
Hayat tam da bitti sandığın yerden daha güzel başlar.
22 Ocak 2022 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Evet, merhaba.
Umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın elbet her şey yolunu bulur.
Az önce bir tweet attım ve o tweeti attıktan sonra dedim ki bunu mu konuşsak biraz?
O tweeti okuyarak başlamak istiyorum bu podcast'e.
Sonrasında zaten konunun gidişatında ilerledikçe anlayacağız neler konuşacağımızı.
Tweet şöyle, yazdığım yazı şöyle aslında.
Zaman geçer, hayat akar ve yaşamlar değişir.
Duygular şekil değiştirir.
Sen yeniden başlarsın, yeniden heyecanlanır ve yeniden aşık olursun.
Hayat tam da bitti sandığın yerden daha güzel başlar.
Hiçbir şey aynı kalmaz.
Akar gider. En güzeli de budur zaten.
Bunu kendi kendime sesli okurken sonra dedim ki bu konu hakkında konuşmalıyım sanki.
Öyle hissettim, bilmiyorum.
Hayat gerçekten akar, zaman geçtikçe duygular şekil değiştirir.
Her insan değişir evet, her durum, her olgu.
Ve yeniden aşık olursun, yeniden seversin, bir şeyler başlar ve biter.
Hayatın kendi olgusu budur zaten.
Yaşarız, sonra ölürüz ve hayat hep bir akışkanlıkla değişken haldedir aslında.
O yüzden bir yerlerde takalı kalmak ruhumuza ve bedenimize, zihnimize ağır gelir diye düşünüyorum.
Her şeyi kontrol edemeyiz.
Her şey her an değişebilir ve bu değişkenlik insanlık için, insanlığımız için, ruhumuz için, bazı acılarımız için gereklidir de.
Zamanın bir şeyleri unutturması, zamanın bazı acılara ilaç olması iyidir aslında.
Çünkü hepimizin acıları, zorlandığı noktalar kopmuyor.
gerektiği yerler vardır ve bunlar zamanla geçer ve hayatın akışında bir şekil parça parça zaman geçtikçe kendiliğinden gittiğini görürüz.
Burada önemli olan şudur ki yaşadığınız duyguya o an neyse ona eşlik etmek.
Yani bir acı duygusu varsa mutsuzluk, üzülmek, heyecanlanmak, aşık olmak, sevinmek hangi duyguysa Acı çekmek.
Bundan kaçmamak gerekiyor.
Yani bir yer bizi acıtıyor diye bu neden böyle hissettiriyor, bunu hissetmek istemiyorum diye kendi tatlı canımızı korumak için ondan kaçıp onu reddedebiliyoruz.
Bu da gayri ihtiyari olabilir.
Bazıları tabii acı çekmeyi yaşayabiliyor sağlıklı.
Bazıları da kaçıyor. Bazıları fazla çek edebiliyor.
O da sıkıntı tabii ki.
Burada olması gereken bir şeyler yaşanıyorsa layığıyla onu...
Kettiği değeri vererek hakkıyla duyguya eşlik etmek aslında.
Bir şeyler olmadı mı?
Üzdü mü? Tamam canının yanması sorun değil.
Otur üzül. Bunda hiçbir sakınca yok.
Kaçma. Üzülmekten korkma.
Üzülmek sana zarar vermeyecek.
Sadece o duyguyu yaşama ihtiyacın giderilecek ve rahatlayacaksın.
Bunu böyle bakınca hiçbir duygu, hiçbir acı, hiçbir duygunun karşılığı korkutucu gelmemeye başlıyor.
Öyle de olmalı zaten. O yüzden aşk acısı, birini kaybetmek, üzülmek, başarısızlık hangi duygu acıtıyorsa, hangi duygunun verdiği hissiyat üzüyorsa ve aşağı
çekiyorsa ondan korkmadan, çekinmeden yaşamak bizi o hayatın akışına geri döndürecek diye düşünüyorum.
O yüzden evet zaman geçer, hayat akar, yaşamlar değişir.
Bu güzeldir de. Güzel olmasa da...
Acıtsa da kötü değildir çünkü bizi daha farklı yollara götürür.
Nehirin sağ yolundan da gidebiliriz, sol yolundan da gidebiliriz, ortadan da gidebiliriz.
Hangi yoldan gidersek gidelim bu kötü veya yanlış olduğunu göstermez.
Ve evet sen yeniden başlarsın.
Yeniden heyecanlanır ve yeniden aşık olursun.
Aşk tek kişiye mahsus değildir ya da bir olguya bir zamana.
Aşk sonsuzdur. Her yerde var olur.
Her yerde yeniden başlatılabilir aslında.
O yüzden bunları hatırlamak, bunları izin vermek, yaşamak ve bitmesinin zamanını görmek gerekiyor.
Çünkü hiçbir şey mantığımızla kontrol edemeyeceğimiz kadar değişken aslında.
Ona bir süre belirlememek ve...
Ona izin vermek gerekiyor.
Tamam işte iki gün üzüldüm bitsin artık diye aceleyle üzerini kapamamak da gerekiyor.
Çünkü her ruh eşsizdir ve her ruhun yaşaması gereken duygu kendine hastır aslında.
O yüzden kendinize daha şefkatli olmak, daha yardımseverce davranmak faydalı olabilir.
Çünkü duygularınızın tükenme oranı değişebilir.
İki ay üzüldüm, iki gün üzüldüm, bir hafta üzüldüm bitmiyor diye paniğe kapılmak sizi sadece o bataklıkta daha da aşağı çeker.
Bitmediyse demek ki daha tükenecek şeyler var demektir.
Bunu kabul etmek, görmek çok çok önemli ve ruhumuza rahatlatıcı olacak olan da budur aslında.
Ruhumuzun ihtiyacı olan da budur.
Hayat tam da bitti sandığın yerden daha güzel başlar.
Evet bu böyledir. Bitti sandığın yerden seni şaşırtır, daha güzel farklı çiçekler yaşartır.
Çünkü şunu bilirsiniz, duymuşsunuzdur.
Gecenin en karanlığı aydınlığa en yakın olandır.
Çaresiz hissettiğin an yeniden doğuşun olacağı andır.
O yüzden her neredeysen, her nerede dipte olduğunu hissediyorsan üzülme.
Yeniden çıkman çok çok yakın.
Tam da bitti sandığın yerden daha da güzel başlayacak.
Sadece zamanı var.
Güven o zamana ve kendine izin ver.
Hiçbir şey aynı kalmaz.
Evet, akar gider. Ama sen izin verdiğin sürece.
Sen ona izin verirsen, önünü açarsan o...
Bir nehirin akışı gibi kolaylıkla akar ve gider.
En güzeli de budur zaten.
İnsan olmanın, hayatın, akışın ve akışkanlığın kontrol edemediğimiz noktalarına izin vermek, eşlik etmek aslında.
Umarım... Hepiniz bir yerlerde yaşadığınız duygulara izin vermenin güzel olduğunu fark eder, sağlıklı olduğunu görür ve buna izin verirsiniz.
Hiçbir duygu aslında yaşanmamaya değmeyecek kadar korkutucu değildir.
Her duygu bizim için, her ruh hali, her yaşantı ve yaşadığımız her olay.
Her insan bize bir şeye katar, her olay bize bir şeye katar ama biz o katılanı görmek istediğimiz sürece.
Şunu unutmamak gerekiyor, başımıza bir şeyler geliyor ama o gelen olaylardan...
Ne kadar çıkarım yapabiliyoruz?
Ne kadar farkındalık yaşayabiliyoruz?
Ne kadar hayatımıza katabiliyoruz?
Bu önemli. Yerimizde de sayabiliriz.
Yine kendimize yüklenmemek gerekiyor.
Ama önemli olan ve değişmeyen bir gerçek var ki izin vermediğin her duygu tekrardan gün yüzüne çıkmak için o halı altında seni bekliyor olacak.
O yüzden ne onunla savaş ne süreci uzat.
Gel şu an otur ve o duygunla yüzleş.
Ben hangi duygudan kaçıyorum?
Bu çok kolay bir soru da olmayabiliyor genelde.
Çünkü ben hangi duygudan kaçıyorum acaba diye arka tarafı yoklamak, içimizi yoklamak, ruhumuza bir bakmak biraz cesaret istiyor.
Ama sen eminim ki o kadar cesur olabilirsin.
Neleri neleri yaşadın, hangi duygulara eşlik ettin, hangi günlerden geçtin bir hatırla.
Evet kolay olmadı ama kimse de kolay yollardan geçmedi.
Şimdi tüm dünyanın yükü belki senin üzerindeymiş gibi geliyor olabilir ama...
Emin ol hepimizde o yüklerden var.
Sen bunu hissederken yan komşun, başka şehirdeki başka bir insan, hiç tanımadığın yanından geçen arabadaki o şoför aynı duyguları düşünüyor belki de.
Ve dün belki birini kaybeden ya da başka acılar çeken insanlar elbet bunu bir gün düşündü.
Ya da 100 yıl önce, 500 yıl önce yaşayan her insan belki bunu bir gün düşündü tabii ki.
O yüzden yalnız değilsin, evet.
Hepimiz bazen böyle şeyler hissedebiliyoruz.
Eğer bir noktada sıkışmış hissediyorsan, Başka sıkıştığın anlardan olduğunu ve bunun da normal olduğunu hatırlamak önemli.
Aslında her söylediğimin ana noktası yine şu baga geliyor ki.
Kendine yüklenmemek ve kendine daha şefkatli davranmak.
Sen aslında fark etmeden kendi kendine fazla sorumluluklar veriyor olabilirsin.
Kendine yükleniyor olabilirsin ve içinde bu sıkışma, bu çatışma devam ediyor.
Sen kendini tölere göstermezsen, daha şefkatli davranmazsan kim davranabilir ki?
Sana senden daha yakın hiç kimse yok.
Bunu hatırlaman, kendine dönmen gerekiyor aslında.
Kendine olan bu dönüş ancak kendini fark etmen ve korkularınla yüzleşmen ve duygularını eşek etmenle başlayacak.
O yüzden bunu yapabileceğini tekrar hatırlayabilirsin.
Bu süreç evet biraz sancılı, biraz uzun, biraz karmaşık olabilir.
Böyle bir aydan, böyle bir süreçten de geçiyoruz.
Ki böyle süreçler hep de olur.
Bunlar korkutucu değil. Düşmek korkutucu değil.
Düştüğünde... Neyle kalktığın aslında olay ve düşmek sana daha güçlü kalkman için gelen bir hediye, bakış açısı.
Yani kötü şeyleri olumlamak ve pozitiflemek değil niyetim.
Niyetim sadece olanı görmek ve detaylardaki iyiyi görmenizi sağlamak.
Duygulara eşlik ettikçe onlar...
Halının altından çıktıkça korkularımız veya duygularımızı bastırmadan, korkmadan acılarımızı, üzgünlüklerimizi yaşadıkça zaten kendiliğinden onlar akıp gidecekler.
Neydi? Zaman geçerdi.
Hayat akar. Yaşamlar değişir.
Duygular şekil değiştirir.
Duygularımız her gün şekil değiştirmeye devam ediyor.
Her sene, her an, her ay.
O yüzden... İnsanlar değişkendir.
Biz değişkeniz. Duygularımız, hislerimiz.
İnsanlar değişiyor.
Olaylar değişiyor.
Hayat değişiyor. Zaten değişmediğinde rutine düşünce de onu da sevmiyoruz.
Yani birazcık memnuniyetsiz bir tarafımız var.
Sanki huysuz bir yaşlı insanmış gibi.
Bunu da fark etmek gerekiyor.
Her süreç kendine hastır, kendine özeldir.
Her ne yaşıyorsan ona ihtiyacın var.
Zaten bu da akıp gidecek.
Hiçbir şey kalıcı değil. O yüzden sen yeniden başlarsın.
Yeniden heyecanlanır ve yeniden aşık olursun.
Buna ne kadar inanırsan bu, bu kadar olur.
Hayat tam da bitti sandığın yerden daha güzel başlar.
Lütfen bitti sandığın yerde kendinden vazgeçme.
Ne kendinden, ne ruhundan, ne de hayatından.
Çünkü hiç beklemediğin anda, hiç beklemediğin o sabahlar doğmak için yeniden yeniden gelirler.
Hiçbir şey aynı kalmıyor, akıp gidiyor.
Ama biz izin verdiğimiz sürece.
O yüzden kendinize izin verin.
Her duyguya, her hisse, her düşünceye.
Çünkü buna değeriz.
Bu yaşam bir kere geliyor.
Bu hayat... Bu hayatta en önemli varlık biziz.
Siz kendinize, duygularınıza, iç dünyanıza bastırdığınız duyguları yaşamaya hak vermek, onları korumak, kendimizin yanınızda olmayı hatırlamamız gerekiyor.
Kendinize yüklenmeyin.
Hayat akar, hayat değişir.
En güzelleri en zorlu anlardan sonra gelir.
Kendinize çok iyi bakın.
Umarım... Bir şeyleri fark ettirmişimdir, aydınlatmışımdır.
Birilerinin kalbine sarılabilmişimdir.
Kendinize çok iyi bakın.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
