Akdeniz Ormanları Yanıyor! Bu, Ne Anlama Geliyor? Ne Yapacağız?
1 Ağustos 2021 · 16 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Akdeniz ormanlarındaki yangınlar, bu yangınlarla mücadele yöntemleri ve yangın sonrası yanlış ağaçlandırma konusunda önemli bir uyarı.
Ülkemizde başta Manavgat olmak üzere Akdeniz ve Ege bölgesinde birçok noktada orman yangınları yoğun olarak sürüyor.
Bir an önce bu yangınların kontrol altına alınması ve söndürülmesini umut ediyoruz.
Yangınlar çok boyutlu doğa olaylarıdır ve şu gerçekleri ortaya koyarak başlamak önemlidir.
1. Yangınlar özellikle de insan yerleşimlerinin olduğu yerlerde kontrolsüz bir şekilde yayılırsa çok ciddi can ve mal kaybına neden olabilecek, tehlikeli doğa olaylarıdır.
Bu nedenle doğru yönetilmeleri önemlidir.
2. Yanmış alanların sonradan korunması, buraların herhangi bir şekilde yapılaşmaya dönüştürülmemesi, ekosistemlerin korunması açısından büyük öneme sahibidir.
3. Yangınla mücadele araçlarının hazır ve bakımları tam olarak yapılmış olması, bilimsel bulgular ışığında geliştirilen doğru müdahale yöntemlerinin hızlı bir şekilde yapılabilmesi önemlidir.
4. Çıkan yangınlarla ilgili iddiaların bilimsel değerlendirmenin ötesine geçecek bir propaganda aracına dönüştürülmemesi, sosyal medya gibi araçlar üzerinden teyit edilmemiş bilgi ve iddiaların yayılmaması,
sosyolojik düzen açısından değerlendirilmesi gereken ve buna uygun şekilde gereken politikaların uygulanmasını gerektiren durumlardır.
Öte yandan yangınlar sanıldığı gibi ormanın düşmanı olan ve onları yok eden unsurlar değillerdir.
Bunu anlamak ilk etapta son derece zor olsa bile eğer ki orman ekosistemlerini korumak istiyorsak ön yargılarımızı ve hatalı varsayımlarımızı dizginleyip bilimsel gerçeklere kulak vermek zorundayız.
Bu durum Akdeniz ormanlarının ekolojisinde daha belirgin hale gelmektedir.
Yangınlar Akdeniz orman ekolojisinin bir parçasıdır.
Akdeniz ormanlarındaki yangınlar dikkatli değerlendirilmelidir.
Bu tür bir değerlendirme şu gerçekte başlamalıdır.
Akdeniz ormanları, yangına bağımlı ekosistemler olarak bilinen çok ilginç ve sıra dışı bir ekosistemin parçasıdırlar.
Akdeniz ormanları sadece Türkiye'deki ormanlarla sınırlı değildir ve Akdeniz'in dokunduğu bütün sahilleri ve hatta kıyı içlerini etkileyen önemli bir ekosistemdir.
Bu ekosistem yangınlarla bir arada evrimleşmiştir ve isimlerinden de anlaşılacağı üzere yangınlara bağımlı ormanları içerir.
Bir diğer deyişle yangınlar ne kadar büyük ve korkutucu olurlarsa olsunlar, Akdeniz ormanları için bir tehdit değil, tam tersine onların ekolojisinin bir parçasıdır.
Örneğin yangın nedeniyle Akdeniz ormanlarının yok olması pratik olarak mümkün değildir.
Eğer yangınların Akdeniz ormanlarını yok etme tehlikesi olsaydı, insanlar buralarda yerleşim kurmadan çok önce bu ormanlar çoktan yok olmuş olurdu.
Zira bu ormanların yangınla ilişkisi, insanların bu ormanlarla ilişkisinden çok daha derin ve eskidir.
Binlerce değil, milyonlarca yıl geriye gitmektedir ve Homo sapiens türü olarak bizim varoluşumuzdan öncesini de kapsamaktadır.
Dolayısıyla ormanlarımız, insanlar olarak onları yenilediğimiz için değil, sebebi ve kaynağı ne olursa olsun yangın sonrasında kendilerini yenileyecek biçimde evrimleştikleri için varlıklarını sürdürmektedirler.
Bu bakımdan ormanı korumak, ağaçları yangından ne pahasına olursa olsun korumak değil, orman ile iç içe olan insan yaşam alanlarını tehdit etmesi veya bizim orman alanlarını işgal etmemiz sonucu ormanların biyolojik
dengesini ve ekosistemini bozmamak demektir.
Yani Akdeniz ormanlarındaki yangınlarla ilgili ana problem, yangınların kendisinden ziyade yangınla mücadele yöntemlerinin yanlış uygulanması ve genel olarak iklim değişiminin körüklenmeye devam etmesi sonucunda kontrolsüz
yangın oranlarının artması ve buna...
bağlı olarak insan yaşamını ve yerleşim yerlerini çok daha şiddetli bir şekilde tehdit eden, kontrolü daha güç yangınlara kapı aralanmasıdır.
Bunun üzerine yangın sonrası yenileme çalışmalarının hatalı uygulanması da ekosisteme büyük zararlar vermektedir.
Her ne kadar sağduyu ve duygularımıza taban taban azıt olsa bile insandan bağımsız bir gerçeklik olan bu yangın ekolojisini anlamamak ve bu bilimsel gerçeğe ayak diremek ormanlarımıza fayda sağlamamaktadır.
Tam tersine zarar vermektedir.
Örneğin her yıl özellikle de yaz aylarında yangınlar sonrası duyulan endişe, yaşanan duygusal panik hali ve buna bağlı olarak her seferinde teşvik edilen kontrolsüz ağaçlandırma furyası Akdeniz ormanlarına yangından çok
daha fazla zarar verme potansiyeli olan büyük bir tehdittir.
Buna döneceğiz ancak şunun anlaşılması önemlidir.
Ormanlar, yangından kaçınmak bir yana dursun, yangını bizzat başlatan canlılar ve yangının aksi takdirde olacağından daha güçlü bir şekilde sürmesini sağlayan bitkilerle doludur.
Zaten bu nedenle Akdeniz ormanları çok kolay şekilde yanarlar ve çok kısa bir şekilde büyüyen yangınlara ev sahipliği yaparlar.
Ancak bu yangınlar olmasaydı o ormanlardaki ağaçların bir kısmı üreyemezdi bile.
Diğer kısmı ise milyonlarca yıldır yangınlara karşı direnç kazanacak ve tamamen yok olmuş veya ölmüş gibi gözükse bile hatta gövdelerinin tamamını yitirmiş olsalar bile yer altında ve dolayısıyla
gözle görülmeyen kısımlarda bulunan lingotüber yapısı gibi evrimsel adaptasyonlar sayesinde kısa bir süre içinde kendini toparlayacak biçimde evrimleşmiştir.
Benzer şekilde yangınlar birçok hayvanın ölümüne sebep oluyor olsa da ve bu ölümlerin fotoğraflanması veya videoya kaydedilmesi hepimizin yüreğini dağılıyor olsa da doğal olarak orman ekosisteminde yaşayan ve denge
halinde olan hayvan popülasyonları milyonlarca yıldır süre gelen yangın gerçeğine adapte olacak biçimde evrimleşmişlerdir.
Memeliler genellikle iyi koşucu veya kazıcılardır.
Böylece ya ateşlerden hızlıca kaçarlar ya da kendilerini toprağa gömerek yangının geçmesini beklerler.
Birçok sürüngen de kendini gömer.
Amfibiler su kaynaklarına kaçarlar.
Mantarlar ise yangın bittikten sonra alevlerden kaçamayan canlıları yiyerek eskisinden bile başarılı hale gelirler.
İklim krizi kuncaklamadan çok daha büyük bir sorun.
Yangınların daha kolay başlamasının ve daha hızlı yayılmasının en önemli etkenlerinden bir diğeri küresel iklim krizidir.
Ortalama sıcaklıklar kuraklık ile bir arada arttığında ormanlar da yangına daha elverişli hale gelmektedir.
Ülke genelinde sıcaklıklar belirli değerleri aşmaya başladığında özellikle de dengesiz hava olaylarına bağlı olarak kuk kuru ormanlarda birden başlayan yağışlı hava ormanları yeterince ıslatamadan yıldırımları
beraberinde getirdiğinde yangın riski en üst noktaya erişmektedir.
Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nde doktorasını yapan yangın ekologu İsmail Bekar şöyle izah ediyor.
Son 10 yıllık yangın değerlendirme raporuna baktığınızda bölgedeki yangınların %30'unun Sadece 2018 yılına baktığımızda ise yarısının yıldırım kaynaklı olduğunu görüyorsunuz.
Buna bağlı olarak ülkemizde yeterince geniş araziye yayılmış alanlarda aynı anda gibi gözüken kısa süreler içinde birçok yangın bir arada başlayabilmektedir.
Bunların bir kısmı insan eliyle veya insan hatasıyla çıkarılan yangınlar olabilir.
Fakat her sene yaşanan her yangının kasten çıkarıldığını iddia etmek mümkün değildir ve bilimsel bir temele de sahip değildir.
Dahası, yangının başlama sebebiyle yangının büyümesi ve yayılması farklı kavramlardır.
Yangınların başlama nedeni ne olursa olsun, onların bu kadar kolay yayılabiliyor olması insan kaynaklı bir durum değildir.
Ormanın kendi doğal dokusuyla ve yapısıyla ilgilidir.
Akdeniz ormanları gibi ormanlar, yok olmak için değil, var olmak için yangınla iççe evrimleşmişlerdir.
İklim krizi ise bu evrimsel adaptasyonları ciddi bir şekilde sınamaktadır.
Ülkemizde ilk defa, yangın ekosistemleri üzerine araştırmalar yapmış olan Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof.
Dr. Çağatay Tavşanoğlu şöyle izah ediyor.
Bugün karşılaştığımız yangınların bazılarının Bu kadar yayılmasının ve söndürülememesinin sebeplerinden birisi yüksek sıcaklıklar, düşük nem koşulları ve hızlı esen kuru rüzgârlardır.
Özellikle geçen hafta Akdeniz'de görülen sıcak dalgaları Türkiye gibi birçok başka bölge ülkesinde de yangınları yol açtı.
Bu nedenle Avustralya ya da Kuzey Amerika'da olduğu gibi Akdeniz Havzası'nda da iklim değişikliğinin yangınları arttırıcı etkisini bizzat yaşamaya başladığımızı söylemek mümkün.
Elbette orman içinde insan faaliyetlerinin giderek artıyor olması, turizm ile ilişkili faaliyetlerin hız kazanması, insan kaynaklı yangınların nedenini arttırmaktadır.
Bunların kısıtlanması ormanların doğal yangın döngülerine dönmesi açısından önemlidir.
Yangınlarla mücadele algımız değişmeli.
Yangınlar bitkilerin gelişimi için öylesine önemlidir ki.
Avustralya çim ağacı gibi ateş seven bitkilerin yetiştirildiği bazı seralarda ve hatta devasa ormanlarda itfaiyeciler ve yangın uzmanları pürmüs lambası gibi araçlar kullanarak bilinçli yani isteyerek yangınlar
çıkarmaktadırlar. Kontrollü yangın adı verilen bu uygulama aşırı kuru ve istenmeyen bitkilerin ve hatta işgalci türlerin elenmesini sağlamakta ormanın kendini yenilemesini mümkün kılmaktadır.
Bu uygulama ateşe muhtaç ve ormanın bel kemiği olan ağaçların üreyebilmesini sağlamaktadır.
Yangınları tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak daha büyük sorunların önünü açabilmektedir.
Örneğin ABD'nin meşhur Smoky Bear isimli yangınla mücadele konusunda halkı bilinçlendirme projesi yangınlarla ilgili o kadar negatif bir görünüm çizdi ki günümüzde yapılan çalışmalar son 100
yıl boyunca ufacık yangınların bile ne pahasına olursa olsun baskılanması sonucunda günümüzde önüne geçilemeyen büyüklükte yangınlar yaşanmaktadır.
Çünkü ufak yangınlar az miktarda yanıcı maddeyi yakarak temizler.
Ancak bunları bile baskılarsak ormanlarda durmaksızın kuru ağaç gövdeleri ve diğer yanıcı maddeler birikir ve asla kontrol edemeyeceğimiz büyüklükte yangınların önünü açar.
Sırf bu nedenle ABD halkı yangına karşı bilinçlendirme konusundaki mesajlarını değiştirerek yangınların ekolojik anlamda sağlıklı süreçler olduğunu da anlatmaktadır.
Aynı şey Akdeniz ormanları içinde geçerlidir.
Tavşanoğlu, Akdeniz ve Ege bölgelerinde yangınlar sonrasında neden ağaçlandırma yapılmaması gerektiğiyle ilgili olarak şöyle diyor.
Akdeniz ormanları birkaç milyon yıldır yanmakta olduğundan buradaki bitkiler yangına uyarlanacak şekilde evrimleşmiştir.
Dolayısıyla sanılanın aksine Akdeniz'de bir orman yangınından sonra ormanın yok olması söz konusu değildir.
Yangından sonra kızılçam ormanlarında yapılan aktif restorasyon uygulamaları, örneğin dozerle toprağa sürüp ağaç dikme, biyolojik çeşitliliğe büyük zarar vermekte ve ormanın gelecekteki bitki tür bileşimini değiştirmektedir.
Yangından hemen birkaç ay sonra, ilk bakışta ölü sandığınız, kavrulmuş odundan başka bir şey göremediğiniz çalılar, toprağın altında yangını atlatan dokuları sayesinde sürgün verecek ve ortamda yeniden belirecektir.
Yangın sırasında toprağın üst tabakasında bulunan ancak daha önce uyku halinde bekleyen tohumlar, artan sıcaklık ve duman sayesinde uyarılır.
Sonbahar ve kışın gerçekleşen ilk yağışlar ile çimlenirler.
Bu bitkilerin fideleri yangından yaklaşık 7-8 ay sonra alanda görülür.
Kızılçam, tohumlarını yangından korumak için bazı kozalaklarını yıllarca kapalı tutar.
Yangından sonra birkaç hafta içinde bu kozalaklar açılır ve tohumlar, besin ve mineralce zenginleşmiş olan yanmış toprağa ulaşır.
Bu tohumlar gelecek baharda karşımıza genç fideler olarak çıkar.
Akdeniz ormanları, bu ormanlarda yaşayan bitkilerin, kızılçam dahil.
sahip olduğu yangın uyarlanmaları sayesinde kendilerini yangından sonra yenileyebilme özelliğine sahiptir.
Yangınla gereğinden fazla aktif şekilde mücadele etmek, insanlık namına yapılan bir aktivite gibi gelse de aslında daha büyük yangınların önünü açmakta ve ormanlara daha fazla zarar vermektedir.
Yangın ekolojisinde buna yangınla mücadele tuzağı adı verilmektedir.
Tavşanoğlu şöyle izah ediyor.
Yangınla mücadele...
Yangın sırasında yanmış olması gereken alanda daha fazla yanıcı madde birikimine neden olarak gelecekte daha şiddetli ve söndürülmesi zor yangınları ortaya çıkarabilmekte.
Bu yangınla mücadele tuzağı Akdeniz ikliminin görüldüğü birçok ülkede önemli bir problem.
Avrupa'da geçtiğimiz 15 yıl boyunca insanların öldüğü, büyük ekonomik zarara neden olan afet sayesinde yangınlar oldu.
Bizlerin bu gibi yangınları görmememizin sebebi sosyoekonomik dönüşüm ve ağaçlandırma konusunda Avrupa'yı geriden takip ediyor olmamızdı.
Ancak... İklim değişikliğine bağlı olarak sıklığı artan sıcak dalgalarının da etkisiyle ne yazık ki Türkiye'de de yerleşim yerlerinde zarara yol açan, insanların öldüğü ya da ölme riskiyle karşı karşıya kaldığı, önlenmesi
güçleşen orman yangınlarıyla yüzleşmekteyiz.
2020 yılında Hatay'da çıkan yangın bunun ilk sinyalini vermişti.
Bu sene Manavgat, Marmaris ve diğer birçok yerleşim yeri yakınında büyük tehlikeler atlatıldı.
önümüzdeki aylarda ve özellikle önümüzdeki yıllarda daha büyük, daha şiddetli yangınlarda afetlerin boyutu da artabilir.
Yangından sonra ağaç dikimlerinde dikkatli olunmalı.
Peki bu yangınlardan sonra ne yapılacak?
Cevabı aslında çok basit.
Yangın sonrası ağaçlandırma çalışmaları, duygusal tepkiyi faydaya dönüştürme arzusuyla yönlendirmenin en etkili yollarından birisidir.
Ne yazık ki Akdeniz ormanları gibi yerlerde çıkan yangınlardan sonra yapılacak kontrolsüz ve bilinsiz ağaçlandırma ormanlara yangından çok daha büyük zararlar verebilmektedir.
Bu durum iyi niyetle yapılan işlerin ne yazık ki kötü sonuçlar doğurmasının bir örneğidir.
Tavşanoğlu şöyle anlatıyor.
Yangından sonra Kızılçam ormanlarında yapılan aktif restorasyon uygulamaları biyolojik çeşitliliğe büyük zarar vermekte ve ormanın gelecekteki bitki tür bileşimini değiştirmektedir.
Yangından sonra Kızılçam ormanlarında dolaylı restorasyon tekniklerinin uygulanması, bu ormanların biyolojik çeşitliliğinin korunarak yenilenmesi için en kullanışlı yöntemlerden birisidir.
Sanılığının aksine orman teşkilatı, yanan Kızılçam ormanlarının yenilenmesi için çoğu durumda dolaylı restorasyon tekniklerini kullanmaktadır.
Ağaç dikme ise sıklıkla ikincil bir yöntem olarak uygulanmaktadır.
İzmir yangınından sonra sosyal medyadaki ağaç dikme seferberliği çılgındığı eğer gerçekleşirse iyi niyetle bunu ortaya atanların sandığının aksine ormana zarar verecektir.
Doğaya müdahale etmeden önce ekolojik bilgiye sahip olmak çok önemli.
Bilime güç verin. Eğer ağaç dikmenin ötesine geçip ormanlara yönelik bilime güç katmak isterseniz bağış yapmanızı veya gönüllülük yoluyla destek olmanızı önerdiğimiz dernek ve kurumlar şunlardır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
