Bağlanma Kuramı: Bebek ile Anne Arasındaki Bağ, Gelecekteki İlişkilerimizi Nasıl Etkiliyor?
26 Kasım 2019 · 10 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Bağlanma kuramı ve bağlanmanın evrimsel açıdan önemi.
Yazar, Jung.
Editör, Çağrı Mert Bakırcı.
İnsan yavrusu diğer canlılara göre çok daha yoğun ve çok daha fazla uzun sürecek bakıma muhtaç bir şekilde dünyaya gelir.
Bu ihtiyaçlar karşılanmadığı zaman insan yavrusu hayatta kalamaz.
Bu yüzden her zaman kendisinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir figüre ihtiyaç duyar.
Bu figür genellikle annedir.
Anne ve yavru arasındaki ilişki veya bağ doğada karşılaşabileceğimiz en muazzam durumlardan biridir.
İşte psikanalitik kuram bu bağlanmaya dolap teorisi olarak da ifade edilen çocukların anneye bağlanmasının sebebi annenin besin ihtiyacını karşılıyor olmasıdır şeklinde bakıyordu.
Sonraki dönemlerde psikanalitik gelenekte eğitim almış John Bowlby psikanalitik kuramın bu konuya bakışını eksik ve yetersiz bulmaya başladı.
Çünkü yaptığı çalışmalar bu bakışın eksik ve yetersiz olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Bu çalışmalar erken yaşta annelerinden ayrılan erkek çocukların Temel bakım ve besin ihtiyaçları karşılanmış olmasına rağmen hem genç ergenlik dönemlerinde hem de yetişkinlik dönemlerinde yüksek
suçluluk oranlarına sahip olduğunu, fiziksel ve ruhsal hastalıklara daha fazla yakalandıklarını gösteriyordu.
Bowlby bu boşluğu doldurmak için bağlanma kuramını geliştirdi.
Bebeklik dönemine dayanan sosyal davranışlarımızın temeli anne ve bebek arasındaki bağlanmadır diyen bu kuram, bebeklikte yaşadığımız bağlanma tarzımızın duygusal ve sosyal gelişimimizi etkilediğini ve
yetişkinlikte kurduğumuz duygusal bağlarla çok yakın bir ilişkisi olduğunu söylüyordu.
Ayrıca Bowlby'e göre yavruların sadece besin ihtiyacını karşılamak bağlanma tarzlarımızın psikolojik ve fiziksel sağlığımızın olumlu olmasını sağlamıyordu.
Bowlby'nin bu kuramından sonra pek çok bilim insanı birincil bağlanma objesiyle bebek arasındaki bu ilişkiyi son derece ilgi çekici bulmuş ve araştırmıştır.
Hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan pek çok deney bu kurama katkı sağlamıştır.
Bunlardan en çok bilineni Harry Harlow'un maymunlar üzerinde yaptığı deneydir.
Harlow'un Deneyi Harlow, çalışmasında denek olarak kullandığı yavru maymunları anne maymun doğum yapar yapmaz anneden ayırarak bir kafese yerleştirmiştir.
Bu kafesler maymunların rahat edebilecekleri konforda hazırlanmış ve yavru maymunlar burada büyümüşlerdir.
Kafeslere tahta ve telden yapılmış silindir şeklinde yapay iki anne maymun monte edilmiştir.
Annelerden birinin kafası tahtadan, vücudu ise telden yapılmış ve süt verebilmesi için göğsüne biberon yerleştirilmiştir.
Ayrıca yavru maymun ona temas ettiğinde arkasındaki ampul sayesinde sıcaklık verebilmektedir.
Diğer yapay anne maymun ise aynı şekilde tahta bir kafa ve tel silindir bir gövdeden yapılmış, temas halinde sıcaklık verebilmesi için arkasına bir ampul yerleştirilmiştir.
Fakat bu yapay anne maymuna diğerinden farklı olarak kahverengi yumuşak bir havlu sarılmış ve göğsüne biberon yerleştirilmediği için süt verememiştir.
Araştırmacılar yavru maymunları izlemeye başladıklarında acıkan yavru maymunların beklendiği gibi süt veren tel yapay anneyi seçtiklerini görmüşlerdir.
Sadece besin ihtiyaçları olduğunda o yapay anneye giden maymunlar Araştırmacıların kafese onların korkabilecekleri nesneler koyduklarında doğruca kahverengi havluyla sarılan yapay anneye koşmuşlar
ve ona sarılarak rahatlamaya çalışmışlardır.
Kaygı, korku ve anksiyetik durumlarda havluyla sarılan yapay anneye sarılmışlardır.
Ayrıca yavru maymunlar uyumak istediklerinde de yine havluyla sarılmış yapay anneye sarılarak uyumaya çalışmışlardır.
doğrudan besin ihtiyacı gibi fizyolojik ihtiyaçların karşılanmasıyla oluşmadığını göstermesidir.
Yani birincil bağlanma objesi ve yavru arasındaki bağlanmanın oluşması için besin ihtiyacının karşılanması tek başına yeterli değildir.
Bu çalışma psikanalitik kuramın iddia ettiği çocuk ve anne arasındaki temel bağlanma besin ihtiyacından ileri gelir iddiasını deneysel olarak çürütmüş ve Bolbin'in görüşlerini yine deneysel
olarak desteklemiştir. Harlow'un deneylerinden çıkan bir diğer ilginç sonuç ise deneyde kullanılan yavru maymunların gerçek bir anne-yavru ilişkisi yaşayamadığından yani gerçek bir bağlanma
gerçekleşmediğinden bu yavruların yetişkinlik dönemlerinde ciddi sosyal sorunlarla karşılaşmış olmalarıdır.
Bu yavrulardan erkek olanlar yetişkinlikte çiftleşme sorunları yaşamışlar, bazıları çiftleşmede zorlanırken bazıları hiç çiftleşememişlerdir.
Dişi maymunlar ise kendi yavrularıyla sağlıklı ilişkiler kuramamış, onlara ciddi cezalar ve yaptırımlar uygulamışlardır.
Bazılarının yavrularını öldürdüklerine dair iddialar da olmuştur.
Sosyal ve duygusal anlamda erkek maymunlarda, dişi maymunlarda son derece ciddi sorunlarla karşılaşmışlardır.
Bağlanmaya evrimsel perspektiften bakış.
Bolbin'in çocukları ve anneyi birbirine bağlayan bilissel, duygusal ve davranışsal bağlara duyduğu ilgi zekice gözlemleriyle başladı.
Neredeyse bütün dünya kültürlerinde, hayvanlarda ve özellikle bazı primat türlerinde Anne ve yavru arasında çok benzer ilişkiler vardı.
Neredeyse bu türlerin hepsinde genç ve savunmasız yavrular bakıcılarından ayrıldıklarında özel bir sıra ile aynı reaksiyonları gösteriyorlar.
Ayrıldıktan hemen sonra yavrular şiddetli bir şekilde protesto edip ağlamaya ve çığlık atmaya başlıyorlar.
Bakıcılarını ararken öfke patlamaları yaşıyorlar.
Daha sonra bakıcı geri dönmezse ikinci aşamada bu yavruların motor aktiviteleri yavaşlıyor ve derin bir sessizliğe gömülüyorlar.
Bakıcı hala ortalıkta yoksa, yavrular üçüncü ve son aşamaya geçiyorlar.
Bu aşamada yavru, bakıcının yokluğunda normal aktivitesine devam etmeye başlıyor.
Yüksek derecede bağımsızlık ve kendine güven davranışları sergilemeye başlıyor.
Ayrıldıktan sonraki ilk adım ya da ilk strateji, Bowlby'e göre hayatta kalmak adına çok iyi bir stratejidir.
Özellikle henüz gelişimini tamamlayamamış ve yüksek derecede bağımlılığa sahip yavrular, Evrimsel tarih boyunca çok kısa bir zaman için bile doğada bakıcılarından ayrıldıklarında yırtıcı hayvanların saldırılarına
uğrayıp onlara yem olma ihtimalleri yüksek canlılardır.
Bu yüzden ayrılıktan hemen sonraki protestolar hayatta kalmak için çok önemlidir.
Bu şekilde yoğun bir protesto genellikle bakıcıları yavrularına geri getirir.
Eğer yavru bu gürültülü, çığlıklı ağlama olan ilk aşamada bakıcıyı kendine geri getirmede başarısız olursa İkinci strateji olan umutsuzluk ve sessizlik aşamasına geçer.
Motor aktivitelerin son derece yavaşladığı ve yavruların derin bir sessizliğe gömüldüğü bu aşama, Bowlby'e göre evrimsel açıdan hayati öneme sahipti.
Çünkü eğer bu aşamada motor aktiviteler yavaşlamazsa, doğa tehlikeli şartlarla dolu olduğu için yavru anneyi ararken yaralanabilir veya zarar görebilir.
Eğer yavru ikinci aşamaya geçmeyip sessizliğe gömülmezse, Birinci aşamadaki çığlıklar ve ağlamalar uzun süreli devam eder, doğadaki vahşi hayvanları kendine çekebilir ve onlara yem olabilir.
Böylece yavru, ilk stratejide başarısız olursa, hayatta kalması ve yaralanmaya sebep olacak risklerden ve yırtıcılardan korunmak için en iyi yol olan ikinci stratejiye geçer.
Bolbi, bu sessizlik ve umutsuzluk aşamasından sonra da bakıcılarıyla bir araya gelemeyen yavruların, üçüncü ve son aşamalarının da hayati öneme sahip olduğunu biliyordu.
Bu aşamada bakıcının yokluğunda normal aktivitesine devam eden yavrunun yüksek derecede bağımsızlık ve kendine güven davranışları sergilemesi artık bakıcı geri dönmeyeceği için yeni
potansiyel bakıcılar araması açısından önemlidir.
Yavru yeni sevgisel bağlar arar, eski bağlarını keser, ve kaynaklarını ihtiyacı olan bir yavruya vermeye hazır olan yeni bakıcılar bulmaya çalışır.
Eğer bu aşama olmazsa henüz gelişimini tamamlamamış yavrular doğanın tehlikeleriyle yalnız kalacak.
Ömürleri çok uzun süreli olmayacaktır.
Bu yüzden bu üç aşama da anne ve çocuk arasındaki bağlanma ve yavrunun hayatta kalması için çok kritik aşamalardır.
Bağlanma sistemi özellikle gelişim yıllarının en savunmasız zamanlarında yavruyu hayatta tutan, sağlıklı, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerini sağlayan, evrimsel süreçte
tehlikelere karşı durmamızı sağlayan, harika bir evrimsel mekanizma olarak bizde gelişen ve zaman içinde yerleşen bir sistem olduğunu bu aşamalardan çok kolay anlayabiliyoruz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
