Transkript
İkinci editör Şule Öles.
Seslendiren Berfin Akdoğan ve Altay Kenger.
Sonu sırf loji ile bitiyor diye astroloji, frenoloji ve ufoloji gibi konuları bilimsel sanan nice insan bulunmaktadır.
Hatta astronomi ile astrolojinin aynı şey olduğunu düşünenler de olmaktadır.
Gökbilimci Carl Sagan bu durumu şöyle özetlemektedir.
Yıldızlara iki şekilde bakılabilir.
Ya oldukları şekilde ya da olmalarını dilediğimiz şekilde.
Astrolojiyi bir bilim olarak değerlendirmeyen astrologlarda bulunmaktadır.
Ancak astroloji nasıl yorumlanırsa yorumlansın, astronomi sahasına da giriş yaptığından dolayı elbette fizikteki kuvvetler konusuna da değinmemiz gerekiyor.
Astrolojinin tanımı Astroloji, yıldızların hesabı manasına gelen astrolojiya kelimesinden türemiştir.
Türk dil kurumuna göre yıldız falcılığı olarak yorumlanmaktadır.
Oxford sözlüğü ise biraz daha genel bir tanım kullanarak göksel cisimlerin hareketi ile göreceli pozisyonları ve bunların insan hayatı üzerindeki varsayılan etkilerinin incelenmesidir, diye yazmıştır.
Astrolog Robert Curry'e göre, astroloji, gök cisimlerinin konumları ve hareketleri ile dünyadaki fiziksel süreçler ve yaşam arasındaki korelasyonun çalışması ve bunun sonucunda ortaya çıkan uygulamalardır.
Bazı astrologlar, yıldızlar ve takım yıldızlarıyla çalışsalar da, batılı astrologlar, güneş sistemi içinde güneş, ay ve gezegenler ile çalışırlar.
Demin Curry'nin bazı astrologlar diye geçen ibarede kastetmek istediği şey birçok sayıda astroloji türü olsa bile Zodiac yani güneş, ay ve gezegenlerin gökyüzünde üzerinden hareket ettikleri takım yıldızlarının
kemeri diğer adıyla burçlar kuşağı incelemesi genel olarak ikiye ayrılmaktadır.
Hintlilerin kullandıkları Vedic astrolojisindeki Sidereal Zodiac ve Batı astrolojisinde kullanılan Tropical Zodiac.
Her iki Zodiac'ın arasında farklar vardır ve sıklıkla birbirleriyle karıştırılmaktadırlar.
Gökyüzünde hayali bir daire olduğunu düşünün.
Bu Zodiac'ı temsil edecektir.
Bu dairenin içinde göksel objeler, yani güneş, ay ve gezegenler, belirli yörüngelerde daima hareket halindedirler.
Bu objelerin pozisyonlarını hesaplayabilmek için referans noktaları gerekir.
Bunların da sabit olmaları gerekmektedir.
Sidereal Zodiac, sabit yıldızlar oldukları gerekçesiyle takım yıldızlarını kullanır.
Başlangıç noktası olarak koç takım yıldızı kullanılır.
Toplamda 12 takım yıldızı olmakla birlikte bu 360 derecelik hayali daire 12'ye bölünerek her bir takım yıldızı 30'ar dereceye tekabül eder.
Tropical Zodiac ise referans olarak iki noxları yani gündönümlerini kullanır.
Yani güneş ile dünyanın arasında dört mevsimi de yaratan bağlantıyı temsil ederler.
Başlangıç noktası yine koç takım yıldızıdır ve ilk baharın ilk günüdür.
Kısacası baharın ilk gelişiyle güneşin hayali dairedeki pozisyonu koç burcunun ilk derecesidir.
Sidereal ile Tropical'in arasındaki en temel fark, Sidereal takım yıldızlarını gerçek anlamıyla ele alırken Tropical bunları sembolik anlamda kullanır.
Astrologlar bu yüzden sıklıkla takım yıldızlarını ve yıldız sembollerini birbiriyle karıştırmayın derler.
Çünkü gökyüzünde kaç takım yıldızı olursa olsun hayali daire 12'ye bölünmüştür ve 12 burçta isimlerini bu takım yıldızlarından almışlardır.
Tarihler de her zaman aynıdır.
İşte bu sebeple NASA açıkladı burçlar 13'e çıktı.
Herkesin burçları kaydı ifadesi Tropical Zodiac'ı kullanan bir astroloğa hiçbir şey ifade etmemektedir.
Üstelik NASA yeni bir şey yapmadı.
Ancak medya bunu yıllarca bu şekilde yansıttı ve epey astroloğu kızdırdı.
Bahsedilen 13. takım yıldızı olan Yılan Burcu her zaman vardı.
Hatta kaç takım yıldızı var diye sorarsanız yaklaşık olarak 88 saniye olduklarını söyleyebiliriz.
Astrolojinin Türleri Astroloji neredeyse her kültürde görülebilmektedir ve dönemler boyunca farklı türleri ortaya çıkmıştır.
Babil Astrolojisi M.Ö.
2. Milyon'da Babil'de ortaya çıkmıştır.
Hava durumu, doğal afetler, insanların yaşamı gibi bütün fenomenlerin göklerden etkilendiği inancıyla başlamıştır.
O zamanlarda 5 gezegenin varlığı biliniyordu ve tanrıları bunlarla ilişkilendiriliyordu.
Jüpiter ve Marduk, Venüs ve İştar, Satürn ve Ninurta, Merkür ve Nabo, Mars ve Nergal, Güneş tanrısı Şamaş ve Ay tanrısı Sin.
hareketleriyle maddesel dünyayı etkiliyorlardı.
Babil astrolojisi onların hareketlerini tahmin etmeye çalışmaktaydı ve bu şekilde de maddesel olan her şeyin kaderi de öğrenilmekteydi.
12 tane ev oluşturuldu ve bunlar da günümüzde tanıdığımız 12 burcun temelini oluşturmuşlardır.
Hayat, fakirlik-zenginlik, kardeşler, ebeveynler, çocuklar, hastalık-sağlık, karı-koca, ölüm, din, şerefler, dostluk ve düşmanlık.
Helenistik Astrolojisi M.Ö.
1. yüzyılda Akdeniz bölgesinde ortaya çıkmıştır.
Her şey Büyük İskender'in fethetmesiyle başlamıştı.
Böylece Babil astrolojisi ve Mısır Dekanik astrolojisi birleşerek ilk horoskopik astrolojisi oluşturuldu.
Yükseleni ilk kullanan astroloji türüdür ve bunlardan türeyen 12 göksel evi de içermektedir.
Doğum haritasına odaklanıldı ve birisi doğduğunda göklerin pozisyonları hesaplandı.
Batı Astrolojisi Helenistik astrolojisinin bir uzantısıdır ve Zodyak üzerine kuruludur.
Günümüzde en çok uygulanan astroloji türü budur ve günlük ile haftalık gazete köşelerini doldurmaktadır.
Aynı zamanda kişilerin doğum haritaları çıkartılır.
Yani bir insanın doğduğu anda güneş, ay ve gezegenlerin gökyüzünde çizdikleri şekillerin dünyadan görünüşüdür bu.
Bu harita kişinin doğum tarihi, yeri ve saatine göre çıkarılır ve sonucunda kişiliğini, yeteneklerini, gelecekteki durumunu ve başarı derecesini gösterir.
Astrologlar bu noktada astroloji deterministik değildir derler yani kader ile karıştırılmaması gerektiğini söylerler.
Söyledikleri şey sadece tarih kendini tekrarlar, tarih tekerrür ederdir.
Zodiac'ın kendisi Kuzey Yarımküre ilkbahar gün dönümündeki koçun pozisyonundan başlar.
Batı astrolojisi M.S.
2. yüzyılda yaşamış olan antik Yunan matematikçi ve astronom Gladius Ptolemy'nin Tetrabiblos adlı eserinde görülmektedir.
Bu dönemde Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn olmak üzere 7 gezegenin var olduğuna inanılıyordu ve günümüzde Ptolemaik sistemi olarak bildiğimiz dünya merkeziyetçi
yani jeosantrizm denilen görüş hakimdi.
Güneşin ve Ay'ın bile o dönemlerde gezegen sayılıp Uranüs, Neptün ve Plüton gibi gezegenlerin varlığı da bilinmiyordu.
Gezegen tanımları matematikçi ve astronom Nikolaus Kopernik'in zamanında daha iyi anlaşılmıştı.
Bahsi geçen 12 burcun isimleri ve tarihleri şöyledir.
Terazi Burcu 23 Eylül 23 Ekim 8 Akrep Burcu 24 Ekim 22 Kasım 9 Yay Burcu 23 Kasım 21 Aralık 10 Oğlak
Burcu 22 Aralık 20 Ocak 11 Kova Burcu 21 Ocak 18 Şubat 12 Balık Burcu 19 Şubat 20 Mart Çin Astrolojisi
Diğer türlerden biraz farklıdır çünkü modern takvim yerine Çin takvimine bağlıdır.
60 senelik bir döngüye sahiptir ve ilk kısmı yin ile yang formlarında 5 elementten yani sırasıyla tahta, ateş, toprak, metal ve sudan oluşur.
Ardından 12 zodyak hayvan işareti ya da dünyevi dallar bulunur.
Bunlar da sırasıyla fare, öküz, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, horoz, köpek ve domuzdur.
Fiziksel kuvvetler ve etkileri Güneş, Ay ve gezegenlerin yaşamlarımızı ve kişiliklerimizi etkileyebilmeleri için bize ulaşabilen güçlü bir kuvvetin olması gerekmektedir.
Sonuçta Plüton cüce gezegeni bile bizden ortalama olarak yaklaşık 6 milyar kilometre uzaklıktadır.
Yani saatte maksimum 950 kilometre hızla giden bir Boeing 777 uçağı ile 700 küsur sene sonra Plüton'a varırdınız.
Temel kuvvetler ya da temel etkileşimler parçacıkların birbirleriyle nasıl etkileşim halinde olduklarını anlatır.
Bundan sonraki kısımlar biraz kafa karıştırıcı gibi gelse de elinizden geldiğince dikkatli bir şekilde dinlemenizi tavsiye ederiz.
Bugüne kadar yapılan araştırmalarda bu etkileşimlerin sayısı 4 temel kuvvete indirgenmektedir.
1. Yeğen nükleer kuvvet Adından da anlaşılacağı gibi 4 kuvvetin arasında en kuvvetli olanıdır.
Elektromanyetizmadan 100 kat, zayıf çekirdek kuvvetine 10 üzeri 5 kat ve kütleçekim kuvvetinden de 10 üzeri 39 kat daha kuvvettedir.
Yeğen kuvvet, yeğen etkileşimden dolayı quarklar ve gluanlar birbirine bağlıdır.
İlginç bir şekilde mesafe arttıkça kuvvetin kendisi azalmamaktadır.
Bunun yerine bir limite ulaştığında aşağı yukarı bir hadronun boyutu kadar kuvvet 100.000 Nift'inde sabit kalmaktadır.
Quarklar belirli bir mesafeye kadar çekilince boşluktan yeni bir quark-anti-quark yaratacak enerjiye sahip olmada elverişlidir.
Bu yüzden quarklar sadece hadronlar halinde bir arada bulunur ve hiçbir bağımsız quark gözlemlenmemiştir.
Bu renk hapsi olarak bilinir.
Fakat bu bizim bildiğimiz anlamda gördüğümüz renkler değildir.
Yeğen etkileşimindeki quarkların ve gluonların bir özelliğidir.
Arta kalan yeğen kuvvet Arta kalan yeğen kuvvet adından da anlaşılacağı gibi Yeğen etkileşimden arta kalandır.
Bu kuvvet atomik çekirdeğin içerisinde hadronlar arasında görülür.
Hadronlar mezonları ve baryonları içerir.
Mezonlarda bir quark ile bir antiquark bulunur.
Tıpkı piyons ve kaons gibi.
Baryonlar üç quarktan oluşur tıpkı proton ve nötronlar gibi.
Mezonlar atomik çekirdek içerisinde nükleonlar arasında iletilir ve birbirine bağlarlar.
Böylece aynı elektrostatik yüke sahip protonların birbirlerini itmesini önler.
Yayın etkileşimlerin aksine, arta kalan yayın kuvvet mesafe arttıkça kendisi azalmaktadır ve 10 üzeri eksi 15 metre ötesinde varlığı görülmemektedir.
Neden bu kuvvet sorumlu olamaz?
Yayın kuvvetin yaşantımızı etkilemediği ortadadır.
Çünkü sadece quarklar ile gluanlar arasında görülmektedir.
Yani hayal edilemeyecek kadar küçük boyutlarda etkilidir.
Bununla beraber belirli bir mesafeden sonra quark-anti-quark çiftleri yaratılır ve bu da quarklar arasında mesafenin maksimum bir sınırı olduğunu gösterir.
Bu, arta kalan yayın kuvveti için de geçerlidir.
Çünkü maksimum etki mesafesi 10 üzeri eksi 15 metre kadardır.
Bu sebeple böyle bir kuvvetin gezegenler arası etkili olduğunu söylemek fazlasıyla abartılı olurdu.
W ile Z bozonların değişimiyle ortaya çıkar.
Adına zayıf denir çünkü elektromanyetizmadan 10 üzeri eksi 11 kat ve yiğin kuvvetten de 10 üzeri eksi 13 kat daha zayıftır.
Daha çok beta bozulmasına yol açmasıyla bilinmektedir.
Zayıf kuvvetin benzersizliği Zayıf etkileşim solak leptonları, kuarkları ve nötrinaları etkilemektedir.
Nötrinaları etkilen bir diğer kuvvet kütle çekimi kuvvetidir ancak etkisi önemsizdir.
Tat değiştirici Zayıf kuvvet tat değiştiren tek kuvvet olarak bilinmektedir.
Yalnız bu tat bildiğimiz anlamda tat değildir.
Bahsettiğimiz tat parçacık fiziğinde temel parçacıkların kuantum sayısı anlamına gelmektedir.
Beta bozulmasına örnek alalım.
Bir nötronun bir yukarı quark ve iki aşağı quark, bir protona iki yukarı quark ve bir aşağı quark dönüşmesi için aşağı quarklardan bir tanesi yukarı quarka dönüşmesi gerekir.
Bir W negatif bozon yaymasıyla bu elektron ile anti nötronaya parçalanır.
Doğa kanunlarının ayna yansımasında da aynı kalacağı düşünülüyordu.
Bir ayna ile gözlemlenen bir deneye ait sonuçların deney aygıtının bir ayna yansımasının kopyasıyla aynı olması bekleniyordu.
Buna parite korunma yasası denmektedir.
Yine de 1950'lerin ortalarında Chen Ningyang ve Tsung Daoli zayıf kuvvetinin bu yasayı ihlal edebileceğini önerdi.
Chen Xingwu ve ortakları 1957'de pariteyi büyük oranda ihlal ettiğini keşfetti ve böylece yangileli 1957 senesinde fizik tanıdığı Nobel ödülüne sahip oldular.
SP simetrisi bir parçacığın kendisine karşılık gelen anti parçacıkla yer değiştirdiğinde C simetri yani yük birleşme simetrisi ve sol ile sağ yer değiştirdiğinde P simetri yani parite
simetrisi fizik yasaların aynı olacağını açıklar.
Yine de zayıf kuvvetin sp simetrisini ihlal edebileceği görüldü.
Böylece bu evrende de asimetri yaratmaksadır.
Bu evrende neden sadece maddenin olduğunu gösteren muhtemel bir açıklamadır.
Çünkü böyle bir ihlal olmasaydı o zaman madde ile antimadde birbirini yok ederdim.
Neden bu kuvvet sorumlu olamaz?
W ve Z bozonların kütleleri 90 atom alta ölçeğindedir.
Ortalama ömürleri 3 çarpı 10 üzeri eksi 25 saniye kadardır.
Işık hızında yol alsa bile zayıf kuvvetin etkisi 10 üzeri eksi 18 metre ile sınırlıdır ki bu da atomik çekirdeğinden 1000 kat daha küçüktür.
Bu, arta kalan yayın kuvvetten 1000 kat daha küçük olduğu anlamına gelir.
Bu sebeple bunun astrolojik iddiaları desteklemesi beklenemez.
3. Kütleçekim kuvveti Kütleçekim kuvveti birçoğumuza tanıdık gelen bir kuvvettir.
Bazılarımız da bu kuvveti Newton'ın kafasına düşen elma hikayesinden tanımıştır.
Ki bu hikaye tam olarak böyle değildir.
Dört temel etkileşimin arasında en zayıf kuvvet kütleçekim kuvveti olduğu halde sonsuz bir menzile sahiptir ve mesafeyle çok yavaş bir şekilde bozuluma uğrar.
Bu sebeple astrolojik kuvvet için en ideal kuvvet adayı sayılabilir.
Kütleçekimin nasıl çalıştığını en iyi genel görevlilik kuramı göstermektedir ve bilim camiası tarafından da kütleçekim için en iyi model olduğu kabul edilmektedir.
1907 ile 1915 seneleri arasında Albert Einstein'ın bu kuramı geliştirmesiyle tahminler konusunda teorinin kendisi oldukça başarılıdır fakat mükemmel değildir.
Yine de teoriyi destekleyen onca kanıtı da görmezden gelmememiz gerekir.
Genel görevlilik açısından kütleçekim kuvveti uzay zamanın kütle tarafından bükülmesiyle görülür ve serbest düşen objelerde bükülen uzay zamanda düz çizgiler üzerinde hareket etmektedir.
Bu düz çizgilere jeodezikler denilmektedir.
Bir objeye kuvvet uygulandığında uzay zamanda jeodezikten sapacağını belirtir.
Dünyadaki her şey kütleçekim kuvveti üzerine kuvvet uyguladığında jeodeziki takip etmemektedir.
Neden bu kuvvet sorumlu olamaz?
Kütle çekimi sınırsızca uzandığı halde etkisi yine de hızlı bir şekilde azalmaktadır.
Öyle ki gezegenlerin dünya üzerinde uyguladıkları kuvvet hiçe yakındır.
Kütle çekimi oldukça büyük olan Jüpiter gibi bir gezegen bile dünyanın yörüngesini etkileyememektedir.
Böylece güneş sisteminde bizleri doğrudan etkileyen sadece iki gök cismi bulunmaktadır.
Güneş bizi yörüngede tutmaktadır.
Ay da gezegenimizde gel gitlere sebep olmaktadır.
Hatta güneş sistemindeki bütün gezegenlerin kültürünü de dahil edelim, dünya üzerinde uyguladıkları kütleçekim kuvvetini hesaplarsak hepsini topladığımızda ayın üzerimizde uyguladığı kütleçekimin %2'sinden
az olmaktadır. Bu yüzden kütleçekim kuvveti de astroloji için en ideal kuvvet adayı olduğu halde iddiaları desteklemek açısından geçersizdir.
4. Elektromanyetizma Elektromanyetizma, yüklü parçacıkları etkileyen bir kuvvettir.
ve birçok kişi tarafından yanlış anlaşılmaktadır.
Bu kuvvet bedeninizdeki atomları bir arada tutar, elektronların atomik çekirdeğin yörüngesinde kalmasını sağlar, mıknatısların itmesini ve çekmesini sağlar.
Neden bu kuvvet sorumlu olamaz?
Astroloji ayı, güneşi ve gezegenleri içermektedir.
Ancak ayı bir kenara koyarsak, dünya üzerindeki fark edilebilir tek etki güneşten kaynaklanmaktadır.
Merkür, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Dünya maynatosfere sahiptir.
Diğer gezegenlerin magnetik alanları çok zayıftır.
Jüpiter'in magnetosferi Dünya'dakinden 14 kat daha büyük olsa bile Güneş'in yönünde sadece 7 milyon kilometre boyunca uzanmaktadır.
Bu sebeple Dünya'nın üzerinde hiçbir etkisi yoktur.
Görüldüğü üzere diğer kuvvetler gibi bu kuvvet de astrolojik iddiaları destekleyemez.
Keşfedilmemiş bir kuvvet olabilir mi?
Sıkı bir astroloji savunucusu şöyle diyebilir.
Ne olmuş yani bütün bunların arkasında henüz keşfedilmemiş bir kuvvet olabilir.
Tabii böyle bir şey söylendiğinde kişinin bunu kanıtlaması gerekir.
Fiziğin dört temel kuvveti mesafeyle hızlı bir şekilde bozuluma uğramaktadır.
Bu sebeple gezegenler arası etkileri çok küçüktür.
Bu yüzden beşinci kuvvetin mesafeyle bozulmayacak kadar kuvvetli olması gereklidir.
Galaksimizde 10 üzeri 11 tane yıldız bulunduğu halde bu kadar etkili bir şey görülememiştir.
Astrolojiye göre Güneş'in ve Plüto'nun eşit etkilere sahip olduğu da söylendiğine göre büyüklük bu durumda önemsizdir.
Durum böyle ise o zaman Güneş'in yörüngesinde bulunan astroidi de hesaba katmamız gerekirdi.
Kuiper kemerinde 70 bin tane objenin bulunduğunu söyleyebiliriz.
Bütün bu durumlardan dolayı bazı astrologların muhtemel bir açıklama olarak Sicim teorisine sarıldıklarını görebiliyoruz.
Astrolojiye dair bazı sorular.
Eksen devini mi? Devinim hareketi dönen bir objeye dönme momentinin eklenmesiyle dönme eksenin yönünü değiştirmesiyle görülür.
Çünkü dönme momentin açısal hızı dönen objenin asıl açısal hızını arttırır.
Bu da dönme eksenin yön değiştirmesine sebep olur.
Bu etki dünyada da görülmektedir ve ekinoks devinimi olarak bilinir.
Elips üzerinde ekinoksların batı yönündeki yavaş hareketidir ve yaratılan dönme momenti tarafından kaynaklanmaktadır.
Bu da ekvatordan elipse doğru olan çıkıntı üzerinde güneşin ve ayın kütleçekim kuvvetinden kaynaklanmaktadır.
Tam bir 360 derecelik dönüş 25.800 yıl sürmektedir.
Peki bütün bunlar astroloji için ne anlama gelmektedir?
25.800 yılı 360'a bölersek sonuç 72 çıkar.
Başka bir deyişle dönme aksın 1 derece kayması 72 sene sürmektedir.
M.Ö. 2000 civarında Babililerden beri Eknokslar yaklaşık olarak 56 derece kaymıştır.
Natal astroloji Natal astroloji, bireyin doğduğu zaman, tarih ve yerine göre o kişinin yaşamı üzerinde odaklanır.
Neden illa doğduğu anla ilgilenmek gerekiyor?
Kadının rahminde bebeği dış dünyanın etkilerinden koruyan özel bir tabaka mı var?
Aynı burçtaki farklı kişilikler.
Örneğin oğlak burcunu ele alalım ve bu burca sahip ünlü kişilere bir bakalım.
Elvis Presley, Rod Stewart, Mao Zedong, Joseph Stalin, Jonas Kepler, Richard Nixon, Jean d'Arc, Al Capone, Muhammed Ali.
Herhangi bir yerden oğlak burcuna olan kişilerin ne tür özelliklere sahip olduğunu araştırabilirsiniz ama gördüğümüz gibi saydığımız bu kişilerin hepsi farklı kişiliklere sahiptir.
Bazıları milyonları etkileyen şarkılar çalmıştır, bazıları da milyonların ölümüne sebep olmuştur.
Astrologlar genellikle buna sadece güneş burcuna bakıyorsunuz, işin içinde ay burcu, mars burcu, jüpiter burcu var gibi cevaplar vermektedir.
Bu da tekrar bizi fiziksel kuvvetler konusuna getiriyor.
Aklımıza ikizler neden farklı ve bazen zıt kişiliklere sahip sorusu da geliyor haliyle.
Bütün bunlardan çıkarılan sonuç.
Astroloji savunucularında görülen genel tepki, bizi bir türlü anlamıyorsunuzdur.
Bunun takibinde zamanında Galileo'ya da inanmamışlardı denilmektedir.
Aynı şekilde astrolojik iddiaları teste tabi tutan deneylerin ön yargılı bir şekilde yapıldıklarını ve bilim insanlarının astrolojiyi alaya almaktan dolayı ciddiyetsiz davrandıklarının önüne sürmektedirler.
Bu dört önermenin de neden doğru olmadıklarını kısaca açıklayalım.
Ortaya bir iddia sürüldüğünde anlaşılır olmak mecburiyetindedir.
Bu sebeple ortadaki anlaşılmazlığı gidermesi gereken kişi iddia sahibidir.
Galileo'ya gelinirse düşünceleri kanıtlara dayalı olmayan bir kesim tarafından yargıya tutulmuştu.
Onun elinde ise bir bilimsel gözlem bulunuyordu.
Günümüzde ise astrologların karşılarında kanıtlara dayalı hareket eden bütün bilim camiası bulunmaktadır.
Dolayısıyla bu ikisi çok farklı şeylerdir.
Bilimde en doğru sonuçları elde edebilmek için de dürüstlük şarttır.
Bu sebeple yapılan onca deney astrologların lehine çıkmadıkları için bu deneylerde inatla bir kusur aramak bir bahane üretmekten farksızdır.
Son olarak da Elbette her bilim insanının kendi düşünceleri ve bazı konularda önyargıları olabilmektedir.
Sonuçta hepsi birer insandır.
Ancak söz konusu bilimsel araştırma olunca kişisel inançları ve görüşleri ne olursa olsun verilerle kabullenmek zorundadırlar.
Bu sebeple astrolojik iddiaların herhangi bir tutarlılığı olsaydı bilim insanları bunları örtbas etmek yerine çoktan kabul etmiş olurlardı.
Astrologlar tarafından sıkça öne sürülen Percy Seymour'un çalışmaları ve Michel Kakuli'nin Mars etkisi de ne yazık ki ikna etmek için yeterli değillerdir.
Aynı şekilde astrologların hatalarını gösteren 1985 tarihinde Shaw Carson'ın deneyini ve eskiden astrolog olup günümüzde sıkı bir eleştirmeni olan Dr.
Jeffrey Dean'in analizlerini burada paylaşma gereği bulmadık.
Her türlü... Deneyler kusurluydu, deneylerin kontrolünde astrolog yoktu, bilim insanları deneylerde önyargılı davrandı gibi itirazlar yükselecektir.
Bu sebeple sadece evrende var olduklarını bildiğimiz fiziksel kuvvetler üzerinde odaklanmayı tercih ettik.
Astrolojiyi okuyup araştıran bazı okurlarda belirli yanılgalara düşmektedirler.
Bunlardan ilki astrologlarca kurulan ''Bilim insanları bizi ısrarla anlamıyor'' ifadesidir.
Bu da okurların zihinlerinde bilim insanlarının önyargılı ve açık fikirli olmayan birer insan olarak yer edilmesine neden olmaktadır.
Aynı şekilde astrologların savunmalarında çok sık bir şekilde ama eskiden bu da bilinmiyordu sonra bilim dünyası kabul etti gibi bir bir gün siz de göreceksiniz tavrı sergilenmektedir.
Forer etkisi. İkinci bir genel yanılgı ise ama bu burçta yazılanlar aynen beni tarif ediyor düşüncesidir.
Diğer burç yorumlarını da açıp okuyun.
Mutlaka aralarında sizinle oturan özellikler keşfedeceksiniz.
Genel halka hitap eden özellikleri kişisel algılamak, psikoloji alanında Forer ya da Barnum etkisi olarak bilinmektedir.
Astrologlar da bu etkine ne olduğundan haberdarlar elbette.
Hatta mantıksal safsataları da araştırıp, astroloji eleştirmenlerinin hangi safsatalara başvurduklarını bulmaya çalışabildiklerini görebilirsiniz kendi yayınları ve siteleri içerisinde.
Yine de bu etkiye dair kısa bir açıklama da bulunalım.
1990 yılında John McRae ve Richard McFeel tarafından gerçekleştirilen bir deneyde, 4 erkek ve 19 kadın gönüllünün dosyaları 6 profesyonel astroloğa verildi.
Astrologlardan bu dosyalardaki kişileri astrolojik doğum haritalarıyla eşleştirilmeleri istendi.
Profesyonel astrologlar bu konuda hiçbir deneyimi olmayan ve rastgele kendi bilgilerine göre eşleştirmeyi yapan bir kontrol grubundan daha başarılı olamadıkları görüldü.
Üstelik 6 astroloğun yaptıkları tahminlerin hiçbiri birbiriyle örtüşmedi.
Yine de insanlar söylenen özellikleri kendileriyle bağdaştırabildikleri için bu da demin de belirttiğimiz gibi beni tarif ediyor cümlesinin sarf edilmesine sebep olmaktadır.
Bu durum psikolog Bertram R.
Forer tarafından 1940'lı yıllarda fark edilmiştir.
O dönemde meşhur bir Amerikalı şovmen ve iş adamı olan Phineas Barnum'un da sürekli kullandığı herkese uyan bir şeylerimiz var mottosunun astrolojinin arka planında yatan sahtekarlığın anahtarı olduğunu düşündü.
Yaptığı araştırmalar sonucunda Gazetelerde ve dergilerde yer alan günlük, haftalık ve aylık burç yorumlarının sözde analizlerinin insanlara neden uyduğunu, daha doğrusu insanların buna neden kandığını göstermeyi
başardı. Analizlerin içerisindeki argümanlar o kadar geniş ve kapsayıcıydı ki ve o kadar çok sayıda olasılığı içeriyordu ki günümüzde buna Forer etkisi ya da Barnum etkisi deniyor.
Ve bu terimler 1956 yılında psikolog Paul Mayle tarafından ileri sürülmüştür.
Forer etkisi, onu keşfeden bilim insanına ithafen, Barnum etkisi ise bu etkiyi iş modeli olarak kullanan iş adamına ithafen kullanılmaktadır.
Forer, sözde analizlerin insanlara nasıl uyduğunu bilimsel bir teste tabi tutmak istedi ve öğrencilerine bir kişilik testi verdi.
Öğrencilerine her birinin sınavlardan aldıkları puanlara göre hazırladığı eşsiz bir kişilik analizi verdiğini söyledi.
Bu analizin kendilerine ne kadar uyduğunu değerlendirmelerini istedi.
Aslında her biri aynı analizi almıştı.
Benzer bir deneyi illüzyonist Darren Brown da gerçekleştirmişti.
Kısacası kişiliğe özel olan hiçbir şey yoktu ancak öğrencilere öyle söylenmişti.
Her bir analizde şu 13 madde bulunuyordu.
Sizde diğer insanların sizi sevmesine ve hayranlık duymasına yönelik yoğun bir ihtiyaç var.
Kendinizi eleştirmeye çok açıksınız.
Kendi avantajınıza çevirmediğiniz büyük bir kullanılmayan kapasiteye sahipsiniz.
Bazı kişilik zaaflarınız olsa da genellikle onların üstesinden gelebiliyorsunuz.
Cinsel beklentileriniz sizin için problem doğuruyor.
Dışarıdan bakıldığında disiplinli ve öz kontrole sahipsiniz ancak aslında endişeli ve güvensizsiniz.
Bazı zamanlarda doğru şeyi yaptığınızdan ve doğru tercihte bulunduğunuzdan emin olamıyorsunuz.
Her seferinde birazcık değişim olsun istiyorsunuz ve eğer kısıtlamalarla karşılaşırsanız rahatsız oluyorsunuz.
Kendinizin bağımsız bir düşünür olduğunuzda övünüyorsunuz ve diğerlerinin açıklamalarını kanıtsız görüyorsunuz.
Kendinizi başkalarına açmanın çok da akıllıca olmadığını düşünüyorsunuz.
Bazı zamanlar dışa dönük, cana yakın ve sosyalsiniz.
Diğer zamanlarda ise kapalı, ilgisiz ve içe dönük.
Bazı tutkularınız oldukça gerçek dışı.
Güvenliğiniz hayatınızdaki temel amaçlarınızdan biri.
Öğrenciler sıfırdan beşe kadar olan bir skalada kendi analizlerine ortalamada 4.26 puan verdiler.
Tüm kağıtlar ve değerlendirmeler toplandıktan sonra her birine aynı kağıdın verildiği söylendi.
Üstelik bu 13 madde bir astroloji kitabından olduğu gibi alınmıştı.
Herkesin bu maddeleri kendine uydurmasının basit bir nedeni vardı.
Kişiye özelmiş gibi gözüküyordu.
Ancak o kadar genel ifadelerdi ki mutlaka bir şekilde hayatımızın bir evresinde bize uyuyordu.
Uymuyorsa bile azıcık doğru olduğu için yeterince iyi bir tahmin olarak değerlendirmemize yetiyordu.
Evren ile olan bağlantı.
Başvurulan son yanılgı ise sıradan bir vatandaş için en ikna edici olanıdır.
O da her şey birbiriyle bir etkileşim halindedir bu yüzden göksel objelerin üzerimizde neden etkileri olmasın ki düşüncesidir.
Fizik ve norobilim alanlarıyla pek içli dışlı olmayan insanlar için bu mantıklı gelebilir.
Ancak kuvvetleri ele aldığımız kısımdaki detayları dinlediğiniz gibi bu işler o kadar da basit değildir ve bu konuları anlayan insanları ikna etmemektedir.
Elbette astrofizikçi Neil deGrasse Tyson'ın söylediği evren içimizdedir gibi evrenle bağlantılı olduğumuza dair yapılan ifadeleri farklı bilim insanlarından da duyabilirsiniz.
Ancak kastettikleri şey astrolojik iddialarıyla örtüşmemektedir.
Etkileşimden bahsedecekseniz önce fizik hakkında temel şeyleri öğrenmeniz gerekmektedir.
Bu sebeple sırf düşüncesi hoş ve mantıklı geliyor diye bir şeyi doğru varsayamazsınız.
Amerika Birleşik Devletleri halkının büyük bir çoğunluğu iklim değişiminin insan kaynaklı olmadığına inanmaktadır.
Ancak iklim bilimcilerin %97'si insan kaynaklı olduğu konusunda hemfikirdirler.
Evimizde bir arıza çıktığında tesisatçıyı çağırırız.
Bilgisayarımıza bir problem oluşunca cihazı anlayana götürürüz.
Ama konu bilim olunca bilim insanlarına yeterince kulak vermeyiz.
Sizce bu durumda asıl yanlış anlaşılan sahte bilimciler değil de bilim insanları olmasın?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
