
Korku, öfke, üzüntü konuşulur; ama utanç hep saklanır. Oysa utanç, insanın en kırılgan aynasıdır. Bu bölümde saklı kalan o yüz kızartan hisleri ele alıyorum.
7.bölümdeyiz sevgili dinleyici…Utancı tartışmaya hazır mısın?
Transkript
Utanç kalbin yüzünü kızartan alevdir.
Bazen yakar, bazen ısıtır.
7. Hoş geldiniz.
Başlıyoruz. Bugün utançla ilgili konuşacağız.
Çevrenizde hiç utanması olmayan insanlar vardır.
İlla ki bu insanlar her şeyi yapabilirler.
Onların hiç sınırı yok.
Ama bu çok tuhaf bir duygudur.
Çünkü öfke dışarıya patlar, hüzün içeriye çöker.
Ama utanç hem içeriye hem dışarıya aynı anda bakar.
Bir yandan kendi gözünle kendine kızarsın, diğer yandan başkasının gözünde küçülürsün.
Yani utanç hem kendinle kavgan, hem de başkasıyla yüzleşmendir.
Adisyon dinleyicisi. Bunu hem psikolojik hem de felsefi olarak inceleyeceğiz bugün.
Psikolojide utanç en temel sosyal duygulardan biri olarak kabul ediliyor.
Çünkü insanı topluluk içinde hizaya sokar diyor.
Yani toplumun görünmez kurallarına uymadığında ilk hissedeceğin şey utançtır.
Bizi yanlış yaptım hissiyle diz çöktüren şey de aslında budur.
Ama felsefi açıdan buna bakarsak utanç sadece toplumsal mekanizma değil varoluşsal bir aynadır.
Böyle konuşmayı çok seviyorum ya.
Böyle felsefi terimler falan kullanmaya bayılıyorum.
Neden biliyor musunuz? Çünkü neden aynıdır biliyor musunuz?
Çünkü utanırken kendini başkasının gözüyle görür ve insanın kendini başkasının bakışında fark etmesi belki de en ağır farkındalıktır.
Bunu hiç yaşadınız mı? Lütfen benimle paylaşın.
Mesajlarınızı DM'den bekliyorum.
Lütfen paylaşın. Hepimiz iyi insan olmaya çalışıyoruz hayatta ama zaman zaman utanacağımız şeyler de yapıyoruz.
Bazen bilerek bazen bilmeyerek.
Yani hep hayatımızın sonuna kadar utanacağımız bir şey olarak, duygu olarak kalıyor.
Yani yüzünüzün şekli değişiyor, ateş basıyor falan.
İşte bu insan olduğunuzun kanıtı.
Çünkü suçluk duygusu eylemle ilgili.
Yani bir hata yaptım dersin.
Ama utanç kimlikle ilgilidir.
Ben yanlışım dersin.
İşte bu yüzden utanç suçluluktan daha derindir.
Çünkü sadece yaptığını değil, bizzat varlığını sorgulatıyor sana.
Ve burada ince bir nokta var.
Utanç dediğin şey bazen insana düzeltir, bazen de felce uğratır.
Neden düzeltir? Çünkü...
Sana haddini bilmeyi öğretir.
Orada yanlış yaptın der.
Seni geri çeker. Pelçe uğratır.
Çünkü sürekli başkalarının gözünden kendini izlemeye başlarsın.
Ve o noktada utanç artık vicdanın sesi olmaktan çıkar.
Baskının, korkunun ve özgüvensizliğin dili olur.
Sartre'dan bir örnek vereceğim.
Cehennem başkalarıdır diyor ya.
Aynı Sartre insanın kendini başkasının bakışında fark etti.
Dini de söylüyor. İşte utanç tam olarak burada.
Başkasının gözünde çıplak kalmak.
Psikolojik olarak da yine en ilkel duygulardan biri.
Şöyle bir örnek vereceğim size.
Çocuk daha konuşmayı öğrenmeden utanmayı öğreniyor mesela.
Çünkü annesinin kaşının kalkması, babasının ses tonunun değişmesi bunların hepsi çocuğa bir mesaj veriyor.
Böyle olma mesajını veriyor.
Ama ben şunu fark ettim adisyon dinleyicilere.
Utanç aslında bir sınır çizgisi.
Yani utanabilen insan hala canlıdır.
Az önce... dediğim gibi hala insandır.
Çünkü utanç kalbinin taşlaşmadığının kanıtıdır.
Hep utanabilen insanlar olsun çevremizde ve hep utanabilen insanlardan olun.
Kötülük yapabilirsiniz. Dediğim gibi bu şartla alakalı.
Hatalar yaparsınız, yanlışlar yaparsınız.
Yeter ki sonunda utanmayı bilin.
Utancını kaybedersen insanlığından da bir parça kaybedersin.
Ama utancına teslim olursan özgürlüğünden.
Peki çözüm ne Elif? Çözüm ne?
Bize çözümü söyle diyeceksiniz.
Bence mesele utançtan kaçmak değil dostlarım.
Onunla dost olmayı öğrenmek.
Utanmayı seni küçülten bir şey değil.
Seni yola getiren bir işaret levhası gibi görmek.
Yani utancını düşman değil...
Rehber bilmek çözüm. Çünkü utanç bize hep şu soruyu sordurur.
Ben kimim ve kim olmak istiyorum?
Ve işte o sorunun cevabı aslında bütün yolculuğumuzun pusulasıdır.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
