
Transkript
Evet merhaba.
Umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın. Elbet her şey yolunu bulur.
Birazcık aradan sonra tekrardan bir aradayız.
Şimdi bugünkü konumuz her şey gerçekten senin mi başına geliyor?
Bütün kötülükler seni mi buluyor?
Bütün kötülükler beni mi buluyor?
Niye hiçbir şey bir şekilde düzelmiyor?
Bütün terslikler bütün bu dünyada sadece benim mi başıma geliyor sorularını konuşacağız aslında.
Şöyle dönem dönem belki birçoğunuz bu soruları hayata kendi kendinize sormuşsunuzdur.
Her şey benim başıma geliyor.
Neden böyle oluyor?
İşte bir türlü istediğim ilişki olmuyor.
Bir türlü iş hayatında istediğim gibi gitmiyor.
Ailemle bir şeyler düzelmiyor.
Ya da bütün terslikler beni buluyor.
Neden? Neden? Neden? Şimdi şöyle öncelikli olarak böyle bir şey aslında yok ve var.
İki türlü bunun cevabı var.
Her şey senin başına gelmiyor.
Her şey herkesin başına gelebiliyor.
Sadece bunlarla mücadele etme, bunları yönetme ve dönüştürme ve değiştirme tepkilerimiz bunu belirliyor aslında.
Nasıl? Şöyle. Aslında herkesin başına gelecek kesin bir şey var.
O da ölüm ve hastalık veya zorluklar dönem dönem insanların yaşadığı şeyler.
Mesela işte ölüm herkesin başına gelecek mi?
Evet. O zaman bu dünyada yaşadığın zorluklar bir tek senin başına mı geliyor?
Hayır. İşte diyelim ki kötü.
Senaryoları düşünelim.
Pırasız kalmak, iş kaygısı, iş bulamamak, aileyle sorunlar, aldatılmak, yalan söylenmesi, ilişki problemleri olabilir.
Başka bir çok problem olabilir.
Aklına ne geliyorsa ve şu an hangi problemi yaşıyorsan bu bir tek senin başına gelmiyor.
Ve yalnız değilsin.
Bir tek senin başına sürekli geldiğini sanmak sadece kendi hayatını görüyor olmandan bu da çok normal.
Ama yarın ne bileyim...
Senin başına gelen başkasının başına gelebilir.
Yarın çözülen şeyler ne bileyim tekrar sorun olabilir.
Sorunlar kalkabilir.
Bunlar hep değişken şeyler.
Hastalık herkes içindir.
Ölüm herkes içindir. Ayrılıklar, yaşamlar, sevinçler, mutsuzluklar, dönüşümler.
Bunlar aslında bir tek senin başına gelmiyor.
Bunu hatırlamak çok çok önemli.
Ve burada hep benim başıma geliyor demek kendini mağdur konumuna koyduğunda o baktan çıkamamanı, o kısır döngüyü daha da yoğunlaştırmana sebep oluyor.
Aslında bir şeyler olduğunda her şey benim başıma geliyordan ziyade bu herkesin başına gelebilir.
Evet, geçecek mi?
Geçmesi için çabalayacağım, elimden geleni yapacağım ve daha iyi odaklanıp o yönde emek vereceğim diye niyet etmek gerekiyor.
Olmadığını da kabul etmek, belki bir bu süreçse sabretmek.
Çünkü senin şu an başına gelen yarın başkasının da başına gelebilir veya şu an başkasının başına gelen güzel bir şey yarın senin başına da gelebilir.
O yüzden hayat belirsiz soru işaretleriyle doluyken varolunun acıyı büyütmemize sebep oluyor aslında.
Bu mağdur görmek, kendini eksik görmek ve hep benim başıma geliyor o hissiyatıyla kendini çıkmaza süreklemek.
Yani bunun cevabı şu ki her şey senin başına gelmiyor.
Mağdur değilsin, güçsüz değilsin, çıkmaz da hiç değilsin.
Her şeyin bir çözümü var.
İyi bir şey mi oldu? O da geçebilir.
Kötü bir şey mi oldu? O da geçecek.
Aslında kalıcı bir iyi vizyon da yok, kalıcı bir kötülük de yok.
Hepsi gelip geçici. O yüzden tutunup kötü şeylere benim başıma geliyor, ben bir mutlu olamadım, şanssızım şöyle böyle dedikçe onu çoğaltıyoruz ve daha da dibe çökmeye başlıyoruz.
Olan bu aslında. Kişi ne zaman fark ederse ki her şey benim başıma gelmiyor, herkesin başına bu problem gelebilir.
Dünyanın en büyük problemi olsun bu.
Bu hepimizin yaşayabileceği ihtimaller dahilinde ve seninle beraber bunu birçok kişi yaşıyor olabilir şu anda.
O yüzden yalnız değilsin ve bütün dünya sana karşı değil veya dünya oturup evren işte yaratıcı işte bu insana bunun en kötülükleri verelim.
Ve hep bu döngüde yaşasın işte en mağduru o olsun gibi bir garezi yok kimsenin.
Ama sen kendini böyle gördükçe daha da kötüyü çektikçe bu şey büyümeye devam ediyor aslında.
Kişi ne zaman fark ederse her şeyin aslında hep onun başına gelmediğini ve herkesin onun gibi zorluklar yaşadığını, hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi mükemmel olmadığını o zaman bakış
açısını değişiyor. Kendini mağdur görmemeye başlıyor.
Ve mağdur görmek şöyledir aslında sorumluluğu.
Dışarı atmaktır. Hep benim başıma geliyor.
Eee sen bu sorun için bir şey yapıyor musun?
Yapmıyorum. Sürekli oturup sızlanıp ağlayıp ya da kendimi mağdur görüyorum.
O zaman değişmeyecek bu sistem.
Sen kendin için bu sorunla alakalı ne yapıyorsun?
Emek veriyor musun? Değişim için bir şey çabalıyor musun?
Bu aynı şekilde mesela aynı tip insanlarla ilişki yaşayıp hüsrana uğramakla da benzer.
Yani sen kendini değiştirip sınırlarını koruyup artık benzer insanları hayatına almayarak bir değişiklik yapıp emek verdiğinde zaten farklı insanları alıyor hale geleceksin.
Veya yalnızlığını sırf yalnızlık geçsin, yalnız kalmayayım diye aslında uyumsuz insanları dahil ettiğinde yine sıkıntılı bir ilişki içinde kendini bulduğunda aslında orada kendini mağdur göremezsin bir seçim hakkın.
Bir yollarda gitme, emek verme, değiştirme gücün var.
Kendi gücünü kenara bırakıp mağduru oynamak, üzülmek ve benim başıma geliyor demek aslında kendine yaptığın bir haksızlık.
Çünkü burada mağdur görüp, üzülüp, ağlamak, benim başıma göre ne yapayım, kendini çaresiz görüp sadece sızlanıp bütün dünyaya kızmak, insanlara suçu atmak kolay olan
aslında. Burada kolay olmayan ve emek isteyen taraf iste, her şey benim başıma gelmiyor.
Ben bunu değiştirmek istiyorsam ne yapabilirim?
Plan program yapmalıyım, emek vermeliyim, elimden geleni yapmalıyım.
Yine mi olmuyor? Tamam o zaman bırakabilirim ve yine ağlamak değil ya da sızlanmak, mağdur görmek kendini değil çözüm.
Çabalamak, emek vermek, olmadığında kabul edebilmek, bundaki sabır ve bekleyiş sürecini görebilmek, bir gün bunun da geçeceğini fark etmek.
Çünkü bir şeyler zamanla değişir, dönüşür.
Bazen bazı zorlu şeylere zamanla daha farklı yerlere koyarak alışabiliriz.
O yüzden kendimizi zorlamamalıyız.
Her şeyin bizim başımıza gelmediğini fark etmeliyiz aslında.
Böyle böyle problemler de küçülmeye başlıyor.
Daha çok sabır etmeyi öğreniyorsunuz.
Daha çok emek vermeyi, kendi hayatınızın maddi manevi sorumluluğunu almayı, tökezlediğinizde bile biraz durup dinlendikten sonra tekrar ayağa kalkabilmeyi öğrenmeye başlıyorsunuz.
Aslında büyümek de biraz böyle bir şey sanırım.
Çünkü çocukken tökezleyip ağladığında veya kendini mağdur gördüğünde sığınabileceğin bir anne baba eve beyin ya da etraf varken artık bireyselleştiğin ve olgunlaştığın, sorumluluğunu aldığın, daha tek başına
kendi kendine sorumluluğunu alman gerektiğinde gerçekten büyümüş oluyorsun.
Bu sadece maddi değil manevi taraftan da aslında çok önemli.
Manevi anlamda kendini büyütebilmek, kendini mağdur görmeyip değiştirme gücünü fark etmekten geçiyor aslında.
Sen şu an hangi problemi yaşıyorsan bu konuda çok güçlü bir irade gücüne, emek verme gücüne sahipsin.
Sadece farkında değilsin.
Kendine belki biraz dinlenmek için zaman ayırdıktan sonra ayağa kalkıp her gün minik minik isteğinle alakalı emekler vererek, çabalayarak bir şeyleri değiştirmek için neler
yapabilirim diye düşündüğünde zaten o mağdur koltuğundan kalkıp gücü eline alan ve bir şeyleri olumlu yönde de yapılandıran birine dönüşmeye başlayacaksın emin ol.
Burada hani biraz sosyal medya ve etrafımızın da etkisi...
negatif anlamda var harika görünen hayatların arka planında yatan mücadeleyi dönüşümleri zorluklardan sonra uğraşan insanların çabalarını görmüyoruz sadece totalde sonuca bakıyoruz veya o
kişinin göstermediği boyutta neler yaşadığını psikolojik maddi manevi neler olduğunu bilmiyoruz sadece sunulan o Renkli dünya işte sunulan Instagram veya Twitter her
neyse dışarıdan sosyal medyada insanların anlık olumlu hayatlarını gördüğünde ve kendinde olmayan şeylerse ister istemez zihin kıyasa giriyor ve ben geç kaldım ben yapamadım şöyle böyle o daha
iyi bu daha iyi. Bunlar sadece zarar yani olumlu bir katkısı olmayan kıyaslardan ibaret.
O yüzden bunun kendinizi istemsiz yaptığınızı fark ettiğinizde dikkatli olup Farkında olmak ve böyle bir şey yaptığınızda bunun içinden çıkmak çok önemli.
Çünkü bu mağduriyetinizi, kendinize üzülmenizi, acımanızı, her şey benim başıma geliyor hissiyatını arttırabilir.
Bu arada hani bunun çözümü kendine kızmak, eleştirmek değil.
Daha şefkatli bir yerden her şey benim başıma gelmiyor.
Bu yaşadığım. Birçok insanın başına şu an geliyor olabilir.
Daha önceden, yıllar önceden gelmiş.
Onlar yaşamış bunu atlatmış olabilirler.
Veya yarın başkalarının başına gelecek bir olay da olabilir.
Çünkü dünyanın sonu sadece dünyanın sonuyla gelecek.
Yaşadığımız bir zorluk bize ne kadar acıya dünyanın sonu gibi gelse de dünyanın sonu değil.
Evet zor, acılı, gerçekten sınav olan birçok şey yaşayabiliyoruz.
Çok normal bunların bizi üzmesi, acıtması, yerle bir etmesi.
Bir tek bizim başımıza gelmiyor.
İnsanların dönem dönem yaşadığı ve herkesin başına gelebilecek şeyler.
Bu yüzden kendini bireyselleştirip, yalnızlaştırıp ve mağduriyetini en üst seviyeye getirip her şey benim başıma geldi, en zorlanan benim gibi kendini
daha fazla aşağı çekme lütfen.
Çünkü yalnız değilsin, yalnız değiliz.
Herkes dönem dönem.
Bunları yaşıyor veya yaşayacak veya yaşadı.
Bunu hatırlamak, bunu bilmek kendini o izolasyondan, o mağduriyet bilincinden çıkaracaktır diye düşünüyorum.
Kendimce bunları sizinle konuşmak istedim.
Bilmiyorum. Umarım birilerinin kafasında bir şeylere ışıklar açmışımdır.
Ve faydası olur bu konuştuklarımızın.
Yani son olarak şunu söylemek istiyorum.
Mağdur değilsiniz. Ve her şey sizin başınıza gelmiyor.
Lütfen bunu kendinize yapmayın.
Görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
