Transkript
Altyazı M.K.
İlk olarak, pek çok hayvan türü acı duydukları zaman sızlanırlar veya ağlarlar.
Bu sadece insan özgü bir olay değildir.
Ancak duygusal anlamda gözyaşı döken tek türün insan olduğu düşünülüyor, bunun da sebebi son derece makul ve anlaşılır.
Duygularla ilgili beyindeki bölgeleri en çok gelişmiş tür insan olduğundan, bazı tepkisel olguları da bu duygularıyla birlikte evrimleşen tek hayvan türü insan.
Bunun yanı sıra, Aslında duygulandığımızda ya da acı duyduğumuzda akan sıvı olan gözyaşı bilindiği üzere sadece normalde bu amaçla var olan bir sıvı değil.
Asıl amacı göz kapaklarının hareketi sırasında gözün üzerine ince bir tabaka halinde yayılarak gözü nemli tutmak.
Peki gözümüz neden nemli kalmalı?
İlk sebebi görüşün net tutulabilmesi için.
İkinci sebebi ise gözümüz karada yaşamak için evrimleşmediği için.
Bildiğiniz üzere ilkin atalarımız denizlerde yaşayan ve balıkların da atası olan türlerdi.
Denizlerin içerisinde gözün nemli tutmak gibi sorun yoktu ancak karaya çıkışla birlikte gözün nemli tutulabilmesi için göz kapakları ve gözyaşı evrimleşmiştir.
Bazı bilim insanları özellikle de psikologlar gözyaşlarının ve ağlamanın sosyal hayat açısından önemli olduğunu düşünmekteler.
Belfast Üniversitesi Algı ve Kültür Enstitüsü Müdürü Jesse Bering belki de iyi ağlayan bireylerin sosyal hayatta daha başarılı konuma geçmiş olabileceğini ileri sürüyor.
Ağlamanın bir insanın zayıf bir halde olduğunu göstermenin en iyi yolu olduğunu belirtiyor.
Bunun en önemli sebebinin algımızın gelişmesiyle birlikte empati duygularımızın da gelişmesini ve bu sebeple ağlayan birini gördüğümüzde acıyarak yardım etmek istediğimizi, bu sebeple de ağlayanların daha az
enerji harcayarak daha fazla yardım alabilmesi olduğunu ileri sürüyor.
Ancak daha sonradan daha da karmaşıklaşan sosyal ilişkiler sebebiyle yakın bir gelecekten itibaren ağlamanın gittikçe olumsuz bir anlam kazandığını düşünüyor.
Ağlamanın hala sosyal ilişkilerde düzenleyici bir unsur olduğu açık.
Bir tartışma ya da kavga sırasında gelen ağlama, saldırgan bir kişinin evrimsel geçmişimizde edindiğimiz empati duygularından ötürü sakinleşmesine sebep olabiliyor.
Bu da insanların mental dengelerini korumalarını sağlıyor.
Benzer şekilde ağlama, utanç duygusunu da ele verebiliyor.
Bu da yine karşı tarafın Ağlayan kişinin yaptığı olumsuz bir davranıştan utanç duyduğunu gösterip yumuşamasına sebep olabiliyor.
Bu da yine sosyal ilişkileri düzenlemede faydası olan bir durum.
Bilim insanları 3 çeşit ağlama tipi tanımlıyor.
Dediğimiz gibi ilki gözleri nemli tutmak amacıyla akan ve göz pınarından aşağı taşmayacak kadar salgılanan nemlendirici sıvı.
İkinci tipi gözümüze bir uyaran etkiliğinde soğan, parmak veya toz gibi.
gözümüzün enfeksiyonlara karşı silah olarak salgıladığı refleksif gözyaşı.
Üçüncüsü de yukarıda açıkladığımız duygusal gözyaşları.
Bu tipler birbirinden sadece fiziksel özelliklerine göre değil, kimyasal içeriklerine göre de ayrılıyor.
Beynimiz farklı durumlarda farklı kimyasal karışımlarda gözyaşının akmasını sağlıyor.
Örneğin duygusal gözyaşlarında manganez elementine ve prolaktin hormonuna daha çok rastlanıyor.
Bu iki kimyasalın vücuttan atılması, Bireyin hissettiği stresi azaltıyor, bu sayede faydalı bir adaptasyon haline geliyor.
Bu sebeple de duygusal sebeplerle ağladığımız zaman çoğu zaman rahatlama hissediyoruz.
Ağlamanın biyokimyası diğer salgı olaylarından çok farklı değil.
Belirli uyaranların beyni uyarması durumunda kranyen sinirden gözyaşı bezleri uyarılıyor ve gözyaşı sentezleniyor.
Örneğin duygusal ve refleksif gözyaşlarını en büyük gözyaşı salgı bezi olan lakrimal bez salgılıyor.
Tel Aviv Üniversitesi'nden evrimsel biyolog Prof.
Dr. Oren Hasson, ağlamanın evrimsel kökenlerini inceleyen bilim insanlarından biri.
Yukarıda açıkladığımız gibi onun da araştırmaları gözyaşlarının özellikle güçsüzlük belirtisi olarak döküldüğünü gösteriyor.
Yani kendimizi karşımızdakine karşı duygusal olarak güçsüz hissettiğimizde gözyaşı bezlerimiz uyarılıyor.
Dr. Hasson bunun sosyal primat olan atalarımızın sosyal ilişkilerinin düzenlenmesinde rol oynadığını düşünüyor.
Benzer şekilde o da ağlamanın güçsüzlerin güçlüler tarafından korunmasında evrimsel bir fayda sağlamış olabileceğini düşünüyor.
Bunların hepsi sosyal ilişkilerimizin düzenlenmesi açısından faydalı gözüküyor.
Ancak ya ilk ağlama?
Ağlama nasıl olduğu da ortaya çıktı ve popülasyon içerisine yaygınlaştı ve yukarıdaki olumlu etkileri sağlayacak şekilde özelleşti.
İşte biz bu sorunun cevabını vermeliyiz.
Cevap Finlandiya'daki Turk Üniversitesi'nden bilim insanları ve Kanada'daki bir çocuk araştırma merkezindeki araştırmacıların makalesinden geliyor.
İlk olarak anlamamız gereken şudur ki insan türü ağlayan tek tür değil.
Yukarıda açıkladığımız gibi araştırmalar ağlama sırasında vücudun stresinin azaldığını, böylece zorluk ve acele daha kolay başa çıkılabildiğini gösteriyor.
Yani diğer hayvanlar da ağlayarak üzerlerindeki baskıyı azaltmayı hedefliyorlar.
Kısacası her ne kadar bizde sosyal bir anlam kazanmış olsa da ağlamak fazla hormonların dışarı atılmasından fazla bir şey değil.
Bunun haricinde yukarıdaki açıklamalarımıza yol açacak şekilde evrimleşen ağlama tiplerinin özellikle de duygusal ağlamaların memelilerde evrimleştiği düşünülüyor.
İlk ağlama annenin doğum kanalından çıkan bebeğin oksijenle ilk tanışması sırasındaki acıdan kaynaklanıyor.
Ve bu duygusal bir ağlama değil, acı kaynaklı bir ağlama.
Duygusal ağlamanın ise ilerleyen yaşlarda özellikle memelilerde anneden ayrılmayla birlikte geldiği düşünülüyor.
Anne yavrudan uzaklaştıkça bebek ağlayarak ve çığlık atarak yerini belli ediyor.
Anne kolaylıkla onu bulabiliyor.
Tabii eğer gerekiyorsa.
Bunun haricinde aynı makalede bilim insanları ağlamanın çocukların ailevi durumları manipüle edebilmelerine yaradığını da düşündüklerini anlatıyor.
Hipoteze göre ağlayan yavrular aileleri tarafından daha fazla ilgi görerek hayatta kalma şanslarını artırıyorlar.
Bu sebeple ağlama popülasyonun içerisinde küçüklükten itibaren yer edinerek sabitleniyor.
Ayrıca insan psikolojisinde çığır açan Sigmund Freud'un süper çocuk teorisine göre çok çocuklu ailelerde duygusal gözyaşları çocuklardan özellikle birincisinin diğerleri üzerinde
baskı kurma amacına hizmet ettiği düşünülüyor.
Kısaca ağlama kardeşler arası rekabette bir araç olarak kullanılıyor.
Peki sevindiğimizde neden ağlarız?
Yale Üniversitesi'nden psikolog Oriana Aragon'un yürüttüğü bir araştırmaya göre sevinçli olaylar karşısında ağlamak yoğun hislerimizi kolayca denetim altına almamızı sağlıyor.
Araştırmada bir grup katılımcıya sevimli bebeklerin ya da asker eşinin savaştan sağ dönmesi sevinciyle ağlayan bir kadının fotoğrafları gösterilerek katılımcıların tepkileri kaydedildi.
Buna göre sevinçli olaylara ağlayarak tepki verenlerin duygularını daha çabuk denetleyebildikleri görüldü.
üzüntü verici durumlarda gülmek eğiliminin altında da aynı denetim mekanizmasının rol oynadığı düşünülüyor.
Uzmanlar, yoğun duygular yaşadığımızda sağlıksız kararlar almaya eğilimli oluşumuzu sebep göstererek olumlu duyguya eşlik eden olumsuz tepkilerin ya da tam tersi bizleri dengeye kavuşturduğunu ve
böylelikle sağlıklı kararlar alabilmemize olanak sağladığını düşünüyor.
Aragon, bu denetimin zihin ve beden sağlığımız üzerinden sosyal ilişkilerimize olumlu katkı yaptığını vurguluyor.
Sonuç, gerek insan dışı hayvanlarda gerekse de insan türünde bunca farklı amaçla işlevini sürdüren gözyaşının evrimi gerçekten çok ilginç bir konu ve halen derinlemesine araştırılıyor.
Ancak bu kadar faydası olan bir olgunun evrimsel olarak avantaj sağladığını görmek oldukça kolay.
Umuyoruz gelecekte bu konuda çok daha net sonuçlara varılabilecektir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
