
Transkript
Evet, merhaba.
Umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilsiniz de sorun değil.
Unutmayın, elbet her şey bir gün yolunu bulur.
Bugünkü konumuz kelimelerin gücü.
Aslında birçok konunun ana başlıklarından biri.
Şimdi bildiğiniz üzere, bilmeyenler de olabilir, çekim yasası gibi bir gerçeklik var.
İşte The Secret ya da bilinçaltı, işte neyi alıyorsa onu yaşatıyorsa gibi.
Çok kez duyduğumuz, bildiğimiz...
Bir gerçeklik. Şimdi bunların ne işe yaradığını, ne kadar önemli olduğunu biraz daha vurgulamak.
Biraz da bunları konuşmak istiyorum.
Çünkü gerçekten o kadar önemli ki yani o kadar önemli kelimeler.
Kelimelerin titreşimi var öncelikle.
Şimdi bilimsel olarak baktığımızda bilimsel doçent doktor konuşuyor gibi oldu.
Hayır yani şöyle çok basic anlamda söyleyeceğim.
Şimdi işte bir masanın oton parçacıklarının olması ya da bizim de birer Küçücük küçücük atomlardan oluşmamız ve titreşimler yaymamızla alakalı.
Ve ses dalgalarıyla alakalı bir durum.
Yani bizim ağzımızdan çıkan her ses.
Aslında evrendeki dünyadaki bütün sesler de öyle.
Hani sadece konuşma değil, gürültü sesi vs.
de olabilir. Bunlar ses olarak yayılmaya başladığında kaybolmuyorlar.
Ve bir yerlerde var olmaya devam ediyorlar.
Bir yansıma gibi. Bunu soyut anlamda da anlatırsam şöyle.
Bir duvar düşünün.
Bir top atıyorsunuz.
Sekiyor ve size geri dönüyor.
Bunun gibi yani konuştuğunuz her kelime, ağzınızdan çıkan her kelime kaybolmuyor.
Evrende bir yere çarpıp size geri dönüyormuş gibi düşünebilirsiniz bunu mantıken.
Şimdi bir insan kelimeleriyle gerçekten sizi yükselt edebilir, düşür edebilir.
Aslında şöyle düşünün işte biri size iltifat ettiğinde iyi hissediyorsunuz.
Biri size eleştirir, sağ bir şey söylediğinde onu gerçekten seviyor ve önem verdiğiniz birisi ise Sizin canınızı acıtabiliyor, üzebiliyor, kalbinizi kırabiliyor ve bu da sizin ruh halinizi, duygu durumunuzu etkilebiliyor.
Ne oldu? Kelimeler gerçekten güçlü bir tesir oldu.
Hayatımızda aslında kalp kazanmak da kalp kırmak da kelimelerle oluşan bir şey.
Şimdi bilinçaltında ve hayatımızda bir şeyler çekme konusunda neden önemli ona gelirsek.
Şimdi şöyle bir şey var.
Neyi söylerse, neyi düşünürse ona inanmaya başlıyor bir süre sonra.
Yani şöyle bir şey var.
Yani tamam siz herhangi bir şeye sahip değilsiniz.
Ya da herhangi bir paranız yok o kadar.
Ama işte ben her sabah uyanıp 10.000 TL'm var söyleye söyleye bir şekilde beyin bunu kodlamaya başlıyor.
10.000 TL'm var, 10.000 TL'm var.
Gerçi TL'de şimdi çok değerli değil dolar diyelim bari.
10.000 dolarım var, 10.000 dolarım var.
Niye diye diye bunu beyne...
Bilinçaltına yolluyor. Şimdi beyinde diyor ki bu insanın 10.000 doları var.
O zaman ona göre fırsatları görmesini algısını açalım.
Yani aslında şöyle oluyor. Senin hayata bakış açındaki algını 10.000 dolar sahip olabileceğin opsiyonlara yöneltiyor.
Yani nasıl diyeyim?
10 tane seçenek var. Sen oraya baktığında 10 bin dolar kazanma seçeneğin olanı görmeye başlıyorsun.
Algın da yaşıyor, bakış açın da yaşıyor.
Bu sefer hayatında 10 bin dolar kazanma seçeneği olan yollara gitmeye başlıyorsun gibi bir sistem.
Böyle mantık dışı, büyülü bir şey.
Tamamen işte söylüyoruz oluyor gibi değil.
Tabii ki de emek ve yapılan sonuçlar da var.
Yani söyledik olsun o herkes oturduğu yerden 10 bin dolar alsın değil de beynine neyi söylersen bir süre sonra senin algını, bakış açını, yönünü ona çevirmeye başlıyor.
Aynı zamanda mesela işte kendini ne kadar çok itif edersen, kendine ne kadar güzel olduğunu düşünürsen beyinde bir şekilde buna inanıyor ve böyle hissetmeye başlıyor ve gerçekten Vücutta ona göre davranmaya
başlıyor gibi de bir şey var. Veya işte bakış açında kendini çirkin hissediyorsan, kötü hissediyorsan beyin de diyor ki evet ben çirkinim, çirkinim.
Şimdi bu sefer kendindeki çirkinliklere odaklanmaya başlıyorsun ve onlar çoğalmaya başlıyor.
Yani aslında bilinçaltında neyi ekiyorsak o bize o tohumu veriyor ve o filizleniyor, o ağaçlar çıkmaya başlıyor gibi bir durum söz konusu.
Yani burada şunu söyleyeyim.
Neye odaklanır, ne yaşadığınızı büyütürseniz hayatınıza geri dönüş olarak onu seçmiş oluyorsunuz.
Bu da bir seçim oluyor aslında.
Yani sözlerimiz, kelimelerimiz gerçekten hayatımıza bir tesir ediyor.
Sen kendine mesela nasıl tasvir edersen insanlar da öyle görmeye başlıyor.
Mesela bana... Lisede miydin?
Üniversite başlarında mıydın? Çevrem şey derdi.
Ya ne kadar şanslısın. Bir şeyler kötü gitse de hep şanslı oluyor.
Ya da senin için durum mesela kötü bile olsa.
Herkesin için kötü bile gitse.
Sanki senin için iyi bir şeyler oluyor yani gibi derdi.
Ve bana derlerdi ki sen gerçekten şanslı bir insansın falan.
Sonra ben de şeye inanırdım.
Ya evet sanırım ben şanslı bir insanım.
Bu kadar insan söylüyorsa doğrudur herhalde diye inanmaya başladım.
Ve gerçekten şöyle söyleyeyim yani şanslı mıydım değil miydim tartışılır.
Bu belki de algı olarak insanların gördüğüydü o anda.
Ama ben de bunu söylemeye başlayınca ya ben şanslıyım şanslıyım ben şanslı bir insanım.
Gerçekten de şanslı olacağım şeyler keşfetmeye başlıyordum.
Ya da bakış açımı bunu değiştirmeye başladım.
Ve bilinçaltım buna inanınca evet şanslı bir insansın olgusuna inanmaya başladı.
Ve şansı hayatına çekmeye başladı.
Çünkü şansı görmeye başladı.
Herkesin hayatında şanslar, üzüntüler, acılar, mutsuzluklar ve şanssızlıklar oluyor olabilir ama...
Sen hangisine inanır, hangisini görmeye başlarsan daha çok onu büyütmüş oluyorsun hayatında.
Yani bu şöyle bir şey, bir şeyi 40 kere söylersen olur gibi bir olgu.
Atalarımız da bunu söylemiş.
Ben şanslıyım, şanslıyım deyip şanslarına odaklanıp ve gerçekten buna kalpten de inanırsan gerçekten şanslı bir insan olmaya başlıyorsun.
Bu çok basit, çok basic bir denklem ama yapması da bazen bir o kadar zor olabiliyor.
Söylediğimiz söze kalben inanmayabiliyoruz, beynimiz inanmayabiliyor.
Ama yine de ben bunun söylenmeye devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü beyin bilinçaltı kalben veya beynen inanmasa da bir süre sonra onu alışkanlık geliştirip bilinçaltının arka tarafına atmaya da başlıyor.
Tabii ki bunun en etkilisi hissederek söylemek, inanarak ve hayal ederek.
Yani sen şanslı olduğunu nasıl inanırsan, gözünü kapatıp onu hayal edersen bir şekilde.
Beyin o zaman diyor ki evet bu his doğru.
Ama bunu bu insan yaşıyor ve şanslı olacağı bir olgu var.
O zaman daha çok inanıyor ve tutuyor onu.
Ama tabii ki de inanmadan beyin inanmıyor, kalp inanmıyor yine de söylemeyelim mi diyorsanız tabii ki söyleyin.
O da bir etken tabii ki.
Daha üst bir seviyede çalışmasını istiyorsanız hisle söyleyebilirsiniz.
Yani siz kendinizi nasıl tanımlarsınız, nasıl görürseniz bir şekilde insanlar da onu görmeye başlıyor.
Bir de şöyle bir durum var. Frekans ve titreşim olarak da siz kendinizi bir sevgi duyuyorsanız, bir duygu durumu duyuyorsunuz veya kendinizi sevmiyorsunuz diyelim.
Etrafa da bu titreşimi yaymaya başlıyorsunuz ve sizi gören insanlar da bu hissi sizden almaya başlıyor.
Mesela siz kendinizi sevmiyorsunuz, gıcık oluyorsunuz diyelim.
İnsanlar da size gıcık olacak bir şeyler buluyor.
Çünkü sizin titreşim alanınızda Öncelikli olarak siz kendinize bunu yüklediğiniz için insanlar da bunu hisse almaya başlıyorlar ve buna dair olaylar oluyor.
Veya siz kendinizi eleştiriyorsunuz diyelim sürekli insanlar da sizi eleştirmeye başlıyor.
Çünkü sizin bir tarafınız kendinize bunu yaptığı için o frekansı o hissi hissetmeye başlıyorlar gibi bir durum söz konusu.
O yüzden insanların ne dediği değil de bizim kendimize ne hissettiğimiz nasıl gördüğümüz nasıl kelimelerle tasvir ettiğimiz daha önemli aslında.
Bu da çünkü onların hissiyatını ve bakış açısını belirleyip.
Böyle bir gerçeklik var.
Şimdi kelimelerin gücüne geri dönersek oraya somut olarak.
Bir insan hani şey vardır hepiniz biliyorsunuz.
Sabah uyandığınızda nasıl uyanıyorsanız gün öyle geçiyor aslında.
O yüzden nasıl uyandığınız çok önemli gibi bir olgu var evet.
Uyandığınızda işte mutsuz uyanmak, mutlu uyanmak, halsiz yorgun uyanmak veya keyifli uyanmak.
Aslında hayatta bir amaç, bir gaye, bir ilerleyeceğimiz hedef, bir umudumuz varsa daha çok keyifle ve umutlu uyanabiliyoruz.
Ama amaçsız ve hayalsiz ve gerçekten düşüksek mutlu uyanmak çok da söz konusu olmuyor.
Ama bu da şunu söyleyeyim.
İyi veya mutlu, mutlu veya mutsuz olsanız da kelimelerle gününüzü değiştirme gücüne sahipsiniz gibi diyeyim.
Çünkü şöyle bir şey var.
Yani ilk uyandık diyelim.
Hatta şimdi Twitter'da da onun serisini yeniden başlattım.
Hayat bana güzel. Mesela.
Neden güzel? Çünkü sağlıklısın.
Neden güzel? Nefes alıyorsun.
Evin var. Sevdiğin insanlar var.
Hayattasın. Bir şekilde neleri aştın, neleri geçtin.
Yani şanslı olduğunu düşündüğün konuları düşünerek ya evet hayat bana güzel demeyi içten bir şekilde söylerseniz beden, vücut, hisler, beyin, bilinçaltı buna o kadar inanmaya başlıyor ki bir süre sonra hayat
sana güzel olan şeyleri arttırmaya başlıyor.
Yani beyin neyi duyarsa ona inanıyor, sana da öyle bir hayatı yaşatıyor.
Bunu deneyerek görün istiyorum.
Ben mesela bunu gerçekten hayatımda tecrübe edip, deneyip ve sonuçlarını aldığım için %100 keyifliyim bu konuda.
Yani size böyle... Bilimsel olarak %100 kanıtlanan ürünü sunamayacağım şu anda.
Öyle bir araştırma yapmadım.
Ama hayatımdan tecrübe olarak sunarsam gerçekten çalışıyor.
Gerçekten çalışıyor. Ne söylersem, neyi ağzımdan dileme getirirsem hayatım ona göre şekilleniyor.
Yani şöyle düşünün. Hayatınız, yaşadığınız ortam bir oda gibi düşünün.
Ve bu odayı...
Duvarlarını süslemeye başlıyorsunuz.
Kelimelerle yani ya da duvarlara işte resim koyuyorsunuz ve o oda bomboşken sizin koyduklarınızla şekillenmeye başlıyor.
Aynı onun gibi sizin bilinçaltınızı, beyniniz gözlerinizden hayata bakış açınızı da etkiliyor gibi düşünün.
Bakış açınızı etkiliyor, algınızı etkiliyor ve bunlar da ağzınızdan çıkan kelimeler duygu durumlarınızı ve hissinizi ve beyninizi etkilediği için birbiriyle böyle bağlantılı.
Yani siz... Dışarı çıktığınızda gökyüzüne baktığında ne kadar da şanslıyım görebiliyorum gibi bir yerden mutlu da olabilirsiniz.
Gayet her şeye sahipken tat ve keyif almayarak ne kadar şanssızım.
Çünkü şöyle böyle diye bahane bularak kendinizi orada mutsuz da edebilirsiniz.
Şimdi bunlar tamamen kelimelerin oyunuyla da alakalı bir şey.
Veya işte ama kelimesi ya da böyle olumsuz kelimeler sanki bize güçsüzmüş gibi de hissettirebiliyor.
Hani şunu yapmak istiyorum ama şöyle.
Yani orada diyor ki sanki böyle beyin şunu...
Şunu yapman için şundan vazgeçmen lazım ya da şunu yapman gerekiyor.
Resmen böyle bir sorumluluk yükümlülük gibi oluyor.
Ama yerine mesela V kelimesi kullanmak hayatımızı kolaylaştırabilir.
Bir sorumluluğum var ve şunu da yapmak istiyorum.
Aslında ikisi de normal ve birbirini engelleyen şeyler değilmiş gibi.
Yani baktığınızda tamamen bakış açısının değişmesiyle hayatınızın seyri de değişmeye başlıyor.
Benim tavsiyem gerçekten...
Uyandığınızda bu böyle her gün kolay olmayabilir.
Uyumadan önce de çok önemli. Gerçekten çok şanslı olduğunuzu düşündüğünüz konuları aklınızda sıralayın.
Veya hayatın size güzel olduğunun konularını sıralayın.
Tabii ki de hayatın kötü giden gidişatında bunları düşünmek ve yapmak çok kolay olmayabilir.
Ama bunu başardığınızda hayatınızın böyle masa baklarının...
teker teker böyle kademeli kademeli çıkışıyla güzelleşmesini izlemeye başlayacaksınız.
Yani hayat bana güzel çünkü mutluyum, farkındalıklıyım, bilinçliyim.
Her gün gelişiyorum gibi gibi olabilir.
Çok şanslıyım çünkü şu şu şu deyip bu sefer gerçekten hayat size ya bu insan şimdi beyin şöyle diyor.
Diyor ki bu insan şanslıysa ben ona şanslı olacağı şeyler yaşatayım.
Hani ben mesela diyorum ki ben çok şanslıyım.
Şimdi benim beynimde diyor ki ya bu kız Şanslı, çok şanslı.
O yüzden buna layık şeyler yaşaması gerekiyor.
Çok şanslıysa çok şanslı kelimesinin altına hadi dolduralım.
Let's go diyor ve bakış açısını çok şanslı olacak şeylere çeviriyor.
Hayatta onun karşısına öyle şeyler çıkarmaya başlıyor.
En başında demiştik ya evrende hiçbir şey kaybolmuyor.
Ağzımızdan çıkan o kelime. Ben çok şanslıyım dediğim an evrende yayılmaya başlıyor ve hayat şöyle çalışmaya başlıyor.
Bu kız çok şanslıyım dedi ve bu kızın...
Çok şanslı olacağı durumları buna göndermeye başlayalım.
Hani tam sihir gibi duruyor biraz öyle değil mi?
Hani hayatımıza çıkacak tesadüflerin, karşılaşmaların, yaşayacağımız olayların bu gidişatta böyle arttığını gözlemleyebilirsiniz.
Şöyle bir şey var. Denemesi bedava.
Hiç de zararı yok.
İnanmıyorsanız bile bir deneyin.
Aklınıza mantığınızı yatarak denemeniz çok çok daha faydalı olur.
Ama kelimeler çok güçlü.
Aynı zamanda şöyle bir dipnot geçmek istiyorum.
Ettiğimiz küfürler, kötü sözler, şakayla karışık söylediğimiz sözler bile yine aynı şekilde tesir ediyor.
Yani birine yanlışlıkla ya da aslında sevgi dolu bir salak demek bile o kelimeyi karşı taraf duyduğunda onun bilinçaltına tesir ediyor.
Bu çok çok zor olabilir. Ben de yapıyorum bazen ve dikkat etmeye çalışıyorum.
Bu sıra diyelim. Bunları bile söylememek.
Yine ağzımızdan çıkan kelimelere dikkat etmemiz lazım.
Hem kendi hayatımızın hem konuştuğumuz insanların hayatını kelimelerle şekillendiriyoruz.
Gerçekten çünkü biz hisleri, duyguları ve farkında olan varlıklarız.
Ve beynimiz duyduğuna inanıyor.
Gördüğüne inanıyor. İnandığına inanıyor.
Ve hayatını ona göre yaşamaya başlıyor.
Sen şanssız olduğunu düşündüğün dönemde kendini düşün.
Bir sürü şanssızlıklar seni bulur.
Hep benim başıma geliyor. Çok şanssızım.
Bunu dersen...
Hayatta der ki hadi bakalım sen şanssızmışsın.
Gör bakalım daha ne kadar şanssız olabilirsin.
Sana yaşatalım. Şimdi ben mesela eskiden her şey benim başıma geliyor.
Yuduyordum. Ve gerçekten her şey benim başıma geliyordu eskiden.
Sonra bunları öğrendim.
Değiştim. Kelimelerimi değiştirdim.
Bakış açımı değiştirdim. Çok şanslıyım.
İşte hayat bana güzel. Bir şekilde böyle güzel şeyler söylemeye başladım.
Ve her şey güzellikle devam etmeye başladı.
Hayatımda güzel şeyler olmaya başladı.
Eskiye göre daha huzurlu, daha mutlu bir insan olmaya başladım.
Şimdi değişen hiçbir şey yok.
Benim bakış açım, kelimelerim ve farkındalığım değişti.
Bunların değişmesiyle ben hayatıma güzellikleri çekmeye başladım.
Yani bunlar gerçekten...
Farkındalık, kelimelerimi değiştirmem, bakış açımı değiştirmem.
Tabii ki de eylemler, emek vermek ve harekete geçmek de var.
Ama hayatın bunun için işlemeye çalışması da var gibi diyeyim.
Kelimeler çok çok güçlü.
Kelimelerin gücüne inanamazsınız.
Bunları size söylerken kendime de hatırlatıyorum.
Hatta bir diğer şeylerden biri de mesela bir kağıda bunu yazmanız.
İşte hayat bana güzel, ben çok şanslıyım.
Odada görebileceğiniz bir yere asmak ve uyandığınızda onu görmek.
Beyin gördüğüne de inanır ve onu da bilinçaltının arka tarafına atmaya başlıyor.
Bunlar hem zaten çekim yasasında da etkinliği olan şeyler işte spritel konularda ya da vesaire.
Bu arada rezonans kanunu diye bir şey var.
Bu çekim yasası size çok spritel geliyorsa rezonans kanunu araştırmanızı tavsiye ederim.
Rezonans kanunu da daha çok bunun bilimsel olarak...
Açıklanmış hali gibi titreşimler, algızlar, işte bu atom vesaire dediğim olguları rezonans kanunu açıklıyor.
Ve hani çeşkim yasası gibi yaptık oldu gibi değil.
Daha derinsel ve farklı bir bakış açısı sunuyor.
O da mantığınızda yatabilir.
Onu araştırabilirsiniz. Rezonans kanunu diye bir kitap var.
Onu okuyabilirsiniz mesela. Ama hepsinin ortak faydada buluştuğu şey kelimelerin gücü.
Yani kelimelerle hayatınızı inşa etmek mümkün.
Çünkü kelimeler bakış açınızı, bilinçaltınızı değiştiriyor.
Bilinçaltınızın değişmesi sizin değişiminiz.
Yani ben burada size gerçekten altın tepside çok önemli bir bilgiyi veriyorum.
Bunu alıp kullanmak size kalmış.
Hayatınızı, kelimelerinizi değiştirin.
Hayatınız değişsin. Öyle diyorum.
Çünkü... Siz ne söylerseniz onu çekiyorsunuz.
Ya bunu atalarımız da demiş. Bir şeyi kırk kere söylersen olur.
Ne inanırsan onu çekersin vesaire.
Şey diyebilirsiniz burada da. Ya ama öyle hissediyorum o yüzden söylüyorum.
O zaman kötü hissettiğim bir şeyi dile getirme.
Hatta kötü rüyayı anlatmayın derler.
Kötü rüyayı suya söyleyin akıp gitsin derler.
Çünkü kötü bir olguyu ne kadar çok söylersek onun titreşimi o kadar yayılmaya başlar.
Mesela birine anlattığınız başınıza gelen bir şeyi.
Onu söylerken yeniden bu yaşanıyormuş gibi ruhunuz bedeniniz hissediyor o duyguyu.
Başka birini anlatıyorsunuz, onu anlatıyorsunuz, arkadaşınızı anlatıyorsunuz, annenizi anlatıyorsunuz.
O yaşadığınız kötü deneyim 10 kere daha deneyimlemiş gibi beyin, ruh...
Onu yeniden yeniden yaşıyor.
Çünkü hatta bir olay anlatırken şeyi hissedersiniz.
Ya sanki o an tekrardan yaşıyormuş gibi duyguları hissedersiniz kalbinizde.
Sinirlenir, öfkelenir ve o duyguları yaşarsınız.
Veya güzel bir şeyde de böyledir.
Hani güzel bir şey anlatırken de sanki o an yeniden yaşarmışçasına anlatılabiliyor.
Ben öyleyim mesela. Bir şeyi anlatırken öyle duygularıyla anlatırım ve tekrardan onu bedenime, ruhuma yaşatmış oluyorum aslında.
O yüzden yaşadığımız kötü deneyimleri de...
Mesela evet biriyle dertleşmek ve paylaşmak iyi gelebilir.
O yüzden mesela bir kişiye anlatmak.
Herkese dert yanmamak da gerekiyor.
Çünkü onun enerjisini de büyütmüş oluyoruz gibi bir durum söz konusu.
Ama güzel şeyleri paylaşmak işte nazar vesaire o da başka bir konu.
Onu da ama başka bir bölümde konuşalım.
O daha detaylı. Şu nazar işini de çözmek lazım.
Çünkü insanlar... Baya bir hayatında bunun etkisini yaşadığını düşünüyor ama inanmamanız gerekiyor ona da.
Güzellikleri de kendi kendinize tekrarlayın.
Yaşadığınız güzellikleri düşünün.
Onun size verdiği hissi hissetmeye çalışın.
Bu sefer zaten titreşiminiz güzellikle uyumlanıyor.
Yani siz nasıl bir duygu durumundaysanız öyle insanları, olayları yaşamaya başlıyorsunuz.
Öyle insanları çekiyorsunuz. Her şey sizinle alakalı.
Dışarısıyla değil içerisiyle alakalı.
Kelimelerimizi dikkatli seçelim.
Kelimelerin gücünü fark edelim ve hayatını...
bunları böyle bir sihirmiş gibi kullanmaya başlayalım.
Küçüklüğümüzden beri biz yazı yazan varlıklarız.
Öğreniyoruz ilkokulda vs.
Şimdi de sözlerimizi, ağzımızdan çıkan kelimeleri aynı bu şekilde farkındalıkla, bilinçle seçersek daha güzel bir hayata evrileceğini düşünüyorum.
Bunları deneyimleyin. Yani şöyle.
Bir deneyin. Sonuç alırsanız devam edersiniz.
Almazsanız bırakırsınız. Denemesi bedava.
Bunu deneyip böyle hayatınızda olumlu sonuçlar alırsanız da bana yazarsınız.
Çok sevinirim. Çünkü çok mutlu olurum.
Amacım tamamen bir farkındalık yaratmaktı.
Umarım kalbinizde, aklınızda, bilinçaltınızda bir şeyleri aydınlatmışımdır.
Hepinize kocaman sarılıyorum.
Kendinize çok iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
