmuşlar ya doldurmak üzereler.
Özellikle adalar fayı çok tehlikeli bir süreçte.
Eğer Marmara Denizi'nin altındaki fay yağını daha ayrıntılı biçimde bilseydik çok daha iyi analizler yapabilirdik.
Yine de bugünkü gelinen noktada 10 yıl öncesine göre çok iyi sayılır.
Büyük İstanbul depreminin Richter ve Gutenberg analizleri.
Yukarıdaki kısım sadece bir çalışmaydı.
Tarih ve jeofizik biliminin birleştirip yorumlanmasıydı.
Bir de sadece jeofizikle ilgili kesin verileri ele alıp Gutenberg ve Richter tarafından geliştirilen ve depremlerin periyotlarını ve tekrarlama sayılarını veren logaritmik formülleri kullandığımızda da yukarıdaki sonuçlar bilim örtüşen verileri elde ediyoruz.
Aynı şekilde tamamen bağımsız bu çalışmalarda Adalar fayı, Orta Marmara ve Kuzey Kol ve Batı Marmara'da yüksek derece depremlisi taşıyor.
Tam olarak sayıları vermek gerekirse 2017 için Körfez'de %0.04 yani imkansıza yakın.
Adalarda %79, Orta Marmara'da %63, Kuzey Büküye'de %66, Batın Marmara'da %65 ve Gaziköy'de %0.02.
Tarihsel verileri ayrı olarak incelediğimizde ortadaki 4 parça çok tehlikeli.
Körfez ve Gaziköy tehlikesiz gözüküyor.
Bunu bir kenara bırakıp Richter ölçeğinin mucize olan Richter ve Gutenberg'in bağıntısını kullanarak tamamen yeni nesil, kesin, aletlerle kaydamış depremler üzerinden hesaplamalar yaptığımızda yine Körfez ve Gaziköy faileri tehlikesiz,
ortadaki diğer 4 fail çok tehlikeli olduğunu görüyoruz.
2017 için yapılan risk analizleri bu sonucu verirken bunu 2025'in eli aldığımızda Adalar failindeki risk %85 oluyor.
Diğer 3 tehlikeli parça da aynı oranda artıyor.
Bu iki çalışmadan bağımsız hatta jeofizikten bağımsız olan ve genellikle İstatistik biliminde kullanılan Student T-Test'i, denilen fonksiyonel bir bağımsızlık kullanarak, yine eski depremlerin hesabı üzerinden yeni depremleri tahmin etmeye çalıştığımızda da bu
6 bölge için aynı yüzey sonuçlara ulaşıyoruz.
Yani bu 3 çalışmada da risk aynı noktaları aynı derecede işaret eder.
Kırmızı alarm veren bölge Adalar Fayı'dır.
Buna bir de 99 depreminin direkt olarak Adalar Fayı'nın yükleme yaptığını eklersek, sonuçta adavayım görünüyor.
Ama işin en kötü yanı, Adalar Fayı kırıldığında enerjisinin zaten kırılma periyodunu doldurmuş, Kırılmanın eşini girip enerjisini orta Marmara fayına verecek olması.
Onun da kısa bir zaman içerisinde kırılıp kuzey ülkeye, onun da yine kısa bir zaman sonra kırılıp batı Marmara fayına enerjisini vermesi.
Yani önümüzdeki en fazla 100 yıl içerisinde İstanbul'da tüm Marmara kıyılarını etkileyecek en az 4 büyük depremin olacak olması anlamına geliyor.
Temel sorular ve cevaplar.
Soru. Marmara'da kesinlikle deprem olacak mı?
Evet kesinlikle olacak. Marmara denizi bir iç denizdir.
Neden orada bir iç deniz oluşmuştur?
Çünkü Kuzey Andorva fayı 3 kola bölünüp birbirinden uzaklaşmış, 3 kolun arası açılmış ve içeri çökmüştür.
Orası da bu açımadan dolayı suyun birikimi sonucu denize oluşmuştur.
İlginç bir bilgi, Marmara Denizi'nin dibinde İmralı Adası'nın kuzeyinden İslamlı Boğazı'na kadar uzanan bir neyle taklantısı vardır.
Milyonlarca yıl önce oda pazarına kadar tek parça haline gelen fay, o bölgede 3'e ayrıldığı için orta kısım çökmüştür.
Bu da şu anlama geliyor, eğer orada bu 3 kol bir deniz yapmışsa ve bunu yapmaya devam edecektir.
Sürekli büyük depremler olacak, sürekli zemin parçalanarak dibe çökecektir.
Marmara'da deprem olmayacağını iddia etmek, zirvesinde krater gölü olan bir dağın eskiden volkanik bir dağ olmadığını iddia etmek gibidir.
İstanbul Boğazı, Marmara Denizi içerisindeki adalar, İzmit ve Gemlik Körfezleri, Sapanca Gölü, Çanakkale Boğazı, Saros Körfezi, Manyas Gölü tesadüfen olmuş yerler değildir.
Bu coğrafi bilimler neden Bolu'da yok ya da Tosya'da yok?
Çünkü fay oralarda tek parça, yani sadece deprem yapıyor.
Ama üçü ayrılınca işte böyle karaları birbirinden ayırıp ortasını suyla dolduruyor.
Biz de buna deniz, göl, boğaz diyoruz.
Bunların jeolojik süreçleri bir devamlılık erziler ve bu devamlılık bize İstanbul depreminin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Soru. Elinizdeki verilere göre deprem ne zaman olacak?
Cevap. Herkesin bu konuda çok farklı tahminleri var.
Bu konuda uzman olmuş insanlar bile farklı kanallara sahip olabiliyor.
Deprem olacak diyenler olmayacak diyenleri tedbirsizlikle suçlarken diğerleri de onları halkı korkutmakla suçluyor.
Elbette her zaman %100 sabitli bir tahmin mümkün değil ancak eldeki istatistiki modeller...
Büyük İstanbul Depremi en geç 2025 yılına kadar Adalar fayı yaklaşık 7.4-7.6 arası büyüklükte kırılmanın olasılığı olduğunu gösteriyor.
Yani bu bilim insanlarına bildirilen bir şey değil.
Eldeki tarihsel, jeofiziksel ve istatiksel veriler bize bu yönde bir tahmin sunuyor.
Bu görüşü destekleyen araştırmaların bir kısmı şöyle.
Türk Deprem Vakfı Başkanı Mustafa Erdik ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmaya göre 2018-2013 yılları arasında İstanbul'u 7.0 veya üzeri büyüklükte bir deprem olma ihtimali %33 civarındadır.
Ve 2008'den itibaren bu depremin olma ihtimali her yıl %2 civarındadır.
ABD Jeolojik Araştırma Dairesi'nden Tom Parsons ve ekip arkadaşlarının yaptığı bir çalışmaya göre, 2000-2030 yılları arasında Marmara Denizi'nde 7.0 ve üzeri büyüklükte bir deprem olma ihtimali %62'dir.
Aynı araştırma bu depremin 2000-2010 yılları arasında olma ihtimalini %32 olarak ölçmüştür.
Parsons ve ekibi 2004 yılında yaptıkları güncellenmiş bir analizde 2004-2014 yılları arasında bu depremin yaşanma ihtimalini %44 olarak, 2004-2034 yılları arasında ise %70 olarak hesaplamıştır.
İtü Avrasya Yay Bilimleri Enstitüsü'nden Okan Tüysüz ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada İstanbul'da 2030 yılına kadar 7.6 büyüklüğünde bir deprem meydana gelme ihtimali %65 olarak hesaplanmıştır.
Almanya'daki Geomar Helmholtz Okyanus Araştırmaları Merkezi'nde GeoSea biriminin başında bulunan Hidro'nun COP ve ekibi tarafından 2019 yılında yapılan Nature Communications dergisinde yayınlanan güncel bir araştırma, Kuzey Anadolu
fay hattında biriken enerjinin fay hattını 4 metreden fazla kaydedebileceğini ve bunun 7.1-7.4 büyüklüğünde bir depreme karşılık geleceğini hesaplamıştır.
Bu söz konusu depremin kesin olarak bu tarihten önce ve kesin olarak bu büyüklükte olması garanti etmez.
Ancak böyle bir riskin ve olasılığının olduğunu bilmek ona dair alacağımız önlemlere yön verecektir.
Zira yılın 2025 yerine 2030 olması, büyüklüğün 7.4 yerine 7.0 olması bu depremlerin azımsana biri olacağı anlamına gelmez.
Soru. Bu deprem olacaksa en tehlikeli iller hangisidir?
Cevap. Yine geçmişteki depremleri inceleyip gelecekteki depremler için sanayiler geliştirebiliriz.
Tabi ki adalarda meydana gelebilecek bir deprem en çok İstanbul'u etkileyecektir.
Özellikle İstanbul kıyıları, ya devlet eliyle doldurulmuş ya da doğal olarak dolmuş alüvyon zeminler, Her ikisi sağlam değildir.
Marmara denizinde kıyısı olan ve düz olan bütün semtler ve mahalleler zaten direkt olarak depremin merkezi oluyor.
Pendik'ten Üsküdar'a, Sarıyer'den kıyı boyunca Avcılar'a kadar olan tüm sahil şehri tehlike altındadır.
Çünkü alüvyon arazi demek çamur demektir.
Tepelik arazi demek kayalık demektir.
Kaya depreminin sarsıntısını emin biliyor ama çamur tam tersi deprem sarsın daha da büyütüyor.
Hele ki çamur üzerinde yüksek katlı bina varsa bu felaket üstüne felaket anlamına geliyor.
Bunun nedeni şudur. Örneğin Bakırköy sahilinde 7-8 katlı binalar vardır fakat o bölge alüvyon bir zemine sahip.
Alüvyon yani çamur çok sallanan bir malzemedir.
Ama 7 katlı bina büyük bir kaya gibi olduğu için sallanamaz.
Yani çok sallanabilen bir zemin üzerine sallanamayan bir yük koyuyorsunuz.
Bu durumda rezonans denen fiziksel bir olay meydana gelir.
Çamur sallanıp bina sallanamadığı zaman deprem sallayamadığı binayı dibinden keser.
Zemin kattan bina kesiliyor.
Deprem fotoğraflarına dikkat ederseniz binaların önce zemin yıkılır.
İşte binaların zemin kattan yıkılması bir budur.
Önce zemin kat çöker. Bazen bina zeminin üstüne çöküp kalır, üst katlar yakılmaz.
Bina zeminin katının üstüne göçtüğünde deprem devam ediyor olursa bu sefer deprem yine sağlam kalan ilk katı keser.
Böyle kese kese tüm binayı yok eder.
İstanbul dışında Bandırma, Gebze, Bursa ve Yalova bölgesinde olası bir İstanbul depreminde büyük zararlar görecektir.
Tarih depremlere baktığımızda bu sonuca varmak çok kolay oluyor.
İzmit'te meydana gelen bir deprem avcıları yıkabiliyorsa, adalarda meydana gelen bir deprem de tabiatıyla Yalova'ya rahatlıkla zarar verebilir.
Bu illere Tekirdağ'da orta zarar görecek şekilde ekleyebiliriz.
Soru. İstanbul'da tehlike altındaki ilçeler hangileri?
Cevap. Buna büyük oranlı cevap vermiştik ancak bazı eklemeler yapılabilir.
Moda sahilinde büyük apartmanlar vardır.
Buralar lüks semtler ancak binalar eski.
İnsanlar adalar manzarası için milyonlarca liraya 20 yıllık daire alıyorlar.
Hem odası depremin merkez üstüne çok yakın hem yüksek katlı binalar hem de deniz kumuyla, burkusuz demirle ve en iyi ihtimal C12 betonla yapılmış binalar.
Bugün C12 betonla kaldırım bile yapılmıyor.
99 depreminden sonra hepsi yasaklandı.
Binalarda artık en az C25 beton kullanılıyor.
Bu gibi İstanbul'un Marmara Salini'nde bulunan düz araziler üzerine yapılmış 3-4 katın üzerindeki 15 yıllan büyük binaların gelecekte bir gün meydana gelmesi beklenen Adalar Depremi'ne dayanabilmesi imkansız gibi gözüküyor.
Az önce bahsettiğimiz sayıların ne anlama geldiğini merak edenler için C12 ve C25 olarak bahsedilen betondaki 12 ve 21 sayılarına karşılık gelir.
Yarı çapım 15 ve yüksekliği 30 cm olan ve 28 gün boyunca sıcaklığı 20 ile 23 derece arasında olan müstebekletilmiş silindir şeklindeki beton örneğinin pres makinesine dayanabildiği, milimetre kareye düşen Newton cisten kuvvet miktarını gösterir.
Yani kısaca beton örneği milimetre kareye 12 Newton kuvveti dayanabiliyorsa, C12 beton olarak sayılır.
Bir Newton, bir kilo olan bir cismin nazarını bir metrede böyle saniyeye arttırmak için o cisme uygulanması gereken kuvvettir.
Soru. Kentsel dönüşüm yeterli görüyor musunuz?
Cevap. Bu konu hakkında yeterince bilgimiz yok açıkçası.
Dolayısıyla yanlış öğrendirmek istemeyiz.
Zeytinburnu'nda Veli Efendi Hipodromu'nun üst taraflarına başlamış bir kentsel dönüşüm görülüyor.
Zeytinburnu gibi tehlikeli bir bölge adına sevindirici bir gelişmedir bu.
Oradan ileride Yedikuli'de sanıyoruz bir aylık kentsel dönüşüm yapılmış.
Fakat Anadolu kısmında pek kentsel dönüşüm yapılmıyor.
Tam manada kentsel dönüşüm yapılmıştır denebilmesi için İstanbul'un Anadolu ve Avrupa yakasında E5 karayoluyla Marmara Denizi arasında kalan kısmında 99 yılından önce yapılmış bina kalmaması gerekir.
Bina sağlamlığından sürekli bahsederken 99 yılından milatmış gibi bahsetmemizin sebebi Zemin ve tüt raporunun zorunluluğu, deniz kımının, burgusuz demirin, beton kalitesinin gerçek manada gözden geçirilip bütün binaların
sağlam yapılmasıdır. Bunlar hep bu tarihten sonra yapılmaya başlanmıştır.
Bugün Türkiye'nin hangi yerine giderseniz gidin, 99 sonrası yapılmış binaların kirişlerini, kolonlarını matkap bile zor deler.
Bir de aynı matkaplı 99 öncesinde yapılmış binaların kolonu dedin ve matkabın hiç zorlanmadığını kendi gözlerinizle görün.
Soru. Deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında ne yapmamız gerekiyor?
Nasıl önlemler alabiliriz?
Cevap. Bu konuyla ilgili deprem öncesi, esnası ve sonrasını yapılacaklar başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.
Teşekkür. Bu yazın namurgasını ve büyük bir kısmını yazan Sakarya Üniversitesi Ciyafizik Mühendisliği Bölümü Yüksek İhsas mezunlarından Bülent Bayarız'a teşekkür ederiz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
