
Transkript
Evet, merhaba.
Umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın elbet her şey yolunu bulur.
Bugünkü konumuz korkular ve kaygılar.
Her insanın aslında hayata dair bir takım korkuları olabilir, hepimizin var.
Ölüm korkusu, hastalık, bir insanı kaybetme, işle alakalı, ilişkilerle alakalı, gelecekle alakalı genellikle olan bu korkular hayatımıza hükmetmeye ve hayat kalitemizi etkilemeye başladığında
çok da böyle bizi mutlu etmiyor açıkçası ve ne yapabiliriz, nasıl aşabiliriz gibi durumlar oluyor.
Şimdi öncelikle bunun insani bir durum olduğunu, her insanın başına geldiğini ve her insanın tabii ki de korkuları olabileceğini hatırlamak çok önemli bir etken diye düşünüyorum açıkçası.
Onun devamında aslında gelecekte olabilecek olasılıkların sınırı yok ve yönetemeyeceğimiz kadar sonsuz olasılıkları içeriyor.
Hepimizin kafasında bin bir türlü senaryo dönüyor, kuruluyor olabilir.
Yeni yeni şeyler üretiliyor olabilir.
Bunlar zihnimizin oyunları ve bir şekilde o zihnin oyunlarına düştüğümüzde bizi yönetmeye başlıyorlar, bizi kontrol etmeye başlıyorlar ve bu da aslında bizim enerjimizi düşürüyor, titreşimimizi düşürüyor, modumuzu etkiliyor ve
gün kalitemizi, hayat kalitemizi belirlemeye başlıyor.
Bununla alakalı fark ettiğim ve benim üzerimde, kendimde işe yaradığı, çevremde ve insanlara dair anlattığımda işe yaradığını gördüğüm bir şeyi paylaşmak istiyorum sizlerle.
Belki faydası olur, belki birilerinin korkularını aşmasında yardımcı olur.
Buna vesile olursa çok çok mutlu olurum.
Çünkü biliyorum o korkunun insanın ne kadar etkilediğini veya ne kadar...
Korkutup aşağıya çektiğini, eylemsiz bıraktığını mesela en büyük bazı korkulardan biri de başarısızlık korkusu olabilir.
Ya yapamazsam, ya başaramazsam, ya şöyle olursa.
Veya sahne korkusu olabilir ya da başka başka bir türlü korkular.
Tabii bunların bazıları...
Hatta hepsi psikolojik veya bilinçaltından kaynaklı.
Bazıları insani tamamen.
Çünkü mesela yükseklik korkusu veya çok yüksek bir yere yanaştığımızda insani olarak kendimizi ölümden korunmak için korkmamız ve buna göre bir eylem oluşturmamız gerekiyor.
Bu da aslında bizim savunma makinizmamız.
Doğru mu söyledim bilmiyorum ama.
Ama artık öyle bir dünya sisteminde kendimizi korumakla alakalı sürekli doğada bir çatışmada değiliz.
Tamam yaşam standartı olarak aslında psikolojik bir savaş çatışmasındayız.
Ama atalarımızdan geçen de bir etken var.
Onlar hayatta kalmak için, kendini korumak için bu korku mekanizmasını geliştirdiklerinde onlara hizmet eden bir noktadaydı.
Ama şu anki noktada bize zarar veriyor bu korkuların çoğalması ve bize etki etmesi.
Şimdi bununla alakalı ben şöyle bir şey anlatmak istiyorum sizlere.
Şimdi evde oturduğunuzu düşünün ve kapıyı hiç sevmediğiniz ve açmak istemediğiniz biri çalıyor.
Şimdi delikten onu görüyorsunuz ve açmak istemiyorsunuz kapıyı.
Oturuyorsunuz içeride ama o da gitmiyor bir türlü.
Yani ta ki siz kapıyı açana kadar gitmeyeceği bir hayali bir düzlemi hayal edin.
O senaryoya koyun kendinizi.
Evdesiniz, kapı çalıyor, bakıyorsunuz.
İstemediğiniz biri var, korktuğunuz biri var veya hoşlanmadığınız bir insan var.
Ama şunu da %100 biliyorsunuz.
Ben onu kapıya açıp, onu içeri almadan veya onu görmeden o gitmeyecek.
Şimdi böyle nasıl hissederdiniz?
Gerçekten köşeye sıkışmış, içeride kalmış ve bir şekilde çaresizlik duygusu uyandırabiliyor.
Aynı bu şekilde aslında korkularımız da bize en derin halde o çaresizliği yaşatıyor ve hissettiriyor.
O yüzden daha da panik olmaya başlıyoruz.
Daha da ne yapacağımızı bilmiyoruz ve bu bir kısır döngüye dönüşüyor.
Şimdi şöyle bir şey düşünmenizi istiyorum.
Korktuğunuz her neyse işte başarısızlık korkusu, hastalık, ölüm, gelecekle alakalı korkular, gerçekleşmemiş şeyler veya geçmişte olan bir hatanın tekrar tekrarlanması birçok
korku çeşidi olabilir. Bu korkuyu O kapıyı çalan istemediğiniz sevmediğiniz insanmış gibi düşünün.
Siz evde oturuyorsunuz ve o korkunuz sizin kapınızı çalıyor.
Siz de kapıyı açmıyorsunuz sanki siz açmayınca gidecekmiş gibi.
Sanki siz o korkunuzu görmeyince kendiliğinden yok olacakmış gibi davranmaya başlıyorsunuz.
Ve bu işe yaramıyor.
İşe yaramadıkça sizi daha da panikletip çaresiz hissettirmeye başlayabiliyor.
Yani evin içindesiniz korkunuz kapıda.
Mesela diyelim ki işte kaybetme korkusu diyelim.
Siz korkuyorsunuz ama bir şekilde bununla yüzleşip kabul etmiyor ve bunu açmıyorsunuz.
Yani o kapıyı açmıyorsunuz.
O gitmiyor. Ne o gidiyor ne siz içeriden çıkıp daha özgürce rahat hareket edebiliyorsunuz ne de o gidiyor.
Böyle bir kısır döngüde hapis olmuş oluyorsunuz aslında.
Şimdi burada şöyle bir şeyi tavsiye ediyorum.
Bu arada naçizane benim kişisel tavsiyem.
Hiçbir etkeni veya dayanağı yok.
Onu belirteyim. Ben bunu tamamen böyle şeylere kendi kendime...
Hayalize edip hikayeleştirmeyi çok severim.
O yüzden bunu da böyle bir şekilde anlatıyorum ki mantığınıza yatsın diye.
Konumuza geri dönelim. Şimdi kapıyı çalan sizin o korkunuz.
Böyle düşünün. Hangi korkunuz olursa olsun.
Ne demiştik? Kaybetme korkusu.
Şimdi kaybetme korkusu kapıyı çalıyor.
O da aslında istediği şey.
Hayatta görülmek ve bilinmek ve böyle bir ihtimalin var olduğunu görmenizi istiyor.
O da yapmanız gereken ondan korkup onu gözünüzde büyütüp size etki etmesine izin verip ipleri onun eline vermek değil aslında.
Burada olması gereken.
Kapıyı açıp onu içeri almak ve onu gördüğünüzü göstermek.
Yani aslında onu görmenizi istiyor.
Hayatta böyle bir ihtimal var. Her insanın başına gelebilir, senin de gelebilir, diğer insanların da gelebilir.
Aslında olasılık olarak düşük veya birli bir oranda var ve bunu sen %100 olarak bunu yok edemezsin.
Bunu kabul et. Bu hayatın içinden bir gerçek, bir olasılık.
Ama olmaya da bilir, ola da bilir.
Her ihtimal var. Bunu görüyoruz, kabul ediyoruz.
İçeri aldık misafiri. Tamam diyoruz, tamam kardeş geldin buyur.
Seni kabul ediyoruz, seni görüyoruz, senin varlığını kabul ettik.
Anladık ve seni uğurluyoruz deyip tekrar kapıyı açıp ona veda etmemiz gerekiyor.
Yani burada aslında olay onu görmemiz, o ihtimali kabul etmemiz ve onu normalize edip küçültmemiz.
Biz onu gözümüzde büyüterek daha da kendimize kötülük yapıyoruz aslında.
Tamam bir insanı kaybetme korkum var ve o da sensin.
Seni burada görüyorum, kabul ediyorum ve serbest bırakıyorum deyip kapıyı açıp misafir edip sonra tekrar uğurladığımızda o bir daha kapımızı çalmamış oluyor.
Çalsa da artık korkutucu bir öcü olur.
olmaktan çıkıyor ve normal ve küçük bir şeye dönüşüyor aslında bu ölüm gerçeğini değiştiremeyeceğimiz gibi bir şey evet ölüm var ölüm insanları korkutabilir korkutmayabilir ama bir korku eşiği olsa dahi o
gerçeği değiştiremeyiz evet bir gün öleceğiz ve bunu bilerek yaşıyoruz ve bunu kabul etmediğimiz sürece tamamen kendi kendimize anlarımızı günlerimizi yaşam kalitemizi etkilemiş oluyor ve Bu
bize zarar veriyor sadece. O yüzden korktuğumuz her neyse bizden güçlü değil ve bizi hükmedemez ve bizi yönetemez.
Biz korkularımızı yönetebilir, onlara hükmedebilir.
Bizi ne kadar etkileyeceklerine biz karar verebiliriz.
İşte bunu aydınlandığınız, bunu fark ettiğiniz noktada işler çok başkalaşmaya başlıyor aslında.
Nitekim benim için öyle oldu.
Birçok insanın için de öyle olmaya başladı.
Bu anlattığım hikaye var işe.
Kafanızda bir şeyleri aydınlatırsa ve bakış açınızı değiştirirse çok çok mutlu olurum.
Çünkü insanın korkularıyla yaşaması ve kaygılarıyla baş etmesinin ne kadar zor olduğunu biliyorum.
Ama bir şekilde hiçbir şey bizden daha önemli değil.
Daha değerli değil, daha önemli değil.
Ve o korkular şu an yok.
Öyle bir gerçeklik yok.
O olduğunda, öyle bir ihtimal olduğunda onu o zaman düşünürüz.
Ama belki de olmayacak. Belki de senin o kafanda korku...
Kurduğun korku, kaygı hiçbir zaman gerçekleşmeyecek ama sen kendi kendine o gerçekleşmiş gibi korkup günlerini öyle geçirmiş olacaksın ve kendi kendine düşmanlık etmiş olacaksın aslında.
Bunu kırmak bir anda olacak bir şey değil.
Bir anda, bir saniyede ama önce algılamak, uygulamak ve zamanla yerine oturtmakla olacak bir şey olduğunu düşünüyorum.
O yüzden... Her neyse korktuğunuzu kabul edin.
O bir gerçeklik. Evet hayatın bir parçası.
Evet bir ihtimal olabilir.
Ama olmayı da bilir. O yüzden onu kabul edin.
Misafir edin. Sonra da serbest bırakın.
Akışa bırakın. Kendiliğinden gitsin.
Yani bir yerden gelip bir yere gitsin.
Aynı bir nehirde bir balığın akması gitmesi gibi.
Oraya odunlar koyup o suyun birikmesini ve sıkışmasını sağlarsak o suyu bir anda bıraktığımızda daha çok patlama olur.
O yüzden... Her şeyi hayat akışında kabul etmemiz ve serbest bırakmamız işin özü ve çözümü diye düşünüyorum.
Bu noktada kendi kişisel korkunuz neyse gerçekten onu...
Gözünüzde küçültme yoluna bakalım.
Onu kabul edelim, onu bırakalım.
Ve artık o da diğer duygular ve durumlar hayatın parçaları gibi normal bir şey olsun.
Bizim hayatımıza hükmetmekten ziyade hayatın normal bir parçası olsun.
O zaman zaten bizim günümüzü, zihnimizi, düşüncemizi, ruhumuzu etkileme gücünü kaybetmiş olacak.
Evet çok... Çok güzel oldu ya.
Ben bunu anlatırken çok mutlu ve huzurlu ve rahat hissettim.
Sanki şu an zaten siz beni dinliyormuşsunuz gibi.
Umarım ihtiyacı olan herkesin eline ulaşır ve bir şekilde bunu dinler ve faydası olur.
Gerçekten sizlere faydası olur ve bir insan bile korkularından bir şekilde kurtulur, hafiflerse çok çok mutlu olurum.
Gerçekten amacım da bu.
Sizi çok seviyorum.
Kendinize çok iyi bakın. Unutmayın bu geminin kaptanı sizsiniz.
Ve nereye yön verirseniz o gemi oraya gidecek.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
