Bakteri ile Virüs Arasındaki Farklar Nelerdir?
27 Ekim 2025 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Bakteri ile virüs arasındaki farklar nelerdir?
Boğazınız yanıyor, başınız çatlayacak gibi ağrıyor.
Tek isteğiniz bu durumdan kurtulmak.
Bunun için sebebin bakteri mi yoksa virüs mü olduğunu bilmeniz gerekir.
Aksi takdirde doğru tedavi uygulayamazsınız.
Gelin bu ikisi arasındaki farkları netleştirelim.
Bakteri ile virüslerin benzerlikleri.
Öncelikle benzerlikleri ele alalım.
Bakteriler de virüsler de aşırı küçük varlıklardır.
Ortalamada 0.2 ile 2 mikrometre büyüklüğünde olan bir bakteri, bir pirinç tanesinden ortalamada 5500 kat küçüktür.
Dolayısıyla bakterileri görmek için mikroskop kullanmanız gerekir.
Buna rağmen Theomargarita nabibiensis gibi 0.75 mm çapa erişebilen bazı dev bakterileri çıplak gözle görmeniz mümkündür.
Virüsleri görmek için ise elektromikroskobu gibi çok daha güçlü mikroskoplar kullanmanız gerekir.
Çünkü virüsler bakterilerden 10 veya 1000 kat daha küçük olabilir.
Kıyas olması bakımından en büyük virüsler olan Megavirüs, Pandoravirüs ve Mimivirüs gibi bazı virüsler en fazla 750 nanometre yani 0.75 mikrometre boyaya erişebilir.
Hem bakteriler hem de virüsler genellikle öksürük ve hapşuruk yoluyla, öpüşme veya cinsel birleşme yoluyla, kontamini olmuş yüzeyleri, örneğin besinlere ve suya, temas etme yoluyla, evcil
hayvanlar, büyükbaş hayvanlar ve kene ile pire gibi böcekler aracılığa bulaşabilirler.
Her iki grupta kısa süreli hastalıklara yani akut enfeksiyonlara yol açabilirler.
Ancak her iki grupta aynı zamanda uzun dönem hastalıklara yol açabilirler.
Kronik enfeksiyonlara.
Ayrıca her iki grupta semptomatik olmayan ama aylar veya yıllar son etkisini gösteren gizli latent enfeksiyonlara yol açabilirler.
Tabi ki her iki grupta orta, ağır veya ölümcül hastalıklara neden olabilirler.
İşte bu nedenle hangi bir mikrobun sizi hasta ettiğini tespit etmeniz gerekir.
Neyse ki hastalık semptomları açısından bu kadar benzer etkilere sahip olabilen bu iki mikrop, mikroskop altında bir çam ağacı ile bir fil kadar farklı gömlü varlıklardır.
Bakteriler. Bakteriler çoğu zaman bağımsız olarak veya canlıların vücudunu konak olarak kullanarak yaşayabilen tek hücre canlılardır.
En az 3,5 milyar yıldır gezegenimizde var olan bakteriler genellikle virüslere göre daha karmaşık yapıldırlar.
Buna rağmen bakteriler prokaryotik canlılardır yani hücrelerinde zarlı organelleri bulunmaz.
Organelleri ve DNA'ları hücre duvarının içine dağılmış haldedir.
Bakteriler hemen hemen her yerde yaşayabilirler.
Dağların tepelerinde, okyanusların dibinde, diğer canlıların ve cansız cisimlerin dış yüzeylerinde, vücudunuzun içinde.
Üstelik birçok bakteri son derece ekstrem koşullarda da hayatta kalabilir.
Aşırı tuzlu, aşırı asilik, aşırı bazik, aşırı yüksek radyasyon olan, aşırı sıcak veya aşırı soğuk ortamlarda.
Ve bakteriler hemen hemen her canlıya bulaşabilirler.
Hayvanlara, bitkilere, protistalara, mantarlara ve hatta diğer bakterilere de.
İstenmeyen bir bakteri vücudunuza girdiğinde hemen bölünüp yayılmaya başlar ve bulunduğu bölgede enfeksiyon oluşturur.
En yaygın bakterili enfeksiyonlar boğazda, kulakta ve idrar yollarında gözlenenlerdir.
Doktorunuzun isteğiyle yapılacak testin, örneğin boğaz kültürünün sonucu pozitif çıkarsa, yine doktorunuzun reçete edici bir antibiyotik bu enfeksiyonu tedavi edecektir.
Bakterilerin türünü teşhis etmek için birçok yöntem kullanılabilir.
Ancak genellikle ilk yapılan hücre şeklinde bakmaktır.
Bakteriler birçok şekle sahip olabilir.
Küresel yapıda, çubuk şeklinde, spiral şeklinde veya virgül şeklinde.
Bakteriler çoğunlukla eşeğsiz olarak amitoz bölünme denen bir yöntemle ürerler.
Bu ilkel bir mitoz bölünme gibi düşünülebilir ve tek bir hücreden birbirinin aynısı 12 kopya üretilir.
Bazı bakteriler uygun şartlarda sadece 10 dakikada bir bölünebilirler ancak çoğu bakterinin bölünmesi için birkaç saat geçmesi gerekir.
Bu üreme hızları nedeniyle bakteriler çok hızlı bir şekilde sayılarını arttırabilirler ve çok hızlı bir şekilde ölümleşebilirler.
Hatta eğer ölüm olmasaydı sadece 40 saat içinde boğazımıza kadar bakteriye gömülürdük.
Unutmayın her bakteri zararlı değildir.
Peynir ve yoğurt üretiminde veya atık su yaratmasında bakterilerden yararlandığımız gibi bazı besinlerin sindirilmesinde de bağırsaklarımızdaki bakterilerden yararlanırız.
Buna rağmen bakterilerin yol açtığı çok sayıda hastalık vardır.
Bakteriler genellikle ürettikleri toksinler yoluyla konak ucuya zarar verirler.
Örneğin kara veba hastalığı Yersinia pestis isimli bir bakteriden kaynaklanan bir hastalıktır ve milyonlarca insanı öldürmüştür.
Bazıları şekilde üretilen toksinlerden ötürü gıda zehirlenmesine yol açan da bakterilerdir.
Boğmaca, menenjit, boğaz iltihabı, kulak enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu, zatüre ve verem gibi hastalıkların tümü bakteri kaynaklıdır.
Bakterileri öldürmek için antibiyotik kullanırız.
Bunlar bakterilerin çeşitli yapısal özelliklerinden faydalanarak onların bölümü mekanizmalarını bozabilir veya doğrudan doğruya ölümlerini neden olabilir.
Antibiyotikler bakterilere karşı çok güçlü bir silah olsa da uzun süreli, abartılı veya doğru olmayan şekillerde kullanılması halinde antibiyotik direnci adı verilen bir olguyla karşılaşabilir.
Bu bakterilerin evrimleşerek antibiyotiklere direnç kazanması olayıdır.
Bu yüzden antibiyotiklerin hekim denetiminde ve doğru bir şekilde kullanılması gerekir.
Eğer bakterilere karşı kendinizi korumak isterseniz yapabileceğiniz en iyi şey ellerinizi doğru bir şekilde sık sık yıkamak ve düzgün beslenip egzersiz yaparak sorma sisteminizi güçlü tutmaktır.
Virüsler Virüs ise yaşamak için bitki, hayvan veya bakterilere ihtiyaç duyan cansız bir parazittir.
Cansız olmalarının sebebi canlılığın gereksinimi olarak görülen vücut yapısını sürdürebilmelerini sağlayan iç aktiviteden yani metabolizmadan yoksun olmalarıdır.
Virüsler enfekte ettikleri konağın dışındayken bir protein zırhı içine hapsolmuş bir genetik malzemeden bu RNA veya DNA olabilir bunlardan ibarettirler.
Yani organizasyonları vardır ama metabolizmaları yoktur.
Bir konuğa enfekte ettiklerinde ise protein zırhları dağılır ve DNA, RNA'dan ibaret olurlar.
Bir çeşit aktiviteleri vardır ama organizasyonları yoktur.
Organizasyon ve iç aktivite kriterlerinin aynı anda ve sürekli olarak sağlamadıkları için cansız olarak kategori edilirler.
Ancak birçoklarınca canlılığın yaşındaki cansızlar olarak değerlendirirler ki bu evrimsel geçişe harika bir örnektir.
Virüsler bakterilere göre çok daha küçüktür.
En azından az önce bahsettiğimiz Pandora virüsler gibi megavirüsler hariç.
Virüslerin sadece proteinden bir kılıfları ve genetik malzemeleri vardır.
Dolayısıyla konak olma aksesinin varlıklarını sürdüremezler.
Bu yüzden canlı olmayan yüzeylerde çoğu zaman kısa sürede parçalanarak dağılırlar.
Virüslerde hayvanlar, bitkiler, protistalar gibi çok çeşitli canlılara bulaşabilirler.
Ancak en yaygın bilinen virüsler bakteriyafajada verilen ve bakterilere bulaşan virüslerdir.
Hatta ilginç bir şekilde diğer virüsleri enfekte edebilen virüsler tespit edilmiştir.
Bunlara virofaj denir.
Ekstrem koşullarda yaşayan bakterileri enfekte eden bakteriyofajlar da tıpkı konakları gibi ekstrem koşullarda varlıklarını sürdürebilmelerini sağlayan adaptasyonlara sahiptir.
Virüsler konağa bulaştıkları zaman protein kılıfı içindeki DNA veya RNA'larını konağa enjekte ederler ve dağılırlar.
Bu DNA veya RNA konağın kendi DNA'sına bağlanır.
Böylece konak amitozlu ve amitozlu ile bölünürken virüsün kendi DNA'sı da kopyalanmış olur.
Hatta viral DNA RNA kendi kısımlarını daha sık kopyalamaya zorlar ve böylece tek bir konakta binlerce, on binlerce, kimi zaman milyonlarca virüs üretilebilir.
Bu ekstra viral DNA RNA yeni viral protein kılıflarının üretiminde kullanılır ve bu sayede tek bir konakta çok sayıda virüs üretilmiş olur.
Bu virüslerin sayısı bir süre sonra konak hücreni taşıyamayacağı kadar çok olur.
Bu yüzden konak hücre adeta patlar ve virüsler etrafa saçılarak diğer hücrelere bulaşabilirler.
Böylece virüsler çok hızlı bir şekilde genellikle bakterilerin üreme hızından çok daha hızlı bir şekilde yürüyebilirler.
Zaten bakterilerden bile hızlı evrimleşmelere de bu yüzdendir.
Bu yüksek üreme hızları dolayısıyla virüsler doğada bakterilerden çok daha yaygın olarak bulunurlar.
Ki bakteriler gezegende açık ara farkla en çok sayıda bulunan canlı grubudur.
Her bir bakteri için ortalama da 10 virüs bulunduğu düşünülür.
1 metrekarelik bir alanda 100 milyonlarca virüs ve 10 milyonlarca bakteri bulunabilir.
Virüs vücudunuza girdiğinde sağlıklı hücrelerinizi ele geçirip onların daha çok virüs üretmelerine yol açar.
Soğuk algınlığı, grip, su çiçeği, uçuk ve hepatit B ve C en yaygın viral enfeksiyonlardandır.
Virüs antibiyotikle tedavi edilemez.
Antiviral ilaçlar ise sadece virüsün çoğalmasını engellenmeye ve hastalık belgelerini azaltmaya yöneliktir.
Gerisi bağışıklık sisteminizin gücüne kalır.
İyi haber ise bir virüs türüyle savaşan vücudunuzun belli bir süre için o virüse karşı bağışıklık kazanmış olmasıdır.
Yine de en iyisi aşı olmaktır.
Aşıyla vücuda enjekte edilen zayıflatılmış veya ölü antijenler enfeksiyona yol açmadan vücudun antikor üretmesini ve bağışıklık kazanmasını sağlar.
Virüslerin hepsi konakları için zararlıdır ve insanlarda da birçok ölümcül hastalığa yol açan çok sayıda virüs bulunur.
Örneğin çiçek hastalığı, variyola virüsü isimli bir virüsten kaynaklanır.
Ayrıca İspanyol gribi olarak bilinen viral hastalık 20 ile 40 milyon insanı, HIV isimli virüsten kaynaklanan AIDS hastalığı ise sadece 2013 yılında 1,5 milyon insanı öldürmüştür.
Bunun haricinde Ebola virüsü, Zika virüsü, influenza yani grip virüsü gibi virüsler de çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur ve olmaktadır.
Bronşit, nezle, öksürüklerin büyük bir kısmı da viral kaynaklı hastalıklardır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
