6. His Nedir? Bilimsel Olarak Nasıl Değerlendirilir?
23 Ağustos 2026 · 9 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
6. His nedir?
Bilimsel olarak nasıl değerlendirilir?
6. His olarak bilinen kavramı bilimsel olarak izleyebilmek için öncelikle işlevsel bir 6.
His tanımı yapmamız gerekmektedir.
Eğer bu sözcüğü gelecekte olacakları öngörmek, falcılık, astroloji gibi sahte bilimsel yaklaşımlarla ilişkili bir kavram olarak kullanıyorsak en baştan net bir şekilde söyleyebiliriz ki modern bilim ile ortaya koymuş veriler
dahilinde böyle bir yeti bilimsel olarak tamamen geçersizdir.
Mistisizm ile ilgili sayısız bilimsel araştırma ve deneme yapıldı ve alemde süren araştırmalar ve yalka açık mistik araştırma davetleri bulunuyor.
Ancak bugüne kadar mistik güçleri olduğunu iddia eden insanlar için de bu mistik güçlerini deneysel koşullar altında ispatlayabilen tek bir insan dahi çıkmadı.
Öte yandan alışageldiğimiz 5 duyunun yani görme, koklama, duyma, tatma, dokunma yardımıyla bariz olmayan uyaranları önceden tespit edebilmekten söz ediyorsanız bunu bilimsel olarak incelemek mümkündür.
Örneğin ıssız bir sokakta takip edildiğimizi ya da arkamızda birinin olduğunu gerçekten de hissedebiliriz.
Benzer şekilde rüyalarımızda olan bir şeyi gerçek hayatta yaşayabiliriz.
Ayak sesi duymadan ve takip edildiğimize dair bir veri olmak için bunu nasıl yapabiliriz?
Rüyalarımız nasıl gerçek olur?
İşte bu noktada bilim devreye girer.
Duyu dışı algılama. Arkamızdan geleni görmeyip...
Duymamamıza rağmen hissedebilmemizin birçok nedeni olabilir.
Bu sebeplerden en güçlüsü bizim duymuyor, görmüyor, kokusunu almıyor olmamızın gerçekten duymadığımız, görmediğimiz veya kokusunu almadığı anlamına gelmediğidir.
Bu tip bilimsel olarak algıldığımız duyuların toplamına ve hatta mislik güç olarak lans edilmeye çalışan diğer algılara da bilimsel analizlerde duyu dışı algı deniyor.
Yani Extra Sensory Perception.
Çoğu bilim insanı böyle bir duy tipi olduğunu kabul etmiyor.
Amerikan Ulusal Bilim Akademisi'nin 196'sı bu tip duyuların varlığını reddediyor.
Çünkü bu terimi kullananların çoğu duy organlarının bu süreçte rolü olmadığını, beynin mistik bir şekilde etrafına algıldığını ileri sürüyor.
Ancak buna yönelik çalışmalar bunu destekleyebilecek hiçbir veri üretebilmiş değil.
Dolayısıyla konu bilimin sınırlarından çıkıp sahte bilimin alanı haline geliyor.
Bu kavramı kullananlar içgörü, telepati, psikometri, kahinlik ve benzeri sahte bilim alanlarını bilimselmiş gibi pazarlamaya çalışıyor.
Ancak bu kavramı normal şekilde duyu organlarımız aracılığıyla ama farkında olmadan algıldığımız olgular için kullanmak da mümkün.
İşte bazı psikologlar ısrarla bu alanla çalışmalarını sürdürüyorlar ve bunu yaparken doğru olmasına arzuladıkları şeylere inanmak yerine alışageldiğimiz 5 duyu haricinde duyularımız varsa bunları ortaya çıkarmaya veya
sıra dışı olguları nasıl hissedebildiğimizi 5 duymuzu kullanarak anlamaya çalışıyorlar.
Gerçeklere de ancak bu çalışmalarla ulaşabiliyoruz.
Gerçekten de bu konular üzerine eğilen araştırmacılardan bazıları, farkında olmadan algıladığımız uyaranlar hakkında son derece güvenilir araştırmalar yapıyorlar ve üst düzey bilim dergilerinde makaleler daha yayınlayabiliyorlar.
Biz de bilimsel şüphecilik dahilinde analizin yapılmasını faydalı görüyoruz.
Zaten bu araştırmalara bakıldığında bu tip algıların tamamen bilimsel kökenleri olduğu görülmektedir.
Şimdi bunlara bir göz atalım.
Sıra dışı olguları nasıl hissediyoruz?
Takip edildiğimizi nasıl hissediyoruz?
Isız bir sokakta arkamızdan gelen birini hissedebilmemizi ya da benzer şekilde saatin 15-23 olduğunu düşünüp baktığımızda gerçekten de öyle olduğunu görmemizi LSP ve benzeri araştırmaların sonuçlarıyla tamamen
bilimsel olarak açıklamamız mümkündür.
Sokak örneğini ele alalım. Arkamızda gerçekten biri varsa ayaklarından çıkan çok düşük şiddetli sesler bilincimizde algılanamayabilir.
Ama kontrolümüz dışında olan bilinçaltımız tarafından fark edilebilir.
İşte buna duygusal sızıntı, sensory leakage adı verilir.
Bu sızan uyartılar beynimizde işlenebilir ve içgüdüsü olarak korku hissini tetikleyebilir.
Bir diğer nokta, deri reseptörlerimizden bazılarının görsel reseptörlerle evrimsel olarak son derece yakın olmasıdır.
Farkında olmasak da ve tam olarak mekanizması henüz aydınlatılmamış olsa da, derimiz esasında bir miktar ışığa tepki veriyor olabilir.
Bu beynimize, gözümüz haricinde başka noktalarımızdan da çok sınırlı da olsa, Gölsel verinin ulaşması anlamına gelebilir.
Benzer şekilde çok kısıtlı düzeyde de olsa vücudumuzda algıldığımız ancak bilinçli olarak fark edemediğimiz sese bağlı titreşimler algılayamadığımız sesleri istemiş olarak durmamızı sağlıyor olabilir.
Yani sese bağlı olarak oluşan ufak titreşimler vücudumuzda ve ses duyu organlarımızda titreşimlere neden olarak bilinçaltı bir algı doğurabilir.
Bu konuda araştırmalar sürmektedir.
Bir diğer nokta da feromonlar ve genel olarak koku duyumuzdur.
Feromonlar, çeşitli durumlar karşısında hayvanların vücudundan saygılanan vücut dışı ormanlardır.
Bu kimyasallar havada yol kat ederek diğer biriler tarafından saygılanabilir.
Feromon salgısı, insanda oldukça azalmış ve körelmiş bir yapıdır.
Oldukça körelmiş olan koklama, burun ve feromon duyu organlarımız, Jakobsen organı ya da vomeronasal organ, Bilinçaltı düzeyde bizim fark etmediğimiz bazı işlemleri yürütebilir.
Bu yüzden arkamızdaki bireyin kokusu ya da salgıladığı feromonlar bizi uyarabilir.
Bu konuyla ilgili son bir nokta ise ışığın yansımasıdır.
Normalde biz bunu gölgeler olarak niteleyebiliriz.
Ama bu makro büyüklükte olan bir yansımadır.
Öte yandan... Arkamızdaki cisimlerin önümüzdeki cisimlerden yansıyan görüntüleri bariz görüntüler olmasa da beynimiz tarafından bir miktar algılanıyor olabilir.
Dolayısıyla arkamızdaki bireyden çıkıp önümüzdeki bir nesneden yansıyarak gözümüze ulaşan fotonlar beynimizde silik de olsa bazı algıların oluşmasını sağlayabilir ve bu his oluşumuna neden olabilir.
Deri hücrelerimizin mor ötesi hışınları görebildiğine dair ise oldukça güçlü veriler bulunuyor.
Bu görme tam olarak düşündüğümüz gibi olmasa da konumuzla ilişkili olabilir.
Saati nasıl biliyoruz? Saat konusunda benzer durumlar oluşabilir.
Hele ki bahsettiğimiz saat bir kol saati ise çok daha farklı bir açıklama doğabilir.
Görüş alanımız içerisindeki cisimlere bilinçli olarak odaklanmasak da onlarla ilgili verileri beynimiz değerlendirebilir.
Dolayısıyla birkaç saniye önce beynimiz istenmiş olarak saatimizi okumuş olabilir.
Biz ise bir tahminde bulunduğumuzu sanabiliriz.
Sonrasında ise sahte baktığımızda tahminimizi gördüğümüzü sanabiliriz.
İşte bu çok sık karşılaşılan bir dikkat olgusudur ve bu tip mistik veya pislik konuların ardında genelde payı bulunmaktadır.
Rüyalarımız nasıl gerçek çıkıyor?
Rüyaların evrimleşmesinin en temel nedenlerinden birinin bir durum ile karşılaşmadan o duruma dair deneyim elde edebilmeyi mümkün kılması olduğu düşünülmektedir.
Yani rüyalar adeta bir simülasyon gibidir ve bizi gerçek yaşantıdaki çeşitli senaryolar hazırlarlar.
Bu senaryolar hali hazırda ve gerçek yaşama deneyimlediğimiz olgu ve deneyimlerin...
Farklı kombinasyonlarının uyku sırasında tekrardan görünmesidir.
Bu konudaki kapsamlı bir yazımızı buradan okuyabilirsiniz.
Dolayısıyla rüyaların bir kısmının gerçek hayatta da deneyimlenmesi son derece olasıdır.
Zaten rüyaların evimsel avantajı muhtemelen tam olarak budur.
Ortak suçlu, algılı seçicilik.
Buraya kadar anlattıklarımız 6.
his gibi hislerin bilimsel analizleridir.
Ancak beklenmedik şeyleri tahmin etmek veya öngörmek konusunda çok daha temel ve yalın bir açılama daha mevcuttur.
Deneyimleyen önyargısı. Bir düşünün.
Kaç defa takip edildiğinizi sandığınızda aslında takip edilmiyordunuz?
Kaç defa saati tahmin etmeye çalışıp da beceremediniz?
Bugüne kadar tutmayan kaç tane rüya gördünüz?
Bunların her birinin sayısı isabetli olanlara göre kat kat fazla olacaktır.
Belki ömrünüz boyunca onlarca defa takip edildiğinizi hissettiniz ancak kimse sizi takip etmiyordu.
Ömrünüz boyunca yüzlerce, binlerce defa saati tahmin etmeye çalıştığınız zaman neredeyse hiçbiri doğru değildi.
Her gün 4 ve 7 adet rüya görüyorsunuz.
Bunların neredeyse hiçbiri tutmadı.
Ancak bunlardan bir tanesi bile tuttuğunda çok sıra dışı bir şey denemediğinizi düşünüyorsunuz.
Çünkü beklenmedik bir tesadüf gerçekleşmiş oluyor.
Fakat tesadüfler zaten böyle çalışır.
Düşük olasılıklı bir olay yeterince uzun süre tekrar edilirse nihayetinde yaşanacaktır.
O tesadüfün gerçekleşmediği her deneme ilginizi çekmeyecek bir denemedir.
Çünkü kendinize şunu dersiniz.
Ne bekliyordun ki? Ancak bir veya birkaç kere tuttuğunda bu ilginç olay dikkatinizi çeker ve üzerine odaklanırsınız.
Sanki gerçekte olduğundan daha sık yaşanıyormuş gibi hissedersiniz.
Bu da sizi yan olguya yeter. Sıradan ve tesadüfe anlamlı olarak deneye başlarsınız.
İşte bir çeşit algı seçicilik türü olan bu olguya katılımcı ön yargısı ya da deneyimleyen ön yargı isteriz.
Bunu Forer Barnum etkisiyle ilgili yazımızda da anlatmıştık.
Sonuç. Unutmamak gerekir ki bu konulardaki araştırmalar halen devam etmektedir ve son hallerini almamışlardır.
Bu araştırmaların kesin sonuçları için daha çok fazla inceleme gerekmektedir.
Ancak ne olursa olsun şimdiye kadar bilimin ulaştığı yerler ve geçmişte bu yerlerle ilgili insanların yaptıkları açıklamalar göz önüne alındığında...
Her zaman ve istisnası olarak olduğu gibi 6.
eski bir konularda da tamamen bilimsel açıklamaların bulunacağı rahatlıkla iddia edilebilir.
Yapılması gereken daha fazla araştırmak, sorgulamak, okumak ve her bilgiyi mantık sugecinden geçirmektir.
Gerçeklere sadece bilimle ulaşabiliriz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
