
Transkript
Merhaba, umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın elbet her şey yolunu bulur.
O kadar özlemişim ki yani şu ses kaydına başlamayı bile size anlatamam.
Çok uzun bir ara oldu biliyorum ama demek ki böyle olması gerekiyormuş.
Bazen bazı şeylere ara vermemiz gerekiyor.
Onu ne kadar özlediğimiz, onu ne kadar sevdiğimizi fark etmemiz için.
O yüzden hayatta molalar vermemiz.
Bir duraksamamız, bir nefes almamız sorun değil.
Bu süreçte birçok şey oldu hepimizin hayatlarında.
Birçok inişler çıkışlar yaşadık.
Bazı hayal kırıklıkları belki, bazı şok etkileri, bazı üzüntüler, sevinçler, yeni heyecanlar.
Hepsi hayatın her zaman yüzyıllardır, bin yüzyıldır devam eden içerikleri aslında.
Ama insan kendi yaşarken sadece kendi başına geliyormuş gibi de düşünebiliyor.
Çok ilginç bir şekilde.
Çünkü senin dünyan senden ibaret.
Evet dünya benim etrafımda dönüyor.
Evet dünya senin etrafında dönüyor.
Nereden bakarsan bak dünya bir şekilde herkesin kendi hayatının üstünde dönüyor.
Etrafında dönüyor diye de biliriz.
Şimdi şöyle aslında şundan bahsetmek istiyorum.
Bu geçtiğimiz süre zarfında.
Genel etkide birazcık konuşacağım.
Birçok ilişki bitti, birçok ilişki başladı.
Aslında her zaman olan bir şeyler bunlar.
Ama bu Eylül ayında özellikle çalkantılı bir süreç geçirmiş olabiliriz hepimiz.
Kafa karışıklıkları, bazı aydınlanmalar, farkındalıklar.
Ve bunun beraberinde gelen bazı üzüntülü, acılı şeyler de olabilir tabii ki.
Ama gün sonunda baktığımızda her zaman dediğim gibi, her zaman dediğimiz gibi aslında olması gereken oluyor.
Bu kadar basit mi?
Hani bu iki kelime mi aslında?
Evet, olması gereken oluyor.
Bu ne demek? Kabul etmenin ana kökeni aslında bazen üzüntüyü, acıyı...
Ya da güzel bir duyguyu bile kabul etmek çok zor olabiliyor.
Her zaman kendimden çok örnek vermiyorum.
Aslında daha genel geçer ya da terimler üzerinden konuşmayı tercih ediyorum.
Ama geçen en son podcast'ta kendimden ve kendi deneyimlerimden bahsedince birçok olumlu dönüş aldım.
Aslında bunun daha doğal olduğunu ve daha aydınlatıcı olduğuna dair.
O yüzden... Şimdi de birazcık kendi deneyimlerimden bahsetmek istiyorum.
Belki dinleyenlerden bazılarına ışık olur diye düşünüyorum.
Şöyle, her zaman mutlu olamayız, her zaman iyi olamayız.
Mükemmellik koca bir yanılgıdır, evet.
Bende bir zamanlar, her zaman her şey düzgün gitsin, tıkırında olsun, mükemmel olsun.
İşte hep high olalım, yüksek olalım falan.
Bu aslında uzun süreli mutlu olamayınca ya da uzun süreli bir dipte, çöküşte, düşüşte, derinlerde yaşayınca insanın açlığının bastırmasıyla
fazla bir mutluluk arayışı oluyor.
Yani bir dönem çok fazla derinlerde, dipte kaldıysanız o dönemden çıktığınızda diğer uca koşuyorsunuz.
Hayatta bir şeyleri dengelemek ve bir şeylerin sanki yerini doldurmak, işte karşılığını alırcasına savaşıyoruz o şeyler için.
Ama bunu yapınca da görüyoruz ki buna gerek yok aslında.
Yani her şey dengede güzel.
İki uca gitmek, işte ya siyah ya beyaz, ya öyle ya böyle, net net kurallar, kategoriler, mükemmellikler.
Bunlar aslında çok yıpratıcı ve yorucu.
Ben de zaman zaman bunu çok kendime nasıl diyeyim kendi kendime manipüle edip kendimi baskıladığımı fark ettim.
Ve aslında durup da var olanın ne kadar güzel olduğunu görmediğimi fark ettim.
İnsan her gün bir şeyleri fark ediyor aslında.
Yani ben oldum, ben her şeyi biliyorum.
Demek çok büyük bir yanılgı.
Böyle bir gaflete düşmemeye çalışıyorum.
En büyük hedefim de bu aslında.
Çünkü her gün şaşıracağım o kadar çok şey olmaya devam ediyor ki diyorum ki vay be yani bu hayat böyle mi geçecek?
Her gün şaşıracağız ya da her gün demesem de her sene şaşıracağız.
Her dönem yeni yeni şeyler öğreneceğiz.
Ama baktığınızda öğrenmediğimizde, tek düze gittiğinde, rutin olduğunda tamam ya bitti dediğimizde aslında Kendi önümüze set vurmuş oluyoruz.
O yüzden bir nevi güzel de bir şey.
Şöyle düşünün, bu hayat bir yol, bir okul, bir öğrenim yeri, bir deneyim alanı aslında.
Ve burada bir şeyleri deneyim derken, evet öğrenmenin önünü tıkarsak bir süre sonra ruhumuz tükenmeye başlayacak.
Ama yaşadığımız deneyimlerden...
işaretleri, dersleri okur, öğrenir.
Bunları hayatımıza entegre eder.
Değişme, en azından niyet edersek bir şekilde değiştiğinizi görmeye başlayacaksınız.
Ben bazen durup durup yakın arkadaşıma diyorum ki bu döngü ne zaman bitecek?
Hep mi aydınlanacağız? Hep mi bir şeyler fark edeceğiz?
Hep mi yaralarımız bir anda ortaya çıkacak?
Acılarımız acıtacak?
Ne bileyim işte çocukluk travmamızı birden hatırlayacağız.
Bunun sonu yok mu diye.
Belki bir nevi isyan etmişliğim ara ara olmuştur.
Çünkü insan gerçekten bazen bunalmış, kısıtlanmış hissedebiliyor.
Bu son süreçte Ekim ayından da biraz bahsetmek istiyorum.
Aslında hem güzel hem bazen üzücü hem değişik şeyler olmuş olabilir.
Tabii yine hayatta her zaman olduğu gibi.
Bu koç dolunayını yaşadığımızda aslında herkesin kendi için tabii ki de farklı şeyler ama Uzun zamandır ertelediğimiz, ötelediğimiz, görmek istemediğimiz şeyleri görmüş, aydınlanmış
ve kendimize yeniden inşa etme alanını tanımış olabiliriz.
Yani aslında burada çok basic bir şekilde baktığımızda koç bireyselliği, cesareti, yeniden adım atmayı, inşa etmeyi ya da cesur olmayı, içimizdeki çocuğu aktif edebilmeyi gösterir ve Burada
bunları ötelediğimiz, ertelediğimiz ne varsa artık bir şekilde belki de bizi üzerek, zorlayarak ya da ne bileyim başka şekillerle vesile olarak bunları işaret etti.
Ve ben de bazı konularda aydınlanmalar yaşadım.
Ne bileyim zorluklar yaşadım.
Ya da böyle bir duygu hissettim ama bu duygunun kökenini bulamadım.
Sonra dedim ki tamam bazen bazı şeylerin kökenini bulmak zorunda da değilsin.
kontrolcülük, mükemmel yetçilik ya da sebep arama arayışı bazen başıma bela olabiliyor.
Çünkü işte bunun sebebi ne, şunun sebebi ne, her şeyi merak et, çözmeye çalış.
Hadi şurada bir kördüğü mü var, hadi onu da çözelim falan gibi.
Arada kendime dur, sakin ol demem gerekebiliyor.
Çünkü hala böyle tetiklerim var, heyecanım ve yükselen bir yapım var.
O yüzden dur, sakin ol, derin bir nefes al.
Ve her ne oluyorsa olması gerekiyor.
Bu kelime hayatımı çok şeye kattı bu dönemde.
Olması gereken oluyor. Şu an, neredeyse, nasılsan olması gereken oluyor.
Kötü bir şey mi yaşıyorsun? Geçecek.
Ama şu an onun olması gerekiyor.
İyi bir şey mi oluyor?
Bu da geçecek. Ve şu an bunun tadını çıkar.
İleri de bir ana olarak kalacak çünkü.
Ama daha güzelleri olmayacak mı?
Olacak tabii ki ama bilemeyiz.
Gelecek, bilinmezlik.
Böyle baktığımda iyi veya kötü kavramları çok nötr oluyor.
Ve nötr olduğunda bir rahatlama geliyor aslında.
Ne iyi olma, mutlu olma ya da yüksek olmanın her daim olamayacağı gerçeğini kabul etmek ya da kötü olmanın da her daim gitmeyeceğini fark etmek derin bir iç rahatlaması getiriyor.
O yüzden sen de her neredeysen, nasılsan emin ol birçok insan seninle beraber farklı farklı yollardan farklı farklı acılar yaşıyor aslında.
O dışarıdan gördüğün harika hayatların arkasına ne kadar emek getirdiğini, ne kadar zorluklarla inşa edildiğini veya yarın neye evrileceğini bilmiyorsun.
O yüzden ne kendini başkasıyla kıyasla.
Ne kendini eziyet edip şu anın sonsuz süreceğine inandırıp kendini korkut.
Bunlar kendimize zulmetmekten başka bir şey değil.
Bazen canımız sıkılabilir.
Bu arada bu bir dönem canım çok sıkıldı ve...
Bu can sıkıntısı içimi kemirdi ve sonra dedim ki tamam canın sıkılsın.
Yani bu sıkıntıyı geçiştirip oyalama kendini.
Ne bileyim bir şeylerle geçiştirme.
Yani canının sıkılmasını deneyimleyebilirsin.
Bu da hayatın içinden bir şey.
Canın sıkılsın boşver.
Yani çok basic, basit şeylere bile kendi kendime böyle öğütler vererek öğretmeye çalıştım aslında.
Sonra bir dönem boşluğa düştüm.
Tatminsiz hissettim, tükenmiş hissettim.
Hedefsiz, yolsuz, anlamsız, boşlukta, arafta, kayıp.
Birçok duygu, düşünce deneyimledim bu süre zarfında aslında.
Hangi zaman dilimlerinde olduğunun önemi yok.
Yani biz görüşmeyeli işte diyelim.
Ve sonra dedim ki...
Bu enerji şu an seni yoruyor ama yoğun bir enerji varsa bunu akıttığın yerlerden ya da doğru yerlere ekebilirsen, doğru kanallara bulabilirsen meyvesi de güzel
alacak. Çünkü zamanında yine bunu böyle bir şey yaşadığımda bu sıkışmışlığı, tatminsizliği, tükenmişliği, önünü görememeyi veya hedefsizliği zamanı geldiğinde o hedefi,
yolu ya da doğru kapıları, doğru kapları bulduğumda enerjim için Zamanla böyle çiçekler açmaya başladı ve kendime bunu hatırlattım.
Mutlu olacağın şeyler bulabilirsin.
Buralara enerjini koyabilirsin.
Sakin ol. Her şey her zaman mükemmel gitmeyebilir.
Ve yine olması gereken oluyor aslında.
Ve sonra yavaş yavaş bir şekilde düzelmeye başladı bir şeyler diyebilirim.
Her şey mükemmel mi?
Hayır. Her şey mükemmel olabilir mi?
Hayır. İstiyor muyum?
Artık hayır. Çünkü mükemmelliğin koca bir ilizyon olduğunu kabul ettim.
Bir tane yazı paylaşmıştım.
Hem Instagram'da hem Twitter'da.
Onu okumak istiyorum. Bir an geliyor.
Her şey anlamsızlaşıyor.
Tüm savaşların, uğraşların, korkuların ve hayallerin uçup gidiyor.
Hayatın gelip geçiciliği.
Bir gün bu dünyada olmayacağımız gerçeği ve bunları unutup hiç ölmeyecekmiş gibi kendimize yüklenmemiz.
Hayat gerçekten kısa.
Bunu hatırlayalım lütfen. Hayat çok kısa.
Hayat bitecek.
Burada sonsuza kadar kalmayacağız.
Bunu hatırlamak bazen çok ağır ve hayat anlamsızlaştırıcı için depresif de yapabiliyor.
Ama bir yandan da isteklerin, arzuların, öğrenmek isteklerin, deneyimlerin ya da ileriye dönük bakabilmen için umutta doğuruyor.
Nereden bakarsak, hangi pencereden bakmayı seçersek kelimeler ona yoğruluyor aslında.
Bugünlük bu kadar diyelim.
Hiç plansız, tamamen anlık akışta.
Aklıma ne geldiyse öyle konuştum.
Biliyorum bunu dinlerken yine birilerinin kalbine dokunacağım.
Şu andan hissediyorum. Ve bunun mutluluğu içimi dolduruyor.
Umarım size dokunabilmişimdir.
Aralarda yanlış konuştuysam ne olur affedin.
Oralara takılmayalım.
Bazen yanlış da yazıyorum.
Ben takılmıyorum.
Umarım siz de takılmazsınız.
Kendinize çok iyi bakın. Yeniden yeniden söylemek istiyorum.
Her ne oluyorsa olması gereken oluyor.
Bunu kendinize hatırlatabilirsiniz.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
