
Transkript
Evet, merhaba.
Umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın, elbet her şey yolunu bulur.
Evet, şimdi az önce yine bir yazı yazdım ve dedim ki hadi bakalım ses kaydedelim, neler konuşacağız.
Zaten genelde podcastleri plansız, programsız ve akışta anlık kaydediyorum.
Uzun zamandır beni takip ediyorsanızdır, bunu hakimsinizdir.
Bazen yanlış konuşabiliyorum, aklım karışabiliyor.
Ama böyle daha samimi geliyor bana bilmiyorum.
Hani oturup bir metin hazırlayıp okumak çok haber spikeri gibi olabilir.
Bilmiyorum insanlar öyle mi yapıyor, yapmıyor mu?
Ama bana göre değil o.
Aslında konuyu belirlememiştim.
Kendiliğinden bir şeyler yazınca konu da beni buldu diyebilirim.
Önce o yazıyı okuyarak başlamak istiyorum.
Az önce yazdığım yazıyı.
Kimse için şekil düşünce değiştiremem.
Kendi kendime evriliyor yollarım.
Ben benden uzaklaşırsam elime ne kalır?
Kendim olmayı, kendimle hep değişiyor olmayı seviyorum.
İşte buyum diyemem.
Çünkü yarınki ben ile ben de daha tanışmadım.
Bilemem. Şöyle bu benim yolculuğum.
Bu senin yolculuğun.
Ve kimse için değişmemeli bu yolculuk.
Arkadaş ne aile ne ilişki ne hayat şartları bizi bizden uzaklaştırmamalı.
Evet bazen inişler çıkışlar sorgular sorgulamalar yaşıyoruz.
Çok doğal. Geçtiğimiz Ekim Kasım ayı gerçekten zorlu bir süreçti.
Mesela bilmiyorum birçok insan için ve benim için birçok insan için de belki de güzeldi bilmiyorum.
Ama genel olarak hani gözlemlediğim sizlere sorduğum ve kendi yaşadığım.
üzerinden söylüyorum aslında.
Dönem dönem sorgulayabiliriz.
Kaybolabiliriz. Kendimizden uzaklaşabiliriz.
Kendimizi belki sevmeye de biliriz.
Hepsi çok normal. Bunların hepsini deneyimleyerek gördüğüm için şimdi birazcık daha iyi ve nefes alır, iyi hissettiğim için bunları sizinle konuşabilir halde hissedebiliyorum.
Kötüyken çünkü insanın hiçbir şey yapası gelmiyor.
Ne bileyim. Yani yemek bile istemiyorsun, dışarı çıkmak istemiyorsun, kimseyi görmek istemiyorsun.
Aslında kendinden bile sıkılıp kaçmak istiyorsun ama kaçamıyorsun gibi bir durum oluyor.
Birçoğunuz belki yaşamışsınızdır yani dönem dönem.
Çok normal şeyler bunlar.
Şöyle ben kimim, sen kimsin, nereye gidiyorsun, nereye gidiyoruz, bu dünyada ne yapıyoruz gibi aslında sonu olmayan sorular belki...
Böyle hiç beklemediğiniz anda geliyordur ya da gelmiyordur.
Şöyle tek bildiğim bu sorular içinde kimse için bir şeyi değiştirememem gerektiğini anlamak.
Yani herkesi memnun ödemem.
Herkesin fikri farklı.
Herkes her şeye inanmak zorunda değil.
Herkes her şeye aynı fikirde olamayız.
Hepimizin renkleri, düşünceleri, fikirleri, yürüdüğü yollar, tecrübeleri çok çok farklı.
Bu noktada zaten aynı olmayı beklemek bir ilizyon olurdu herhalde.
O yüzden herkesin beni sevmesini ya da ben herkesi sevmeyi hedeflemiyorum açıkçası.
Sadece bu dünyada yaşayıp, akıp gidiyorum.
Yollar çok değişiyor.
Bazen önümü göremiyorum ama bu beni endişelendirmiyor.
Çünkü yarının bilinmezliğiyle bu günümü...
Açıkçası mahvetmek istemiyorum.
Çünkü bu kendime haksızlık olur.
Ben yarını yönetemem, sen yönetemezsin, biz yönetemeyiz.
Elimizde olan şu an bugün var.
Bugün ne yapabilirim diyerek günlerimi geçirmeye çalışıyorum.
Çünkü gerçekten bir ay sonrası, bir yıl sonrası ya da birçok konuda kaygılar gerçekten herkesin zihnine gelebiliyor.
Çok da normal ama bunları çözemiyorsak, kontrol edemiyorsak, gücümüz yetmiyorsa sadece zehirli bir...
Böyle bir zehirli topa dönüşüyor.
Ve o zehirli top bizi sadece kemirmeye devam ediyor.
Çok mantıksız geliyor bana bu.
Yani şöyle bakıyorum olaya.
Bir olayı çözebiliyor musun?
Elinden geleni yap o zaman. Yaptıktan sonra kontrolün dışında bir şeyler mi gelişiyor?
Kabul et. Ve burada artık çırpınma.
Çırpındıkça çünkü bir yerlerini vuruyorsun ve hasar alıyorsun.
Buna hiç gerek yok. O yüzden biraz sakin olmak gerekiyor.
Sakinleşmek gerekiyor. Atlı koşturmuyor.
Bir şeylere yetişmemize gerek yok.
Bir şeyleri kaçırabiliriz.
Belki de gecikmiş hissedebiliriz.
Aslında gecikmedik.
Çünkü her şeyin bir zamanı var.
Ve senin zamanın şu an böyle olmalıydı.
Kıyaslama diğerleriyle diyebilmek kendimize verebileceğimiz en güzel böyle bir nefes alma alanı diye düşünüyorum.
Kimse için kendinden ödün vermezsen zaten gün sonunda için huzursuz da olmaz.
Çünkü sen bu yola sadece de sen ile geldin.
Yani doğduğum günden beri bugüne senin yanında olan bir tek sen varsın.
İnsanlar değişiyor, aile bireylerin vesaire arkadaşların tamam yanında olabilirler ama en içine gören yine kendinsin.
O yüzden bugün verdiğin tavizler yarın...
Şartlar değiştiğinde seni huzursuz edebiliyor ve kendini belki kızabiliyorsun, eleştirebiliyorsun, daha az sevebiliyorsun.
Bunun sebebi kendine ettiğin haksızlıklar.
Eğer sen kendinden vazgeçmezsen, sırf sevilmek için kendini değiştirirsen, orada zaten kendinden uzaklaşma oluyorsun.
Yani baktığında aileni memnun etmek için, iş yerindekileri, belki partnerini, belki arkadaşlarını.
Yapmak istemediğin şeyleri yaptıkça kendine haksızlık etmiyor musun?
Bu soruyu illa ki düşünüyorsunuzdur.
Sen olduğun halinle bazen öfkeli, bazen sinirli, bazen huzursuz, bazen karışık, karmaşık, bazen düşük enerjinle de gayet sensin
ve bunu gizlemene gerek yok, bunu değiştirmene gerek yok.
Hep yüksek olmana da gerek yok.
Bu seviliyim, kabul göreyim, yargılanmayayım, eleştirilmeyeyim kaygıları aslında özünden seni uzaklaştırıyor.
O yüzden de şunu fark ediyorum.
Yani mesela kendimden örnek vereyim.
Ne bileyim böyle güçsüz olduğumda, üzüldüğümde ya da düşük olduğumda bunu çok paylaşma taraftarı değilimdir.
Yani çok yakın arkadaşlarıma bile zar zor.
söylemeyi, göstermeyi, paylaşmayı öğrendim açıkçası.
Çünkü zor zamanlarda yalnız kalıp bunu çözüp sonra çözdükten sonra aa işte ben bunu çözdüm.
Minvalinde yaşardım eskiden ve fark ettim ki buna gerek yok.
Yani hepimiz düşüyoruz ve düştüğümüz zaman paylaşarak aslında birileriyle konuşarak bunu hafifletebilir.
Beraber bir şeyler düşünebilir.
Yeni yollar... Veya sadece anlatmakla bile rahatlayabiliriz.
Yani kendi kendime yaptığım bir eziyet olduğunu fark ettim.
Şimdi mesela böyle bir süreçten geçerken biri bana sorduğunda nasılsın, nasıl gidiyor?
Ya işte kötü diyebiliyorum ya da inişli çıkışlı falan.
Hani o an neyse o. Hani iyiyim cevabını artık çok böyle rafa kaldırdım.
Çünkü bayağı yalan söylüyorum kendime ve karşımdakine.
Yani bu bir refleksif bir cevap olsa da.
Doğru değil. O yüzden insan biriktiriyor bunları.
Yani iyiyim iyiyim yalanları birikiyor ve yalnız kaldığında oturup koltuğa düşündüğünde iyi olmadığında o zaman ben neyin maskesini kime ne için taktım?
Önce kendime sonra da insanlara yalan söyledim oluyor.
Bu da bence iç huzursuzluğu veriyor.
Genel anlamda...
İnsan değişiyor, dönüşüyor.
Eğer değişmek istiyorsa birçok şeyi de öğreniyor.
Ben hep öğrenci olmak, öğrenci kalmak, hayatta bir şeyler öğrenmek istediğim için kendimi de biraz değişime açık tutmaya çalışıyorum.
Mesela bu son iki ayda bunu gözlemledim.
Bilmiyorum sizde de varsa bunu sizle de paylaşmak istedim.
İyi değilseniz bu sizin değerinizi düşüren.
Ya da bu gizlemeniz gereken bir şey değil.
Çünkü iyiysek de bu da geçecek, kötüysek bu da geçecek.
Yani hepsi gelip geçici.
Sadece iyileri paylaşalım, kötüleri de kendi kendimize halledelim gibi bir şey.
Bence yalnız savaşçı ve kendine yaptığım bir eziyetten başkası değil.
Acılarımı, üzgünlüğümü, hayal kırıklığımı paylaşmak beni güçsüz veya böyle...
Ne bileyim değersizleştirmiyor.
Ben işte birçoğunuz da vardır diye düşünüyorum.
Çünkü hani ağlanmaz şöyle olmaz böyle olmaz hep güçlü durayım.
Bu bir yalan bu bir ilizyon bu bir kendimize yaptığımız eziyet açıkçası.
Yani herkes kendi kendine içeride güçlü olmadığını biliyor.
Yıkılabileceğini biliyor. Hayat da böyle bir yer.
Tüm insanların yaşadığı şeyler.
O zaman önce kendimize yalan söylemeyi bırakmalıyız.
Sonra da bence etrafımıza bırakmalıyız.
Sevdiğimiz insanları gerçekten seviyor ve değer veriyorsak, derin gerçek bağlar kurduysak, onlarla bu üzgünlüğümüzü ve acımızı paylaşabiliriz.
Karanlık yönlerimizi paylaşabiliriz.
Bunda bir problem yok diye düşünüyorum.
Ama ilk önceliğimiz tabii ki kendimize dürüst olmak.
Oturup kağıda yazabilirsiniz.
Böyle hissediyorum, şöyle hissediyorum.
Vesaire neyse ya da konuşabilirsiniz.
Bunlar iyi gelebilir.
Kendine dürüst olmak kendinize verebileceğiniz en büyük hediye bence.
Ben gün geçtikçe bunu daha iyi anlıyorum.
İnsanın kendisini sevmesi sadece işte iyi halleriyle ya da işte bedenini ruhunu sevmesi değil.
Karanlık yanları, kötü yanları, düşmüş hali, korkmuş hali, güçsüz halini de kabul edebilmesi diye düşünüyorum.
Bunları değiştirmek zorunda değiliz.
Bir empoze var.
Bir şekilde güçlü görünmelisin gibi.
Ama böyle bir şeye gerek yok.
Zaten bu oyda ben negatifliği, kötüyü konuşup büyütmeyi, ağlamak, mağdur edebiyatı, çaresizlikten bahsetmiyorum.
Zaten oraları sevmiyorum. Bir fayda getirmiyor.
Bu farklı bu farklı.
Yani genel anlamda güzeli konuşmak, iyiye bakmak, dolu tarafı görmek kısmındayım.
Zaten biliyorsunuz ama...
Bu demek değil ki hep böyle gidecek hayat.
Sadece kötü zamanları yaşadıktan sonra nötrken tekrar olumlu bakıp, iyi yanlardan görüp, dolu tarafı fark edip modumuzu yükseltebiliriz.
Bunda sorun yok. Ama benim içim kan ağlıyor.
Ben yine de işte dolu tarafı göreceğim, ağlamayacağım, duygumu bastıracağım.
Bu değil olay. Yani aslında bunu anlatmak istiyorum.
Konu böyle birazcık çorba olmuş olabilir.
Biraz oradan, biraz buradan. Tamamen böyle kendiliğinden konuşmak istedim.
Bilmiyorum birileriniz bunu dinlerken aklında bir şeyler aydınlanırsa zaten çok mutlu olurum.
Genel anlamda kimse için kendinizden taviz vermeyin, bencilleşin demek de değil.
Yani sevdiğimiz insanlar için emek vermeliyiz.
Belki fedakarlıklar yapmalıyız, orta yolu bulmalıyız, ortak çiçeğimizi beslemeliyiz ama...
Kendi özümüzden bir şeyleri değiştirmek sırf kabul görmek ve sevilmek için yapıldığında insanlar değiştiğinde sen kendini tanıması hale gelebilirsin.
Çünkü değişe değişe özündeki tohumu törpüleyerek baya bir küçültmüş olursun.
Bu senin hayatın.
Evet belli başlı şartlar, koşullar ve yapman gereken görevler olabilir.
Ama gün sonunda içine sinmeyen ve sırf kabul görmek için, sevilmek için ya da her neyse yaptığın o davranış omzuna yük alıyor aslında.
O yüzden işte reddedilirim, kabul görmem, sevilmem ya da dışlanırım ya da yalnız kalırım korkusuyla lütfen kendinden uzaklaşma, kendinden taviz verme.
Sen sana yetersin.
Sen seni bu halinle sevecek insanları kabul edecek ve bu şeklinle senin yanında olacak arkadaşları, ilişkileri.
Hak ediyorsun. Ve bundan aşağısı için kendinden uzaklaşacaksan da buna gerek yok.
Bunu duyman gerekiyor diye düşündüm.
Umarım bir şeyler aydınlatmışımdır.
Kocaman sarılıyorum.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
