Transkript
Aşkın ve yaşattığı duyguların nörobilimsel ve nöropsikolojik açıklaması.
En son ne zaman aşık oldunuz ya da ne zaman aşık olduğunuzu hissettiniz?
Aşk sandığımız kadar zor ve hoş bir duygu mu?
Aşk acısını dindirmek için neden kendimizi üzeriz?
Bu soruların cevapları insanlık tarihi boyunca hep merak konusu olmuştur.
Bu yazıda aşkın beyinde yarattığı fizyolojik ve patolojik olaylara değinerek aşkı nörobilimsel ve nöropsikolojik olarak açıklamaya çalışacağız.
Peki aşk nedir?
Aşkı anlamak için insanı anlamak gerekir.
Temel olarak insan neden aşk duygusuna ihtiyaç duyar sorusuna cevap bulmak gerekir.
Aristoteles cevabı insanın aslında zoom politikon olduğunu söyleyerek vermiştir.
Zoon politikon kavramı Türkçe'de politik canlı anlamına gelse de Aristoteles özellikle insanın toplumsal yani sosyal bir varlık olduğunu vurgulamaktadır.
Anlaşılacağı üzere insan kendi türünden bir varlıkla iletişim ve beraberlik kurma ihtiyacı duyar.
Peki biraz daha derine inersek bu ihtiyacın nörobilimsel sebebi nedir?
Aşk fenomenini anlamak için aslında ilk olarak bu fenomenle ilgili beyin yapılarını anlamakta fayda var.
Aşkın beyinde yarattığı etkiler Limbik sistem, beynin iç taraflarında bulunan, otuza yakın yapı bulunduran duygularla ilgili olan sistemler yapısıdır.
İçerisinde bulundurduğu amigdala ve hipokampüsle sürekli olarak bağlantı içerisindedir.
Aslında bu bağlantı sonucu duygusal tepki verebiliyoruz.
Örneğin eski sevgilinizi yolda gördüğünüzü varsayalım.
Hipokampüs size eski sevgilinizi hatırlamanızı, amigdala ise eski sevgilinizle yaşadığınız kötü olayları hatırlamanızı sağlar.
Bu sayede eski sevgilinizi yolda görünce ya üzülür ya da sevinir ve mutlu olursunuz.
Bu örnekten yola çıkarak hipokampüsün bellekle amigdalanınsa duygularla ilişkili olacağını söyleyebiliriz.
Bunun yanı sıra limbik sistemde bulunan bir diğer yapı ise hipotalamus ve amigdala ilişkisi erkeklerin yaşadığı aşkın cinsel boyutunda önem taşımaktadır.
Erkeklerin cinsellik sırasında daha saldırgan olmasının sebebi ise hipotalamusun salgılamasını emrettiği androjenle amigdala arasındaki yakın bağdan dolayıdır.
Kadınlardaysa daha farklı bir durum söz konusudur.
Yine hipotalamusla amigdala arasında bağ vardır.
Fakat bu bağ androjenle değil daha çok dinlendirilmiştir.
Peki hipotalamus demişken işin biraz nörobiolojik kısmında neler olduğunu, hormonların aşk fenomeninde ne rol oynadığına da bir bakalım.
Örneğin, aşık olduğunuz ve çok değer verdiğiniz bir insana romantik ve duygusal bir konuşma içerisinde seni seviyorum dedikten sonra, Ben de seni seviyorum cevabını aldınız.
Bu cevap sizi aslında ilişkinin ilk başlarında oldukça mutlu edebilir.
Peki bunun sadece hormonlarla ilişkili olduğunu hiç düşündünüz mü?
Şöyle ki ilişkinin ilk başlarında hipotalamusunuzda büyük bir hormon salınımı gerçekleşir.
Kadınlarda daha çok oksitosin, erkeklerde ise daha çok vazopresin salınımı olur.
Bu iki hormonun aslında deneylerden yola çıkarak insanın sosyal ilişkilerini artırmasına yol açtığı görülmüştür.
Karşı taraftan seni seviyorum cümlesi duyduğunuz zaman büyük bir miktarda oksitosin, vazopresin salgılarsınız.
Bu hormonlarsa hipotalamusta bulunan dopamini D2 reseptörü uyarır.
Dopamin ise beyinde bulunan ödül yapılarını uyarır.
Bu ödül yapıları gariptir ki çikolata yerken de uyarılır.
Bu süreçlerden sonra bir anahtarın bir sürü kilidi açmasına benzer olarak beyinde birçok kilit açılır, kapanır.
D2 reseptörü uyarımı sonucu serotonin düzeyinde inanılmaz derecede bir azalma görülür.
Serotonin iştah duygu durumunun düzenlenmesini sağlayan bir hormondur.
Aşık olduğunuz zaman iştahın olmaması, zayıflama, duygular arası geçiş yapmanın sonucu aslında serotonin seviyesinin düşmesidir.
Bu düşüş seviyesi ise obsesif kompülsif bozukluğu olan hastaların düşüş miktarıyla aynıdır.
Aşk takıntı haline geldiğinde beynimizde neler oluyor?
İlişkinizin kötü bir ayrılıkla bittiğini ya da çok sevdiğiniz için onu sürekli düşündüğünüzü varsayalım.
Bazı ilişkilerde insanlar ayrılığı kabullenemez ve karşı tarafı takıntı haline getirmeye başlar.
Bunun sebeplerinden bir tanesinin serotonin azalmasından kaynaklandığını söylemiştik.
Frontal korteksle bahsedilen limbik sistem yapıları ve ödül yapıları arasındaki serotonin de azalma görülür.
Bu durum ise OKB ile aynıdır.
Örneğin sevdiğinizden ayrıldınız ve onu sürekli olarak düşünme ihtiyacı hissediyor, sizi neden terk ettiğini merak ediyor ve beraber yaşadığınız güzel anıları düşünüyorsunuz.
Bunların sonucu olarak onunla konuşmak, veya cinsel birlikteliğe sahip olmak istiyorsunuz.
Bunlar bahsedilen dopaminde artış, serotoninde azalma gösterir ve bu yüzden OKB'de olduğu gibi bir takıntı oluşur.
Onunla buluşur, konuşur veya birlikteliğe sahip olursanız beyniniz oksitosin, vazopresin salgılayarak rahatlayacak, ödül yapıları uyarılacaktır.
Fakat buluşamaz, konuşamaz veya birliktelik yaşanmazsa daha çok serotonin düşüşü yaşanacak ve daha çok takıntı haline gelecektir.
Ayrılık sonrası çikolata veya serotonin yükseltici besinler tüketmenin sebebi aslında ödül sistemini uyararak OKB'ye karşı direnmektir.
Görüldüğü üzere hormon artışı, azalımı, insanın aşık olup olmamasına, devamlılığına karar verdirici niteliktedir.
Son yapılan araştırmalarda bu fenomenin annelikte de gerçekleştiği görülmüştür.
Annelik duygusu ve aşk Annenin çocuğuna duyulan aşkın ve romantik ilişkilerde birbirlerine duyulan aşkın beyinde aynı bölgeleri aktive ettiği görülmüştür.
Aslında annenin çocuğuna duyduğu ilk aşk, rahmin kasılması için yardımcı olan oksitosin hormonuyla başlar.
Oksitosin bilindiği üzere kadınlarda aşk duygusunda tetikleyici bir hormondur.
Gariptir ki annelikte doğumdan sonra çocuğa duyulan aşk için oksitosin pek gerekli olmaz.
Bunun yerini daha çok hipotalamusta bulunan yapılar, östrojen ve prolaktin annelik duygusunu artırmaktadır.
Araştırmalarda hipotalamusta bulunan medial preoptik alanda bulunan hasar annelik duygusunu köreltmiştir.
Bu aşk aslında bütün eleştirel, yargısal ve olumsuz duyguları düşünmeyi sağlayan beyin bölgelerini engeller.
Bu sayede annenin çocuğu olan olumsuz duyguları ketlenmiş olur.
Yani anne çocuğuna asla kötüyü yakıştırmaz.
2004'te Leckman ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmada doğumdan sonra ilk 3 ayında çocuklarını kusursuz ve mükemmel olduğunu düşünen annelerin oranı %73 iken babaların oranı %66'dır.
Sonuç olarak annelik duygusunda romantik ilişkilerden farklı olarak prolaktin seviyesinde artış görülmektedir.
Bu hormon anne sütünü artırmaya yardımcı olmaktadır.
Aşkta Empati ve Affetme Beynimizin ön kısmında frontal kortekste bulunan inferior medial frontal kortekste ayna nöronlar bulunmaktadır.
Bu nöronlar adından da anlaşılacağı üzere karşı tarafı anlamamız için aktif olan bir nöron grubudur.
Yine empati yaparken limbik sistemde bulunan çeşitli yapılarla bu nöronlar sürekli etkileşim içerisindedir.
Oksitosin denildiği üzere hem erkek hem de kadınlar için önemli bir hormondur.
Bu hormonun ayna nöronları aktif haldeyken bile daha da artırmada üstüne yoktur.
Peki ayna nöronlar empati sağlıyorsa bunun ilişkide önemi nedir?
İlişkide ayna nöronlarının değerini bir örnekle açıklamak konuyu daha anlaşılır kılacaktır.
Örneğin, sevgilinizle kavga ettiniz.
2-3 gün sonra bu kavga üzerine fazlasıyla düşündünüz.
Birkaç gün sonra tekrar konuştuğunuz zaman ilk kavga ettiğiniz gibi hırçın veya bencil düşünen biri olmaktansa iki taraflı düşünmeye başlamış biri olabilirsiniz.
Bunun sebebi siz kavganızı düşündüğünüz zaman salgılanan hormonların ayna nöronları uyarmasıdır.
Ayna nöronlar karşı tarafın amacını, ne demek istediği ve genel olarak ne yapmak istediği gibi temel soruları algılamaya çalışarak işlemeye çalışır.
Sonuç olarak ayna nöronları iyi çalışıyorsa empati gücünüz yüksek olabilir.
Bu durum falcılarda çokça görülmektedir.
Yine başka bir örnekle açıklayalım.
Kara sevda yaşadınız ya da sevdiğiniz sizi aldatmış olsun ya da platonik bir aşk yaşıyor olun.
Yakınınızın tavsiyesiyle çok ünlü bir falcıya gittiğinizi varsayalım.
Falcı sizi gördüğü zaman ilk olarak sizin bir kara sevda yaşadığınızı algılayabilir.
Peki bunun nörobilimsel açıklaması ne olabilir?
Falcının aslında ayna nöronları fazlasıyla aktif çalıştığı için ve oksitosin seviyesinin çok iyi olmasından dolayı bu durumu yaşatır.
Bir diğer önemli konuysa affetme mevzudur.
Başlarda bahsettiğimiz üzere obsesif kompülsif bozuklukta affetme konusu sürekli olarak beyinde döner durur.
Fakat affetmenin diğer yapılar ve hormonlar üzerinde etkisi vardır.
Yine bir örnek vererek açıklayalım.
Partnerinizle bir kavga sonrası 2-3 gün belki de 2-3 hafta görüşmediniz.
Sürekli olarak o ettiğiniz büyük kavgayı düşünerek gününüzü geçirdiniz.
Bir gün kapı çaldı ve eşiniz elinde bir çiçek ve özür mahiyetinde bir hediyeyle geldi.
Gariptir ki yüksek oranda affetmeye yeltenebilirsiniz.
Bunun sebebi aslında bir nevi hormonaldir.
Oksitosinin bir diğer özelliği belleği silmesidir.
Oksitosin yükseldiği an hipokampüste bulunan epizodik belleği siler.
Kavga sonrası gördüğünüz partneriniz, hediye ve çiçek sizde büyük bir miktarda oksitosin salgılatır ve bu sayede belleğinizde anlık olarak bir kayıp yaşanır.
Son olarak yeni yapılan araştırmalarda oksitosin ve vazopresin seviyesi yaşanan ilişki içerisinde yeterli düzeyde salgılanmıyorsa aldatmaya meyillilik olduğu gözlenmiştir.
Yani seni seviyorum sözünü duyduğunuz zaman ilişkinlik başlarında yeterli derecede oksitosin veya vazopresin salgılamıyorsanız partnerinizi aldatmaya meyilli olmuş olabiliyorsunuz.
Tabi bu durum oksitosin seviyesinde önemli rol oynuyor ve başka durumlara da yol açıyor.
Oksitosin denildiği üzere bağlanma ve sevgi içerdiği için oksitosini bol olan bir eş tercih etmeniz size daha iyi gelebilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
