
Başka bir hayat mümkün mü ?
Okuduğum bir kitaptan etkilenip anlık bölüm kaydetmek istedim
Transkript
Merhaba, umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Uzun süredir yüklemedim podcast, biliyorum.
Ama çok arada aklıma geliyor ve çok özlüyorum.
Sadece işte bir şekil, insan bir şeyi bırakınca tekrar dönmek zor oluyor.
Umarım bu sefer devam edebilirim.
Çocukken de aklıma şey geldi, günlük tutmayı çok severdim.
Hep böyle yeni küçük farklı desenli, bazen böyle kilitli günlükler olurdu.
Bilmiyorum sizin var mıydı böyle anahtarlı, işte kimse okuyamasın diye böyle çocuklara özel işte pembe desenli falan.
Öyle bir sürü günlüğüm vardı.
Hep başlardım, bir süre devam ederdim.
Sonra unuturdum, bir kenarda kalırdı.
Ve tekrar geri döndüğümde aslında şöyle söylerdim hani sevgili günlük, işte seni çok özledim.
Biliyorum işte yarım bıraktım şöyle böyle falan.
Ve hep onunla aslında bir insanmış gibi konuşurdum.
İşte onu sevdiğimi söylerdim ya da nasıl olduğunu sorardım.
Aslında orada da kendi kendine konuşmak gibiydi.
Aynı bu podcast gibi. Podcast'ta da yani siz beni bunu yüklediğimde duyacaksınız ama sanki şu an duyuyormuşsunuz gibi konuşmak benim için tabii biraz garip oluyor.
Neyse. Bir kitap okudum.
Aslında herkesin bildiği bir kitap.
Duymuşsunuzdur illa.
Çok herkes paylaştı vesaire.
Gece yarısı kütüphanesi.
Şimdi onu bitirince böyle çok garip hissettim ve biraz bunun hakkında konuşarak oradan devam etmek istedim.
Burada birkaç cümle beni etkiledi sonlarda.
Onun üzerine konuşmak istiyorum aslında.
Diyor ki burada kaçıp gitmek istediğiniz yerin Kaçtığınız yerle aynı olduğunu görmek tam bir aydınlanmaydı.
Hapishanenin bir yer değil bakış açınız olduğunu anlamak.
Deneyimlediği, birbirinden apayrı hayatlar içinde en köklü değişim hissinin ancak kaçıp gitmek istediği hayatta yaşanabileceğini.
Yani aslında hepimiz yaşadığımız hayatlarda bazen sıkışmış hissediyoruz.
Başka türlü olabilir miydi?
Başka bir yoldan gitsem nasıl olurdu diye düşünüyoruz.
İlla ki çünkü hiçbirimizin hayatı mükemmel değil ya da bazen çok rutin, bazen çok zorlu, bazen savaş dolu.
Birçok değişken var.
Her gün aynı değil veya her gün aynı olunca bile çan sıkıcı olabiliyor.
Ama aslında rutin bir güzellik çünkü var olan bir savaşın yok.
Her şey aynı devam ediyor.
Sadece insan... O doyumsuzluktan öyle hissediyor.
Hani sıkıcı hissedebiliyor.
Halbuki bakış açını değiştirmek birçok şeyi de farklı bir tatmin duygusu getirebiliyor.
Çok ilginç. Aslında mesela yaşanan bir olay var.
Bakış açına göre kötü de algılayıp sana kötü hissettirebilir.
Ama bakış açın farklı olduğunda iyi de hissettirebilir.
Bu çok ilginç bir şey. Yani bu da şunu gösteriyor.
Aslında elmanın elma oluşu sana hissettirme gücünü vermiyor.
Elmayı nasıl algıladığın...
Kendi üzerindeki hissini sen belirliyorsun gibi bir şey oluyor aslında.
Bir de burada şöyle diyor, kitabın sonlarında yine bir yerde.
Yaşadığımız hayatların yasını tutmak kolay.
Pardon öyle demiyor.
Yaşayamadığımız hayatların yasını tutmak kolay.
Başka yeteneklerimizi geliştirmiş, bazı teklifleri kabul etmiş olmayı dilemek kolay.
Daha çok çalışmış, sevmeyi daha iyi becermiş, paramızı daha iyi idare etmiş.
Daha popüler biri olmuş, o gruptan ayrılmamış, kahve teklifini reddetmemiş ve daha çok yoga yapmış olmayı dilemek çok kolay.
Aslında yapmadığımız şeyleri ya da içimizde kalan şeylerin için böyle pişman olmak, yaşayamadığımız şeyler için üzülmek kolay olan, zor olan bu hayatta bunun için ne yaparım, nereden
başlarım, nasıl bir adım atarım diyebilmek ve orada sıkışıp kalıp aslında seçmediğimiz, gitmediğimiz yollar için üzülmek biraz kolay geliyor.
Evet zor olan harekete geçmek.
Şu an bugün için ne yapabilirim diyebilmek.
Hepimizi zorlayan da bu oluyor aslında.
Hani oturup üzülmek tabii ki de daha böyle pasif bir eylem ve kolay.
Ama hala yaşarken, hala yaşam devam ederken aslında seçim gücümüzü, adım atma gücümüzü, geleceğe dair kaç günümüz kaldığımızı bilmeden bir şeyler yaşama umudunu,
isteğini devam ettirebilmek gerçekten çok...
Çok anlamlı ve özel bir şey.
Yani bunu isteyebilmek, bunun için bir şeyler yapabilmek.
Burada hani kitabı çok anlatmayacağım ama hissettirdiği duygulardan yola çıkarak şunu söylemek istiyorum.
Belki ne bileyim işte lisede başka bir şey yapsaydın, üniversitede başka bir bölüme gitseydin, o kişiyle evlenmeseydin ya da o kişiyle evlenseydin, o arkadaşınla hiç küsmeseydin,
yolun hiç oraya... İşte o tiyatroyu izlemeseydin.
Sana farklı bir fikir katan o kitabı okumasaydın gibi gibi birçok olasılık var.
Sonsuz olasılık var. Bunları düşünmek bugünkü hayatımızı da aslında kötü hissettiriyor ve haksızlık da aslında gibi.
Şimdi elimizde var olanın güzelleştirme gücü kendimizdeyken hayal dünyamızda olmayanlara takılı kalmak biraz kolay işte geliyor ama...
Halbuki tamam her şey sihirli değnekle bu hayatta bir anda güzelleşemeyebilir.
Ama aslında şunu fark etmemiz gerekiyor.
Günden güne, emek vere vere ilerlemek ve bir şeyin oluşunu görmek.
Aynı bir çiçeğin tomurcuklanıp filizlenmesi gibi, işte bir çocuğun büyümesi gibi.
Her gün devam ettiğin ve emek verdiğin şeyin uzun bir süre sonra aslında sana...
Somut bir şekilde karşılık vermesi gibi.
Bunu küçümsememek, bunu azımsamamak gerekiyor bence.
Çünkü emek vermek, emek vermeye devam etmek ve bunu devam ettirebilmek çok güzel ve önemli bir şey.
O yüzden aceleci olmak, hemen olsun istemek, sabırsızlık bunlar aslında süreçteki keyif almamızı da engelliyor.
Ya da başka olasılıklara takılı kalıp bu hayattaki şanslarımızı görüp bunun tadını çıkarmamızı da engelleyebiliyor.
Burada Diyor ki ama esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil.
Sorun pişmanlığın kendisi.
Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza, kendimizin ve bütün insanların en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan pişmanlığın ta kendisi.
Olsa hayatlarımızdan herhangi birini bundan daha iyi miydi yoksa daha mı kötü olacağını bilemeyiz.
O hayatlar yaşanıyor.
Evet ama biz de yaşıyoruz.
Ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız.
Her yere gidip herkesle tanışamaz.
İstediğimiz her mesleği yapamayız tabii.
Ama o hayatlarda hissedeceklerimizin çoğunu hissedebiliriz yine de.
Kazanmanın nasıl bir his olduğunu anlamak için bütün sporları yapmamıza gerekmiyor.
Müziği anlamak için gelmiş geçmiş bütün müzikleri, eserleri dinlememiz gerekmiyor gibi.
Böyle devam ediyor ve olmamız gereken tek bir kişi var.
Hissetmemiz gereken tek bir varoluş var.
Her şey olabilmek için her şeyi yapmamız gerekmiyor çünkü.
Zaten sonsuzuz. Yaşadığımız her an sonsuz.
Olası geleceğe gebe. Ve aslında hepimizin belki bildiği ama çok hatırlatıcı, çok böyle gerçek cümleler gibi geldi.
Ben de aslında böyle hayal kurmayı, olasılıkları düşünmeyi severim.
Gerçekçi biri olsam da.
Çünkü bu hayattan kalkıp bir şeyleri yapmak, değiştirmek her zaman motive ediciye gelmiyor.
Bazen Öyle bir güç bulamıyorsun.
Ama aslında kendimizin farkına varıp kendimize bunu hatırlatmalıyız bence.
Aslında bu podcast'i de bu yüzden kaydetmek istedim.
Var olan bu yaşamındaki güzellikleri göz ardı etmek ve eksiklere odaklanmak kendine yaptığın büyük bir haksızlık aslında.
Şimdi durup düşünüp neleri yaptın, nerelerden geçtin, aslında neleri atlattın?
Nerelerden ilerledin?
Düştün, kalktın, insan oldun aslında.
Hayattaki güzellikler, eksiklikler, birçok şeye sahipken hep olmayana odaklanıp kendini eksik hissettim belki.
Hepimiz gibi, bazen herkes gibi.
Ama durup da ya ben bunları başardım, bak nereden nerelere geldim, kendimle de gurur duyuyorum demedim belki.
Veya bugünkü sahip olduğun...
Ama sana normal gelen, rutin gelen şeylere teşekkür etmedin belki de.
Başka hayatlara özenmek, yapmadığın ama yapsaydın nasıl olur diye düşünüp kendine yüklenmek değil bize fayda sağlayacak olan.
Şu an bugün neyse senin için de seni heyecanlandıran, denemek istediğin, ertelemeyip harekete geçmek, belki bir şeye kayıt olmak, belki evde onu denemek, belki kendin için...
Ufak ve güzel eskiden yapıp şu an yapmadığın o yürüyüşü yapmak veya şarkı açıp sesli şekilde söylemek.
Büyük ya da küçük fark etmiyor.
Sana iyi gelen ve unuttuğun, aksattığın, birazcık iyi hissettiren bir şeyi tekrar bugün yapmak biraz güzel olabilir.
Ve bu hayatı güzelleştirebilir bence.
Bütünleşmesiyle bir tamam oluyoruz.
Aynı bir yapboz gibi aslında.
Küçücük bir parça tek başına anlam ifade etmezken onların birikip birikip bir araya geldiğinde koca ve güzel, anlamlı, güzel bir tabloya dönüşmesi gibi.
Ama bunun için de bir süreç gerekiyor.
Sabır gerekiyor, emek gerekiyor.
Aynı tablo yapma süreci gibi aslında.
Hayat Emencecik yapıp bitseydi zaten kısa iki saatlik bir film olurdu.
izler bitirirdik. Burada ne kadar süremiz, yıllarımız varsa bugünler içinde, bugünün geçerken ben bugün ne yapayım ve bugün var olan şeylerin güzelliklerine odaklanabilir miyim?
Biraz düşünmek iyi gelebilir.
Umarım bir şeyler aydınlanmıştır.
Biraz iyi olsun.
İyi gelmiştir.
Konuşmayı özlemişim dediğim gibi.
Kısa da olsam böyle sık sık artık atmak istiyorum.
Haftada bir falan Olsa güzel olur bence.
Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz?
Kendinize çok iyi bakın.
Öyle çok kısa bir konuşmak istedim.
Umarım her şey tahmininizden de güzel olur.
Umarım hiç beklemediğiniz güzellikler gününüzü güzelleştirir.
Size kocaman sarılıyorum.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
