
Transkript
Evet, merhaba.
Umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın elbet her şey yolunu bulur.
Bugünkü konumuz duygulara eşlik etmek.
Aslında az önce bir yazı yazdım Twitter'da.
Sonrasında onu sesle okuyunca dedim ki hemen kaydedeyim bu konu hakkında konuşalım çok kısa.
Şöyle yazdığım yazıyı okumakla başlamak istiyorum.
Gerçek güç. Dünyadaki en güçlü insan duygularını bastırmadan yaşayan ve onlara eşlik edendir.
Duyguları mantık ile sınırlamak insanın kendine düşmanlığı sadece.
Ruh duygulara eşlik ettikçe rahatlar.
Aynen öyle. Aslında büyüdüğümüz toplum gereği, dünya gereği, bize öğretilmiş kalıplar, atalarımızdan geçen etkenler, etraftan duyduklarımız ve hiç sorgulamadan
inandığımız ve... Bir şekilde takip ettiğimiz etkende duygularımızı yaşamanın aslında güçsüz gösterdiğine dair bir inanç var.
Bu inanç aslında bizi çoğu şeyde zorlayan noktalardan biri oluyor.
Mesela bir üzgünlük hissediyoruz ama bunun için ağlanır mı, bunun için bu hissedilir mi diye bir mantık süzgecinden geçirdikten sonra bir bakmışız o duyguyu yaşayamıyoruz.
O duyguyu yaşayamadığımızda o duygu hiçbir zaman kaybolmuyor.
Sadece sessiz sedasız halı altında bekliyor ve bir gün...
Patlamak için sırasını bekliyor aslında.
Buradaki asıl gücün ne olduğunu bilmek ister misiniz?
Asıl güç, duygunuz neyse, korkmadan, kim ne der diye düşünmeden, gurur yapmadan, kendinize mantık ile sınırlama yapmadan eşlik etmek.
Gerçekten dünyadaki en güçlü insan, duygusal güce sahip insan, duygularını hiçbir mantık baskılama kalıbına geçirmeden eşlik edebilendir.
Çünkü biz hem duygu hem mantık bu oyda.
Sadece duygular... Eşlik edeceğiz duygularla karar vereceğiz demek değil bu demek istediğim.
Buradaki noktada bizim duygularımız neyse, ruhumuzun ihtiyacı neyse, o duyguyu yaşamaya ihtiyacı her neyse ona herhangi bir mantık süzgecini koymadan yaşamasına izin vermemiz gerekiyor.
Çünkü tamam bizim bir beynimiz var, bir kalbimiz var, bir ruhumuz var, bir bedenimiz var ve bunların hepsi denge aslında.
Siyah, beyaz, yeni ve yang, mantık ve duygu gibi.
Ama bazen o kadar çok bir tarafa gidiyoruz ve bunu fark etmiyoruz ki.
Mesela aşırı mantığa kaçmak gibi ve duyguları hiç görmemek.
Duyguları çok fazla otorite koymamak, baskılamak gibi.
Ama çoğu sorunun böyle iç sıkılmanın, bunalmanın, ani patlamasının sebebi duyguları bastırmak.
O duygu o an neyse, o gün yaşandığında, o gün tüketildiğinde yarına kalmıyor.
Biz ama bir yemeği ısıtıyoruz, onu yemiyoruz, yerine bırakıyoruz, yerine bırakıyoruz.
Ve orada tarihi geçiyor ve bir şekilde atamıyoruz da gibi bir şey oluyor.
O yemek o gün tüketilmeli.
Tarihi geçmeden, o duyguyu bayatlatmadan yaşatmalıyız aslında.
Duygular mantıkla sınırlanamayacak kadar sonsuz ve değerli.
Çoğu insan şöyle diyebiliyor.
Ben bunu bunun için üzülmem, şöyle yapmam.
Bir aşk acısı sevmek, sevilmek, üzülmek.
Herhangi ne duyguysa ve mantığınızla çelişiyorsa burada bir sınır koyuyoruz ve bu da bizi zedeliyor aslında.
Bu noktada şuna bakmak gerekiyor.
Mesela diyelim ki bir aşk acısı çekeceksiniz.
O insan buna değer mi şöyle mi böyle mi ben bunun için üzülmem gibi.
Bunların hepsini kenara bırakın. Sizin ruhunuz, sizin kalbinizin bu duyguyu yaşamaya ihtiyacı var.
Bunu hissediyor. Onu yaşayıp, onu eşlik edip, onu tüketip bitirdikten sonra orayı tamamen kapatıp devam edebilir.
Karşıdaki insan, insanlar, toplum, durum bunlar değil bizim süzgecimiz.
Bunlar olmamalı. O hak ediyor mu?
O bu mu? Değil aslında böyle bir yargı ve terazi yok.
Burada bakmanız gereken sizin ruhunuz, sizin kalbiniz her duyguyu yaşamayı hak ediyor.
Benim canım ruhum, benim duygularım, ben her duyguyu en güzel şekilde yaşamayı hak ediyorum.
Bu üzgünlük olabilir, heyecan olabilir, mutsuzluk olabilir.
O duygu ruhta nasıl bir hissiyat veriyorsa onu yaşayıp bitirip öyle devam etmek aslında.
Ve sağlıklı olan da uzun vadede bu oluyor.
Çünkü siz bu duyguyu bugün hissettiğinizde, bugün yaşayıp eşlik ederseniz yarına o kalmamış oluyor.
Sarılan duygu belki de bir haftalık sürecek bir duygu.
Bir yıla yayılıyor, beş yıla yayılıyor, ara ara tetikleniyor gibi oluyor.
Bu da kendimize yaptığımız bir haksızlık gibi ortaya çıkıyor.
Burada gerçek gücü görmek gerekiyor.
Bunu kimse bize öğretmiyor.
Doğuyoruz, büyüyoruz. Etraftan annemizden, babamızdan, okulda, insanlardan bir şekilde ağlamanın güçsüz olduğunu bilerek büyüdüğümüz bir yerde birazcık buraları eşlik etmek çok kolay olmayabilir.
Ama bu değiştirilebilen ve öğrenilen bir şey.
Özellikle de erkekler ağlamaz gibi bir kalıp varken bunu bir kenara bırakalım ama genel olarak erkekler ağlamaz ayrı bir erkeklere empoze.
Onun dışında ama bir insanın kadın erkek fark etmez ağlaması bile güçsüzlük olarak görüldüğünde çok da kolay olmuyor aslında.
Ağlamanın görülmesi, gösterilmesi, söylenmesi yalnızken bile zar zor yaşanmasına dönebiliyor.
Ama fark edilmeyen en büyük kötülük oluyor aslında kendimize yaptığımız.
Yazıda dediğim gibi duyguları mantık ile sınırlamak insanın kendine düşmanlığı sadece.
Ruh duyguları eşlik ettikçe rahatlar.
Aynen öyle. Ruhunuzun ihtiyacı olan duygu neyse mantık süzgecinizden geçmeden onu sadece eşlik edilmesi.
Şöyle düşünün siz.
Otoriter bir ebeveyn olarak içinizdeki ruhunuza sınırlar koyup yaşayacağı duygulara bile karışıyorsunuz gibi.
Ne kadar korkunç aslında dışarıdan bakıldığında ve bir haksızlık gibi.
Ruhunuzu bir çocuk gibi düşünün, anda kalmak ve anını yaşamak istiyor ama mantık ona izin vermiyor ve uzun vadede huzursuzluk, mutsuzluklar ortaya çıkabiliyor.
Bunun olmaması adına birazcık kendimize şefkatli davranıp her duyguyu yaşamamıza, kendi kendimize izin vermemiz gerekiyor.
Toplumun sesini kafanızın içine susturup, Kendi sesinizi konuşmanız gerekiyor aslında.
Bu da farkındalıkla başlıyor.
Ne zaman fark eder, ne zaman değişirseniz, siz değiştiğinizde dünya değişmeye başlıyor zaten.
Burada en önemli şey sizsiniz, sizin duygularınız.
Kimin ne düşündü, ne yaptı.
Hatta sizin beyninizin, bilinçaltınızın arka planında toplumun düşünce kalıplarının yerleşmesi bile önemli değil.
Burada ruh en önemli olan.
O yüzden duygularınızı yaşamaktan kaçmayın.
Hangi mantık süzgecine ters gelse de o duyguya eşlik edin.
Umarım konuştuklarım bir yerlerde birilerine dokunmuştur ve fayda sağlamıştır.
Kendinize çok iyi bakın.
Kocaman sarılıyorum.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
