
Transkript
Merhaba, umarım herkes iyidir veya herkes daha iyi olur.
Şimdi uzun bir ara geçti yine.
Ara ara podcastlerde bunu söylüyorum biliyorum.
Çünkü belli aralıklar veriyorum ve sonra tekrardan geri dönüyorum buraya.
Şimdi son zamanda da çok fazla mesaj almaya başladım yeni podcast, yeni podcast diye.
Ya ben kendimi hazır hissedip kendim iyi olduğumda ancak konuşabiliyorum.
Dönem dönem hani bunu böyle fake yapamıyorum nasıl diyeyim.
Hani kendimi yansıtıyorum sonuçta ve ben bunu kullanıp kendime sindirip kendim iyi olmadan size bir şey aktaramam.
O yüzden herkes önce kendini önceliğe koyup kendini iyi etmesi tabii ki de birinci öncelik.
Bugünkü konuşacağımız konu bir yazdığım bir eski yazıdan yola çıkacağım aslında.
O da şöyle sen planlarsın.
Hayat değiştirir. Sen düşünürsün, hayat yaşatır.
Olacağını sandığın planlar kaybolur.
Yerine bilmediklerin gelir.
Bu yüzden hayatı kontrol edemeyeceğimizi anlamakla başlar.
Olanı olmayanı kabul etmeli, akan suya eşlik ederek gitmeli bir yolculuktur hayat.
Aslında kontrolcülüğü konuşmak istiyorum birazcık ve gelecek kaygısı konularına girmek istiyorum.
Daha önceki podcastlerde ufak ufak aralarda buna girdim.
Yani işte korkular konusunda başka konularda ama spesifik tek kontrolcülüğü ve kaygıları konuşmadık.
Kontrolcülük dediğimiz şey aslında hepimizde dozunda olan şeyler.
Kısıtlı alanlar var.
Belli büyüklükler var.
Ve kontrol edemeyeceğimiz alanlar var.
Ama bazen öyle oluyor ki çok sıkışmış hissedebiliyoruz.
Çünkü elimizde olmayan şeylere maruz kalıp kontrolcülüğümüzün altında eziliyoruz.
Çünkü kontrol edemeyeceğimiz durumdasın ama kontrol etmek istiyorsun.
Sonra sıkışmış hissediyorsun vs.
Bunu daha dengelemek gerekiyor.
Nasıl bu bizi rahatsız etmez?
Ben ne yapıyorum? Kendime bulduğum teknikleri, tecrübeleri paylaşmak istiyorum.
Hani ben de çünkü eskiden çok kontrolcüydüm, kontrol manyağıydım ya da kontrol etmek istiyordum her şeyi.
Kontrol edemediğimde de böyle sinirleniyordum veya sıkışmış hissediyordum, kötü hissediyordum.
Ne bileyim önümü göremiyordum.
Bunları biraz biraz çözümlediğim için.
Ve çoğu insanda da bunu fark ettiğim için bu konuda konuşmak mantıklı olabilir diye düşündüm.
Şimdi şöyle aslında bu bir farkındalık ve kabulle çözülebiliyor.
Yani çok basit bir şey ama insan bilmiyorum dışarıdan duyunca daha net bunu belki de aktif edebiliyor.
Şimdi şunun gerçekliğini bir hatırlamak gerekiyor.
Şimdi hayatta kontrol edebileceğimiz alanlar var.
Bunu bir sims gibi de düşünebilirsiniz.
Hani sims de simslerin evlerinde işte hayatlarında takıldığı böyle bölgeler var.
Ve simsi kontrol eden kullanıcı onu bıraktığında belli seçimleri yapabilir.
Ama oyunda belki işte zamanı durduruyorsun, belki sana ona görevler veriyorsun veya bir anda kontrolün dışında bir şeyler oluyor.
O yüzden bir şey yapamıyor. Aslında o simülasyon, o sims oyunun da böyle bizim hayatımız gibi düşündüğümüzde bizim de belli başlı seçimlerimiz, kontrol edebileceğimiz gerçekler var.
Ama hayatta bazen iyi ve kötü kontrol edemeyeceğimiz dış etkenler var.
Bunlar bazen ölüm olabiliyor, bazen...
Hastalık olabiliyor. Bazen dışarıdaki diğer insanların davranışları olabiliyor.
Akışta hayatımızda giden aksilikler ya da güzel çıkan yenilikler olabiliyor kontrolümüzün dışında ve tahmin edemeyeceğimiz şeyler.
Ve bu da böyle tedirginlik ve kaygı oluşturuyor.
Çünkü önünü görememek hani bir arabayla giderken sisli bir yol ve biraz 5 metre sonrasını bile göremiyorsun ve tedirgin hissediyorsun.
Aynı öyle aslında. O sisli yolda 5 metre sonrasını kontrol edemediğinde Zihninin sana yaptığı kaygı gibi hayatta kontrol edemediğimiz alanlara böyle hissediyoruz bence.
Benim aslında böyle örnekler vererek anlatmaya çalıştığım şekil bu.
Burada şöyle bir şey var.
Bu kabulden geçiyor. Nasıl kabulden?
Ben elimden geleni yapacağım.
Sonra bunun için elimden geleni yapıyorum.
Sonrasında şunu fark edeceksin.
Elimden geleni yaptıktan sonra kontrolüm dışındaki olan kısma müdahale edemeyeceğim için orayı bırakabilmeliyim.
Orayı kabul ediyorum. Ve o konuyla alakalı bir şey yapamayacaksam kendimi yıpratmanın hiçbir anlamı yok.
Yani ama insanın elinden geleni yapmadan kontrol etmeye de çalışması ya da bunun kaygını çekmesi de biraz kendiyle çelişmesi gibi oluyor.
Yani insan şunu fark etmeli.
Ben üzerime düşeni yapmalıyım.
Fazlasını yapmaya çalışmak veya yapamayacağım şeyler üzerine kendimi yıpratıp çabalamak.
Aslında yani böyle sürekli bataklıkta çırpınmak gibi bir şey.
İnsan gerçekçi olup biraz mantıkçı olup böyle daha realistik baktığında kendi kendine bataklıkta çırpınıp daha da dibe batırmaması gerektiğini fark ettiğinde biraz durup sakinleşebiliyor bence.
Yani tavsiyem o ki kendinize sorun ben bu konu hakkında ne yapabilirim?
Bunu bir listeleyin kafanızda.
Kağıt kalemi olmasını daha çok tavsiye edebilirim.
Somut görmek her zaman daha iyidir.
Yazın. Bunları bunları yapabilirim.
Sonra harekete geçin. Bunlara bir emek vermeye, bir şeyler yapmaya aslında hayat akışında ilerlemelere dikkat edin.
Sonra şunu fark edin.
Artık benim yapacağım bir şey yok.
Benim kontrol edebileceğim bir durum yok.
O zaman ben burada kendimi kaygılandırıp kendime zarar vererek hiçbir olumlu verim elde edemeyeceğim.
Bunu bırakmalıyım. Bu bir irade, bu bir farkındalıkla oluşabilen bir seçim oluyor gün sonunda.
Nasıl diyeyim işte ölüm, hastalık, bir insanı kaybetmek, işte işlerin ters gitmesi birçok kötü olasılık var.
Zihin bunları senaryoluyor, işte kaygılar oluşturuyor falan derken aslında günlerin, anların tadı, kıymeti zedelenmiş oluyor.
Bunu da yönetemediğimiz için sıkışmıyoruz.
Burada yönetmek tabii ki de pat diye belki olmuyor.
Sakin bir zihin gerekli.
Belki içsel bir duyum sağlanan manevi bir kaynak gerekli bence.
Çünkü benim inancıma göre ben elimden geleni yaptıktan sonra gerisini Allah'a bırakıyorum ve orada bir teslim oluyorum.
Ve bir güven içerisinde kaygılanmadan, endişelenmeden, sanki çok güvenliğim bir arkadaşım, dostum, bir insana işimi bırakmış gibi rahat ilerliyorum.
Çünkü şunu biliyorum, ben elimden geleni yaptım.
O kısım benim alanım değil.
Hani şey gibi düşün. Hani bir dava var ve mahkemede aslında sen elinden geleni yapıyorsun ve gerisini avukatına bırakıyorsun veya hakime bırakıyorsun.
Çünkü son mercekte ya da onların seçimini yapabileceği şeylere dair bir fikrin bilgin yok ve kontrol edemiyorsun onları.
Ama orada bir güvenmen gerekiyor gibi.
Aynı o şekilde hayatta üzerime düşeni yaptıktan sonra kontrol edemeyeceğimiz kısımları da Allah'a ya da sizin inancınıza göre nasılsa oralara bırakmak, oraya bir güven teslimiyet geliştirmek.
O kaygıları, korkuları, kontrolcülüğü de biraz dindiriyor.
Çünkü kontrolcülük dediğimiz kısım hepimizde var ama zihin bunu hayatın her alanına yansıtmak istiyor.
Yani ufak tefek şeylere, başka insanları kontrol etmeye, dış insanları, akışı, zamanı, dünya.
Yani dünya o kadar büyük ki birçok insan var, birçok olasılık var.
Kontrol edemeyeceğimiz onlarca olasılık içinde bu kontrolcülük manyaklığı tamamen kendi kendine düşürüp bayağı böyle sıkışmışlık verdiği için çok faydasız bir durum aslında.
Yani çoğu kişiye zarar veriyor.
Bunu zaten hepiniz biliyorsunuz.
Hepiniz belki de dönem dönem muzdaripsiniz bununla.
Bunun çözümü yine sizde.
Zihin sakinliğinde, zihin kontrolünde ve farkındalıkla.
Yani bu kontrolcülüğü yapmamanın, elinden gelenden sonrasını bırakmanın, içsel ve dışsal dengenin, soyut ve somutun, mantık ve duygunun dengelendiğinde aslında Kontrolcülüğün
de azaldığını görmeye başlayacaksınız diye düşünüyorum.
Bu aslında kendini tanımak, kontrolcülük dozunu farkına varmak, ufak ufak her gün bunu geliştirmek için biraz emek vermek, kendini sakinleştirmek ve geri kalan kısmı bırakabilmekten geçiyor.
Bu da içsel ne kadar güçlüyseniz, iç huzurunuz ne kadar varsa, farkındalığınız ne kadarsa o kadar kolay oluyor aslında.
Öyle akışta konuştum.
Sürçülisan ettiysem affola onu da söyleyeyim.
Ben çok takılmıyorum yazım yanlışlarıma, yanlış konuşmalarıma.
Çünkü yapacak bir şey yok.
Evet bunun üzerine çalışabilirim.
Biraz biraz dikkat etmeye de çalışıyorum.
Ama yaptığım hatalar yüzünden kendimi kötü hissetmenin yine bana bir faydası yok.
Sadece düzeltmeye çalışırsam orası faydalı olabilir.
Bunu da öylesine örnek vereyim.
İnsanın kendi kendine yaptığını bir başkası yapmıyor.
Kendinin en büyük dostu da olabilirsin.
En büyük düşmanı da. Burada seçim sana bağlı.
Umarım her şey çok güzel olur.
Kendinize çok iyi bakın. Kocaman sarılıyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
