Albert Einstein'ın Dini İnancı Neydi? Din ve Tanrı ile İlgili Görüşleri Nelerdi?
2 Haziran 2025 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Albert Einstein'ın dini inancı neydi?
Din ve tanrı ile ilgili görüşleri nelerdi?
Albert Einstein gelmiş geçmiş en büyük bilimsel dağlardan birisidir.
Dolayısıyla Einstein'ın din ve tanrı hakkındaki görüşleri de birçoklarının merak konusu olmuştur.
Farklı taraflar bu büyük dehayı kendi kamplarına çekmeye çalışmıştır.
Benzer bir girişimi Charles Darwin içinde görmekteyiz ve bunu buradaki yazımızda işlemiştik.
O yazımızda da anlattığımıza paralel olarak tıpkı Darwin konusunda olduğu gibi Einstein...
konusunda da aynısı geçerlidir.
Einstein kalıplara sığdırabilecek bir deha değildir.
Ayrıca tüm çığır açan bilimsel çalışmaları bir yana Einstein'da bir insandır ve deneyimleri değiştikçe din ve tanrı gibi karmaşık konulardaki görüşleri de evrimleşmiştir, değişmiştir ve gelişmiştir.
Bu yazımızda Einstein'ın kendi cümlelerinden yola çıkarak kronolojik bir şekilde dini görüşlerinin değişimini incelemeye çalışacağız.
Böylece okullarımızı şu veya bu kampa itmeksizin Einstein'ın din ve tanrı hakkında tam olarak neyi, ne zaman düşündüğünü göstermeye çalışacağız.
En baştan belirtmek isteriz ki evrim ağacı olarak bize göre bir bilim insanının dini düşünceleri kesinlikle önemli değildir.
Sırf meşhur, popüler ya da zeki bir kişi bir şeye inanıyor ya da inanmıyor diye dini argümanlarımızı destekliyoruz.
Altyazı M.K.
İnançsızlıkları ise din veya tanrıların geçersizliğini ortaya koymaz.
Evrim ağacı olarak Einstein'ın dini görüşlerine yer verme sebebimiz, art niyetli kişi ve gruplarca bu kişilerin görüşlerinin haksız yere çarpıtılmasındansa, tarafsız bir kurum olarak bizim tarafımızdan yalın gerçekleştirilmesidir.
Einstein'ın Tanrısı ve Dini İnancı Einstein'ın dini görüşleriyle ilgili ilk ipuçlarına 4 Aralık 1926'da Max Born'a yazdığı mektupta rastlamaktayız.
Bu mektubun yazılması kuantum mekaniğinin geliştirilmesiyle birleştirilmiştir.
birlikte Einstein'ın deterministik dünya görüşünün çalkantaya girmesiyle örtüşmektedir.
Kuantum mekaniği açık bir şekilde heybetlidir.
Fakat içimden bir ses bana hala bunun bir gerçek olmadığını söylüyor.
Kur'an birçok şey söylemektedir.
Ancak bizi eski Kur'an'ların getirdiği gizemlere yaklaştırmamaktadır bile.
Ben herhangi bir oranda ikna oldum ki Tanrı bu evrende zarartmaz.
Bu örnekten de göreceğimiz üzere bir bilim insanının görüşleri de ömrü boyunca birçok çalkantılı süreçten geçmekte, değişmekte ve gelişmektedir.
Bilim insanları evrendeki tüm bilgilere sahip değildir.
Ancak sıradan birçok insandan daha geniş bir evren algısına sahip oldukları doğrudur.
Buna bağlı olarak yeni veriler ışığında bilim insanları da görüşlerini durmaksızın gözden geçirmekte ve güncellemektedirler.
Burada karşımıza çıkan bir diğer önemli konu ise Einstein'ın meşhur tanrı zarartmaz sözüdür.
Bağlam bilgisi verildiğinde konunun ilk etapta zannedilene kıyasla dini bir tartışmadan çok daha bilimsel ve felsefi bir tartışma olduğu anlaşılmaktadır.
Einstein tanrı zarartmaz sözünü evrende olasılıklara yer yoktur demekten ziyade determinist bir dünya görüşünü savunduğu için bunun yıkılma potansiyelini protesto etmek için söylemiştir.
Bu sözün ne anlama geldiğiyle ilgili çok daha kapsamlı bir açıklamayı burada okuyabilirsiniz.
Devam edelim. 1927 yılında Alfred Kör'e yazdığı bir mektuba bakalım.
Doğanın gizemlerini zorlayıp içerisine girmeyi başardığımız zaman göreceksiniz ki birbirini tekrar eden fark edilebilir olanın haricinde derinlerde yatan çözülmesi güç açık Görülebileceği
üzere Einstein'ın dindar kavramı gündelik yaşamda kullandığımızdan oldukça farklıydı.
Aynı durumu Charles Darwin'de de bir miktar gördüğümüzü hatırlayınız.
Darwin'de bir naturalist olarak yasaların kendilerine odaklanmış, yasaları kimin koyduğu ile ilgilenmemiştir.
Çünkü bu ikisi arasında işlevsel bir bağ bulunmamaktadır.
Einstein'da da benzer bir durum görmekteyiz.
Eğer ki dindarlığı evrenin yasalarına yönelik hayranlık olarak algılayacaksak, birçok bilim insanı da Einstein gibi dindar olacaktır.
Fakat erken zamanlarında Einstein, Darwin'den kategorik olarak ayrılmaktaydı ve bu konuda son derece açıktı.
Darwin bir agnostik olduğunu söylerken, Einstein daha ziyade bir panteist olarak karşımıza çıkmaktadır.
24 Aralık 1929'da Herbert Goldstein'a yazdığı bir mektupta bunu açıkça ifade etmektedir.
Kendisini var olan her şey ile birlikte, yasalar dairinde, harmoni içerisinde ortaya çıkaran, insanın kaderi ve yaptıkları ile kendisini sınırlandırmamış olan Spinoza'nın tanrısına inanıyorum.
Genel olarak panteizmi, tanrının evrenin ta kendisi olduğuna inanmak olarak tanımlayabiliriz.
Yani panteizmde kişisel tanrı kavramı yoktur.
Tanrı bir birey ve evrenden bağımsız bir olgu değildir.
Evren dediğimiz şey zaten panteizmin ta kendisidir.
Ve Tanrı'nın bilinci evrenin yasaları olarak zuhur eder.
Panteizm ve diğer teistik olasılıklarla ilgili bilgiyi buradaki yazımızdan alabilirsiniz.
Einstein zaman geçtikçe dini görüşü konusunda da daha açık olmaya başlamıştır.
Örneğin kendisine gelen faftiz edilmeyi nasıl bulduğuyla ilgili bir soruya cevaben şöyle demiştir.
Herhangi bir bireyin yaşam sonrası ölümsüzlüğüne inanmıyorum.
Ve etik düşüncelerin arkasında insanüstü hiçbir varlığın bulanamayacağı kadar insana özgü olduğunu düşünüyorum.
Görülebileceği gibi Einstein metafizik açıklama...
Bu tip iddialar bedelli ruhların korkuları ve absürt egolarından kaynaklanmaktadır.
Yaşamın gizemleri, varlığın muhteşem yapısının ipuçları ve mantığın kendisini doğanın içerisinde göstermesini tek ve açık güreklilikle en azından ufak bir kısmını anlamamız benim için fazlasıyla yeterlidir.
Tüm bunlar Einstein'ın bir ateist olduğu anlamına da gelmemektedir.
Zaten bunu kendisi de açıkça söylemekte, herhangi bir şekilde gizlememektedir.
İlginç bir şekilde Spinoza'nın tanrısı kavramına inanmasına rağmen panteist olarak kategorize edilmekten Veerik'in Büyüklüğün Parıltıları isimli kitabıyla ilgili olarak 1930 yılında kendisiyle yapılan
bir röportajda şöyle demiştir.
Ben bir ateist değilim.
Panteist olarak adlandırabileceğimi de sanmıyorum.
Bahsedilen sorun bizim zihinlerimiz için aşırı engindir.
Birçok dilde yazılmış kitaplarla dolu olan devasa bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk konumundayız.
Nasıl yapıldığını bilmiyoruz.
Hangi dilde yazıldığını da bilmiyoruz.
Çocuk çaresizce kitapların dizilişinde gizemli bir sıra olduğu hissine kapılıyor.
Ama bunun ne olduğunu bilmiyor.
Bu bana kalırsa en zeki insanın bile Tanrı'ya bakış açısını göstermektedir.
Evrenin büyüleyici bir şekilde düzenlendiğini ve belli başlı yasalara uyduğunu görüyoruz.
Ancak bu yasaları sadece bulanık bir şekilde anlayabiliyoruz.
Sınırlı zihinlerimiz yıldızları hareket ettiren gizemli kuvveti algılayabiliyor.
Spinoza'nın pantezimine hayranlık duyuyorum.
Ancak onun modern düşünüşe yaptığı katkılara daha büyük hayranlık duyuyorum.
Çünkü ruh ve bedenin birbirinden ayrı olmadığı görünüşünü savunan ilk filozoftur.
Einstein'ın zaman geçtikçe din-bilim tartışmasından ziyade, metafizik-naturalizm tartışmasında bir taraf olmayı tercih ettiğini ve bariz bir şekilde naturalist ve materialist bir dünya görüşünü benimsediğini söylemek mümkündür.
Yani görülebileceği üzere, naturalizm ve materializm gibi felsefeler, bilim karşıtları tarafından şeytanlaştırılmaya çalışılsa da, felsefi bir düzlemde incelendiğinde, teizm veya ateizm ile ilişkili olsalar bile
eş anlamlı olmadıkları görülmektedir.
Sadece biz değil, Einstein'da bilim düşmanlarının ve propagandacılarının asırlara yayılan yalanlarından rahatsız olduğu, 1945 yılında verdiği bir röportajdan okunabilir.
Gayruner Einstein'a kendisinin bir rahiple görüştükten sonra ateist olmaktan vazgeçmesiyle ilgili sorular sormuştur.
Einstein'ın cevabı nettir.
Bir rahip ile asla görüşmedim ve halkın benimle ilgili bu kadar kolay yalan söyleyebilmesine hayranlıkla izliyorum.
Bir rahip gözümden ben elbette ki bir ateistim.
Ve her zaman öyle kalacağım.
İnsansı özelliklerden yola çıkarak insanın küresi haricinde olabilecekleri insani özellikler yüklemek her zaman yanıltıcı olmuştur.
Bunlar çocukça benzetimlerdir.
Evrenin büyük ve güzel harmonisini anlayabildiğimiz kadar anlamalıyız.
Her şey bundan ibarettir.
Zaman geçtikçe Einstein'ın din ile ilgili görüşlerinin de evrimleştiği en azından bunu nasıl ifade ettiğinin geliştiği görülmektedir.
1950 yılında Berkowitz'te yazdığı bir mektup bunu açıkça göstermektedir.
Hayatın asilleştirilmesi ve daha iyi hale getirilmesi için...
Var olan ahlaki prensiplerin açık olan birincil öneminin varlığının herhangi bir yasa verici gücün varlığını gerektirmediğine ikna olmuş durumdayım.
Hele ki ceza ödül mantığı üzerine kurulu bir yasa verici güce.
17 Aralık 1952'de Beatrice Froelke yazdığı bir mektupe ise din konusuna epey soğuk olduğunu şu sözlerle ifade etmektedir.
Kişisel bir tanrıya inanma fikrine son derece yabancıyım ve bana kalırsa bu oldukça saf bir düşüncedir.
Aradan iki yıl geçtikten sonra 1954 yılında...
Elon Miller ile olan görüşmesinde şunları söylemektedir.
Kilisenin otoritesi üzerine kurulu hiçbir tanrı konseptine inanmıyorum.
Hatırladığım kadarıyla kitlesel bir zorla kabul ettirişi reddetmiştim.
Bireysel olarak bu tanrının var olmadığını size ispatlayamam.
Fakat eğer ki onunla kişisel olarak konuşacak olsaydım bir yalancı olurdum.
Dindarların iddia ettiği gibi ödüllendirip cezalandıran bir tanrı fikrine asla inanmıyorum.
Onun evreni umut içerikli dualarla değil, karşı konulamaz yasalarla çalışmaktadır.
Tüm bunlar Einstein'ın yaşı ilerledikçe kendi...
...kendisinin dini görüşüyle ilgili söylenen yalanlardan rahatsızlığını göstermektedir.
Einstein klasik anlamıyla bir inanan değildi.
Ancak katı bir inançsızlığa da sahip değildi.
Evrenden bir tanrı olarak bahsetmekten hoşlanıyordu.
Fakat hiçbir kutsal kitabın anlatılarını geçerli görmüyordu.
Nihayet 24 Mart 1954'te ölümünden sadece bir sene önce İtalyan bir göçmen olan Joseph Dispentier'e şöyle yazacaktı.
Benim dini görüşlerim ile ilgili okuduklarınız elbette ki sistematik olarak sürdürülen çarpıtmalardan ibarettir.
Kişisel bir tanrıya inanmıyorum ve bunu asla reddetmedim ve bunu net bir şekilde ifade ettim.
Eğer içinde dini sayılabilecek bir his varsa o da evrenin yapısına ve bilimin bu yapıyı açığa çıkartmasına duyduğum karşı konulamaz hayranlıktır.
Yani Einstein ömrü boyunca bazı değişimlerden geçmekle birlikte en ileri yaşlarında da en erken yaşlarında inandığı inanç olan Panteizm benzeri bir evrene hayranlık inancıyla hayatta gözlerini yummuştur.
Birçok naturalist gibi doğaüstü güçlere değil doğanın ta kendisine güvenmiş evrenin yasalarının çalışma prensiplerini anlamaya odaklanmıştır.
Bu dizinin betimlemesi
TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
