
Transkript
Evet, merhaba.
Umarım hepiniz iyisinizdir.
İyi değilseniz de sorun değil.
Unutmayın, elbet her şey yolunu bulur.
Uzun bir aradan sonra tekrar buradayım.
Yaklaşık iki aydır yeni bölüm gelmiyordu.
Aslında çok istiyordum, konuşmayı çok özledim, size bir şeyler anlatmayı çok özledim.
Bu size iyi geldiği kadar, inanın bana da çok iyi gelen bir şeymiş, onu fark ettim.
Her ay normalde 2-3 bölüm, bazen 2, bazen 1 olsa dahi geliyordu.
Haziran'a hiç koyamadım mesela.
Temmuz öyle geçti.
Ama şöyle düşünüyorum, bu benim için bir iş değil aslında.
Bir keyif meselesi ve insanlara dokunabildiğim bir aracı olduğu için kendimi hiç zorlamak istemedim.
Bazen ne kadar yükselip istesem de doğuran olmadı.
Doğru zaman eşleşmedi.
Hayatta böyledir.
Aslında bugünkü konuşacağımız konuya da uygun bir süreçti.
Bugün akışta olmak, anda olmayı konuşacağız.
Ve yaklaşık bu iki aydır olan süre zarfında belki de kaydetmemem, belki de yeni bölüm gelmemesi bu bölümün daha güzel pişmesi için oluşan bir zaman dilimi
de olmuş olabilir. Şu an ne konuşacağımı, neler anlatacağımı planlamadım.
Genelde de açıkçası planlamıyorum.
Doğru olan kelimeler beni buluyor, ben onları buluyorum.
Bir şekilde ortak noktada buluşuyoruz aslında.
Böyle çok kısa bir sohbet etmek istedim aslında bölüm öncesi.
Çünkü direkt konu odaklı ve net 1 artı 1, 2 bir insan olduğum için bölüm başlığı bu, hemen kısa 5-10 dakika konuş git.
Böyle genelde yapıyorum ama şu an akıştan ne gerekiyorsa, neyi konuşmamız gerekiyorsa onu konuşacağımız bir bölüm olacak aslında.
Az önce bir tweet attım ve o tweet yine ilham oldu bana aslında.
O tweete okurken şöyle dedim.
Hemen şu an kaydet.
Erteleme, başka bir ana öteleme ve şu an yap.
Şu an içinden geldi. İçinden gelen o an duygu neyse ona eşlik et.
Tam da aslında konu bu.
Akışta olmak, anda olmak ve bunu nasıl başarabileceğimizle alakalı bir olay.
Herkes genelde diyor ya anda ol, akışta ol.
İşte ana eşlik et. Ama nasıl yani bunu nasıl yapacağız?
Bunun sorusunu ben de çok aradım.
Uzun bir süre arayıştaydım aslında ve...
Öyle hadi bakalım anda ol denince anda olunabilecek kadar kolay bir şey değil.
Onu aslında öncelikle söylemek istiyorum.
Anda olalım, anda her şey güzel falan.
Anda her şey güzel değil.
Anda bazen gerginsin, bazen kaygılısın, bazen endişeli, bazen üzgünsün.
Anda bazen hiçbir şey hissetmiyorsun.
Bazen mutlusun. Yani anda olma olayı her zaman mutluluk getirmiyor.
Önce onu bir kabul etmemiz gerekiyor.
Önce onu idrak etmemiz gerekiyor açıkçası.
Sonrasında... Ben şöyle düşünüyorum, eğer arka planda çözülmemiş kaygılığın, çözülmemiş problemlerin varsa anda olamıyorsun.
Çünkü zihin orada kalıyor, ya dünde kalıyor, ya 10 gün öncesinde veya 10 gün sonrasında veya yarında kalıyor.
Aslında zihinin geçmiş ve gelecekle olan problemi daha bitmediyse, savaşı bitmediyse aslında ana gelebilmesi o kadar da kolay olmuyor bence.
Yani bende açıkçası öyle olmadı.
Benim daha geçmişine kavgam bitmeden ben %100 elimde olan 24 saati anda olarak yaşayamam ki.
Geçmiş kavgası bitenler ancak ana gelebilirler.
Gelecek kaygısı olmayanlar ancak ana gelebilirler.
Yani bunu açık konuşmak gerekirse söylemem gerekiyor.
Ben anda olduğum anlar var.
Anda olamadığım zamanlar da var.
Çünkü bazen geleceği düşünüyorum.
Bazen dünü düşünüyordum.
Şu an açıkçası bu son iki ay inişli çıkışlı zorlanmalı bazen.
İyi hissetmeli bir süreçti benim için.
Yeniden doğdum, yeniden kendimi buldum.
Bazı keşifler yaptığım ve geçmişin kavgasını bitirdiğim bir zamandı.
Açıkçası geçmişin kavgası bitmeden bu anın kalitesini yüzde yüz yaşayamadığımı deneyimlemiş oldum.
Hayatta insan zaten kendi deneyimleyemediği bir şeyi anlatamaz ya.
Demek ki benim önce bunu yaşamam gerekiyordu dibine kadar.
Size öyle güzel aktarabileyim.
Şimdi burada anda olma mevzusu dediğim gibi bence birinci sırada.
Geçmişte kavgam var mı?
Affedemediğim bir şeyler var mı?
İnsanlar, çocukluğun, annen, baban, hatıraların, ne bileyim bazı geçmiş yaraların.
Buralara hala öfkeli misin?
Mesela buralara öfkeli ve hala kurcalayan bir yerlerin ve acabaların, keskelerin varsa anda olma mevzusu bence o kadar da kolay olmuyor açıkçası.
Veya geçmişle olayım yok diyorsun.
O zaman bir sor kendine gelecekle alakalı var mı bir kaygın, bir endişen veya başka bir şey.
E o zaman orası da evet diyorsa sana o zaman bu anda olman çok da kolay olmuyor.
O pazarlanan anda ol popülerite kelimesinin arka planını bence incelediğimizde.
Buralara bakmak gerekiyor.
Yani ben buraları keşfettim.
Şimdi gelecekle alakalı önce çözmemiz lazım.
Geçmişi çözmemiz lazım.
Sen daha geçmiş ve geleceği çözememiş birine andol diyemezsin.
Bu çok dürüstçe bir tavsiye değil.
Dürüst olmak gerekirse elimden geldiğince.
Yani ben kendi hayatımda geçmişi çözemeden, geleceği çözemeden andolamayacağımı anladım, idrak ettim.
İnişler ve çıkışlarla ve akışta giderken.
O yüzden size de bunu aslında en arka planının iyi ve kötü olan kısmıyla şeffaf şekilde aktarmaya çalışacağım.
Diğer podcastlardan farkı da bu olacak aslında biraz daha.
Orada daha çok bilgi odaklı.
Bu bu bu bunu yap birazcık daha yönlendirme gibi.
Aslında olurken burada biraz daha samimik konuşmak ve açık olmak istiyorum.
Diğerlerinde de açık ve samimiyim ama dediğim gibi daha çok böyle minik hap bilgiler gibi giderken bu daha spontan akışta şu an aklımdan ne geçerse onu konuştuğum bir...
Bölüm oluyor açıkçası. Şimdi andı olmayı istiyorsak, andı eşlik etmek istiyorsak öncelikli olarak kendimize dürüst olmamız gerekiyor.
Ve birazcık oku dışarıdaki yargılardan ziyade kendimize döndürmemiz gerekiyor.
Hep birilerini suçlamak çok kolaydır.
Anne hatalıdır, baba hatalıdır.
Hayat hatalıdır, hayat zorludur.
Her şey bizim başımıza gelir ya.
Duygulara eşliğe izin vermek gerekiyor.
Belli bir şey yaşadın belki bir zorluk.
Buna üzülebilirsin.
Bunun 1 artı 1 2 matematiği yoktur.
Duygular matematikle çalışmaz.
Duygular bambaşka bir derya denizdir.
Ve önce geçmişle alakalı üzgünlüğün varsa kendine dürüst olup içine dönüp ağlayabilirsin, üzülebilirsin.
Kendine bir süre zarfı verebilirsin bunu yaşamak için.
Bence sağlıklı olan kısım burası.
Çoğu insan genelde...
Mantıksal olanlar genelde.
İşte bu bu böyle kategorize edip şu duygu şu şu vesaire deyip duyguyu anda yaşamayı engelliyor.
Ben de onlardan biriydim önceden.
Her şey benim için bir matematiksel sistemde aslında kolaymış gibi görünüyordu ama öyle değil.
Duygular çok ters köşe oluyor buraya.
Üzülmek, şunun için üzülemezsin, üzülmek güçsüzlüktür gibi kavramlar maalesef önümüzü tıkayan, ağına gelmemizi engelleyen kocaman bir engel.
O yüzden benim tavsiyem önce geçmişle alakalı aslında.
Dışarıdaki insanları suçlamak ve hayatın geçmiş zamanıyla alakalı bir kavgayı bitirmek için suçlamanın yersiz olduğunu fark etmek.
İkinci olarak ne hissediyorum sorusunu kendine sorarak kendinle arkadaş olma yoluyla beraber duyguna eşlik etmek gerekiyor.
10 yaşında yaşadığın bir anı için ağlayabilme anına şu an sahipsin.
Bunu hak ediyorsun çünkü senin duygun değerli ve onu belki o an yaşayamadın.
Belki şartlar el vermedi, belki şoktaydın, belki mantıksız geldi.
Şu an yaşayabilirsin.
yaşadığında onu ona eşleştirebilirsin hakkını kendine hatırlatmak gerekiyor mesela duyguya eşlik her zaman yanımızda olmalı her gün her an bizimle olmalı ikinci olarak Suçlama ve kavgamızı
bence birazcık daha olgunca bir yerden çocukluk ve olgunluk arasında bir geçişe getirmemiz gerekiyor.
Çocuk halimiz hala bir kavga halinde çünkü.
Sen onu dedin bunu dedin hep bir sorgulama ve hesaplaşma derken anı kaçırıyoruz.
İşte anı kaçırma olayının arka perdelerinin böyle can tıkıcı kısımları buralar aslında.
O yüzden geçmişin kavgasını bitirmek bizim elimizde.
Kimse gelip bir anda sihirli bir değnekle bize bunu yapmayacak açıkçası.
Bana kimse yapmadı. Bilmiyorum size yapan olursa haber verirsiniz ama bunu ancak siz değiştirebilirsiniz.
Siz yapabilirsiniz. Ben geçmişte suçluyor muyum?
Ne yapıyorum? Elime fayda sağlamayacak kısımda hala bir suçlama içinde miyim diye dürüst olmamız lazım.
Birazcık kendinizi eleştirin gibi bir yerden demiyorum.
Sadece içinize dönün, kendinize dönün.
Dışarıda gördüklerimiz bizim yansımamız aslında.
Birini eleştiriyorsak onu yapma potansiyelimiz bizim içimizde vardır.
Bu yüzden eleştiriyoruz diye şapkayı önümüze koymak istiyorum.
gerekiyor aslında en hızlı gelişim içine dönüp kendini dürüstçe bir yerden analiz etmekle gerçekleşiyor bence.
Ve de duyguya eşlik etmekle.
Onun yanı sıra gelecek kaygısı kısmına gelirsek, yarın kontrol edilemez büyük bir soru işareti aslında hepimiz için.
Ve bunun kaygısını taşıdığımız sürece bugünün kalitesini tabii ki de zedeliyoruz.
Yarının kalitesini zedelemiş oluyoruz.
Bu bir gerçek. Bu cebimizde kalsın.
Bunu nasıl aşarız konusu aslında başka bir bölümün konusu olabilir.
Gelecek kaygısı diye derin derin konuşabiliriz.
Burada her şeyi kontrol edemeyeceğimiz gerçeğini önce bir hatırlamamız gerekiyor ve elimizden geleni yaptıktan sonra gücümüzün yetmeyeceği kısımları fark etmek, kabul etmek ve akışa bırakabilmemiz için de daha çok içe dönmek,
sakin olmak, sabırlı olmak, çalışmalarına dönmemiz lazım.
Bu da belki bir günde olmayacak bir şey ama zamanla oturabilecek bir gerçeklik diye düşünüyorum.
İnsan olanı, kolaylıkla akanı, ne bileyim gelen güzellikleri kabul edebilir, sevebilir.
Bu kolaydır zaten. Tweet'i okumak istiyorum.
Bu bölümü bir anda beni ayağa kaldırıp çektiren o tweet.
Olanı sevmek, kabul etmek kolay.
Bazı olmayışları olur gibi olan olmayanları da sevmek ve kabul etmek mesele.
Hayat siyah, beyaz, griler ve tüm renklerle var.
Güneşi günlerin ardında yargılamadan kabul edersen her anın daha farkındalıklı olmaya başlar.
Bunu az önce anlık bir düşünce ve hisle yazdım.
Sonra sesle okudum. Sesle okuyunca dedim ki işte bu.
Konuşulmaya değer bir şey belki de ve akış anda olmaya ilham olabilecek bir konu.
Olanı sevebiliriz ama olmayanları ne kadar kabul edip sevebiliyoruz?
İnsan güzeli kabul edebiliyor, insan güzeli sevebiliyor ama olmayan o kısımlar aslında bizi ne kadar rahatsız ediyor.
Dürüst olmak buralarda aslında.
Bir yanda çok fazla emek vermeden hayatımız muazzam derecede güzelleşsin istiyoruz.
Bir yanda küçücük bir şey verelim karşılığını çarpı 10 alalım istiyoruz.
Belki de küçükken büyüdüğümüz masallar, ne bileyim sihirli dünyalarla ya da bu çocuksu umutlarla büyüdüğümüz için gerçekçi dünyanın o...
Aslında sorumluluk kısmından kaçan bir çocuk tarafımız da olabiliyor.
Olgunlaşmak, büyümek, sorumluluk almak, adım adım yürürken o adımların bize koca bir yol kat ettiğini görebilmek belki de daha keyifli ve daha aslında sonunun...
haz dolu olacağını bize gösterebiliyor.
Yani anlık kısa geçici hazlardan ziyade yürüdüğün 10 adımlık bir yolun sonunda elde ettiğin ödül mü yoksa bir verdiğin ve bir aldığın ödül mü?
Baktığında aslında uzun vadeli bizi huzurlu ve keyifli hissettiren her zaman uzun vadeli verdiğimiz emek yollardır.
O yüzden bizim burada kendimize dürüst olmamız gerekiyor.
Çocukluğumuzu kabul edip anda duygularımıza eşlik etmemiz gerekiyor.
Evet ama... Devamında olgun olan, büyüyen, artık yetişkin olan bir tarafımızın da hayattan keyif alarak yürüyebilme ihtimaline inanmamız da lazım.
Çocuk olmak, her zaman güzel, keyifli olan, herkes çocukluğunu özlüyor vs.
gibi şeylerle nostalji ve geçmiş özlemi biraz pazarlanabiliyor ama bence olgun olmak, yetişkin olmak, hayatının kendi sorumluluğunu ele almak da güzel ve keyifli olabilir.
Çünkü şu an buradayız, şu an bu yaşındasın, 10 yaşında, 15 yaşındaki çocuk anlarında değilsin.
Bunu kabul etme. Belki de seni zorluyor, üzüyor.
Çünkü her zaman çocuk olmanın bir konfor alanı vardır.
Anne baban yanında ve senin için bir şeyleri yapan bir bireyin olması vs.
Ama artık kendin için bir şeyler yapmanın keyfi ve güzelliği ve bu gücü de tadabilir ve buraları artık üzücü bir yerden değil de daha güzel bir yerden ele alabilirsin.
Ancak çocukluğu çocukluğa bıraktığında, şu anki olduğun yaşın anını kabul ettiğinde anda olabileceksin.
Anda olma mevzusu çok çok uzun bir mevzu.
Dediğim gibi önce geçmişle kavgamızı bitireceğiz.
Gelecek kaygılarımızı dürüstçe bir kabul edeceğiz.
Sonrasında ne yapabiliriz gibi düşüneceğiz.
Geçmiş ve gelecek kavgalarımız zihnimizde bittiğinde ancak şu ana gelebiliriz.
Bugün 29 Temmuz gününün 14.52 geçiyor mesela.
Ben şu an bu tarihte bugün de olabilmem için geçmişe...
Artık bir düşüncelerim bitmiş olmalı.
Gelecek kaygılarının beni şu anımı rahatsız etmemeli ki.
Şu an uçan kuşun kanatlarına baktığımda sadece o kanada odaklanabileyim.
Anda olmanın kalitesi çok büyük bir haz verir aslında insana.
İyi veya kötü, üzgünlük veya sevinç.
Dümdüz yolu yürürken bile bir kedinin gözüne baktığında o anda olabilmen için zihninin boş olması gerekiyor.
Zihin boşluğu çok büyük bir lütuftur.
Aslında çoğu insanın elde etmeye çalıştığı, çabaladığı, içsel huzur dediği olay o.
andaki tatmin ve yüksekliktir aslında.
O yüzden bence herkes bu yolda ilerlemeli ve ne yapabilirim diye kendine sormalı.
Ben sizin şu an ne yaşadığınızı bilemem.
Nerelerde ne yaptığınızı.
Bunu en iyi siz bilirsiniz. Bu soyduğum soruları kendinize sorabilirsiniz.
Tekrar hatırlatayım. Geçmişle kavgam bitti mi?
Hala geçmişi düşünüp keşkelerim mi var?
Gelecek kaygım var mı?
Gelecekle alakalı endişeler benim bu günümden götürüyor mu?
İkinci soru bu. Üçüncü soru da anda olabilmem için, buraları iyileştirmek için ne yapabilirim?
Nasıl bir yol izleyebilirim?
Üçüncü olarak bu.
Dördüncü olarak da duygularıma eşlik ediyor muyum?
Yoksa mantıkla onları bastırıp aslında sadece beyin ve mantık mekanizmasıyla mı hayatı yaşıyorum ve içeride bizi bekleyen duyguları ertelemiş mi oluyorum gibi soruları kendinize sorarsanız sizi
ağına getirmekte zorlanan hangi aşamalar var bunları keşfedebilirsiniz.
Ve keşfettikten sonra burayı iyileştirmeye yönelik ne yapacağınız, nasıl bir yol izleyeceğiniz yine size kalıyor.
Ben burada konuşurum.
Konuşur konuşur durarım.
Ama buradaki konuştuklarımız size ne katar, neleri alır, nelerle yola devam edersiniz bu size kalıyor açıkçası.
Çok güzel bir bölüm oldu benim için.
Konuşurken keyif aldım.
Çok da uzatmak istemiyorum.
Aslında bıraksanız konuşurum ama biraz tadında bırakalım.
Çok uzun olunca aralarda sıkılır gidersiniz diye düşünüyorum bazen.
Çok da sıkıldığınızı sanmıyorum.
Çok mutlu olarak dinlediğinizi biliyorum yazılardan, geri dönüşlerden ama şimdilik bu kadar olsun.
Belki bunun partikisi gelir.
Belki başka bir bölüm. Belki gelecek kaygısını konuşuruz.
Belki geçmişi konuşuruz.
Bilmiyorum. Şimdilik bu bölüm böyle güzel kalsın.
Kendinize çok iyi bakın.
Kocaman sarılıyorum hepinize.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
