
Transkript
Alo alo alo alo selamlar gün batarken nasıl doğu şarkı gün renginde gün doğarken boğazdan gemiler usulca geçerken öyle bir şeydi galiba.
Ne haber ne yapıyorsunuz? Ben biraz sonra Broadway'de bir gösteri izlemeye gideceğim tiyatro oyunu izlemeye gideceğim ve çok heyecanlıyım.
Böyle üst üste andım üstte andım arkadaşlarımızla gideceğiz. Hemen gitmeden bir bölüm yerleştirmek istedim.
Yani böyle son dakika bölümleri gibi oluyor ama şöyle düşünün.
Hazırlandığım için hani zaten dışarı çıkacakken çıkma saatimden böyle bir yarım saat 45 dakika öncesinde kendimi hazırlıyorum.
Bölümlerimizi kaydediyoruz.
Yani geçen de dediğim gibi bu bir ekip işi.
Yine gökyüzü çok güzel buna bir değinmeden geçemeyeceğim.
Manzaramız yani gün batımı alışılmıyor.
Bazı insanlar diyor ya işte deniz manzaralı bir eve taşındığında artık görmüyorsun diye.
Bilmiyorum galiba gökyüzünden kaynaklı.
kaynaklı. Ben de öyle olmuyor. Sanki sürekli
böyle yeni bir şov yapıyormuş gibi.
Bu arada gökyüzü demişken Instagram'da daha fazla
ev videoları paylaşmaya başladım. Yani
bu bölümü yayınladığımızda Instagram'da daha çok
video göreceksiniz. Muhtemelen evle alakalı.
İki tane Instagram hesabım var. Bir tanesi
Nurtaş Türkiye'li. Artık tamamen İngilizce içerik
yaptığım bir hesap. Diğeri de En İyi Versiyonun
podcast. Yani En İyi Versiyonun'la alakalı
yine Türkçe konuştuğum bir yer olarak
oradan da takip edebilirsiniz. Aynı
zamanda Spotify'dan da takip edip
5 yıldız vermeyi lütfen unutmayın. Ne olur.
Lütfen ne olur ne olur ne olur kendini bana ver.
Güzel bir moddayım Allah'a şükür.
Geçen bölümde ne yorgundum ya gerçekten böyle demiştim ya size tam dinlenemedim diye.
Pazar gününüz ekle beraber bütün günümüzü hamam ve sauna da geçirdik.
Bu ara eğer Instagram'dan görüyorsanız ben bir sauna tutkunuyum.
Yani en azından haftada bir yapıyorum.
İyi geldiğini düşünüyorum.
Terlemeye bayılıyorum.
Yani normalde çok terleyemiyorum.
Sadece böyle çok şey sporlarda kardiyosu olan sporlarda ya da sauna'da.
Okey.
konumuza gelecek olursak biraz böyle
çok kişisel bir bölüm gibi olabilir
ama umarım yine size
değinen kısımları da olacaktır. Başlık
sinir bozucu da olabilir. Sonuçta olay
Türkiye'yle alakalı değil ama konumuz
biraz daha böyle Türkiye'ye gitmediğim
için nasıl değiştiğim üzerine
olmasını istedim. Çünkü iki buçuk
yıldır Türkiye'ye gitmedim. İlk yılı
benim tercihim değildi. Bilet almıştım.
Arkadaşlarımla gidecektim. Hatta buradaki yabancı
arkadaşlarımla. Ama son anda bu ameliyat
olayı çıkınca hatırlarsınız. Onu da
İptal ettim.
Bilet de kaldı.
Bütün tatilim iptal oldu.
Arkadaşlarım kendileri gittiler.
Birazcık üzücü oldu sonuçta.
Ben de onlarla gezmek istiyordum ve çok güzel gezdiler.
Biliyorsunuz turistler Türkiye'yi gerçekten daha güzel geziyorlar.
Yani birçok yerini daha çok araştırıp buluyorlar.
İmkanlar bir de.
Bu senede şimdi Bali'de kaldım ben bir ay.
Bali'den döndükten sonra hemen Türkiye'ye gitmeyeyim dedim ilk başta.
Bundan daha önce bahsetmiştim ama şöyle biraz özet geçeyim.
Bali'den döndükten sonra böyle hani New York'ta biraz kalayım dedim.
Türkiye'ye sonra giderim dedim.
Normalde gurbette yaşayan birçok insan Eylül ayını biraz daha tercih eder.
Çünkü turist daha azdır, fiyatlar düşer biliyorsunuz.
Yani Eylül ayında hem hava daha güzeldir hem de normalde böyle otellerin işte yemek restoranların vesaire kalabalıklığı azalır.
Fiyatlar da düşer. Biraz daha böyle tercih ettiğim bir dönem.
Ama Eylül ayında da benim iş durumlarım arttı.
İşte buradaki finansal durumlar çalışma düzenim derken dedim ki ben en iyisi gitmeyeyim.
Ama bu videoda biraz daha derine gireceğim.
Açık söylemek gerekirse sadece bu sebeplerden dolayı da değil.
Birçok insan özellikle yurt dışında yaşayan Türkiye'ye giden insanla konuştuğumda da benzer şeyler söylüyor.
Tabii ki de doğup büyüdüğünüz yer, aileniz, yakın arkadaşlarınız, akrabalarınız, sevdiğiniz insanlar, mahalleniz, eskiden sık sık gittiğiniz yerler.
Yani sizin kültürünüz, nostaljiniz hepsi orada.
Bunu çok iyi anlıyorum.
O göçmen psikolojisinin arkasında yatan o ihtiyacı, o gurbetlik, ev hasreti, özlem.
Yani bunların hepsini çok iyi anlıyorum çünkü ben de yaşıyorum.
Özellikle ikinci yılı ilk defa geçtim.
Normalde işte Çin'de yaşadığım dönemde özellikle hiç atlamazdım.
Öğrenci halimle her yıl gider bir ay kalırdım.
Bayağı da gezerdim.
Ama Amerika'ya taşındığımdan beri ilk başta Green Card'dan dolayı gidemedim.
Sonra tekrardan New York'a taşındıktan sonra gitmemeyi tercih ettim.
Ama hayatımda yani doğdum doğalı ilk defa.
İlk yılı geçti bu süre.
Çok canımın acıdığı yerler var.
Yerlerim büyüyor, annem yaş alıyor.
Arkadaşlarımı görmüyorum uzun zamandır.
Buralar duygusal tarafı.
Ve canım acıyor.
Yani kesinlikle mesela geçen gün Türk marketine gittim.
Allah'tan abur cubur huyum geçti.
Çünkü böyle yurt dışında yaşadığınızda ve ilk defa Türk marketine gittiğinizde kafaları yiyorsunuz.
Böyle inanamıyorum high life falan.
Hani aklınıza gelen en saçma bisküvi markası bile.
Çünkü benim çocukluğum ve bayılırdım çocukken Highlife'a.
En son ne zaman yanım hatırlamıyorum ama.
Böyle ilk markete gittiğimde o abur cubur reyonu beni inanılmaz etkiliyordu.
Şu anda hiç yüzüne bile bakmıyorum.
Çok şükür.
Yine bir tahta bulacağım.
Şu anda yüzüne bile bakmıyorum.
Mesela böyle zeytin peyniri de alamıyorum.
Onu da birazcık konuşmak istiyorum bu bölümde.
Şimdi zeytinler de Kaliforniya eyaletinden kaynaklıymış.
Yani tam hala anladığım bir şey değil.
FDA üzerinden olduğunu düşünüyorum.
Zeytin markaların üzerinde işte bu ürünün içerisinde kurşun olabilir, bu ürünün içerisinde plastikten dolayı kanserojen maddeler olabilir gibi uyarılar var.
Şimdi ben de uyarıları gördükten sonra içime sine sine eskisi gibi yiyemiyorum.
Bu arada inanılmaz sevdiğim bir şeydir zeytin.
Türkiye'de zeytin sevmeyen ben bilmiyorum.
Dipnot Zek yemiyor.
Yani herhangi bir türünü yemiyor.
Neyse ama ben çok seviyorum.
Yani atıştırmalık olarak bile yerim bir kilo.
Hani erik gibi yerim ben onu.
Öyle.
Alamıyorum.
Bu da bir hasret.
Yani böyle saçma gelebilir ama gerçekten hasret.
Açıkta olan zeytinlere de açıkçası hijyenden dolayı güvenip almak istemiyorum.
Peynir konusunda da çok uzun zamandır bilmiyorum yani hem içgüdüsel olarak hem de gördüğüm okuduğum şeylere dayalı olarak
o peynirlerin tam peynir olmadığıyla alakalı bilgiler aldığım için böyle tozdan yapılıyormuş galiba.
Çok sağlıklı olmadığını biliyorsunuz.
Bu arada biraz yaşaldıkça biraz daha glutene, süt ürünlerine ara veriyorsunuz, azaltıyorsunuz.
Zeynep Gülitan ile alakalı henüz bir çalışmam yok ama peynir bağımlılığımdan biraz uzaklaşmaya çalışıyorum.
O yüzden şu anda ilk defa dolabımda peynir yok.
Şunu anlatmak istiyorum.
Markete gittim aldığım şeyler aldım.
O zaman ne aldın diyeceksiniz.
Yaprak sarma için yaprak aldım.
Bir de böyle baklagiller alıyorum.
Türk markasını daha çok seviyorum açıkçası.
Fasulyedir, nohuttur, mercimektir.
Şu anda böyle baklagilleri artırıyorum.
Sebzeyi artırıyorum.
Eti çok az yemeye çalışıyorum.
Balık da dahil.
Yani herhangi bir sebebi yok.
Gerçekten vücudumu da biraz daha test etmek istiyorum.
Tabii ki de sağlık ve bağırsak ameliyatımla alakalı bir kısmı var.
Yani alakasız değil ama test etmek istiyorum vücudumu.
Bu marketlere gittiğimde de bir tarafım böyle of ya falan oluyorum.
Hani özlediğimi fark ediyorum.
Sonuçta işte bir reyon var mesela temizlik ürünleri, kolonyalar falan.
Sanki Türkiye'deki bir marketteyim.
Fakat şimdi tüm bu anlattığım şeyler, özlemler, duygusal tarafların dışında
bunlar benim fedakarlık ettiğim taraf değil mi?
Getirileri ne oldu bana?
Aslında bu videonun ana konusu bu olacak.
Yani bana getirisi ne oldu?
İlk başta kendimle gözlemlediğim ve hissettiğim artık fiziksel olarak da bence fark edilecek özellik şu ki eski benden baya bir uzaklaştım.
Yani kurtulmak istediğim taraflarımdan da uzaklaştım.
Bu ne demek? Biraz daha o duygusal sarmalların içerisinde kalmak, negatif düşünmek, biraz daha böyle o nazar kavramıdır.
Yani bunlar aslında geldiğiniz kültür, alışkanlıklarınız, huyunuz, suyunuz.
Ama biliyorsunuz ki benim hayatım bence hani Nurtaç'ı bir filmde izliyorsam tam isteyeceğim şekilde yaşıyor bence bu kız bu hayatı.
Gitti Asyalarda yaşadı uzun yıllar.
Şimdi Amerika'da yaşıyor.
Zaten Türkiye'de doğup büyüdü.
Bence dünyanın tadına vararak büyüyorum.
Ama buradan çıkan bir hani sonuçta çarpışma var ve buradan çıkan enerji birçok zaman kendi kimlik karmaşısında yaşadığım bir şey oldu.
Çin'de yaşarken onlara adapte oluyorsun.
Türkiye'de zaten Türksün.
Amerika'ya geliyorsun.
Amerika'da hem buraya adapte olmak istiyorsun hem de kendi kimliğinden uzaklaşmak istemiyorsun.
Benim için bu hayatımdaki en büyük challenge'lardan bir tanesiydi.
Çünkü Türkiye'de olsam zaten kim olduğumu bulma, tanıma yani gerçekte kim olduğumu anlama çalışmam eminim sonsuza kadar devam edecekti.
Ama işin içerisine farklı diller, farklı kültürler, farklı lokasyonlar, ülkeler, işte seyahatler eklendikçe kafa karışıklığı oldu.
Kendi karakterimin de bana getirdiği bir şey var.
İşte biraz daha people pleaser olduğum için eskiden.
Bence şu an bayağı bir tıraşladı konu.
En azından ben öyle hissediyorum.
O people pleaser'lık işte lütfen beni sevin, lütfen beni kabul edin, buralarda da yerim var mı gibi bir psikolojiniz çıkabiliyor ve bu çok doğal.
Yani bu Türkiye'de kalsam olmayacak da anlamına gelmiyor.
Sadece bunu ben üç dilde yapıyorum, öyle düşünün.
E tabii geldiğim yer var, kendi kültürüm, kendi alışkanlıklarım, kendi geleneklerim var ve çok sevdiğim tarafları var.
Ama kendi karakterimden çıkan, beni zorlayan yine kültürle çatıştığım taraflar da var.
Ben gerçekten Türkiye'ye iki buçuk sene ara verince vücudumda resmen demlendiğimi hissetmeye başladım.
Çünkü Türkiye'ye her gittiğimde tekrardan çarpışıyorum maalesef.
Duygusal olarak çarpışıyorum, zihinsel olarak çarpışıyorum, fiziksel olarak da çarpışıyorum.
Çok kalabalık yerler var anladınız şakamı.
Ama Türkiye'den döndükten sonra birçok insan, herkes yaşamıyordur bunu ama bir size iki ay gerekebilir kendinize gelmeniz için.
Çünkü sert, bu geçişler sert.
Ülkeni sevebilirsin, kendini sevebilirsin.
Yabancı bir ülkede yeni bir kimliği tam oturtamamışken o gidiş gelişler, aileni görmen, yapamadıkların, uzak kalman, fedakarlıkların hepsi böyle şap şap şap yüzünüze vurduğunu düşünün.
Bir de üstüne aile içerisinde sorunlarınız varsa, bazı şeylere biraz daha yakınlaşmanız gerekiyorsa,
halledemediğiniz, toparlayamadığınız şeylerle tekrar tekrar tekrar karşılaşıyorsanız ve yüzleşiyorsanız kolay değil.
Yani her bünyo bunları kolay kaldıramıyor.
Tabii ki de fazla fazla düşünüp işin içinde kaybolmak artık istemiyorum.
Eskiden çok düşünüyordum.
Aile üyelerimin hepsini ben kurtarmak istiyordum.
Yani kurtarmaktan kastım anladınız.
Ay çok güzel.
Yine güzel.
İşte bunlar benim dikkatimi dağıtıyor arkadaşlar.
Aile üyelerinizin de mutlu olmasını istiyorsunuz.
Maddi manevi hayallerini gerçekleştirmesini istiyorsunuz.
Şimdi bu communal community daha çok doğu zihniyeti gibi söyleyelim.
Bu arada doğu ya da batı derken birini kötülüyorum birini övüyorum gibi düşünmeyin.
gerçekten alışkanlıklar yani nasıl büyüdüyseniz doğrusu bu.
Batı'da da bireyselcilik var.
Bunun da artılığı ve eksileri var tabii ki de.
Ama mesela Batı'daki bir insana şunu söyleyemezsiniz.
İşte kardeşinin hayatında biraz senin de payın var
ya da kardeşini kurtarman lazım gibi istisnalar vardır muhakkak ama
Amerika'da karşılaştım ya da Batı'da derken herhangi bir ülkeden tanıştığım insanlar da
böyle bir sorumluluk hissiyatını görmüyorum ben.
Kendi aile üyelerini onların da kurtarması gerektiği ya da onlara yardım etmesi gerektiği
ya da benim neyim varsa senin de odur gibi
aslında tatlı olabilecek şeylerin ekstra getirdiği yüklerden dolayı çok da işlemediğini görüyorum.
Ve açıkça söylemek gerekirse benim bilinçli olarak almaya çalıştığım bir şeydi bu.
Çünkü yıllardır yurt dışında yaşıyorum.
Zaten kimlik karmaşaları yaşıyorum.
Zaten hani ben de büyüyorum dedim ya Türkiye'de olsam da çarpışacağım yerlerde çarpışıyorum.
Duvarlarıma tosluyorum.
Bir de üstüne aile konusunu eklemek benim çok istemediğim bir şeydi.
Onların iyi olmasını istiyorum.
Yanlış anlaşılmasın.
Ama yurt dışında yaşıyorsanız Türkiye'ye gittiğinizde çok fazla yalnız takılamıyorsunuz.
Benim söylediğim bir şey var. Eski bölümlerde de bahsetmiştim.
Ben Türkiye'ye gittiğimde biraz da Nurtaş'la buluşmak istiyorum.
Nurtaş'la takılmak istiyorum.
Çünkü Türkiye'deyken yalnız kaldığım çok vaktim vardı.
Ama siz yurt dışındayken oraya döndüğünüzde sürekli aile, arkadaş, akraba ziyaret oluyor.
Bende akraba ziyaret yok bu arada.
Deep note.
Akrabalarımla bir bağım ilişkim yok.
Ama yine de döndüğümde kalabalık yani arkadaşların olması çok güzel bir sorun.
Yani böyle bir sorunun olması çok güzel.
Bu şikayet ettiğin bir şey değil.
Fakat bu kimlik karmaşalarında o gidiş gelişler gerçekten bana rüzgar ve sert bir rüzgar ve birazcık sert duvarlar.
Bu gitmeme kararımla da üzerinde verdiği diğer etkiyi hissediyorum.
Yine altını çizelim.
Duygusal taraflarım var elbette.
Ama buralı gibi hissediyorum arkadaşlar ya.
Aslında bunu demek istiyorum.
Yani hastaneye gittiğimde işte geçen gün sigortayı telefonla aradığımda ya da bana bir telefon geldiğinde ben buralıyım artık diyorum.
Ve bu kötü bir şey değil.
Yıllarca bir de bizim bağlar güçlü olduğu için sanki bir yeri terk ediyormuşsunuz gibi, sanki oraya haksızlık yapıyormuşsunuz gibi,
arkanızda bıraktıklarınızla alakalı böyle bir suçluluk duyuyorsunuz.
Ama bu kararı siz verdiniz.
Belki bilinçli, belki bilinçsiz.
Yurt dışına gitmek istediniz ve sürekli başka insanlarla karşılaşıyorsunuz.
Farklı kültürlerle tanışıyorsunuz.
Yani bir sentez olmaması mümkün değil.
Sentez olmaması hatta daha anormal olurdu.
Tabii ki de arkada bıraktıklarınız için çok değişmiş olabilirsiniz.
İşte sen çok değiştin denilebilir.
Belki o eski sizi göremedikleri için onlar üzülüyor olabilirler.
Terk edilmiş hissediyor olabilirler.
Ama günün sonunda yine bir teraziye koyduğunuzda neden fedakarlık ediyorsunuz?
Ne için fedakarlık ediyorsunuz?
Ama siz ne istiyorsunuz?
Bunları da biraz dürüst olarak düşünmek gerekiyor.
Ben burada yaşıyorsam eğer buralı hissetmek istiyorum.
Bir ayağımın Türkiye'de ve sürekli endişe halinde ya da gidip gelmelerimde o yorgunluğu aslında taşımak istemiyorum.
Bu galiba benim yünyemde şu anlama geliyor.
Ben bu dönüşümü yaşadıktan sonraki Türkiye dönüşlerimde aynı sert rüzgarları yemeyeceğim.
Yani biraz daha kendimi korumayı öğrendim.
Onu anlatmak istiyorum bu Türkiye'ye gitmeyişimle.
Çünkü Allah nasip eder gidersem 3 sene olmuş olacak ve bu çok ciddi bir süre aslında.
Ama öyleymiş gibi de gelmiyor.
Çünkü bu arada zaten seyahat ettim işte ameliyat oldum vesaire.
Yani hareket halindeyim.
Özetle galiba buna bilinçli ve bilinçsiz olarak karar vermiştim.
Yani beni strese sokacağını, bu gidiş gelişlerde tekrardan geriye çekeceğini biliyordum.
Bu kararı vermek çok zordu.
Belki işler oldu, işte gelemedim demek biraz bana bahane oldu.
Biraz beni rahatlattı.
Çünkü her şeyle de çatır çatır yüzleşmek istemiyorsunuz bazen.
Ya da ailenizde biraz daha iyi bir neden oluyor.
Yani geldiğimde beni strese sokuyorsunuz demek versus gelemiyorum demek biraz farklı.
Hasılı biraz kendinizi değiştirmek, dönüştürmek istiyorsanız ve o eski halinizden uzaklaşmak istiyorsanız, o yeni kimliğinizi iyice hissetmek, onun oturduğunu iyice görmek istiyorsanız biraz daha fedakarlık yapmanız gereken bir yol olabilir.
Ve bu yol illa sonsuza kadar devam etmeyecek. Belki seneye gittiğimde işte çok daha net ve oturmuş olarak gideceğim.
Yani bu öncesine kadar o gidiş gelişler beni çok sarsıyordu. Bir de Çin tarafı da olduğu için yani Çin'de biraz büyüdüm. 20'li yaşlarım Çin'de geçti.
sonra Amerika, hangi ülke, o sistemler ne, sağlık sistemine, vergi sistemlerine nasıl vize alıyorsunuz,
işte burada vatandaş oldum ama nasıl, onların hepsi bir hak.
Şimdi iş başvurusu yaparken mesela orada vize sponsor ihtiyacının olmaması bile sana bir güç veriyor.
Sana diyor ki, buralısın artık, buralısın.
Yani bir bahanen de yok.
Çalışma hakkın var, burada hakların var.
Green Card da onu veriyor ama anladınız demek istediğimi.
Biraz daha böyle aksan maksan hiç umurumda değil bu arada.
Benim İngilizce konuşmamı duyduğunuzda umurumda değil.
Yani ne burada konuşurken umurumda, ne iş görüşmelerinde umurumda,
ne böyle yani video çekerken falan hiç umurumda değil.
Eğer ki aksanı biraz takıyorsanız şöyle silkeleyin gitsin.
Kimsenin umurunda değil.
Hatta hoşuna gidiyor insanların.
İşte senin o aksanlı konuşman.
Yani maksimum anlamıyorsa ne dedin diyor.
Öyle düşünebilirsiniz.
Yine uzun güzel bir bölüm oldu inşallah.
O zaman.
Ay çok güzel ya.
Ben şimdi çıkıyorum.
Yani gökyüzü çok güzel.
Ben şimdi çıkıyorum.
Bir tiyatro oyunu izleyeceğim.
Çok seviyorum Broadway'de oyun izlemeyi.
Broadway'de.
Okey.
Dediğim gibi Spotify'dan takip etmek isterseniz çok mutlu olurum.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
