
Bu kültür, dinlenmeyi değil; tükenmeyi başarı gibi sunuyor.Dinle Adisyon dinleyicisi... Bana hak vereceksin.
Transkript
Artık herkes yorgun ve ben bu durumu hiç sevmiyorum.
Ama öyle basit bir yorgunluk değil bu.
Kas ağrısı gibi değil. Anlatabiliyor muyum?
Bu ruhun içten içe yorulması.
Yani sabah kalktığında sadece bedenini değil varoluşu da kaldırmak zor geliyor ya insana.
Hani bir maili açmaya üşeniyorsun.
Bir mesajı cevaplamaya hatta bazen nefes almaya bile.
Sanki hayat biraz fazla uzunmuş gibi geliyor böyle anlarda.
Ama ironik olan şu. Bütün gün meşgulüz.
Hiçbir şey yapmıyoruz ama hiç durmuyoruz.
Yani artık meşgul olmak bir statü haline geldi.
Yorgunluk bir tür madalya gibi.
Bak ben de çabalıyorum.
Ben de sistemin içindeyim.
Çok yoruldum. İşte kafamı dinleyecek vaktim yok falan.
Tanıdınız değil mi bu tipleri? O yüzden biri dinleniyorum dese hemen suçluluk duyuyor.
Sanki dinlenmek tembellikmiş gibi.
Ama aslında en büyük cesaret bazen hiçbir şey yapmamaktır.
Bir önceki bölümde bahsettim.
Finalini böyle kapattım.
Çünkü durduğunda, sustuğunda, sonunda kendini duyuyorsun.
Ve bu bazen dünyadaki en korkunç ses olabiliyor.
Psikolojik olarak bakarsak bu duruma dostlarım.
Bu sürekli meşgul olma hali, sürekli bir şeylerle uğraşma hali falan bir kaçış mekanizması aslında.
Modern insan... Kendi iç sesinden kaçmak için kendini işle, projeyle, hedefle dolduruyor.
Sürekli, sürekli dolduruyor.
Ama o doluluk bir doyum getirmiyor.
Tıpkı susuz birinin deniz suyun içmesi gibi.
İçtikçe daha çok yanıyoruz.
Belki de o yüzden her şey hızlanıyor ama biz hiçbir yere varamıyoruz.
İnsan kendini amaçlarla o kadar doldurur ki yaşamın kendisini unutur derler.
Bu sözü tanıdınız mı?
Sanki biz de tam olarak o noktadayız.
Yaşamayı değil, Yaşadığımızı kanıtlamayı istiyoruz.
Sosyal medyada, işte, ne bileyim okulda, ilişkide hep bir bakın ben de varım telaşı içindeyiz.
Var olmaya çalışıyoruz buralarda.
Ama bu telaşın sonunda ortada o ben dediğiniz şey kalmıyor.
Ne kalıyor biliyor musunuz? Görevler kalıyor, yapılacaklar kalıyor, biriken yorgunluk kalıyor.
Bazen tükenmişliği gizleyen bir toplum olduğumuzu düşünüyorum.
Kimse çok yorgunum demiyor.
Diyorlar ki yoğunum.
Ay çok hızlı konuştum ya.
Çok büyük bir gazla. İnanamazsınız.
Çünkü bu konu benim canımı çok sıkan bir konu.
Sanki böyle bir arkadaş ortamında konuşuyormuş gibi hissettim kendimi.
Bıcır bıcır konuşma meselesi var ya bendeki.
Burada yaşadığımız gibi az önce.
Genelde çok rahat olduğum insanların yanında böyle konuşuyorum.
Yanlış bir şey söyleyecek miyim?
Yanlış bir cümle kuracak mıyım?
Mantıksız bir şey söyleyecek miyim falan?
Derdim yok. Çünkü bazı arkadaşlarımın yanında aşırı mantıksız konuşabiliyorum ve bu çok eğlenceli bir şeye dönüşüyor.
Konuşmak için konuşmaktan bahsetmiyorum bu arada.
Heyecanlı heyecanlı konuşmaktan bahsediyorum ve ben bunu çok seviyorum.
Bunu kısıtladığım zamanlarda da o muhabbet akmıyor.
Ya susmayı tercih ediyorum ya da çok mantıklı konuşuyorum.
Bunu aşmak mı gerekiyor acaba?
Yani bu rahat olamamak, başkasının yanında rahat olamamak beni geliyor.
Aslında şöyle bir şey de var.
Çok değer verdiğim insanların yanında rahat olamıyorum.
Yani şimdi diğer arkadaşlarım yanlış anlamasın yanımda saçma sapan davrandığım kişilere de değer veriyorum ama sizin yanınızda rahatım.
Çünkü siz beni tanıyorsunuz.
Yani mantıksız bir şey söylesem bile onun aslında ne demek olduğunu anlayabilirsiniz ve biz o mantıksız...
cümleyi, saçma kelimeyi falan bir eğlence aracına dönüştürebiliriz.
Eğlenebiliriz, gülebiliriz. Bu bizim aramızda uzar gider yani.
Çünkü birbirimize alınmayız, kırılmayız.
Ama böyle çok değer verdiğim, yanında yanlış bir cümle kurmayayım, aman mantıksız bir şey söylemeyeyim, aman neydi, bu neydi acaba, bu sorunun cevabı neydi falan, doğru cevap vermeliyim diye düşündüğüm zaman çok gergin bir insana dönüşüyorum
ve çok resmi bir insana dönüşüyorum.
Geçen gün bir arkadaşım bana ne dedi biliyor musunuz?
Çok resmiysin dedi.
Çok politiksin. Ve çok resmisin biraz rahat olsana dedi.
Ama anlayamıyorlar. Rahatım aslında.
Bazı insanların yanında çok resmi oluyorum.
Yani mesajlaşırken bile öyleyim.
Telefonla konuşurken bile öyleyim.
Karşıdaki insan bunu yanlış anlayabilir.
Anlamasın. Kesinlikle anlamasın.
Bu aslında o kişinin yanında rahat olmak istediğimin bir kanıtı.
Kendi içimde çeliştiğim bir şey var.
Neyse devam ediyorum. Arada büyük bir fark var arkadaşlar.
Yoğunluk bir tercihtir.
Yorgunluk bir çığlıktır.
Ama biz o çığlığı kibarlaştırıp üretkenlik kılığına sokuyoruz.
Hepiniz oyuncusunuz. Hepiniz oyuncusunuz.
Tiyatrocu biziz. Oyunu siz oynuyorsunuz arkadaşlar.
Sanki her şey kontrol altındaymış gibi davranıyorsunuz.
Halbuki değil. Bunun böyle olmadığını görebiliyoruz.
Birçoğumuzun içi... Paramparça.
Ama takvimlerimiz, ajandalarımız dolu.
Ve belki de bu yüzden depresyonla yorgunluk birbirine karışıyordur.
Hemen bir önceki bölümde depresyondan bahsetmiştim.
Oraya da gönderme olsun. Çünkü ikisi de aynı yerden geliyor.
Kendini sürekli yetersiz hissetmekten.
Ne kadar çalışırsan, ne kadar çabalasan da bir şeyler hep eksik kalıyor.
Ama o eksik şey başarı değildir.
Yani dışarıdan baktığında her şey yolunda gibi görünüyor olabilir ama içeride bir boşluk var.
Bitmeyen bir eksiklik duygusu var.
İşte bu modern çağın sessiz salgını.
Bence yorgunluk kültürü dediğimiz bu şeyin acı tarafı da bu.
Artık insanlar gerçekten dinlenmeyi unuttu.
Yani sadece yatmak, uyumak, susmak ne bileyim sadece düşünmek bile neredeyse suç gibi.
Ama işte belki de insan olmanın asıl kısmı...
Çünkü bazen gelişmek değil, durmak bizi büyütür.
Durduğunda fark ediyorsun çünkü.
Ben ne zamandır sadece hayatta kalmaya çalışıyorum, yaşamıyorum diyorsun.
O yüzden belki de kendimize bunu sormalıyız.
Gerçekten yorgun muyuz?
Yoksa boş bir hayatı dolu göstermeye mi çalışıyoruz?
Belki artık biraz eksik kalmayı kabul etmeliyiz.
Bence edin. Bu ayıp bir şey değil.
Bir şeyleri de bilmeyin. Bir şeylerden de geri kalın.
Sizin de takviminiz boş olsun.
Ben bunu da çok yapıyorum.
Lanet olsun ya. Mesela gerçekten bunu itiraf edeceğim.
Bazen kendimi bu konuda çok doldururum.
Şey olarak söylemiyorum. Takvimi doldurmaktan bahsediyorum.
Ya bakıyorum o gün bir şeyim yok yani.
Arkadaşlarımı arıyorum ve davet ediyorum.
Ya da zah olsun onlar zaten ayrı eve çıktığımdan beri beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Geliyorlar vakit geçiriyoruz falan.
Ama orada bile bir şey yaşıyorum kendi içimde.
Bak bunu lütfen yanlış anlamayın.
Onların yüzüne de söylediğim için bunu söyleyebiliyorum.
Abi lütfen. Şu an bu kalabalık bana iyi gelmiyor.
Ama onların gitmesini de istemiyorum.
Ama gitmelerini de istiyorum.
Yani yalnız... Kalmak benim için çok güzel bir şey.
Bunu her bölümde anlatıyorum ama ya bazen o geyikleri seviyorum.
Eğlenmeyi seviyorum. Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum.
Her zaman her zaman neyim ben?
Niçe miyim? Yani sürekli felsefe konuşacağız.
Psikoloji konuşacağız. Hayatın varlığını sorgulayacağız.
Bazen otur ve sadece bomboş konuş yani.
Çok keyifli bir şey. Bunu da seviyorum.
Bunu yaptığım insanlar ayrı bu arada.
Bomboş konuşmak, gelecekten konuşmak, geçmişten konuşmak, ondan konuşmak, bundan konuşmak, onu dinlemek, yorum yapmak bunlar benim çok keyif aldığım şeyler.
Ama insanlar beni bazen yanlış anlıyorlar.
O yüzden son zamanlarda özellikle kimle buluşsam sürekli bende bir şey konuşuyor.
Varoluşsal bir şey konuşuyor.
Abi ben ondan kaçıyorum zaten.
Lütfen artık benimle varoluşsal sıkıntılar konuşmayın.
Ben zaten gün içinde...
buna yeteri kadar maruz kalıyorum.
Aynaya her baktığımda varoluşsal sıkıntılar üstüme üstüme geliyor.
Onunla yüzleşiyorum. E günün sonunda ben seninle vakit geçiriyorsam lütfen birazcık geyik yapalım ya.
Rahat olalım. Görünüşümün aksine gerçekten geyik yapmayı seven bir insanım.
Bomboş konuşmayı seven bir insanım.
Zamanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
bir daha gelmeyecek, tekrarı olmayacak ve canımı sıkan şeyleri konuşmak istemiyorum dediğim gibi.
Arkadaşlarıma da söylüyorum bunu.
Artık biraz eksik kalmayı kabul etmemiz lazım.
Niye eksiğiz, niye şeyiz, niye şöyleyiz, niye böyleyiz?
Bu arada arkadaşlarımla biz bir karar aldık.
Böyle yapıyoruz. Mesela canımıza sıkan bir durum varsa çözebileceksek eğer diyoruz ki çözebiliriz ya biz bunu.
Deyip böyle bunu çözmeye çabalıyoruz.
Bu her şey olabilir. Biriyle bir ilişkiniz olabilir.
İlişkinizdeki yanlış anlaşılmalar olabilir.
Maddi sıkıntılar, manevi sıkıntılar olabilir falan filan.
Her şey için düşünebilirsiniz bunu.
Çözülebilecek bir tarafı varsa çabalayalım.
Ne kadar çabaladığımızın bir önemi yok.
Ama çözülmeyecekse ağlamanın, zırlamanın, onu düşünmenin ve moral bozmanın hiçbir anlamı yok.
Yola devam et. O yüzden sevgili dostum her şeye yetişememek bazen tam da kendine yetişmektir.
Belki de bu bölümün sonunda sadece bir şey söylemek lazım.
Çok konuştum. Kendini suçlama.
Yorgun olman normal.
Ama unutma makine değiliz biz tamam mı?
Ve bazen en insancı şey hiçbir şey yapmamaktır.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
