
Transkript
Evet merhaba umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın elbet her şey yolunu bulur.
Bugünkü konumuz güven, güvenmek, güven problemi.
Aslında biraz bununla yakında konuşmak istiyorum.
Bayağıdır podcast yeni bölüm gelmiyordu.
Çok uzun zamandır aklımda bir şekilde kısmet olmadı ama şu an kaydedebildiğim için gerçekten mutluyum.
Çünkü çok fazla soruyordunuz.
Hangi konu hakkında konuşsak diye aslında birçok kez sordum.
Bu konuyu da daha önceden aklımdaydı.
Çünkü çoğu insanda oluşabilen bir şey.
Bazen dönem dönem ortaya çıkan, artan, bazen azalan bir şey olduğunu düşünüyorum.
Ve bu bir insanla sınırlı değil aslında.
Hani bir insana güvenememek değil de hayata da güvenememek gibi bir durum var.
Veya olaylara, durumlara, akışa, yarına bir güven problemi aslında bir arkasına yatan kaygıyla alakalı olduğunu düşünüyorum.
Öncelikli olarak neden oluşuyor?
Biraz bunları konuşalım.
Benim düşüncem şu ki aslında hepimizin çocukluğuna...
Yani birçok şey gibi bence bu güven problemi de çocukken yaşadığımız güvensizliklerle alakalı diye düşünüyorum.
En basitinden işte çocuğa verilen bir sözün tutulmaması ile beraber bana söylenen şey olmadı ve demek ki söylenmesi...
Yeterli değil olması için ve burada bir güvensizlik oluşuyor.
Çok basit ama şimdi de aslında insanlara güvenemememizin en temeli söylediği şey ya doğru değilse kaygısı aslında veya şüphesi diyebiliriz.
Evet doğru olmayabilir.
Şimdi bu güven problemiyle alakalı insanlar arkadaş ilişkileri ya da normal ilişkiler de kuramaya başlıyor veya hep şüpheli yaklaşmalar olabiliyor.
Ya da güvendim de ne oldu ya da güvendim ve güvenim sarsıldı gibi.
Bir yerden kalp kırıklıkları olmuş olabiliyor ve bu yüzden de insanlar artık güvenmek istememek gibi durumlar olabiliyor.
Çok normal. Bence her şeyde olduğu gibi burada da bir denge önemli.
Dengeye ihtiyacımız var.
Yani ne demek? İnsan hata yapabilen bir varlık aslında.
Ben de, sen de, hepimiz, her insan.
Hata yapabilir, yarın değişebilir, yarın ne olacağı hiç belli değil ve insanlar %100 güvenilir değildir.
Bu bir gerçek. Öncelikle bu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor bence.
İnsanların %100 güvenilir olmadığı biraz can sıkıcı olabilir.
Evet keşke %100 güvenilir bir insan olsa ama yok.
İnsanlarla ilişki kurmak zaten yüzyıllardır hep riskle bir şey olmuştur en temelinde.
Yarın bitebilir, kopabilir, hastalık var, ölüm var.
Her şey bir gerçeklik evet.
Ama bu güvenle alakalı baktığımızda en temelde bence %100 kimseye güvenemeyiz.
Gerçeğini kabul etmek gerekiyor.
Ve bu acılı ve dramatik bir yerden değil aslında.
Evet %100 kimseye güvenemeyiz.
Çünkü %100 güveni sağlayacak bir...
İnsan oluşmayabilir çünkü insan hata yapmaya meyilli bir varlık.
Yapabilir, yapmayabilir. Belki bir insan 80 yılaşıyorsa diyelim, 80 yıllığını çok güvenilir bir insan olarak geçirebilir ama illaki hayatında güvensizlikler yapmıştır.
O yüzden bir insanı böyle %100 güvensiz bu, %100 güvenilir insan gibi keskin sınırlarla böyle ayırmak aslında çok acımasızca olabiliyor.
Tabii ki bazı insanlar direkt güven vermeyen.
tipte olabilir. Çok yalancı olabilir.
O ayrı konu. Şimdi öncelikli olarak dediğim gibi bence birinci öncelik İnsanların %100 güvenilir olmadığı gerçeğini normal bir yerden kabul etmek aslında.
Mantıkçıl bir yerden. Yani dramatize edip üzgün bir yerden değil de mantıkçıl bir yerden.
Evet insanlar %100 güvenilir değildir ama %100 güvensiz de değildir gibi bakmak gerekiyor.
İkinci olarak da insanlara şans vermek gerekiyor.
Tanınmak gerekiyor zamanla.
Arkadaş olur normal ilişkilerde de olabilir.
Aile, yaşam, iş hayatında olabilir.
İnsanla ilişkilerde.
Bir insanı tanırken direkt önyargıyla, bazı çıkarımlarla, varsayımlar yapmak aslında oradaki enerjiyi de tıkıyor ve aradaki ilişkiye de zarar verebiliyor.
O yüzden her ne kadar geçmiş deneyimleriniz olsa da o yeni bir insan, yeni bir deneyim, yeni bir olay aslında.
O yüzden orada bir alan açmak ve şans vermek önemli.
Ne olur? Bir insana güven alanı tanırsınız.
Güvenmek için bir alan açarsınız.
Tabii ki de yüzde yüz gözüm kapandı, güvendim değil.
İlk gün tanıştınız ve böyle bir şey demiyor.
Ama bir güven alanı açmak gerekiyor.
Orada tamamen kapıları kapamak aslında aradaki bağlantıda kopukluklar oluşturabiliyor.
Veya o ilişkinin derinleşmesini engelleyebiliyor.
Ya da samimiyeti önüne geçebiliyor.
Çünkü güven samimiyetin en temel kaynaklarından biri.
Bir arkadaşınıza ne kadar samimiyseniz o kadar güven bağı artmaya başlar aslında.
Çok doğru orantılı bunlar.
Güvenmeye bir alan tanıdık.
Bir şans verdik.
Ve diyelim ki karşımızdaki insan bize yalan söyledi.
Yalan söylediğin noktada...
Ona verdiğimiz değer ya da alan değişebilir.
Veya diyelim ki güvenimizi sarstı.
Herhangi bir şey ya da güven problemini oluşturacak bir şey oldu.
Yalan, aldatma olabilir vesaire gibi.
Bu noktada hayatımızdan çıkabilir.
Her insan hayatımızdan...
Çıkabilir, çıkarabiliriz.
Yani burada sonsuza kadar kalacak gibi bir yerden aslında bağımlı etken yoktur.
O yüzden evet birine güvenebiliriz.
Yalan söylerse ne olur?
Yalan bizim için çok hassas bir konuysa hayatımızdan çıkarabiliriz.
Aslında baktığında tabii ki de bu kadar basit değil.
İşin içinde duygular var tabii ki ama biri yalan söylerse dünyanın sonu olacak deyip korkup o ilişkiye girmemek aslında risksiz bir yerde.
Yani kalmak ve bir şekilde hep yalnız devam etmeye sürükleyip.
Sonrasında da niye hep böyle oluyor diyoruz.
Çünkü biz kimseyi içeri almıyoruz.
Güven problemi kaynaklı.
Kimseye kendi içimizi açamamaktan kaynaklı.
Bunu kırmak için de insanlara güven şansı vermek.
O şansı iyi değerlendirmediklerinde onlara o yargıyı yapıştırmak.
Karşındaki insan sana hiç yalan söylemedi veya aldatmadı veya güvenini sarsacak bir şey yapmadığı noktada.
Senor da ona güvenilmez bir insandır yargısıyla yaklaştığında sağlıklı bir şey olmuyor aslında.
Geçmiş deneyimler sana bir şeyler öğretir ama yeni gelecek insanın etiketi olmamalıdır.
Bazen bu fark edilmiyor ve çoğu zaman yapılabiliyor ve olası güzel ihtimallerin de önünü tıkayabiliyor.
O yüzden bundan biraz bahsetmek istedim.
İkinci olarak da güven probleminin aslında hayatla alakalı kısmını konuşmak istiyorum.
İnsanla ilişkiler kısmının yanı sıra.
Yarınla güvenememek.
Yarın çok belirsiz ve kontrol edilemeyen bir yer ve bu noktada bize bir güven vermiyor.
O kontrol edilemeyen kısım yarın belirsizliğe hayatın güvensizliğini tetikletiyor aslında.
Hayat çok yüzde yüz güvenilir bir yer değil.
Yani bir noktada öleceğiz, bir noktada hastalıklar, inişler çıkışlar var.
Bir şekilde burada bir güven vermeyen bir dinamikte yaşıyoruz aslında her gün.
Hepimiz 24 saat boyunca bir günü tam %100 güvenileri bir yerde geçirmiyoruz.
O yüzden her insanda belli dozlu güven problemi olması çok normal.
Çünkü bir anda neler olacağını hiç bilemiyoruz.
Hayata güvenmekle alakalı da şöyle bir şey söyleyebilirim.
Önce kendinize güvenmelisiniz.
Yani her insanın kendi içinde güvensizlikleri olabilir ve kendinize köklenmelisiniz.
Gittiğiniz her yerde kendinize ait olursanız aitlik veya güven problemi de yaşamazsınız.
Yani burada sen kendine dönersen, kendine ait hissedersen, bir şekilde kendi kendinin evi olursan, kendine o güven konforunu sağlarsan hayatın ve dünyanın her yerinde kendine
güvenmelisin. Güvenli bir alan bulabilirsin aslında.
Kişinin insanlara ve hayata, yaşama, olaylara duyduğu güvensizlik aslında içinde kendine duyduğu güvensizlikten ve kaygıdan kaynaklanıyor.
Tabii ki de burada geçmiş deneyimler de önemli, çocukluk önemli, geçmiş ilişkiler önemli ama...
Bunların hepsi aslında şikayet edip oraları büyüterek bugüne gelebilir.
Ama bir noktada oradan öğreneceğimizi alıp onları o günde bırakabiliriz.
Bugüne baktığımızda bize ne kattı artık bunları kattı deyip kendimize dönmek, kendimize güvenmek ve kendi içimizde sağlıklı ve sağlam bir güven alanı oluşturduğumuz takdirde hayatımıza
da zaten güvenli insani ilişkiler çekeriz.
Bir arkadaşınız vardır.
Bir yalan söylemiştir, beyaz bir yalan.
O beyaz yalan sizin için çok önemli bir noktaysa ve artık öyle bir ilişki devam ettirmek istemiyorsanız onu hayatınızdan çıkarırsınız.
Veya göz ardı edebileceğiniz ve bir daha yapmayacağını düşündüğünüz bir yalansa bu affedilebilir belki.
Ama bu tamamen her insanın kendi inisiyatifine kalmış bir şeydir.
Genel bir şey değil de çok değişken bir şey bence bu güven konusu.
Çünkü sen de o beyaz yalanı onu söyleyebiliyorsun.
Belki de söyledin ama ortaya çıkmamıştır.
Yani bu noktada dışarıdaki insanları yargılamak çok kolayken.
Bazen kendi içinde yaptığın, kendi içine döndüğünde o yalan konusu ya da güven konusu kısımlarına çok dürüst olmayabiliyoruz.
Çünkü insanın yapısı biraz dışarıya dönük.
Yani düşündüğümüzde hep dünyaya bakıyoruz.
İçeri bakmak için sakinleşip tek kalmamız gerekiyor.
Sessiz olmamız gerekiyor.
O teklik içinde, o gözler, göz kapalı bir şekilde aslında o karanlıkta ve sessizlikte kendi içine dürüstçe bakmak öyle hayatın akışında çok kolay bulunan bir şey değil.
O yüzden hep insanların kusurları, insanların eksikleri ve onların yanlışlarına odaklanıyoruz ve yargılama moduna geçebiliyoruz ama birazcık bunları kapatıp...
Dengeli bir şekilde ilerlersek daha sağlıklı ve güvenli ilişkiler kurabiliriz aslında.
Güven konusunun temeli aslında kendine dönüp kendinle güvenli bir ilişki kurmak diye düşünüyorum.
İkinci olarak insanlara daha fazla şans tanımak, alan açmak ve o alan içinde onları zaman içinde incelemek, gözlemlemek.
Bu insanla işte tanıştım, şöyle bir zaman geçti.
Bu arkadaşlık ve normal aşk ilişkisi de olabilir.
Benim güvenimi serstim mi, ne oldu ya da buradaki duygusal ve mantıksal süreçten geçirdiğinde neler oluyor bir bakmaya izin vermek gerekiyor.
Çünkü her insan birbirinden bağımsız ve değişken.
Burada tamamen herkese %100 hop şans verin, %100 güvenle başlayın demiyorum.
Ama dengeli bir şekilde sıfır güvensizlikle devam ettiğimiz noktada orada da bir ilerleme olmuyor.
Aslında %50-50.
Nötr de başlansın ve o güven belki artarak 60'lara, 70'lere, 80'lere çıkar zaman içinde, yıllar içinde ya da yaşanılan ve paylaşılan anılar içinde.
Belki de yaşanılan anılar içinde de düşmeye başlar o eldiden 40'a, 30'a.
Yani burada anılar yaşamaya, yeni paylaşımlar yapmaya alan tanıdıkça o güveni tartabiliriz.
Direkt geçmiş deneyimlerle süzgeçten etiket yapıştırmak kesinlikle insanın karşısındakine ve kendine yaptığı bir yanlıştır diye düşünüyorum.
Güvenle alakalı aslında konuşacak birçok şey var.
Dediğim gibi çocukluk çok etken bence ve bir çocuğun annesiyle ilişkisindeki tek insan o.
Düşünsene hani 3 yaşındasın ve tek gördüğün senden büyük canlı işte anne ve baba ya da evde başka bireyler varsa.
Böyle hani o okula gidene kadarki süreçte aslında 7 yaşına kadarki süreçte birçok güvensizlik her çocuk illaki yaşıyor.
Her ne kadar bilinçli olsa bile eve beyin burada direkt hani...
Anne babayı suçlamak, eve beyinleri suçlamak adı altında söylemiyorum.
Çünkü doğru %100 mükemmel insan ve mükemmel anne babalık yok tabii ki.
Oranları, dozdağcıları değişebilir.
Ama burada o çocuğun yaşadığı güvensizlik tabii ki de büyüdükçe...
İlişki koruması konusunda arkada bir tetik oluşuyor.
Ve diyor ki ben bu insana yüzde yüz güvenemem.
Beni üzebilir. Beni üzmemesi için kendimi korumalıyım.
O zaman hiç dünyamı açmayayım.
Benim derinimi ve içimi çok görürse beni o kadar çok kırma hakkına sahip olabilir gibi bir telkin oluşuyor.
Ama burada aslında...
Önce kendi içimizdeki o yaraları ve derinliği kendimiz sararsak ve en derinimizi açtığımızda bizi kırabileceği bir şey olduğunu değil de o derinliği paylaşmanın güzel kısmına bakarsak güvensiz bir insan
bile orayı görse bizi çok fazla etkileyebilecek bir kırma gücüne sahip olmaz aslında.
Bir de bu yönden bakmak gerekiyor.
Bir de siz zaten güven problemi yaşadıkça hayatınıza siz o güven problemlerini yaşatacak insanlar çekersiniz.
Çünkü hayat burada der ki sen bu güven işinden çok korkuyorsun.
Güven probleminden. Burada bir kaygın ve korkun var.
O zaman hadi bakalım böyle arkadaşlıklar veya aşk deneyimleri yaşa ki bu güven problemini bir şekilde kendi içinde hallet.
Ve sonrasında güvenilir bir ilişki kuracağın insanlarla denk geleceksin.
Ama sen daha burada güven kaygın varken güvenilir insanlarla denk gelemezsin.
Ve senin bu güven kaygının olması aslında karşılaştığın insanla değil de seninle alakalı.
Senin içinde derinlerde bir yerde güven problemin var.
O yüzden sana güven problemi yaslatacak insanlar gelir.
Bu şey gibidir. Mesela diyelim ki...
Kişinin bağlanmayla alakalı korkusu var veya evlilik korkusu var diyelim.
Aslında öyle insanla karşılaşıyorsan senin içinde bir yerlerde en derinde güvenmek, bağlanmak veya evlilik korkun vardır diyelim.
O sana bunu yansıtır. Sen bunun haberin yoktur ama aslında o senin içinde vardır, en derinde bir yerde ve sanırsın ki bu karşı tarafa ait bir şey.
Hayır öyle değil. O sana ait ve bu eşleşmenin sebebi senin içindeki duygu aslında.
Böyle baktığında her şeyin aslında bizden kaynaklı olduğunu, senin içinden kaynaklı olduğunu fark ettiğinde çözümü dışarıda değil de içeride...
bulacağını da fark ediyorsun.
Ve aslında o kadar da zor uzaklarda ve dünyanın bir ucunda değil bu bizim çözümümüz.
Bizim çözümümüz tam şu an senin içinde.
Tam sakinleşip kendi kendine kaldığında, kendine o soruları sorma cesareti gösterdiğinde çözebileceğin bir yerlerde.
Yani en çok ulaşabileceğin yer yine kendinsin ama en uzak olduğunda yine kendinsin.
Ne zaman fark edersen çözümün sende olduğunu, Çözmeye başlayacaksın.
Ve karşına çıkan insanlar da değişmeye başlayacak.
Umarım bir yerlerde birinin kalbine, ruhuna, aklına dokunabilmişimdir.
Nacizane bir şeyler anlatmaya çalıştım.
Çok güzeldi benim için konuşmak.
Çok özlemişim podcast yapmayı.
Sizi çok seviyorum.
Kocaman sarılıyorum. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
