
Transkript
Merhaba, umarım iyisinizdir.
İyi değilsiniz de sorun değil.
Elbet her şey bir gün yolunu bulur.
Bugün aslında acıların bize kattığı anlamları konuşmak istiyorum.
Birden aklıma geldi bu düşünce.
Şöyle hepimizin hayatında ağır diyebileceği acılar olmuş olabilir, kayıplar olmuş olabilir, ayrılıklar olmuş olabilir, ağır gelen durumlar oluyor olabilir.
İnsan olmanın ve doğanın bir parçası.
gibi duran bu şey bize niye bu kadar ağırlık veriyor ve bizi neden bu kadar aşağı çekiyor?
Bunu biraz konuşmak istiyorum.
Öncelikle şöyle bir durum var.
Her zaman mutlu olmak, her zaman iyi olmak tabii ki de mümkün değil.
Tabii ki de insanlık dışı çünkü hepimizin acıları, üzüntüleri, düşük olduğu anlar, çaresizlikleri ve hayattan vazgeçme duygusuyla anlam arayışları olabiliyor.
Çünkü benim oluyor.
Ve etrafımdaki insanların da oluyor.
O yüzden eminim sizin de oluyordur.
İnsanda çok garip bir duygu var.
Yalnız olduğunu bilmeyince bir rahatlama geliyor.
Yani evet tamam hani dünyada tek acı çeken ben değilmişim.
Birileri de acı çekiyormuş.
Aslında bir yandan baktığımızda başkasının acısına seviniyormuşuz gibi durabiliyor ama öyle değil.
Hani bütün dünyanın yükü benim üzerimde değil.
Hepimize biraz biraz yükler düşebiliyor bunu görmek.
Biraz insana iyi geliyor açıkçası.
Ya da bence buna hani başkasının acısına sevmek demeyelim de şöyle diyebilirim.
İnsanın insan olduğu durumunu fark edip her insanın aslında normal yaşadığı bir durum olduğunu hatırlamak diyebiliriz.
Yani çok klişe olacak ama hani kimse de acılarını ve üzüntülerini ve zorluklarını paylaşırken çok cesur olmuyor ve herkesin hayatı dıştan dört dörtlük görünebiliyor ki keza öyle değil.
Belki sizin hayatınızda başkaları için öyle görünüyordur ama öyle değil.
Bana mesela çok mesaj geliyor.
Nasıl bu kadar pozitif kalabiliyorsun?
Nasıl bu kadar iyi yönden bakabiliyorsun gibi.
Açıkçası ben bir zamanlar dünyanın en realistik insanı ve...
En negatife odaklanan ve işte kendini mağdur gören kişilerden biriydim.
Hani şeyi çok severim ben.
En dibi görmeyenler zirveye zıplayamaz gibi.
Zirvedeyim demiyorum ama hani zirve derken şöyle.
Çünkü en dibi gördüğünüzde iki seçenek çıkıyor.
Yani o hani en dibin, kuyunun en dibinde oturduğunda yere ya sağlam basıp çok güçlü zıplama gücüne sahip oluyorsun ki bu da...
Aslında en dibin iyi yanlarından biri.
Ortalardaki o kadar zıplayamazken sen en dipteyken kalkıp daha güçlü, sağlam yerden destek alarak zıplayabiliyorsun.
Ya da öyle kalmaya devam edip kendini acımaya devam ediyorsun aslında.
Yani iki seçenekten biri oluyor o noktada.
Benim için de öyle olmuştu.
Yani bu hayatta neden varız, ne yapıyoruz?
Ya da bazı şeylerin ağır gelmesi, zor süreçler yaşamak vs.
gibi. Bunların hepsi aslında çoğu insanın başına gelen şeyler ama insanın kendisinin başına gelince öyle de kolay olmuyor.
O süreçleri yaşarken hiç de pozitif ve iyi yönden bakmıyordum demeyeyim.
Bakabiliyordum ama hani çok böyle bir kırıntıya tutunup evet daha kötüsüne işte ölüm olabilir vesaire gibi en azından hayattayım, sağlıklıyım diye böyle ona tutunmaya çalışıyordum.
Neyse buradan geri çıkıp acıların bize anlam kattığı tarafa geri dönmek istiyorum.
Şöyle. Evet endibim bir gün göremeseydim şu anki ben olamazdım.
Eskiden yaşadığım şeyler beni ben yaptı.
Bunu kabul etmek muazzam bir hafiflik veriyor aslında.
Yani bir gün yaşadığım...
Acılar o zaman bana ağır gelirken şu an beni daha güçlü yapan ve daha farkındalıklı ve iyinin, pozitifin, güzeli görmenin ne kadar önemli olduğunu bana öğreten şeyler aslında.
Eskiden hiç de bu kadar olayların iyi tarafından göre pozitif olmakla alakalı bir derdim yoktu.
Emin olun hani böyle doğuştan pozitif doğup polyanlı gibi olmadım ama hayat şu seçeneği gösterdi.
Hani kötüyü görmek, kötüyü büyütmek, şikayet etmek, mağdur görmek ve hayatın acılarında boğuşmanın hiçbir fayda getirmediğini gördüm.
Onu da deneyimledim. Onun da bir tadına baktık bir zamanlar.
Ve baktım ki hani buralardan bir çıkış yok.
İnsan kalsa burada ömür boyu kalabilir.
Ama bana kattığı bir şey yok.
Mantıklı bir seçim olarak pozitif bakmaya ve olayların iyi yönünü görmeye başladım.
Şimdi acıların bize kattığı anlamlar da şöyle.
O yaşadığım acılar işte bana bu anlamı kattı.
Bana daha güzeli görmenin hayatı daha kaliteli bir hale getirdiğini, iyi hissettirdiğini, hayatıma daha çok güzellikleri çektiğimi gördükçe dedim.
Aa neler oluyor hani aslında ben aynı benim.
Tabii ki de yaşadıklarım bir şeyleri değiştirdi.
Ama neden hayatım daha iyiye gidiyor, daha güzel şeyler yaşıyorum?
Dedim ki bu da işte bakış açımı değiştirmek ve olumlu yanları görmekle alakalı.
Ama ben o olumsuzlukları yaşamasaydım, o acıları tatmasaydım bu anlamı kazanamayacaktım.
O yüzden onların hepsine çok teşekkür ediyorum.
Yaşadığım tüm acılara, zorluklara ve...
O kuyunun en dibinde oturmuş çaresiz halime de teşekkür ediyorum.
Bu da hayatın zorlukları ve iyi ve kötü yanını kabul etmenin bir penceresi aslında.
Yani ben onları da kabul ediyorum.
Çünkü onlarsız aslında şu anki bana gelemezdim.
Ve bu da çok gerçekçi bir bakış açısı gibi geliyor bana.
Hani resmin küçük bir tarafına odaklanmak yerine bütün resme bakmak.
Ve sonucunda her şeyin...
Kötüden de iyilik çıkarmak gibi bir şey.
Bunu polyanlacılık olarak adlandırmıyorum.
Ben daha çok realistik bir bakış açısıyla analitik bir değerlendirme gibi geliyor.
Çünkü acılarda kalıp kendimi mağdur görüp bir ömür mutsuz olmayı tercih de edebilirdim.
Ama aksine gelişmeyi ve kendimi güçlü görüp hayatımı daha iyi inşa etme seçeneğini seçerek iyi tarafa gitmeyi de seçtim.
Ve bu bir seçim. Olaylara bakış açımızın, mutlu olmanın, iyi hissetmenin bir seçim olduğuna inanıyorum.
Tamam bazen hayat kötü seçenekler getirebiliyor.
Onları da eşlik etmeliyiz.
Yaşadığınız geçmiş acılara bakarak bana neler katmış, neler öğretmiş diye bakarsanız acıların anlamı size daha değerli ve önemli gelmeye başlıyor.
Yaşadığınız hiçbir acı anlamsız gelmemeye başlıyor.
Bu tabii ki de acıların ve zorlukların güzellemesi olarak anlaşılmasın ama hayatta bizim kontrol edemeyeceğimiz şekilde başımıza gelen olaylara.
Bir anlam kazandırmak insanı iyi hissettiriyor.
Yani açıkçası bana öyle hissettiriyor.
Birazcık kendimize daha şefkatli olmayı öğrenmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Çünkü ben gün geçtikçe fark ediyorum ki o kadar da şefkatli olmadığım anlar olabiliyor.
Kendimi zorladığım veya sorguladığım.
Sonra diyorum ki ne yapıyorsun?
Sakin ol ve...
Kendine daha iyi davran, kendine daha şefkatli ol.
Çünkü senin senden daha çok yanında olacak birisi yok bu hayatta.
Bu hayat senin ve bir ömür sen kendi yanında olacaksın.
Bu yalnızlık klişesi değil aslında ve ben acıklı bir yerden söylemiyorum.
Aslında aksine her zaman kendi yanımda olabilmek bana muazzam bir güç veriyor ve çok iyi hissettiriyor.
Çünkü en çok kendimi en iyi şekilde tanıyabilirim ki kimsenin ben kendisini bile çok iyi tanıyabileceğine inanmıyorum.
Her gün içimizde farklı bir taraflarımızı keşfediyoruz.
Bazen yıllar boyunca yapmayıp bir anda resim yapmayı sevdiğimizi keşfedebiliyoruz.
Bazen dans etmeyi ne kadar sevdiğimizi keşfetmeye başlıyoruz.
Ya da ne kadar bir sinir barındırdığımızı, öfke barındırdığımızı, hassas olduğumuz alınganlıklarımızı, farklı bir çok yanımızı keşfediyoruz.
Ve hayatta böyle bir yer aslında.
Her geçen gün, her geçen sene kendimizi daha iyi tanımamız için verilmiş fırsatlar.
Bu bazen acılarla olabiliyor, bazen zorluklarla olabiliyor.
Bazen çaresizlik duygusuyla, bazen mutluluklarla, bazen bir andaki sevinçle, bazen mutluluktan ağlamakla, bazen kederden ve üzüntüden ağlamakla olabiliyor.
Hayat iyisiyle kötüsüyle bir bütün ve bize anlam kattığı da bir aşikar aslında diye düşünüyorum.
Kendi konuşmama gülüyorum yani devrik cümlelerimi vesaire ama bu da beni ben yapan şeylerden biri.
İçimdeki heyecan onu hemen konuşmak isteğiyle böyle yanlış konuşabiliyorum ama olsun.
Yani insanın kendini tanıması ve kendi kusurlarını veya hatalarını görmesi de büyük bir olgu diye düşünüyorum.
Onları da seviyorum. O da beni ben yapan şeylerden biri.
Çünkü benden bir tane daha yok bu dünyada ve bu çok değerli ve eşsiz bir şey.
Benim hep söylediğim ve çok sevdiğim bir cümle vardır.
Hem hiçsin hem her şeysin.
Bunu kim söylemişti bilmiyorum ama...
bana gerçekten çok garip hissettiriyor.
Hem kendimi dünyanın en değerli insanıymış, varlığıymış gibi hissediyorum.
Evet her şeyim, tüm evren benim.
Bu eşsiz dünyada yaşıyorum ve çok önemli ve kıymetliyim.
Düşünebiliyorum, konuşabiliyorum, üretebiliyorum bunlar çok önemli şeyler.
Ama bir noktada bu koca galakside küçücük bir noktadan ibaretim ve bir gün öleceğim ve hiç anlamında bir hiçim aslında.
Bu da egoyu ve İçerideki kibiri öldürüyor aslında.
Ama bir noktada da özgüven ve özdeğer, özsevgiyi öldürmemesi için de her şeyin noktası besliyor.
Her şey olduğunu iddia edip de böyle ego veya kibir kasmamak için de hiç olduğunu hatırlamak gerekiyor diye düşünüyorum.
Bu ikisi muazzam bir denge getiriyor.
Bu konuşmayı da hiç öyle planlamadım.
Tamamen rastgele ses kaydını açayım.
Bakalım zihnimden ne geçecekse ağzıma o dökülsün dedim.
Hani sıfır planla konuştuğum bir şey.
Konudan birazcık sapmış da olabiliriz.
Acıların bize kattığı anlamlara geri dönersek eğer.
Yani birilerini kaybetmek, biri varken onun değerini anlamak bunlar hep acıların bize kattığı şeylerden biri.
Mesela... Sağlığını kaybedince sağlıklı olmanın aslında ne kadar muazzam ve güzel bir şey olduğunu anlıyorsun.
Ve bu sağlıksızken hastayken yaşadığın acı sana onun değerini ve anlamını katıyor.
Ve sen tekrar sağlığına kavuştuğunda o sağlığın değerini daha iyi bilmeye başlıyorsun.
Daha çok önem veriyorsun ve daha çok sana mutluluk ve haz veriyor o duygu.
Mesela yani bu korona ve...
Hastalıklar da birçok hepimizin başına gelmiş.
Korona olmadıysanız şanslı insanlardan birisinizdir ama ben olmuştum.
Ve koronayken şunu fark ettim.
Yani başımın ağramıyor olduğu günler ne kadar değerliymiş aslında.
Ya da işte yataktan kalkabildiğim, dışarı çıkabildiğim.
Rahatça nefes aldım. Bunların kıymetini anlayınca korona bittikten sonra böyle daha çok kıymetini bilmeye başladım.
O sağlıklı halimin daha çok değerini bilmeye başladım.
Bu da bana acının verdiği anlamla beraber o acı bittikten sonra hayatın kalitesini ve güzelliğini arttırdı aslında.
Hani bir insanın her şeyi vardır ama mutlu değildir.
Hiçbir şey yoktur, mutludur gibi bir tezahür var ya.
O olay aslında her şeyin veya hiçbir şeyin olmamasıyla alakalı değil.
Senin var olan şeyin ne kadar...
mutlu olabildiğin, ne kadar tadını çıkarabildiğin, ne kadar ondan keyif aldığınla alakalı gerçekten bir dondurma yerken, bir çikolata yerken, bir kahve içerken bile onun tam olarak tadını alabiliyorsan
o muazzam bir andır bence.
Ya da işte uçağa binebiliyorsun ya da arabayla bir yerlere gidiyorsun vesaire ya da daha maddi imkanlar olsun.
Ama o senin normalin olduysa ve sana hiçbir şey hissettirmiyorsa, hissiz olan en yüksek maddi duygu bile bir anlam katamıyor bence.
Ama bu şey demek değil işte.
Dünyalar senin olsun, mutsuz olursun veya işte hiçbir şeyin yokken mutlusundur.
Öyle bir tezahür değil. Bu tamamen sana bağlı.
Gittiğin her ortamdan, her yerden bir lezzet ve tat almak seninle alakalı bir durum.
O yüzden yine söylüyorum ki her şey içeri de başlıyor, her şey senin de başlıyor.
Her şey senin bakış açınla başlıyor.
Ben aynı benim, aynı ruhum, aynı bedenim.
Gerçi aynı ben değilim.
Her gün değişiyorum, her sene değişiyorum.
Eskiden kendimi gördüğüm gibi görmüyorum.
Eskiden olaylara verdiğim tepkileri vermiyorum.
Çünkü değişime açığım ve değiştikçe de iyi hissediyorum.
Ve bu da tamamen algımı ve bakış açımı değiştirmekle oluyor.
Ve ileride de belki ne kadar daha çok değişeceğim bilmiyorum.
Bu da zaten hayatın heyecanlı kısmı oluyor.
Ama sadece şunu anlatmaya çalışıyorum size.
Bu hayat çok değişken, çok farklı, her gün değişebilen bir...
Esnek bir yer aslında ve olaya bakış açımız değişince onun bize yaşattığı hisler, düşünceler, duygular da değişiyor.
O yüzden olay sizin değişmenizle başlıyor.
Dünya, etraf, çevreniz değil de sizin değişmeniz her şeyin değişmesi demektir diye düşünüyorum.
Bu mesele podcast'ın ismini de evet dünyayı kurtarıyoruz.
Komik bir isim olsun istedim ve bir anda aklıma bu geldi.
Hani dünyayı kurtarmak bilmiyorum bir gün.
haddime mi ama bir insanın hayatına bir algı katabilmek benim için dünyayı kurtarmaktır.
O yüzden çok çok değer veriyorum, anlam veriyorum.
Mesela bu podcast'tan geri dönüşler almak beni çok çok garip hissettirdi.
Bilmiyorum bunun karşılığı yok.
Bunu Twitter'da da hissediyorum yazılarıma gelen geri dönüşlerle ama bu mesela benim motive kaynağım, benim mutlu olma şeyimden birisi.
Çünkü tanımadığım Onlarca insanın hayatına dokunmak muazzam bir his veriyor.
Çok teşekkürler. İyi ki varsınız ve hep daha iyi olmanız beni de daha iyi yapacak biliyorum.
Çünkü tanımasam da bilmesem de bir noktada ruhlarımız burada kesişiyorsa fikirlerimiz, düşüncelerimiz demek ki konuşacak bir şeylerimiz varmış.
Benim söyleyecek, sizin de duyacak.
Mesela bu bana yaşadığım zorluklardan sonra katılan bir anlam oldu aslında.
Ne zaman üzgün olsam yazı yazardım ben hep küçüklükten beri.
İşte ilkokulda hikaye yazardım.
Lisede notlarıma yazardım.
Sonra telefon çıktı. Telefonun notlarına yazar oldum.
Bir şekilde hep yazardım ve yazmak çok iyi hissettirdi.
Bu Twitter'ı ve Instagram'daki hesabı açınca da birçok insanın görebileceği yerlere yazmaya başladım.
özelim olmaktan çıkmaya başladı.
Bu daha da iyi hissettirmeye başladı.
Sonra dedim ki demek ki doğru bir şeyler yapıyorum.
Çünkü bu bana iyi hissettiriyor.
Bu da bana yaşadığım zorlukların kattığı güzel bir anlam aslında.
Hani ben o gün ağlamasaydım, ben o gün üzülmeseydim, ben o gün acıları çekmeseydim ya da şu anda da bir gün iyi, bir gün kötü ya da yine üzüleceğim şeyler illa oluyor.
Bunlar olmasaydı o yazıları yazamazdım.
Tabii ki mutluyken de yazılar yazıyorum ama Yaşadığım acılar bana başkalarının acılarıyla ortak paydada buluşma imkanı da sunuyor ve anlamamı da sağlıyor.
Çünkü hepimiz insanız ama hepimiz acılarımızla yüzleşip onları ne kadar güzel yaşayıp layığıyla eşlik edebiliyoruz bu önemli bir soru.
Yani duygunuzdan kaçmayın acılarınızdan, mutsuzluklarınızdan.
Onlar bir gün sizin en büyük şansınız, en büyük anlamınız olabilir diye düşünüyorum.
onları geri geldiğinde duyguma eşlik edip üzülmeyi kendime izin verdiğimde daha rahat nefes alır oldum.
Bunu siz de deneyin.
Kendinize baskı kurmayın.
Kendinizi zorlamayın ve acılarınızın, üzgünlüklerinizin ve zorluklarınızın bir gün en büyük anlam olacağını bilin.
Bunları yaşarken de kendinize sınırlamalar koymayın.
Her duygu, her kişi, her hayat kendine özeldir.
Kendinizi kimseyle kıyaslamayın.
Çünkü kimse sizin Ve aynı değerde değil.
Sizden bir tane var.
Kendi değerinizi lütfen unutmayın.
Çünkü insanlar unutturmak için çok şeyler yapıyor.
Ama bunu başarmalarına izin vermeyin lütfen.
Kocaman sarılıyorum hepinize.
Kendinize çok iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
