
Değerli hissetmek üzerine konuştuğum bir bölüm
Transkript
Selam, umarım herkes iyidir.
Bugün değer görmek, değer vermek, değerli hissetmek hakkında konuşacağım.
Ve yine yazdığım bir yazıyı okuyarak başlamak istiyorum.
İnsan değer gördüğü yerde çiçekler açıyor.
parlıyor, besleniyor.
Bazen kendine değer verdiğin yerler, bazen başkalarının verdiği değer.
Fark etmiyor aslında. Değer görmediği yerler ise ışığı söndürüyor.
Kendini seviyorsan parlamadığın yerlerde durmamayı kendin için seç lütfen.
Kendimizin parlamadığımız yerlerde çok fazla kalabiliyoruz fark etmeden.
Bu tarz ilişkilerde, arkadaşlıklarda, durumlarda ama hep böyle Değer görmüyorum, o bana böyle davranıyor diyerek karşı tarafı, insanları, dünyayı suçluyoruz.
Halbuki değişim tabii ki de her zaman olduğu gibi bizden, kendimizden, kendimize başlıyor.
Sen kendine ne kadar değer veriyorsun?
Bu davranışlarına ne kadar yansıyor?
Hayatta kendi değerli hissettiğin alanlar, hisler ne kadar var?
Her zaman somut, maddi konularla değil ama tamamen maddi ve somut konulardan bağımsız da değil.
Değerli hissetmek özümüzde doğuştan getirdiğimiz, bildiğimiz bir şey değil.
Bazen çocukken gördüğümüz davranışlarla şekilleniyor kendimize davranışlarımız ama büyüdükçe kendimize olan tutumumuzu fark ettikçe, etrafımız, ilişkilerimizi fark ettikçe de dönüştürebileceğimiz şeyler
aslında. Bir insanın kendine verdiği değer nereden anlaşılır?
Aslında bir günün nasıl geçiyor, ne yiyor, ne içiyor, ne düşünüyor, nasıl insanlarla beraber.
Bunların hepsi aslında hayatımıza, bedenimize, ruhumuza verdiğimiz değerin yansımaları.
Sen kendine iyi gelmeyecek insanlarla bir arada olmak, bunları konuşmak, sana iyi gelmeyen şeyleri yemek, bedenine, ruhuna iyi gelmeyen şeyleri yaptıkça...
Ne kadar ben değerliyim desen de kendime değer veriyorum, kendimi seviyorum desen de davranışlarımla uyuşmadığı için aslında çok da tutarlı ve içsel oturmuş bir değer olmuyor.
Değer algısı bir bütün aslında.
Kendine sebep değer vermek hem bedenine yatırım yaptığın şeylerle alakalı hem ruhuna hem de ilişkilerine yansıyan şeyler.
Diyelim ki sana değer vermeyen bir arkadaşlık ilişkisi içindesin ve buradan gidemiyorsun.
Safiyanız kalmamak için korkular, alışkanlık eskiden geldiği için.
Burada her geçirdiğin zaman, bağlantı, iletişim seni aslında tüketiyor.
Ve günden güne senin...
değersizlik yansımalarını sana hatırlattığı için uzun vadede değersizliği biriktiren bir şey oluyor.
Ama bunun aksi senaryoyu düşündüğümüzde, sana değerli hissettiren bir arkadaşlıkta olduğunda, günden güne senin değerini sana hatırlatan, sana değerli olduğunu aynalayan bir yansıma olduğu için, Günden
güne değerli tarafını besleyen bir ilişki oluyor.
Ve bu senin hayatını şekillendiriyor.
Çünkü bir gününde 3-4 saatini haftada 3-4 saatini ayırdığın insanlar senin bir ayını bir yılını bütünü oluşturuyor.
Ve değer algına tabii ki de o pastada bir pay düşüyor yani.
Onun dışında ilişkiler...
Çok büyük etken. Aslında arkadaşlık ilişkilerinden daha önemli.
Çünkü partnerlik ilişkisinde hayatını gün içinde, yaşam içinde en çok vakit ayırdığın yerler ve sana değersizliğini aynalayan birini hayatına çektiysen durup düşünmen gerekiyor.
Ve burada hala kalıyorsun.
Ben kendimi hangi noktalarda değer vermiyorum ki bana değersiz hissettiren bir yerdeyim.
Böyle birini çektim ve böyle bir yerde kalmayı tercih ediyorum.
Çünkü değersizliğimizi tetikleyen insanları Tanışabiliriz, karşılaşabiliriz ama hayatımızı tutmak ve sürekli her gün onu seçmek bir seçim oluyor.
Yani sana değersiz hissettiren biri karşına çıktı diye sen kendin içinde değersizsin demek değil tabii ki bu.
Çünkü çeşit çeşit insanlar var ve bize davranışları bizim...
Özümüzdeki değeri belirlemiyor.
Yani hepimizin karşısına garip davrananlar, iyi kötü davrananlar, değersiz hissettirenler çıkabilir.
Ama önemli olan buradaki püf nokta şu.
Sen o değersiz davranışı tekrarlayan, tetikleyen kişiyi hayatında alan açıp onu tutuyor musun?
Ona izin veriyor musun? Ona yer mi veriyorsun yaşamında yoksa vermiyor musun?
Bu işte senin öz değerini ve içindeki değerini belirleyen bir şey.
Senin belirsizlikte tutan.
Sana kötü hissettiren, belki seni eleştiren, yargılayan, yani sana değersiz hissettiren herhangi bir şey yapan birine partnerin olarak tutmak, arkadaşın olarak tutmak, yaşamına yer vermek, sana
böyle hissettirmesine alan açmak senin seçimin oluyor.
Ve bu seçiminin kökeni kaynağında kendine bunu hak gördüğün...
Ya da görmesen bile buradan çıkamaya cesaret edemediğin tarafla alakalı aslında.
Ama halbuki sen kendine değer verdikçe bura dönüşmeye başlıyor.
Çünkü şöyle hissediyorsun.
Ben bunu hak etmiyorum. Ben bu sözü, bu davranışı, bu yaptığın şeyi hak etmiyorum.
Ve bunu dile getirdim.
Bir oldu, iki oldu, üç oldu. Ve artık değişmediği noktada oradan gidebilme cesareti, sınır koyabilme cesaretin geliyor.
Çünkü bunu hak etmediğine, buna layık olmadığına, böyle bir şeye değer olmadığına kalpten gönülden inanmış ve hissetmiş ve sahiplenmiş oluyorsun.
Ve döngüler böyle kırılıyor aslında.
Sen kendini hangi değerde gördükçe insanlar sana bunu yansıtıyor.
Ailem, arkadaşlarım, partnerim bana böyle yapıyor, şöyle yapıyor.
Bana böyle hissettiriyor dediğin noktada bir dur.
O hisse bir bak. Sana böyle hissettiriyor.
Senin bir noktanda bir şeye dokunuyor ki.
Bir tetiklendiğin, bir yaralı olduğun bir şeye dokunuyor ve denk geliyor ki seni etkiliyor.
O denk gelen yerin kaynağı orası değil.
Ama tesadüf aynı şeyi denk getirdiği için sana böyle hissettiriyor.
Bu döngü nasıl kırarsın?
Orada kalmayarak. Aslında konuşarak önce.
Burayı iletişimle, açık iletişimle çözmek bence ilk konu.
Bundan rahatsız olduğunu buna dönüştürmeye dair iletişim kurmak.
Ama bu olmadığı noktada...
Buradan sınır çekmek veya gidebilmek ya da dengeyi kurmak önemli.
Çünkü ben bunu hak etmiyorum, ben neyi hak ediyorum şeyi bizim sınırlarımızla belirleniyor.
Ama bu da böyle çok sert hayırlar, netler, sınırlarla değil.
Uzun süre hayır diyemeyen, sınır koyaman insanlar bir süre sonra da çok sert sınırlar ve hayırlar diyor.
Diğer uca gidiyorlar. Bu da çözüm değil.
Önemli olan hayatın her şeyinde olduğu gibi denge aslında.
Hayatta dengeli olduğumuzda, dengeli hayır dediğimizde, dengeli sınır koyduğumuzda, Dengeli verdiğimizde dengeli ilişkilerimiz ve dengeli bir hayatımız oluyor.
Kendi alanına, sınırına ihlal etmeye çok izin verirsen senin hayatında dış etkenler çok söz sahibi oluyor.
Senin değersizliklerini tetikliyorlar.
Ama buradan tükenip diğer uca gidip çok sınır çektiğinde de bu sefer yalnızlaşma, sert sınırlar, büyük tepkiler oluşmaya başlıyor.
Bu da çok istediğimiz bir şey değil aslında.
Çünkü iki uç, iki uçta birbirinin farklı yönden yansımaları.
Birinde hiç kendini koruyamazken, birinde çok fazla kale inşa etme, sınır inşa etmeyle fazla bir çaba var.
Bu da değil. Orta noktada buluşmak önemli diye düşünüyorum.
İnsan kendini nasıl değerli hisseder, bir kıyafet, bir şeyle, bilmem neyle değil.
İnsanların verdiği sevgi ve önem davranışına değil.
Bunlar hep dışsal şeyler. Bir pastanın kek tabanını önce sen kurmalısın.
Bu dışarıdan olacak şeyler, insanlar sana verdikleri değer bu pastanın...
Kremanın üstündeki çilekler olabilir, süslemeleri olabilir.
Yani pastanın ana kaynağı, ana kreması, alt katmanları, orta katmanlarını senin kendine verdiğin, bir günün nasıl geçiyor, kendine değerli hissettirdiğin alanlar ne, maddi manevi, kendinle iletişimin
nasıl, bu dediğim şeylerle.
Ve sonrasında insanların sana söylediği güzel sözler, verdikleri değer, değerli hissettirdiği şeyler de o pastanın en üstündeki süslemeler olmalı.
Ana temel kaynağı olmamalı.
Çünkü ana temel kaynak dış etkiden gelmeye açık olduğunda buraya bağımlılığı bağlı olabiliyoruz.
Çok dışarı bağımlı bir hale getiriyor.
Oradan alamadığımız değer bizi çok değersiz hissettirirken değer aldığımız anlarda daha çok yüksek hissediyoruz.
Bu da oraları bırakamamamıza, bağımlı olmamıza, kutsamamıza sebep oluyor ve sağlıksız ilişkilere yol açıyor.
Bu bir arkadaşlık da olabilir, duygusal ilişki de olabilir.
Bu noktada çözüm aslında tabii ki de kendimizden yine başlıyor.
Kendine bir gün ne değerli hissettiğin alanlar nelerdir?
Kendine verdiğin sözleri tutmak da bu değerin bir inşasıdır aslında.
Her zaman motiveli olamıyoruz ama disiplinli olmak bu öz değeri ve değerli hissetlerimi arttıran bir şey bence.
Çünkü mesela düzenli yazı yazıyorum.
Bir 6 aydır falan her gün.
2-3 gün aralarda yazmasam da bu istikrarı hiç bozmadım.
Disiplinle bir şekilde yapıyorum. Ve bu bana bugün kendime saygı duymayı, kendimi daha değerli hissetmeyi.
Çünkü yapabildiğimi, kendime verdiğimi tutma hissi iyi hissettiriyor açıkçası.
Kendimi değerli hissettiğimi, kendime göstermiş olduğum bir şey.
Yani ufacık da olsa. Aynı zamanda şimdi kitap okumayı eklemeye çalışıyorum aynı şekilde kısa kısa 10-20 sayfada olsa her gün okuyarak bunu bir motive beklemekten ziyade
disiplinli şekilde yaptıkça aslında kendime verdiğim sözle değerli hissetme alanı oluşmuş oluyor diye düşünüyorum maddi olabilir manevi olabilir kendimle iletişimim uyumadan önce nasıl konuşuyorum
uyanınca nasıl bir günüm nasıl geçiyor yediklerim yani bir beden ve ruh bir bütün aslında iletişim Ruhsal sağlığıma ne iyi geliyor.
Bunları düşünmek kendine verdiğin değerin bir parçası.
Öyle söyleyeyim. Ben öyle hissediyorum açıkçası.
Ama bunlar dünyevi hayatın dış etkileri.
Günlük hayat, beden ihtiyacı vs.
ruhsal ihtiyacı. Ama özünde zaten varoluşunla, yaratılışınla, en öz kaynakta sevgiyle...
Varoluşunun sevgiden olduğunu, yaratıcının sana verdiği sevgiyi, değeri hissetmek ana kökende kalpte bulunması gereken en temel değer bence.
Yani Allah'ın beni severek yarattığını, beni sevdiğini, bana değer verdiğini, benim yanımda olduğunu ve...
Benim ne kadar değerli olduğumu onun gözünden hatırlamak benim en öz, en saf sevgi ve en değerli kaynağımın kökeni.
Ve bu değişmeyecek bir şey ve en temeli sağlam şey.
Dünyevi, dışsal şeyler ve kendime yaptıklarım sadece dış katmanlar.
Özümde değerli hissettiğim yer yaratıcının bana verdiği değer kaynağı ve bu da bitmez tükenmez sonsuz bir sevgiye dayanıyor.
O yüzden kendi değerimi buralardan hatırladığımda tekrardan değerli hissediyorum.
Buraları unutabiliyoruz.
Birazcık hem kendime hem size hatırlatmak istedim.
Çok değerlisiniz. Bu çok değerli kısmını somut ve dışsal ve bu dünyevi şeylerle kısıtlamayacak kadar çok değerlisiniz.
Kendinize bunu bol bol hatırlatın.
Kendi değerinizi, sınırınızı koruyun.
Değer gördüğünüz, değer verdiğiniz, sevgiyle ektiğiniz tohumların değerle, güzellikle yükseldiği ilişkilerde bulunmayı tercih edin.
Bunu hatırlatmak istedim.
Umarım faydalı olmuştur.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
