
Psikolojik anlamda zorlanmak ve Satürn balık dönemi
19 Ocak 2024 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bölüm Sponsoru Hiwell hakkında bilgi almak ve bize özel indirimden yararlanmak için: https://hiwell.app/evetdunyayikurtariyoruz
Bize özel indirim kodu: kurtariyoruz10
Transkript
Türkiye'nin en çok tercih edilen online terapi platformu Hayval sunar.
Evet merhaba, umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın elbet her şey yolunu bulur.
Bugünkü konumuz psikolojik anlamda zorlandığımız dönemler.
Zihnimizin susmaması ve Satürn balık döngüsü.
Şöyle Satürn balık ve bunların bağlantısı ne diye soracak olursanız astrolojide balık teması aslında tam olarak bunları içerir.
Manevi soyut konuları, psikoloji, bilinçaltımızı, bazen bağımlılıklarımızı, korkularımızı hepsine balık teması içeriyor aslında.
Satürn de aslında bu da bize ders veren, bir şeyleri öğreten gezegen ve Satürn balığa 2023 Mart'tan...
Ve Mart ayından beri birazcık psikolojik anlamda iniş çıkışlar, zorlanmalar, melankoli yatkınlığı, duyguları yönetememek veya duyguları çok bastırmak gibi şeyler yaşanabiliyor.
Bu genel bir etki. Eğer siz de böyle şeyler yaşıyorsanız normal.
Onu bir söylemek isterim.
Burada ne yapılması gerekiyor?
Önce bir astrolojik anlamda anlatacağım.
Sonra da normal kendi fikirlerimi konuşmak istiyorum.
Şöyle Satürn Balık bize diyor ki duygularını çok bastırma, bunları görmezden gelme, halı altına atma, sorumlu kal ve eğer bir sorunun varsa bununla yüzleş, kabul et ve bunu iyileştirmek
için emek ver. Buna emek verdiğinde gerçekten güçlü, sağlam iyileşmeler, köklü adımlar ve sağlam bir psikoloji için bir emek verdiğinde sana bunun ödülünü de veririm diyor.
Ama geçiştirirsen orada zorlanabilirsin.
Dediği bir şey. 2025'in Haziran'ına kadar yaklaşık devam edecek bir süreç bu.
2-2,5 yıl sürüyor en az.
Ve 2023 Mart'ta başladı.
Aslında son 10 aydır zaten yaşıyoruz bunu.
Herkes kendi hayatına göre farklı farklı deneyimliyor olabilir.
Ben de geçen sene Haziran gibi böyle 1,5-2 ay yaşadım ve çok zor bir süreçti benim için.
Bazı insanlar mesela her şeyi tek başına halletmeye o kadar alışık oluyor ki yardım istemeyi, birinden bir şey istemeyi hiç bilmiyor veya bunun faydalı olacağını da bilmiyor
ve her şeyi kendim hallederim sanıyor, güçlüyüm sanıyor.
Aslında öyle olmadığını, aciz olduğunu, güçsüz olduğunu görüyor.
Başka sorunlarla, bazen psikolojik sorunlarla.
Herkesin deneyimi farklı.
Ben her şeyi böyle kendim hallederim.
Hep bir mücadele, savaş hali.
Kendim de halletmişim diye.
Aslında halledemeyeceğim bir şeyle böyle baş başa kalınca uzun bir süre yardım isteme konusunda mesela çok zorlanmıştım veya bunu anlamlandıramamıştım, isteyememiştim.
Aslında yardım istemek çok kolay ve çok faydalı bir şey olduğunu mesela geçen sene öğrendim.
Her şeyi her zaman kendimiz halledemeyiz.
Zorlandığımızda bazen konuşmak bile çok iyi gelir.
Bazen ne bileyim susmak iyi gelebilir.
Sevdiğimiz biriyle, aileden biriyle bir şekilde onların yardım etmesine de izin vermemiz de gerekiyor.
Çünkü sınırları da... Biz belirliyoruz.
Ben bunu öğrendim açıkçası geçen sene.
Şöyle psikolojik anlamda zorlanmak, zihnin susmaması.
İşte bu overthink konusunda konuşmak istiyorum.
İnsanın beyni o kadar çok savaşmaya alışıyor ki bence.
Kendimden yola çıkıyorum.
Ya da çok böyle detayları düşünmeye, plan yapmaya.
A, B, C, D bir sürü.
Böyle planların olmasına B olmadı mı hadi C planı.
Hep böyle kendini garantiye almaya çalışıyor ama hayat öyle her detayı her olasılığı düşünerek kendine garantiye alabileceğin bir yer değil.
Çünkü kontrol edilmez bir yapısı var.
Ne bileyim havanın şartını, başka insanların seçimini, doğanın akışını, hastalığı, ölümü iyi ya da kötü hiçbir şeyin aslında bizim...
gücümüzde ve kontrolümüzde olamayacağını önce fark edip kabul etmemiz gerekiyor.
Ki zaten Satürn balıkta bunu diyor.
Yani kontrol edemeyeceğin şeyler olacak hayatta.
Her şeyi kontrol edemezsin, kabul et.
Akışı kabul edemezsen orada arafta sıkışırsın ve anlamlandıramazsın ve sadece kendini yormuş olursun.
Boğulur, çırpınır, durursun.
Hep bu örneği veriyorum böyle anlatırken.
Bir balık düşünün, nehirde akıyor.
Ters yönünde çırpınıp yüzdüğünde aslında o yöne gidebileceğini sanıyor.
Halbuki boşuna kendini yoruyor.
Çünkü nehirin diğer yönüne gidemeyecek.
Çünkü nehirin akış yönü o kadar kuvvetli ki onun çırpınması bir etki yaratmayacak.
Sadece bunu fark edemiyor ve sadece kendini yoruyor.
Sonra ne oluyor? Yine akış yönünde gidiyor.
O balık orada kendini sanıyor ki geminin kaptanı ve geminin...
nereye gideceğine yön verebilecek bir güçte olduğunu düşünüyor.
Halbuki sadece bir balık. Bazen kaptan olmadığımızı, sadece bir balık olduğumuzu kabul edersek hayat daha kolay bir yere dönüşüyor.
O kadar çok kontrolcü bir insandım ki ben eskiden.
Yani her şeyi kontrol edeyim, her şeye bir şekilde müdahale edebileyim.
Çünkü rahatça hayata güvenmek, teslim olmak, arkanın yaslanmak, bir şeyleri bırakabilmek kolay değil bence.
Böyle zihnin olası senaryolar kurduğunda, kaygılandığında yani birçoğumuz bunları yaşadığımız için konuşuyorum aslında.
Kolay şeyler değil ama burada...
Her şeyin bize bir öğretisi var aslında.
Hem Satürn balığın da teması budur aslında.
Şöyle söyleyeyim. Akışta giderken akışın yönüne yüzmeyi kabul edersen, teslim olursan, elinden geleni yaptıktan sonra gevşemeyi bırakmayı öğrenirsen hayat senin için doğru
olan yöne seni kolaylıkla götürecek.
O suda akan bir balığın akış yönüne teslim olması gibi aslında.
Bizim de buna ihtiyacımız, bunu görmeye ihtiyacımız var.
Bunun için bazen Sevdiğimiz insanların sözünü dinlemek, yardım istemek, bazen psikolojik anlamda destek almak olabilir.
Hele böyle psikolojik anlamda zorlandığımda ya da kötü hissettiğimde insanın aslında bir desteğe ne kadar ihtiyacı olduğunu anlamıyor bence ama çok büyük de bir önem taşıyor.
Yani ben bunu yaptıktan sonra çok rahatladım.
Hani yardım istemeye başladığımda, talep ettiğimde önce sevdiklerimden sonra daha da hani ilerletip gerekli yerlerden ve size bir tane online terapi platformundan bahsetmek istiyorum.
Hayvel. Hayvel'in ilk 15 dakikası ücretsiz ön görüşmeleri olması çok güzel bence ve çok faydalı oluyor.
Hani terapistini kendin seçebiliyorsun ve kendine göre eşleşiyorsun.
Ve Hayvel'de bütçe dostu olması, herkesin kendine göre ayarlayabilmesi çok çok faydalı oluyor.
Siz de merak ederseniz açıklamadaki linke bırakacağım.
Ama bir noktada her şeyi her zaman kendimizin yönetemeyeceğini kabul etmemiz gerekiyor.
Ve bunu göremiyorsak, farklı bir bakış açısı bize fayda sağlayacaksa bu bazen bir psikolojik anlamda destek olabiliyor.
Bazen bir arkadaş olabiliyor, bazen bir aile bireyi olabiliyor.
Çünkü kendi kendimize yetemediğimiz kabul etmek bizi aciz, güçsüz yapmaz.
Hepimiz insanız ve mükemmel değiliz.
Ve mükemmel olmak zorunda da değiliz.
Her şeyi kontrol etmek zorunda da değiliz.
Önce bunu kabul edersek ilk adımı aşacağız bence diye düşünüyorum.
Çünkü ben bir buçuk ay falan o depresyon sürecinden sonra idrak ettim.
Aslında yardım istemenin, yardım talep etmenin ne kadar önemli olduğunu ve destek almanın.
Sonra yavaş yavaş iyileştim.
Psikolojik anlamda daha iyi hissediyorum ama bu kendi kendime ya da ne bileyim olumlamalar yaparak sadece dua ederek ve meditasyon yaparak olmadı.
Çünkü onlar da bir noktada yetmedi ve böyle nasıl diyeyim hayat amacını kaybettiğinde ve en dipteyken eskiden işe yarayanlar o an yaramayabiliyor.
Mesela şu an bunların hepsi işe yarıyor çünkü daha normal bir zihin ve bakış açısındayım ama o an her şey daha karanlık geldiğinde.
Her şey damlamsızlaşıyor.
Siz de zaten bunu deneyimlediyseniz beni anlamışsınızdır diye düşünüyorum.
Şöyle şununla alakalı mesela zihnin susmaması, oviting konusuyla alakalı da şunu söyleyeceğim.
Birazcık bunu konuşmak istiyorum.
Çünkü benim de zihnim eskiden susmuyordu, anda kalamıyordum.
Aslında anda kalmakla alakalı başka bir bölüm de var ama burada da biraz bahsetmek istiyorum.
Geçmişi sürekli andığında, şikayet ettiğinde, geçmişi gününe taşıdığında bugün geçmişinle birleşiyor.
Bugününün bir anlamı kalmıyor.
Yeni bir şeye yer kalmıyor. Mesela bir günü böyle 100 point bir enerji gibi düşünün.
Geçmişten %40 koyarsak bugünü harcayacak 60'ımız kalıyor.
Hadi oraya da 20 gelecek kaygısı koyduk diyelim.
Anı yaşayabileceğimiz hadi maksimum 30-40 bir potansiyel kalıyor.
O yüzden gününü...
Yani o günü yaşamak o kadar zorlaşıyor ki zihin parça parçaya bölündüğü için tam ve entegre hissedemiyoruz.
Ve bu da bence günün kalitesini çok etkiliyor.
Şimdi şöyle aslında bir yönde gelecek ne olacak diye kaygılanmak bu da kontrolcülük.
Geleceği, yarını, 10 gün sonrayı kontrol edemeyiz.
Bir noktada işte az önce dediğim gibi balık harneyi, balığın akışta gittiğinde balık...
Nehirin akışını iyi görür, fark eder.
Elinden gelen o çabayı verir, yüzerse ve akışa teslim olursa o kendisi için doğru olan suyun akışı yönünde akacak zaten.
Bunu yapması gerekiyor.
Yani suya güvenmesi gerekiyor.
Burada biz balıksak su da hayat aslında.
Hayata, akışa, yaşama güvenmeyi öğrendiğimizde o çırpınma, yorulma, kendine yüklenme de bitecek aslında.
Ben bu kadarım.
Elimden geleni yaptım.
Gerisi hayırlısı deyip bırakmak gerekiyor bazen.
Çünkü ekstra fazlası kendine yüklenmek oluyor.
Oturup her şey kendinden düzelsin diye beklemek değil demek istediğim.
Çünkü bir çaba, emek ve bizim de bir şeyler yapmamız gerekiyor isteklerimiz için.
Ama bir noktadan sonra o sınırı ulaştıysak bırakmayı da bilmeliyiz.
Bırakamamak da bazen yük oluyor çünkü insana.
Zihin konusunda bazen kapasitemiz çok artıyor.
Susmuyor ya. Orada aslında susmayan bir zihin çok fazla enerji üretiyor.
Ve böyle sanki böyle bir ateş topu var.
Duvardan duvara vuruyor ve bizi tehlikeli hissettiriyormuş gibi.
Zihnin içini böyle düşünün.
Aslında orada çok büyük bir güç de var.
Yani bu zehir de olabilir, bal da olabilir.
O ateş topunu ele alabilir.
Kontrolü ele aldığımızda o bir verime de dönüşebilir.
Ama zehir de olabilir, bal da olabilir.
Yani o mu bizi kontrol ediyor, biz mi onu kontrol ediyoruz?
Aslında buradaki kilit nokta burası.
Yani zihnimizi yönetmeyi öğrenir, onu verimli şekilde kullanabilirsek o negatife çalışacak bir enerji kalmaz.
Onu da şöyle açıklayayım.
Mesela bir gün içinde 100 enerjimiz var, zihin enerjisi, o ateş topunun enerjisi 100 point olsun.
Ve bu enerji...
Diyelim ki günlük anlamda işte bir şeyler öğrenmeye, okumaya, yazı yazmaya, rutinler oluşturmaya ya da zihnindeki işte konuşmak, öğrenmek, anlatmak, zihnin verimli çalıştığı okumak olabilir.
Bir şekilde beden ve zihin entegre olduğunda, zihni gün içinde verimli şekilde o enerjiyi dışarı akıttığında eline işte %20-10 kalıyor.
Ama hiç akıtmadığında, kontrolü full ona verdiğinde overthink başlıyor, senaryolar başlıyor, geçmişe takıyorsun.
Geleceğe takıyorsun çünkü onu ele alıp hadi bakalım bir plan program bunu yapayım şunu yapayım bunu buraya yönlendireyim.
Zihnim susmuyor mu? Kağıt kalem alayım yazayım.
Yani kontrolü ben ele alacağım dediğinde ve bunu planladığında ve bunu doğru organize ettiğinde aslında zihnindeki o enerjiyi aktif etmiş.
Onu tüketmiş oluyorsun ve negatife çalışacak bir enerji ortada kalmamış oluyor.
Aynı pilin bitmesi gibi.
Bitmeyen pil ve kontrolsüzse.
Her şey çalışabilir. İşte o ateş topunun kontrolsüz bir şekilde odanın içinde duvardan duvara vurması gibi bir tehlike hissettiriyor.
Aynı bu zihnin susmayan halinin bizi kaygılandırması gibi.
Ama eğer bunu kontrol edeceğim, buna bir plan program yapacağım dediğinizde bir şekil kontrol size geçiyor.
Yani kendini tanımak, zihninin ne kadar aktif olduğunu bilmek çok önemli.
Bazen kendi kendimizi evhamlandıran, Kaygılandıran da biz oluruz.
Ama dediğim gibi bunu kendi başına yönetemiyorsan yine yardım almak çok önemli.
Ben yardım aldığım için aslında bununla cesaret ettiğim için çok şanslıyım.
Bir şekilde çünkü insan kendi kendine yetemiyor.
Hem arkadaş hem aile ya da psikolojik destek hepsinin ayrı ayrı çok faydası oldu benim için.
Bilmiyorum yani insan bazen kabul etmeli.
Ben yapamıyorum ya biri bana yardım etsin.
Diyebilmeli bence. Çünkü bu çok değerli.
Hepimiz insanız. Hepimiz aciziz ve birbirimize muhtacız bir noktada.
Ama bu bağımlılık noktası değil.
Hepimizin birbirine bir desteği olduğunda, bir bütün olduğumuzda iyileşiyoruz.
O yüzden bu çok önemli. Umarım konuştuklarım, anlattıklarım bir şekilde size fayda sağlamıştır, bir şeyleri aydınlatmıştır.
Çok özlemişim sizle konuşmayı.
Biliyorum hani bunu dinlediğinizde siz de bir şeyler hissedeceksiniz.
Ben konuşurken böyle sanki zaten şu an siz beni dinliyormuşsunuz gibi hissediyorum ve içim böyle kıpır kıpır oluyor.
Kendinize çok iyi bakın.
Görüşmek üzere.
Hepinize kocaman sarılıyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
