Atatürk ve Evrim: Mustafa Kemal Atatürk'ün Yaşamın Başlangıcı ve Evrim Üzerine Notları ve Fikirleri
26 Kasım 2019 · 13 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Atatürk ve Evrim Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşamın başlangıcı ve evrim üzerine notları ve fikirleri.
Atatürk Evrim hakkında ne düşünüyordu?
Yazar Babür Erdem Editör Çağrı Mert Bakırcı Mustafa Kemal Atatürk, ömrü boyunca yüzlerle ifade edilecek sayıda kitap okumuş,
çok çeşitli konulara kafa yormuş, tarihsel açıdan olduğu kadar bireysel olarak da oldukça ilginç bir liderdir.
Örneğin Atatürk'ün ilgilendiği konular askeri stratejiler ve modern hukuk gibi konular olduğu gibi, geometri ve modern bilim gibi bambaşka içerikli konulardır da.
Okuduğu kitaplar arasında bizler için en ilgi çekici olanı evrimsel biyoloji ile ilgili olanlardır.
Evrimsel biyoloji 1920 ve 30'larda tam anlamıyla hız kazanmakta, matematiksel altyapısı keşfedilmekte, genetik ile bağlantısı ayrılmaz bir şekilde kurulmaktadır.
Bu dönemde evrimsel biyoloji son derece ilgi çekici ve derinlemesine bir araştırma sahası olduğu gibi aynı zamanda bilimsel camiaya varoluşun yegane bilimsel açıklaması olarak çoktan kabul görmüştür
de. Görünen o ki bu durum Mustafa Kemal Atatürk'ün de dikkatini çekmiş ve bu konuda çeşitli kitaplar okuyarak kendini bu konuda bilgilendirmeye çalışmıştır.
Bunu yaparken okuduğu kitaplara notlar almış, ilgisini çeken açıklamaları işaretlemiştir.
Atatürk'ün modern bilime ilgisi sadece okuma düzeyinde kalmamış, devlet matbaası tarafından basılan ders kitaplarına da yansımıştır.
Atatürk döneminde yayınlanan kitaplarda Evrim Yasası, ve bu doğa yasasının neden ve nasıl bu şekilde çalıştığını izah eden evrim teorisi sıradan bir bilimsel gerçek olarak ele alınmaktadır.
Bu makalemizde Atatürk'ün okuduğu evrimle ilgili kitaplara yönelik aldığı notlar ve işaretlediği kısımlar ile ilgili bir derleme göreceksiniz.
Umuyoruz ki ülkemizin kurucusunun bilimsel perspektifini anlamak açısından faydalı olacaktır.
Önemli uyarı. Bu derleme, bakın Atatürk de kabul etmiş.
Demek ki evrim doğrudur gibi saçma bir argüman ileri sürmek için kaleme alınmamıştır.
Evrimin doğruluğunu bilmek ve göstermek için bu konunun uzmanı biri olmayan Atatürk'e ihtiyacımız olmadığı gibi Atatürk'ün veya bu sahanın uzmanı olmayan herhangi bir diğer kişinin bilimsel bir
gerçeği kabulü veya reddinin bilim açısından herhangi bir değeri ve önemi yoktur.
Yani bu derlemede Atatürk'ü putlaştırma gibi bir hedefimiz olmamakla birlikte günümüz siyasetçilerinin bilimden ve toplumdan.
gerçeklerden uzaklığı göz önüne alınarak zamanında ne gibi politikacıların, askerlerin ve liderlerin olabildiğini göstermek, Türkiye bugün bir nebze modern ise bunu borçlu olduğu insanların başında gelen ismin
bir zamanlar çağının ne kadar ilerisinde olduğunu dile getirmek hedeflenmiştir.
Ayrıca günümüzde göz ardı edilmeye çalışılanın aksine Mustafa Kemal Atatürk'ün şu anda içerisinde yaşamayı sürdürebildiğimiz Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasındaki önemli rolü bir gerçektir.
Bu gerçek, Atatürk'ün sevilip sevilmemesinden, onunla ilgili düşüncelerden ve hislerden tamamen bağımsız, tarihsel bir veridir.
Dahası, günümüzde halen 10 milyonların Atatürk'ün düşüncelerine ve gösterdiği yola nedenle önem verdiği de kamuoyunca bilinen bir gerçektir.
Bu sebeplerle bu araştırma yazısı, Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden giden ve düşüncelerine değer veren insanlara armağan ve yol gösterici olması için yazılmıştır.
Atatürk ve Bilim Atatürk'ün bir asker olmasına rağmen bilime olan ilgisini ve verdiği önemi gördükçe gerçek bir deha olduğunu anlamamak elde değil.
Ben askeri deha falan bilmiyorum.
Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım şudur.
Vaziyeti iyice tespit etmek.
Sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek.
Mustafa Kemal Atatürk Her ne kadar sıklıkla kendisiyle özdeşleştirilen Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse Bilimi seçin sözünü.
Belki de hiç sarf etmemiş olsa da Atatürk'ün bilime olan saygısını anlamak için de bu sözü söylemesine gerek olmadığı kolaylıkla anlaşılıyor.
Atatürk sayısız savaş ve devrim ile geçen ömrüne aynı zamanda evrim kuramı ve içeriğinin doğruluğu hakkında yorumlarda bulunacak kadar bilim kitabı okumayı da sığdırmayı başarmış, bilime olan ilgisini göstermiştir.
Not defterlerinden ve birden fazla kaynaktan derlenen kendi el yazısıyla yazılmış.
Çok büyük ihtimalle okuduğu kitaplardan ilgisini çeken yerlerden, kendi sözcükleriyle izah edilmiş, yaşamın ve evrimin öyküsünü Atatürk'ten dinleyelim.
Atatürk'ün notlarından derlemeler.
Bu noktadan sonra göreceğiniz bütün yazılar, Mustafa Kemal Atatürk'e, notlarına ve veya kaynaklarına aittir.
Yazımızın sonundaki kaynaklardan derlenmiştir.
İçerik, tüm yazım hatalarıyla birlikte olduğu gibi aktarılmıştır.
Hayat herhangi bir doğa dışı etkinin müdahalesi olmaksızın, Dünya üzerinde doğal ve zorunlu kimyasal ve fiziksel olaylar dizisi sonucudur.
Hayat sıcak, güneşli ve sığ bir bataklıkta başladı.
Oradan sahillere ve denizlere yayıldı.
Denizlerden tekrar karalara geçti.
İlk hayvan denizlerde balık ve karalarda muhtelif kemikli yaratıklar oldu.
Bunlar devirlerde şekilden şekile tekamül ettiler.
İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir varlıktan bugünkü şekline geldi.
Tabiatın her şeyden büyük ve her şey olduğu anlaşıldıkça tabiatın çocuğu olan insan kendinin de büyüklüğünü ve haysiyetini anlamaya başladı.
İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir mevcuttan bugünkü şekline geldi.
İnsanın bugünkü yüksek zeka, idrak ve kudreti milyonlarca ve milyonlarca nesilden geçerek hazırlandı.
Artık insan bugün tabiatın nihayetsiz büyüklüğüne ve tabiat içinde kendi nevinin mukadderatına gittikçe büyüyen bir irade ve şuur ile bakıyor.
İnsanlar, sürfeler gibi sulardan çıktılar ilk önce.
İlk ceddimiz balıktır.
İşler daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler.
Biz maymunlarız.
Düşüncelerimiz insandır.
Tabiat insanları türetti.
Onları kendine taptırdı da.
Ancak insanların dünyada yaşayabilmeleri için onların tabiata egemenliğini de şart kıldı.
Tabiata egemen olmasını bilemeyen yaratıklar varlıklarını koruyamamışlardır.
Tabiat onları kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten çekinmemiştir.
Bundan 200 sene evveline kadar dünyanın 5-6 bin sene önce yaratıldığı ve insanın Basra'ya iki günlük yolda, Fırat Nehri üzerinde bulunan cennette yaratıldığı zannolunmaktaydı.
Bu kanaatler hep din kitaplarındaki hikayelerin olduğu gibi hakikat sanılmasından doğuyordu.
Artık hayatın 6 bin senelik değil, milyonlarca senelik olduğu anlaşılmıştır.
Bu anlayış, arzdaki kaya tabakaları ile onların arasındaki fosillerin 100 seneden beri usul dairesinde tetkiki sayesinde olmuştur.
Hayat, dünyanın karalarında, denizlerinde ve havasındadır.
Kainatın bizim dünyamız haricindeki yerlerinde, şimdiki halde hayatın mevcudiyetini kati olarak bilmiyoruz.
Dünyanın güneşten geldiğini, zamanla şeklini, manzarasını değiştirdiğini ve bu suretle en nihayet Bugünkü hale aldığını hatırlattıktan sonra şimdi dünyada hayatın tetkikine
geçilebilir. Fakat hayatın dünya üzerinde nasıl başladığını henüz kati surette bilmiyoruz.
Hayatın ince, sulu çamur şeklinde tabi şerait altında başlamış ve sonra hissolunan surette yavaş yavaş tamamıyla hayata mahsus vasıflar almış olması muhtemeldir.
Herhalde şunu kabul etmek lazımdır ki hayat tabiatın haricinde gelmiş değildir.
Ve tabiatın fevkinde bir amelin eseri de değildir.
Hayat tıpkı suyun buhar olması, bazı cisimlerin billur haline geçmesi, hararet tesiriyle toprağın yarılması kabilinden zaruri bir tabiat hadisesidir.
Ve husulu lazım olan tabi sebepler mevcut olduğu zaman kendiliğinden asıl olmuştur.
İlk hayata ait bugüne kadar edinebildiğimiz bütün bilgilerin kitabı Kayalar Sicili'dir.
Bu sicile göre en eski kayalar hiçbir hayat eseri göstermiyor.
Çok sonraları da kayalarda görülen ilk hayat izleri pek basit şeylerdir.
Küçük hayvan kabukları, deniz otlarının sapları gibi.
Daha sonra 1-2 milyon süren devrede denizde ilk balıklar meydana geldi.
Bu devirde karada henüz toprak dahi yoktu.
Bundan sonradır ki karada birden pek mütenevvi kalın bataklık nebatları görülür.
Bu nebatların çoğu büyük ağaçlar halinde yosunlar, ağaç büyüklüğünde otlar gibi şeylerdir.
Asırdan asıra birçok şekilde hayvanlar denizden karaya çıkmaya başladı.
Bunlar hem kara hem deniz hayvanlarıydı.
Karada bataklıkta yaşarlardı.
Bu devirden sonra bir yaz ve büyük bir yeni hayat devresi başladı.
Dünyanın haritası bugünkü dünya haritasına müphem suretle benzedi.
İlk hayatın başlangıcından bugüne geçen zaman 60 veya 600 milyon sene tahmin edilmektedir.
Bu yeni devrin başlamasıyla ilk defa dünyada Meralar vücut buldu.
Meralarda ot yiyen hayvanlar meydana geldi.
Bu devir inkişaf ettikçe nebatlarının ve hayvanlarının bugün dünyada görülenlere benzeyişleri arttı.
Yavaş yavaş çirkin ve kaba nesiller bugünün mütekamil memeli hayvanlarını inkılap etti.
Bu hayvan zümresinin başında sırayla maymunlar, kuyruksuz maymunlar ve nihayet insanlar bulunmaktadır.
Tespit ettiğimiz hayat zincirinin başlangıcı ve nihayeti daha aydınlatılmak ihtiyacındadır.
Gördük ki hayat zincirinin son halkası insandır.
Bu zincire nazaran insanın sair memeli hayvanlar gibi daha basit bir sınıfa ait cetlerden geldiği kanaatine varılır.
Pil hakika umumiyetle iddia olunuyor ki insanın ve büyük maymunların müşterek bir cetleri vardır.
Bu cet dahi daha basit şekilleri haiz bir nesilden ilk memeli hayvan cinslerinin birinden ayrılıyor.
Bu memeli hayvan bir nevi yerde sürünen hayvandan ve nihayet bunların hepsi de ilk hayat şekli olan iptidai hücreye dayanıyor.
İnsanın bu şeceresi insanın teşrihi ile sahir kemikli hayvanların teşrihi arasındaki mukayeselere müstenittir.
İnsanların ceddi olarak tasvip olunan mahluk, kayalar arasında saklanan koşucu bir mahluk idi.
Bu mahluk kolayca ağaçlara tırmanabiliyor, ayaklarının baş parmakları ile ikinci parmakları arasında bir maddeyi tutabiliyordu.
Bu insan ceddinin dünya yüzünde yaşadığı devir, ilk memeli hayvan devri pek eskidir.
Fakat bu mahluk da tabii bir cedden iniyordu.
Bu ced, daha eski bir zamanda yerde sürünen hayvanlar devrinde yaşamıştır.
Bu hayvan, ağaçlar arasında yaşardı.
İnsanların cedleri olan bu mahlukatlara ait olmak üzere bulunan ilk izler arasında en mühimleri, bazı taşlar ve bilhassa çakmak taşlarıdır.
Bunlar pek kaba tarzda, ve elde tutulmak için yontulmuşlardır.
Bu ilk aletler arasında en eskileri M.
50.000 senetten daha evvelki zamanlara aittir.
Fakat bu ilk aletleri yapan mahluklara ait ne kemiklere ne de buna benzer sair izlere bugüne kadar tesadüf edilmemiştir.
Bina aleyh bu mahluklara yalnız eser olarak bıraktıkları bu ilk aletlerin mevcudiyetiyle intikal ediyoruz.
Sonuç Yaşamın yeni yeni detaylarını öğrendiğimiz bu enfes hikayesini Atatürk'ün ağzından dinlemek gerçekten de heyecan verici.
Ancak Atatürk'ün bilim ve özellikle de evrimle ilişkisini öğrenmek için Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen bir etkinlikte Prof.
Dr. Zafer Toprak tarafından verilen sunumu da dinlemenizi tavsiye ederiz.
Seslendiren Altay Kenger Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
