
Veda etmenin ve zamanında bırakabilmenin önemini konuştum. Veda çok önemli ama zorlandığımız bir konu. Nasıl veda edebiliriz ? Bunu biraz olsun aydınlatmak istedim, iyi dinlemeler.
Transkript
Selam, umarım herkes iyidir.
Bu haftaki bölüme hoş geldiniz.
Yine yazdığım yazıyı okuyarak başlamak istiyorum.
Olması gerekseydi olurdu.
Olmadı mı? Olmamıştır.
Gerisi, ilerisi çok yok aslında.
Bu yüzden kurcalamak yerine önce kabul et ve sonra devam et.
Yoksa olan zamanı ve sana olur.
Duygularını bastırma, eşlik et.
Ama takılı da kalma. Gereken zamanda veda et.
Her şeyin özeti bu. Aslında...
Bir şeylerin ilerleyememesi ve takılı kalmamızın ilk sebebi kabul edememek.
Bir şeyi ilk başta kabul edemezsek ilerleyemiyoruz aslında.
Öyle böyle diyerek, bahaneler bularak, gerisini ilerisini düşünerek.
Takılık alıyoruz. Takılık kalan yer ilerlemez.
İlerlemeyen yer sıkışır.
Ve gün geçtikçe o takıntı büyümeye devam eder.
Bir şey olduğunda öyle oldu böyle oldu.
İlerisi gerisine takılmak bazen bir alışkanlık, bazen eskiden getirdiğimiz bir şey, bazen öğrendiğimiz, bazen çevreden gördüğümüz bir şey oluyor.
Bunun kökeninde veda edememek ve bırakamamak yatıyor aslında.
İnsan veda etmenin önemini bilseydi aslında bunun üzerine daha çok kafa yorardı diye düşünüyorum.
Çok çok önemli bir şey bırakabilmek, veda edebilmek.
Benim de çok geç öğrendiğim bir şey oldu aslında.
Hatta tam oturması 2025 senesinde oldu diyebilirim.
Bir şeyleri çok kolay bırakabilen biri değildim, değilmişim.
İnsanlarla olan ilişkileri olabilir ya da başka bir şeyleri.
Oralarda daha çok bağlı kalmak, bırakmamak bir önemi ve değeri varsa insan bırakmak çok istemiyor açıkçası.
Belki de insanın duygusal tarafının bir doğası olabilir bu.
Ama bir de bunun bir madalyonun diğer yüzü var.
Bırakamadığın yerin senin önünü tıkaması, ileriye akamamanın sebep olması ile alakalı.
Bazen bir şeyler için savaşmak, emek vermek güzeldir.
Bırakmamak gerek hemen. Ama bazen de bırakabilmek...
Kendimize olan bir borç diyebilirim.
Hayatın ilerlemesi için ilk adım diyebilirim.
Önce var olan durumu kabul etmek.
Önce görmek gerekiyor.
Sonra kabul etmek gerekiyor.
Durum bu. İlerisi gerisi bu.
Olmuyor mu? Elimden geleni yaptım.
Bu artık ilerlemiyor. Benim bu durumu, bu yeri, bu insanı bırakmam belki de gerekiyor.
Hayat dört bir yandan bunu gözümün önüne sererken benim bunu bırakmamam.
Kendime ve geleceğime haksızlık aslında gibi bir nokta.
Doğru yerlerde doğru vedalar edilmeli ki hayat ileri akabilsin.
Doğru yerlerde edilmiş vedalar yeni güzel başlangıçların bir fragmanıdır aslında.
Bitirmekten, veda etmekten korkmamak gerekiyor.
Hayat zaten sürekli akan, ilerleyen, değişken bir yer.
Doğum, bebek doğuyor, dünyaya geliyor, ilerliyor.
Hiçbir zaman aynı yaşta kalamıyor ve yaşı bile terk ediyoruz.
Her sene aslında bir önceki yaşımıza veda etmiş oluyoruz.
Her doğum günümüzde yeni bir şeye adım atarken bir önceki yaşımızı bir daha hiç yaşamamak üzere hayatımızdan çıkmış oluyor.
Biraz zamanın ve yaşantının getirisiyle çok da bizim kararımıza...
Gerek olmayan, elimizde olmayan, seçimimizin olmadığı bir şey.
Seçimimizin olan yerlerde veda etmek o kadar kolay olmuyor.
Aslında bazen zaman o kadar hızlı ilerliyor ki bazı yaşlar ilerlerken o yaşı bırakmak istemediğim taraflarımı fark ediyorum.
26'yı yaşayıp geçtikten sonra 27'yi çok benimseyememiştim.
Bir baktım 27 bitmiş ve 28'e geliyorum.
Çok geliyorken, hani çok benimseyememişken bir anda bitmiş oldu ve orada şunu fark ettim.
28'e bunu yapmayacağım ve bunu kabulleneceğim.
Hani güzelce 27'ye veda edip gerçekten 28'e merhaba demek gibi.
Aslında geçen zamana, geçen yaşlara bile çok tutunup bir sonrakini kaçırabiliyoruz.
Aslında bu yaş konusunda da...
benim için bir aydınlatıcı olmuştu bu konu çünkü zamanın çok hızlı geçmemesine işte bir önceki yaşı bırakmak istememek belki büyümek istememek vesaire bununla alakalı olabilir o
yüzden Ama bu şöyle de bir haksızlık oluyor.
Yani sen bir önceki yaşını bırakmak istemezken şu anki yaşını kaçırıyorsun.
Aslında vedalar da biraz öyle.
Sen uzattığın, etmediğin vedalar bir arkadaşlık, bir ilişki için olabilir, bir iş için olabilir.
Bırakman gereken bir konu olabilir, bir düşünce, eski benliğin olabilir.
Bunların hepsini çoğaltabiliriz.
Bugün sana fayda sağlamayan, artık senden götüren, tüketen, zarar veren...
Davranışlar, alışkanlıklar, kişiler, mekanlar yani bunları siz kendinize göre düşünün.
Bunun hangisine gereğinden fazla tutunuyorsan olan senin zamanın oluyor, mentalin oluyor, yaşamın oluyor.
Geçen bir zaman oluyor bir bakmışsın bir yıl iki yıl geçmiş sen hala orada takılı kalmayı seçiyorsun.
Seçiyorsun diyorum çünkü seçiyoruz.
Bırakmamayı seçiyoruz, veda etmemeyi orada takılı kalmayı seçiyoruz ve gün sonunda niye böyle oldu diye hayata belki serzenişte bulunuyoruz veya...
Kendimizi acıyoruz. Kurban rollerine girebiliyoruz.
Halbuki tek yapılması gereken gerçeklik ne?
Şu an ne oluyor? Durum bu.
Belki de benim burada buraya veda etmem gerekiyor hakkıyla.
Veda biraz ürkütücü gelebiliyor.
Çünkü sonrasında bir yaz sürecini getiriyor.
Ve bu yaz süreciyle yüzleşmek istemiyoruz.
Çünkü yaz üzüntüyü, biraz düşüklüğü bir süre.
Hüznü içerebiliyor.
Çok da istemediğimiz duygular ve o istemediğimiz duygulardan kaçmak isteyen çocuksu bir taraf aslında burayı ertelemek istiyor.
Erteleyebildiği kadar erteleyip o vedadan kaçmak işine geliyor aslında öyle söyleyebilirim.
Ama ben şunu anladım ki yerinde ve zamanda edilmemiş vedalar ileride insanın omuzlarına yük oluyor.
İnsanın hayatına, zamanına zarar veriyor.
İnsan kendine buna borçlu bence.
Bu hayatın sorumluluğu, kendi hayatımızın sorumluluğu bizim elimizde, bizim kontrolümüzde.
Ve bunun bu noktasında hayatı, dışarıya insanları ve yaşamı suçlamak kolay olan.
Ama sen üzerine düşeni yapıyor musun?
Gitmen gereken yerlerden zamanında gidiyor musun?
Diyelim ki bir aşk istiyorsun ama geçmişteki insanı bırakmıyorsun akıl olarak, zihin olarak, ruh olarak.
Orada takılı kalmak istiyorsun.
Belki sana konforlu geliyor.
Ama bir noktadan da niye olmadı diye serzenişe giriyorsun.
Ve sen çünkü daha geçmişle vedalaşma sorumluluğunu almıyorsun.
Onun yaz sürecini, üzgünlüğünü almıyorsun.
Ben neyi hak ediyorum sorusunu sorup yarım ya da eskide kalmış bir şeye tutunarak davranışınla burada çelişmiş oluyorsun gibi.
Yani bunu bu örnekten her şey için düşünebilirsiniz.
Bir şeye veda etmek onun sonu değildir.
İleride yeniden başlayabilir ama başlama edebilir.
Bu belirsizliğin ilk kapısıdır.
İnsan aslında o belirsizlikle de yüzleşmek istemez.
O yüzden de vedaları geciktirir veya veda etmek istemez.
Veda bir ölüm değil, bir son da değil, bir bitiş, bir kabulleniş aslında.
Bunun ömrü bu kadar demek.
Bu kötü bir şey değil. Bazen bazı insanlar, durumlar hayatımızda belli dönem bize eşlik ederler ve sonra görevleri ve zaman olunca biter.
Yani bu böylesi önce kolay gibi geliyor ama işin içinde yaşarken de mantıklı bir taraftan insan kendine bunu hatırlatmalı ki.
Durumu kabul edip sindirip duygusunu yaşayıp vedasını edip yasını edip hayatının akışında düzgün bir şekilde önüne bakıp ilerleyebilsin.
Öbür türlü sürekli zihin ve bakış geride kalıyor.
Geriye bakan gözler ileri göremez biliyorsunuz ki.
İleriye akamaz.
Hayatta ileri ve daha ileri gidemez.
O yüzden bu 2026 senesinde de hayatınızda da genel anlamda aslında vedanın önemini hatırlatmak istedim.
Bırakmanın. Doğru yerde bırakabilmenin, doğru zamanda, doğru noktada veda etmek çok çok kıymetli.
O geçen zamana da, o ilişkilere de, o durumlara da kendiniz için de çok önemli bir nokta.
Hayatınızda ileri akmayan bir şeyler varsa belki de bırakmanız gerekenleri bırakmadığınız ya da geçmişe çok sıkı sıkı tutunduğunuz için olabilir.
Yenilikler, yeni şeyler istiyorsanız, şu anda da sıkışmış hissediyorsanız ben neyi bırakmam gerekiyor da bırakmıyorum diye sorabilirsiniz.
Dediğim gibi bu kendinizle alakalı, geçmiş bendenizle alakalı bir davranış kalıbınız da olabilir.
Bir arkadaşlık olabilir, bir ilişki olabilir, bir iş konusu olabilir.
Başka başka bu senaryoları kendinize göre düşünebilirsiniz.
Vedadan korkmamanız gerektiğini hatırlatmak istiyorum.
Durum bu, gerçeklik bu.
Mantıklı bir yerde bunu kabul etmek.
Bu beni üzüyor ama bırakmam gerekiyor çünkü ben bunu hak etmiyorum diye kabul etmek.
Sonrasında içsel bir veda ile o duyguları...
Oraya koymak. Sonraki süreçte inişler, çıkışlar, özlemler ya da içsel hüzünler olabilir.
Çünkü veda gerçekten birazcık can sıkıcı bir durum olabiliyor.
Ama zaman her şeyin ilacı.
Vedanın ve bitişlerin de ilacı.
Zamanın içinde bir bakmışsınız ki o duygular yavaşça sizden uzaklaşmış.
Yeniye yer açılmış.
Yeni adımları, yeni insanları, yeni durumları hayatında ileri akmasına izin vermişsiniz.
Ve buradaki engelleri tek tek kaldırmışsınız.
O yüzden... Veda edemediğiniz yerlere buradan kaçtığınız noktalarda kendinize dürüst olursanız ancak bu çözülebilir.
Bazı insanlar belki daha kolay veda ediyordur.
Bazıları bırakmak istemiyordur tanıdık olan ve konforlu olan o duyguları.
Ama hizmet etmeyen, iyi gelmeye fayda sağlamayanları bırakmalıyız ki yeniye yer açılabilsin.
Daha güzelini, daha iyileri, daha iyi bir ruh halini, duygu durumunu veya hayatı hak ediyorsak bu noktada da farkındalıkla kabul etmek.
Veda etmek, biraz sindirmek, zaman vermek ve sonra ileriye adım atmak.
Umarım faydalı olmuştur bu bölüm.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
