
Transkript
Evet, merhaba.
Umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilsiniz de sorun değil.
Unutmayın elbet her şey yolunu bulur.
Bugünkü konumuz kabul etmek.
Nedir bu kabul, kabul etmek?
Hayatta aslında bizi yerimizde saydıran, ilerlememizi engelleyen şey bir şeyleri kabul edememek, önümüze bakamamak, yerimizde saymak olabilir.
Bir şeyleri ne kadar hızlı kabul eder ve olanı kabul etmeyi başarırsak hayat o kadar hızlı tekerin dönmesi gibi akışta gidebiliyor aslında.
Atışta olmak, anda olmak dediğimiz bu popüler kültürün ana konuları, ana başlıklarına bakarsak bunların kökenlerin hepsinde aslında bence kabul etmek var.
Reddederseniz, inkar ederseniz, kabullenemezseniz yerinizde saymaya devam ediyorsunuz aslında.
Ama bir şeyleri kabul etmeye başladığınızda hayat daha güzel akmaya başlıyor.
Daha verimli bir şekilde ilerlemeye başlıyor.
Ama bir o kadar da kolay bir şey değil tabii ki bu kabul etme, kabul olayı söylendiği kadar.
Ya kabul et işte falan gibi.
Olmuyor tabii ki.
Bunu bir hatırlamak gerekiyor.
O yüzden kabul edemediğiniz gerçekler olabilir.
Kabul edemediğiniz durumlar olabilir.
Kabullenmek o kadar kolay olmayabilir.
Bunu öncelikle kendinize hatırlatmanız lazım.
Yani kabullenemediğiniz bir gerçek için kendinize yüklenmeyin.
Kendinize kızmayın.
Şimdi şöyle yazdığım yine bir yazıdan yola çıkarak buradan konuşmaya devam etmek istiyorum.
Hayat kabul etmekten geçer.
Olanı olduğu gibi kabul etmek.
Bu eylemsizlikle değildir.
Seçim ve çaba ile elinden geleni yaptıktan sonra değişmeyen gerçekleri kabul etmek.
Kabul etmek ve olanı orada bırakıp yoluna devam etmek.
Kabul edemediğin yerde tıkanıklık olur.
Akışa izin var. Akışa izin vermemiz için önce kabul etmemiz gerekiyor.
Aynı bir nehrin önünün tıkanması ve oranın aslında akışına izin vermeyip reddedip kabul etmememiz ve o tıkanıklığın yolun önünü kapaması gibi aslında hayatımızda belli
başlı şeyler olabilir. Bitişler, üzgünlükler, sevinçler, bazı aksilikler olabilir.
Burada önemli olan hiçbir şey yapmadan eylemsiz bir şekilde kabul etmek değil de gerçekten içiniz rahat bir şekilde vicdanınız rahat bir şekilde elinizden geleni yaptıktan sonra yine de olmuyorsa kabul etmektir.
Ama siz hiçbir şey yapmadan eylemsiz bir şekilde kaderimde bu varmış kaderde böyleymiş ne yapayım işte kabul ettik demek aslında pasifliktir.
Pasif bir kabullenmedir ve bu da aslında hayatımız üzerinde kontrolümüzün olmadığı algısına bizi inandırır.
üzerinde çok yüksek oranda bir gücümüz var yönlendirme yeteneğimiz ve gücümüz bu yönde var ama biz bunu göremiyoruz bazen kolayımıza geliyor bazen uğraşmak istemiyoruz ve kader işte kaderimde var
ne yapayım vesaire gibi olgulara inanıp aslında Kaderci bir kabullenme yapıyoruz.
Yani kaderci bir kabullenmeden bahsetmiyorum.
Bunu yapmayın. Kaderci bir kabullenme tamamen hayatınızın başkalarının tesiri altında devam etmesini kabul etmeniz, göz yummanız ve bir şekilde kendinizin kontrolünü görmemenize
sebep oluyor. Yani hayatınız üzerinde kendi gücünüzü fark etmemenize sebep oluyor.
Çok da mutlu etmeyen, orta halli, geleni gideni, yaşarımı hiç de fark etmez bir hale getiriyor.
Bu yanlış. Öbür türlüsü de çok fazla çırpınmak, çabalamak, olmadığı yerde kabul edememek ve yine yine aşındırmakla alakalı.
Bu da bizi yoran ve yıpratan bir şey.
Hiçbir şey yapmadan kabul etmek de yoruyor.
Bir şeyler yapıp yine de kabul edememek de yoruyor.
Aslında her şey bir denge gördüğünüz üzere.
İki uç da insana zarar veren noktalar.
kaderde varmış deyip bıraktığınızdaki o kabullenme yanlış bir kabullenme.
Ama elinizden geleni yaptığınız halde olmamasını kabul edememek o da yanlış bir kabullenememe şekli.
Çünkü yine bize fayda sağlamıyor.
Bizim burada olması gerekeni şöyle bakmamız lazım.
Ben elimden geleni yaptım mı?
Birinci soru bu. Kendinize bunu sorayım.
Yaptıysanız tik. Yine de olmuyor mu?
Olmuyor. Tamam. Artık yapacak bir şeyim var mı?
Yok. O zaman durumu kabul etmek.
Böyle olması gerekiyormuş. Benim yapmam gereken bir şey kalmadı.
Yapabileceğim hiçbir şey yok.
Yani asıl olay şu.
Değiştiremeyeceğiniz gerçeklikle yaşarken kendinizi onunla beraber yaşayıp kendinizi alttan alta bir işkence etmiş oluyorsunuz.
Üzmüş oluyorsunuz. Yıpratmış oluyorsunuz.
Orada bir kısır döngüye dönüp kendimizi kendimize debelenmiş oluyoruz.
Gerçekten mantıksal bir şekilde şunları sormamız gerekiyor.
Elimden geleni yaptım mı? Evet.
Yine de değişebiliyor mu?
Hayır. Olay bu mu?
Evet. Benim gücüm yeter mi bunu değiştirmeye veya benim imkanım var mı?
Hayır. O zaman ne kalıyor bana seçenek olarak?
Kabul etmek. Bunun böyle olması gerektiğini, yapılabilecek bir şey olmadığını ve değiştirmeye gücümüz olmayan şeylerin bizi üzüp üzüp durmasından ziyade Gerçekten sakin bir
şekilde ve mantık çerçevesini kabul etmek en büyük çıkış yollarından biri.
Burada şimdi bir diğer yazıyı okumak istiyorum yazdığım.
Bu arada bunlar tweetlerim oradan okuyorum bilmeyenler için.
Olmuyorsa takılı kalma.
Kabul et ve önüne bak. Hayat ileri doğru akar ve yol oraya doğrudur.
Yolun ilerisi şu andan daha güzel ama sen ilerlemediğin için göremiyorsundur belki de.
O yüzden ileri doğru bak.
Yönünü yeniye çevir.
Gerçekten ileride bizim neleri bekleyeceğini bilmediğimiz için aslında şu anın kabul edemediğimizin ve bizi üzen şeyin daha iyi olduğunu düşünme yanılgısındayız ama öyle değil.
İlerisi bir soru işareti ve bilinmezlik olduğu için Çok güvenemiyoruz.
O riskli geliyor. O yüzden de şu anda yarım yamalak olanı kabul etmeyip orada çırpınmak daha kolay geliyor.
Aslında öyle değil. Siz şöyle bir şey söyleyeyim.
Elinizden geleni yaptıysanız, her şeyi denediyseniz ve yapacak bir şey yoksa veya kötü veya iyi bir olay için olsun bu.
Gidecek yollar yapılacak şeyler bittikten sonra kabul ederseniz hayatınızın ileri versiyonunda onun gerçekten 2 katı 5 katı 10 katının daha güzeli geleceği bir sistem her türlü var.
Çünkü siz elinizden geleni yaptığınız olmadı ve gerçekten buna ne derseniz deyin evren yaratıcı Allah bir şekilde sistem şunu görüyor.
Sen çalıştın çabaladın emek verdin tamam burada olmuyormuş ama demek ki daha iyisi daha iyisi daha güzeli ileride olacak.
Orada kalma ileride.
doğru yürümeye başla. O ilerideki yol çok aydınlık.
Geçmişte senin yoğurduğu ve orada tıkanık yerde kalmayı şu an sen tercih ediyorsun.
Senin bir iraden var. Bu bir kaderinde yazılı bir şey değil.
Bunu fark et. Sen bu geminin kaptanısın.
Bu gemi senin gemin ve o geminin yönünü çevirme gücüne sahipsin.
O yüzden tıkanık kalan yeri artık Değiştiremiyorsak, düzeltemiyorsak, gücümüzün yetmediği bir şeyse kabul etmeliyiz.
Kabul ettikten sonra biz ön üzerimize düşeni yaptığımız için ödülümüz ileriki yollarda.
Önümüze bakarsak, kabul edip yönümüzü ileriye çevirirsek orada bir aydınlık var.
O aydınlığa doğru yürümeyi seçin.
O aydınlığa yürüdüğünüzde zamanı gelince O üzüldüğünüzün aksine çarpı 10 katı kadar daha güzel olacak ve o zaman işte şaşıracaksınız.
Diyeceksiniz ki evet ben bunu hak etmiştim.
Çünkü ben bunu hak ediyorum, daha güzelini hak ediyorum, daha iyisini hak ediyorum.
Demek ki o zaman olmamasının bir sebebi varmış.
O zaman olsaydı bundan daha güzel olmayacaktı belki.
O yüzden hayat gerçekten sürprizlerle dolu.
Hiçbir emeğiniz, hiçbir çabanız boşa gitmiyor.
Lütfen böyle düşünmeyin.
Sadece belki de daha zamanlı değil.
Belki doğru zaman, doğru yer, doğru mekan, doğru zamanlama değil bu kadar.
Evrene güvenin, çabanıza, emeğinize güvenin ve olanı olduğu gibi kabul edin.
Ama emeksiz olanı demiyorum.
Tekrardan hatırlatıyorum. Çabanız, emeğiniz olmuştur ve artık yapacak hiçbir şeyiniz yoksa gücünüzün yetmediği şeyin sizi üzmesine daha fazla izin vermeyin lütfen.
Yolun sonu aydınlık.
Bana güvenin, evrene güvenin.
Bana değil de evrene ve yaratıcıya güvenin.
Ben bunu aslında kendi deneyimlerimden yaşadığım için size de anlatmak istiyorum.
Kabul etmek evet o kadar kolay değil ama içiniz rahatsa, vicdanınız rahatsa elinizden geleni yaptıysanız yine de yapacak hiçbir şeyiniz yoksa kabul edemiyorsanız orada kendinize kötülük yapıyorsunuz.
O kısır döngüde kendi kendinizi tutuyorsunuz, aşağı çekiyorsunuz, kendinize haksızlık yapıyorsunuz.
O yüzden kabul etmek hem hakkınız olan hem de ihtiyacınız olan hem de yolun ilerisindeki o aydınlığa size götürecek olan.
Umarım. Anlattıklarım kafanızda bir şeyleri aydınlatmıştır, bir yerlerde bir yerlere dokunabilmişimdir.
Hepinize kocaman sarılıyorum, kendinize çok iyi bakın, görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
