
Bir yumurta kabuğunun hikayesi, yumurta kırıldığında başlar..”
Transkript
Adisyonun yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugün Konfradi ile sohbetimize devam ediyoruz.
Bölüm 2'deyiz ve bu artık bir final bölümü olacak.
Konfradi en son eve döndü.
İkinci kez yurdundan ayrıldı ve asıl mücadele orada başladı demişti.
Şimdi artık evdeki anılarını dinleyeceğiz.
Konfradi nasılsın? Garip.
Şimdi eve döndün en son.
Evdeki süreç nasıl oldu?
Ailen seni nasıl karşıladı?
Ve sen bu sürede büyüdün.
Bayağı büyümüş oldun değil mi?
Lise 1'de yeni geçmiştim.
Tabii açık öğretimde. Çünkü yurda başlamadan önce beni eğitimden almışlardı liseden.
Çünkü zorunluluk olduğu için liseyi açık öğretimden okumak zorunluydu.
Benden habersiz. Teok puanımı hiçe sayarak.
Son teoka girdik bu arada.
Bu gereksiz bir bilgiydi ama.
Son teo'cu sen misin?
Ben de son SBS'ci falan olabilirim ya.
Herhalde benden sonra yine girenler olmuştur.
Belki 1-2 falan. Bak araştıracağım bunu merak ettim.
Yani sen son teo girdin çok güzeldi bir puan aldın.
Ona rağmen aldım yurda rağmen.
Ama istediğim şey benim için o kadar yüksekti ki.
Diyorum ki güzel sanatlar lisesine gideceksin.
Ve çok güzel bir müzisyen olacaksın.
Tabii olursun olursun.
Hayat karşıdan bana el sallıyor şu an.
Eve geri döndüm ve dediler ki hafızlık yapamayın hiçbir şey yapamaz.
Okula gitmeyeceksin bundan sonra.
Beni sanayiye verdiler.
Benim gibi çocuğu bir sanayiye verdiler.
Tabii sanayide gidiyorum geliyorum ailemi beni alın falan filan.
Ama okula gidemiyorum.
Bu süreçte de işte yürüyerek işte ustanın yanına gidiyorum.
Açıyorum orada kitap okuyorum ustanın gelmesini bekliyorum.
Çay demliyorum işte ondan sonra.
Adını bile bilmediğim aletleri elime alıp ustanın ne yaptığını taklit etmeye çalışıyorum.
Ama içimde hiç ne arabaya dair bir heves var ne de o aletlerinin adını veren şahsın bilgisi mevcut.
Her neyse bir haftanın sonunda ben kan kustum.
Gerçekten öyle hani vücudum çepkisi olarak nitelendiriyorum.
Kan kustum ve usta dedi ki seni burada işin yok git.
Tabii bu usta bu kadar naif söyleyemez.
Artık hayalinizi canlandırın.
Ondan sonra tabii oradan da büyük bir hüsran içinde ayrılınca tabii benim için büyük bir sevinç, mutluluk ya da başarı olarak.
Ama aile için büyük bir yıkım.
Çünkü onlar için ne? Hafızlık yapamayan hiçbir şey yapamaz.
Şunu merak ediyorum. Hafızlık yapamayan hiçbir şey yapamaz diyorlar ya.
Yani sen yurttan eve gönderiliyorsun.
Öğretmenin sana diyor ki çocuğum git sen liseyi oku.
Burası nanay. senin tabirine yani burada sen boşver sen git hayatına bak deyip seni evine gönderiyor sen eve geldiğinde yarıda bırakıp geldiğin için ailen sana inanılmaz bir tepki gösterip
senin bir beceriksiz Hafızlık yapamadın ve sen hiçbir şey yapamayacaksın deyip sana öyle mi yaklaşıyorlar?
Evet hafızlık yapamayan hiçbir şey yapamaz.
Çünkü hafızlılık kolay bir şey sanıyor.
Bu arada yapsam yapar mıydım? Yapabilirdim.
Fakat dediğim gibi önceki bölümde içimde istek yoktu.
Ya da ben bunu taşı... Ama şu bilinçteydim.
Bunu şu an bile hatırlıyorum bugünkü düşüncelerimi.
Ben bunu taşıyamam.
Çünkü çok büyük bir yük. Bütün bedeninle, bütün uzunluğunla onu taşıman gerekiyor.
Seçilmiş kişiden oluyorsun tabiri caizse.
Çünkü Kur'an'ı ezberliyorsun baştan sona.
O yüzdendir ki ailem bunu yapamadığım için bana büyük bir tepkileri olarak okuldan alıp sanayiye vermişler.
Zaten okuldan almaları yurda başladığım zaman olmuştu.
Aileden afaroz edildim tabiri caizse.
Çünkü aslında onlara dedim ya en büyük şey yoksulluk.
Onlar şöyle merak ediyor.
Şimdi hafız olursanız eğer bir de...
İmam Hatip Lisesi'ni bitirirseniz direkt imam olarak KPSS'ye atanabiliyorsunuz.
İşte bunu yapamadığım için ailem tabii büyük bir taraftar oldu.
Çünkü çevresindeki tepkiler öyleydi.
Onlara da kızılıyorum. Evet ama çevresindeki tepkiler bu yöndeydi.
Başarısız olamazdık.
O kadar bir lüksümüz yoktu bizim.
Başarılı olacaktık.
Çünkü onları temsil ediyorduk.
Çünkü onların hayallerini yaşatıyorduk.
Kendi hayallerimizi hiçe sayarak.
Sanayiye vermeleri de bu yüzden dolayı.
Sanayide olursa en azından hayatını kurtarır.
Gözüyle bakıyorlar. Çünkü her şeyi biraz maddiyat kısmıyla da bakıyorlar neticede.
Hafızlıktan çıktıktan sonra özellikle.
Orayı da yapamadıktan sonra biz bunu ne yapacağızlara döndü.
Ve pastanede işe başladım.
Pastane. Evet. İlk baş temizlik görevisi olarak orada başladım.
Bu arada yaşım küçük. Hiç unutmuyorum.
25 TL ile 12 saat çalışıyordum.
25 TL'ye. Ne kadar uzun bir süre olmuş.
Sonra 30 liraya çıktı. Bayram ediyorum tabi.
Tabi bu süreçte annem çok yanımdaydı.
Geri okuma kararı aldığım zaman annem hiçbir zaman hayır demedi.
Tamam dedi. Babamdan habersiz tabi okula yazdırmaya çalışıyorum.
O zamanlarda çok zor hocam şey açık öğretimden örgün öğretime geçmek o kadar zor ki anlatamam.
Evraklar onaylanıyor, olaylanmıyor.
Bazıları imzalıyor yok ben imzalamıyorum diye nispet yapıyor.
Kaç kez eski okuduğum yani eski yurdumun olduğu memlekete gittim.
Dokuyorum yani şehirler arası yolculuk yapıyorum.
Bu süreçte babam hep çalışıyor olarak biliyor.
Bu arada ben biraz tutumluyumdur.
Köşede biriktirdiğim paralar vardır her zaman.
Bir bey planım mevcuttur.
Bu süreçte de işte biriktirdiğim paraları kazanmış gibi göstermeye çalışıyorum.
Ya da anneme verdim diyerek.
Bütün pası anneme atıyorum. Tabi annem bu süreçte çok yanımda.
Annemle diyorum ki işte gidiyorum ben.
İşte gidiyorum o süreçte. Okulu örgün öğretimi aldırdım.
Şimdi tercih yapma sırası geldi.
O açık öğretimden örgün öğretime geçmeden önce lise tercihi yapmanız gerekiyor.
O zamanlar öyleydi. Şimdi nasıl bilmiyorum.
3-4 tane bana...
Lise önermemi istediler.
Ama bir bakalım niye bilmiyorum. Ankara'da olan liseleri bilmiyorum.
Çünkü hiç Ankara'da yaşamamışım.
Nereden bileyim? İlkokulu burada okumuşum.
Yolda bir tane okul denk geldi.
Gözüme ilişti. Aklımda sadece o okul var.
Tercihimi yaptım. Tek bir okul.
O kadar tedirginim ki kabul edilecek mi?
Edilmeyecek mi? Gittiğimiz zaman şey dediler çünkü.
Size mesaj gelecek. İşte bana mesaj gelecek.
Telefon numaramızı bıraktık. Korkudan üç buçuk atıyoruz.
Diyorum ki geldi mi? Gelecek mi?
Okula başladım. Başlayacağım mı?
Yani büyük... bir soru işareti.
Çünkü okula gitmezsem hiçbir şey yapamayacağımı anlamıştım.
Neyse okul mesajı geldi.
Çok seviniyorum ama buruk seviniyorum.
Babamı bunu nasıl açıklayacağım?
Velhasıl kelam babamı açıkladık.
İlk baş biraz kısa da beklediğim tepkiyi vermedi.
Tam tersi oku, derslerine çalış dedi.
O yıl okul birincisi oldum ben.
Nasıl bir azimle çalıştıysam artık bilme.
Okula kadar yokluk şeyinde yaşamışsın ki okula o kadar özlemişsin.
Büyük ihtimalle o azimle çalışa çalışan okul birincisi.
Tebrikler. Sonraki süreç nasıl oldu?
Yani tamam artık okula gitmene de izin verdiler.
Tamam sıkıntı yok.
Seni ben şunu merak ediyorum aslında.
Evet bu anlattıkların çok sarsıcı bu arada.
Aileye hala açılamıyorsun.
Büyük ihtimalle anlatamıyorsun.
Ama içinde yaşadığın bir şeyler var.
Belli ki terapide alman gerekiyor.
Şunu söylemeye çalışıyorum aslında.
Yani bu kadar yükü Taşıyorsun eğitimine gitmek istiyorsun okulda okumak istiyorsun bir yandan işte güzel sanatlar fakültesi hayalin var ama ailede belli ki hiç güzel sanatlar fakültesinde olan yok
yani bunu sadece bazen böyle durumlar olur yani anne baba ikna olsa da.
amcalar halalar dayılar bilmem neler en uzak akraba bile onların düşüncelerini etkileyebilir etkilemek için elinden geleni yapar yani bu daha çok böyle ailelerde mevcut biraz muhafazakar ailelerde sadece
çocuk üzerinde anne babanın değil herkesin karar hakkı var anne babadan çok karar hakları var hatta ne yazık ki Durum böyle.
Beni şimdi böyle ailesi olanlar anlayacaklar.
Bu çok kötü bir çıkmaz.
Anne babadan izin alsan başka bir yere tosluyorsun.
Bir gün tamam diyor bir gün hayır diyor falan.
Ama burada bir eğitim sevdası var.
Yani ben okula gideceğim diyorsun.
Ne yapıyorsun? Ne ediyorsun? Öyle bir ortamdan kendini çıkarıp işte yeni yurdundaki hocanı ikna edip okula dönüyorsun.
Ailende okula giden, eğitimini tamamlayan.
Hafızlık dışında bir şey yapan biri var mıydı?
Yani seni idol olarak gördüğün biri var mıydı?
Ve daha sonraki süreç ne oldu?
Okula başladın. Biz zaten seninle...
Lisedeydin galiba o zaman tanıştık.
Ne oldu yani orada bir idol var mıydı?
Seni gazlayan biri var mıydı?
Aile bireylerinden biri var mıydı alttan alta?
Çünkü belli ki akrabalarınızın çocukları da böyle.
Aynı kaderi paylaşıyorsunuz.
Şöyle akraba dediğim baba tarafından söz açayım.
Ya da akraba dediğimiz köylüler de olabilir.
Çok fazla müdahale ediyor. Çünkü biraz da babamdan kaynaklanıyor.
Babam o zamanlar akıl hocaları çok fazlaydı.
Çünkü babası yok.
Annesi sadece bir çocuğuna ilgi gösteriyor.
Diğerlerini tabiri caizse hiçe sayıyor.
O yüzdendir ki babamın da sığındığı kardeşleri vardı.
Ve kardeşlerinin bizim hakkımızı iyi mi düşünüyor, kötü mü düşünüyor?
Yoksa bunu düşünecek vakti de yoktu.
Aslında ben buna bağlıyorum. Babama bu yüzden kızamıyorum.
Sadece tutunduğu dal elinde kaldı diyorum ben ona.
O yüzdendir ki evde evhane içerisinde tabii ki ablam sürekli yanımda.
Yani benim ikinci annem diyebilirim.
Çünkü her süreçte yanımda oldu.
Sahneye başlamamda, tiyatro eğitimi almamda ya da çeşitli şeylerde ya da üniversite okumamdaki nedenlerden birisi de ablamdı yani.
Maddi, manevi bütün desteklerini esirgemedi bu süreçte.
Tabii üniversite geçene kadar ailem bayağı değişti.
Biz üç kardeş el ele verip ailemizin biraz zihnini araladık ve at gözlüklerini çıkarıp etrafa bakmalarını sağlayabildik diyebilirim.
Ve ailem de aslında çocukluklarını da bizimle yaşamaya başladı bu süreçte.
Çünkü büyük bir darbe aldı akrabalarından.
Bu darbe sonucunda da şaştı, feleğe şaştı tabiri caizse.
Ve ondan sonra ailesine sıkı sarılmayı öğrendi.
Yani babalığın sadece para kazanıp eve para getirmek olmadığını öğrendi.
Ve bunu şu an telafisini çok güzel şekilde yapmaya çalıştığını görmek bizim için çok büyük bir şey.
Dediğim gibi biz üç kardeşleriyle verip...
Babamı ya da ailemizin yapısını bir nebze nebze değiştirmeye çalıştık.
Çünkü ablam da üniversiteye başladı o süreçte.
Üniversiteye gitti, ilişkin bir birey oldu ve üniversiteden döndükten sonra da evlendi yani.
Böyle olunca da babamın fikirleri çok açıldı.
Yani eskisi babamla şimdiki babam arasında dağlar kadar fark var.
Sanki eski köhne fikili adam gitmiş, yerine bambaşka bir adam gelmiş.
Burada bence ablanın da çok büyük katkısı var.
Evin büyüğü olduğu için de aynı zamanda.
Tabi abla da bence üniversiteye gidiyor, yeni bir ortam görüyor falan.
Bu kadar baskıcı bir aile, çocuğunun bu kadar yaşadığı şey var ve çocuk bunları anlatmaya çalışsa da dinlemeyen, çocuğunu görmeyen tek derdi çocuğunun karnını doyurmak olan, yoksulluktan bir an önce kurtulmaya
çalışan bir aile ve tabuları olan ve çok kapalı.
Yani gerçekten çok kapalı bu aile çocuğunu sahnede tiyatro sahnesinde izlemeye geliyor.
Ve baba zaten babayla yakın bir ilişki yok.
Onu yeniden kurmaya çalışıyorlar işte.
Üç kardeşe de veriyorlar ve anneleriyle babalarıyla ilişkilerini tekrar kurmaya çalışıyorlar.
Konuşmanın başında söyledi ama ben onu iyi anladım.
Birinci bölümün başında dinleyeceksiniz.
Bunu dinlemediyseniz gidebilirsiniz.
Bir önceki bölümde birbirlerini sevmeden evlenmiş ama birbirlerini...
Zamanla sevmeye başlamış ve bence burada işte o mücadeleden sonra başlayan belki birbirini tanımaya başlayan anne babayı baba anneyi çocuklarını ve çocuklarının potansiyelini gören bir aile var yani.
nasıl söyleyebilirim ki bunu hep evlilikle ilgili konuşuyorum diyorum ya evlilik böyle bir şey değildir yani günümüzde bizim toplumumuzda yaşın geldi hadi evlen aynı evin içine girin ama biz birbirimizi sevmiyoruz kavga
ediyoruz çocuk yapın seversiniz çocuk sevdirir bereketiyle de gelir gelmiyor çocuk bereketiyle arkadaşlar çok masraflı bir şey muhtemelen çocuk yapmak bizim toplumumuzda evliliğe bakış açısı bu kavga da etsen
ya şiddet görüyorum ya da işte psikolojik şiddet görüyorum ya da birbirimizi sevmiyoruz anlamıyoruz hayır geçmişte de oldu ben de yaşadım hani her evde olur her evde var alttan al idare et bu yapı
Türk aile yapısı bizim toplumumuzda bu şimdi burada şu var bu çok duygusal bir şey kendi içinde bu kadar fırtınalar yaşamış bu kadar travmalar yaşamış bir çocuk yine de ailesinden vazgeçmiyor
kardeşlerine tutunuyor yine dönüp dolaşıp O kıyamete tekrar gidiyor ama orayı güzelleştirmeye çalışıyor.
Yani abla da büyük ihtimalle onu yapıyor.
Anne de içinde var onu yapıyor çocuğunun eğitimine destek oluyor.
Baba da büyük ihtimalle işte içten içe ya tamam okula da gitsin diyor ama hep başkaları ne diyecek acaba diye düşünüyorlar büyük ihtimalle.
Tabii ki herkes bu çabayı vermek zorunda değil.
Biz toksik aileyle ilgili konuşurken hep bununla ilgili yorumlar alıyorum.
Yani ablam beni anlamıyor, annem beni anlamıyor.
İşte babam bana şöyle davranıyor falan.
Arkadaşlar burada yapabilecek çok az şey var.
Bunları başka bölümlerde zaten konuşacağız yine.
Ama buradaki bu mücadele beni çok duygulandırıyor yani.
Hani bir ailenin kendini kurtarma çabası diyorum ben buna.
kendini kurtarma operasyonu aslında birbirini yeniden sevme çocuklarını yeniden çok seviyor belki ama sevgi belki onun kafasındaki gibidir çünkü büyük ihtimalle o çocukluğunda böyle bir sevgiyi hiç görmemiş
annesinden babasından hani yok öyle bir sekme yok hayatında dolayısıyla çıkıp evet ya çocuk böyle seviliyormuş yani benim yaptığım doğru değilmiş ama demek ki doğru olan buymuş deyip
aslında geçmişe telafi etme çabası beni çok duygulandırıyor o yüzden kardeşlerimle birlikte verdiğim bu çaba için teşekkür ederim annene babana da teşekkür ederim bu çabayı gösterdikleri için onlar da bu
gözlükleri çıkarıp hayatlarına sizle devam ettikleri için çok kıymetli çok kıymetli bir şey yapıyorsunuz sen özellikle bu kadar Sıkıntıların arasında yine tiyatroya gidiyorsun, kitap okuyorsun, kitap
yazıyorsun, yayın evlerine yazıyorsun.
İşte gidiyorsun yayın evlerinin kapısını çalıyorsun.
İnanılmaz bir mücadele var burada arkadaşlar.
Bir önceki podcastimde bahsettiğim şey aslında bu yani.
Başarı siz isterseniz size gelir.
Evet bir sürü şey etken vardır burada.
Yani çok çabalayan insanlar var.
Çok akıllı, çok yetenekli ama organizasyon yanlış, zaman yanlış, yanlış yerde yanlış insanla tanışıyorsun falan.
Ama çaba önemli olan çaba.
Yani Konfradi'nin çabasını senelerdir kendi gözümle görüyorum yani.
Şimdi de bana kitabını getirdi.
Okuyacağım hemen. Hemen tekrar sana mikrofonu uzatıyorum.
O yüzden tebrik ederim seni tekrar Konfradi.
Bu tiyatroya da geldiğin için, yolun buraya düştüğü için ve kesiştiğimiz için de çok mutluyum.
O mutluluk ilk baş bana ait.
Çünkü çok şey öğretti.
Hem sahne hem Elif Hoca.
Çok kez bırakmaya çalıştım bu arada sahneyi.
Sonra üniversiteyi kazandım ben.
Tabi üniversiteye geçince büyük bir boşluğa düştüm çünkü yapacak hiçbir şey yok.
Neden? Çünkü Ankara'da çok fazla yoğun geçiyor.
Kitap yazıyorum işte bir şeyler içinde koşturuyorum, dil öğreniyorum.
Tabi kendi başıma ya da hocalarım desteğiyle lisedeki.
Sürekli koşturma peşinde olduğum için düşünmeye vaktim kalmıyor.
Zaten eve gidince tabiri caizse bayılıyorum yani.
Uymuyorum bile direkt bayılıyorum.
Üniversiteye gittiğimde büyük bir boşluk.
Düşünmeye başladım ben.
Sen misin düşünen dedi vücudum.
Başladı ağrılar göndermeye.
Uykularım kaçmaya başladı.
İşte krizler geçiriyorum.
Depresif bir mod. Çocuk yaşamıyor.
Sadece bedeni ayakta. Arkadaşlar var evet.
Üniversitede sürekli benim yanımda duran beni ayakta tutmaya çalışan arkadaşlarım vardı evet ama onlar da nereye kadar idare etsin?
Ama diyorlardı çok şaşırtıcı.
Bir beklenti içerisine girdim.
Kesin benden bir şey bekliyorlar bunlar.
Ama iyi insanlar bir şey beklemeden bir şey yapanlarmış.
O yüzden de ki onlar gerçekten kıymetliydi benim hayatımda.
Son kitabımı yazdım en azından şimdilik.
Son kitabımı yazdım. Harabat Mescidi Çocukları kitabını yazdım.
Dedim ki tamam ben bu dünyada son günümü yaşıyorum.
Son günümü yaşıyorum ama bugün dedim bir insan bana selam vermezse ya da bir insan bana gülümsemezse da benimle bir diyaloğa girmezse tamam ben gideceğim.
Yaşaman ne anlamı var ki?
Kafamda o kadar düşünceler, üniversiteyi kazandım ama ne yapacağımı bilmiyorum.
Hiçbir şey bilmiyorum çünkü bilinmemezlik o kadar kötü bir şey ki.
Yurttan bile daha fena bir şey.
Çünkü yurtta ne yapıyorsun? Her aylık arada bir dayak yiyorsun kesin.
O yüzden yurt bana biraz daha cazip gelmeye başladı.
Yurda geri mi başlasam ki acaba?
Çünkü insan korktuğu şeye sığınmaya başlıyor bu süreçlerde bilinmemezlikte.
Çoğu insanın da tarikatlara girmesinin en önemli sebeplerinden biri budur.
Yalnızlık, bir topluluğa ait hissetme hissi.
Bu yüzden insanların çoğu tarikatlara girerler.
Evet dedim ki tamam benim bu son günüm.
Kitabı noktaladım. Dedim ki bir arkadaşıma mail attım.
Dedim ki sen bunu bastırırsın.
Bu sana vasiyetimdir. Üniversitede tabii depresif bir mod.
Derslerde uyuyorum. Ama derse de hakimim.
Ne kadar saçma ama bir o kadar da hakimim derse.
Üniversite öğretmenimin başı çok kalabalık.
Aman bir şansımı deneyeceğim.
Kendimden umudu kesme aşamasına bir adım kala.
Hocama dedim ki kendim bile duymadım yani o sesi.
Eminim bu konuda. Hocam sizinle bir dakika konuşabilir miyim?
Hoca başındaki kalabalığı dağıtıp yanıma geldi.
Ve o gün şu cümleler ağzımdan döküldü.
Hocam bildiğiniz bir psikolog var mı?
O gün içerisinde beni psikoloğa götürdü hocam.
Üniversitemiz bütün her şeye sponsor oldu.
4-5 seansım onlar ödedi.
Teşhis ilk baş bipolar diye düşündüler.
Karışık anksiyete ve depresif bozukluk olarak neticelendirildi.
Sonra deprem oldu. Ülkemizin vahim olayı.
Maalesef. Ankara'ya geri döndüm ben.
Tabii özel hastanelere verecek bütçemiz maalesef yok.
Devlet hastanesine gitmeye başladım ben.
Tabii ailem de bu süreçte terapi gördüğümü bilmiyor.
Sadece odaklanma sorumu yaşıyorum.
O yüzdendir ki şey alıyorum.
Yine bir şeyler saklama gizleme peşindeyim.
Neden ben böyleyim bilmiyorum.
Sanırım üzülmesini istemediklerim içindir büyük ihtimal.
Sonra orada ilaca başlattılar.
İlaç yan tesiri yapıyor.
Fakat ben hiç ilaç kullanmadığım için daha önce.
O şişkinliklerin... İlacın bana iyi geldiğini düşündüğüm için kullanıyorum.
Tabi bu süreçlerde çevrem hayır onu içme bunu yapma Allah'a ısın.
Abi bir dur ya. Yani tıp diye bir şey var süreçte.
Ama ben bunun bilincindeydim.
Nasıl bilincinde olayım onu da bilmiyorum ama.
Her neyse. İlaçları kullandım.
Yaklaşık bir yıl boyunca ilaç kullandım.
Tabi bu bir yıl içerisinde psikoterapiler, terapiler, ardı sıra hatta günlük almaya başladım terapileri.
Doktor dedik yatıracağız seni.
Başımdan kaynar sular aşağı döküldü.
Şimdi ben bunu alemi nasıl açıklayacağım?
Çünkü terapiye başlamadaki asıl amaç odaklanma.
Sözde. Söyleyemediğim için mahlasını söylüyorum ama arada sürekli ismini ağzımdan kaçırıyorum.
Oraları keseceğim tabii ki.
Yine az önce de öyle bir an yaşadık.
Ona güldük. Ben de yalan biter mi?
Toz pebe yalanlar tabii bunlar da.
Sen yalancı birine dönüşmüşsün.
Sen şimdi öyle değildin.
Sen çok yalancı olmuşsun.
Tabii şaka bir yana. Bu süreçte ailene nasıl açıkladın bu durumu?
Doktor ailemin bir üyesi gelmesi gerektiğini söyledim.
Şimdi düşünüyorum bir toz pembe bir yalan bulmam gerekiyor.
Yalan demeyelim de aslında. Yalan yaman kılıp uydurmayın.
Ailem yanına gittim. Anne doktor seni çağırıyor.
İşte aileden bir üyeniz gelmesi gerektiğini söyledi.
Ailem tamam gelirim.
Tabi bu süreçte ailem çalışıyor hali hazırda.
Boş boğan bir izin alıp gittik.
Tabi annem hiçbir şeyden bilmiyorum. Odaklanma sorunundan neden beni çağırıyor ki diye kadın düşünüyor.
Tabi bu süreçlerde defalarca soruyor.
Bir şeyin mi var? Ne oldu? Bak odadan çıkmıyorsun.
İlaç kullanıyorsun. İlaçlarına bırak sana ya.
Tesir yapıyor falan filan diye.
İç yüzünü bilmiyor. Bu süreçte tabi gittik terapi odasının yanına.
Annem benim yanımda.
Ben annemin yanındayım. Yan yana koltuklara oturduk.
Şimdi ikimiz de dokunsanız ağlayacağız modundayız.
Ama ikimiz de konuşmuyoruz.
Birimiz ağlarsa diğerimiz ağlar diye.
Yani doktor annenle görüşebildi mi?
Evet. Neden ağlıyorsunuz?
İlk baş evet ilk baş yanına gittiğimiz zaman doktor sordu işte çocuğunuzun şeyi var mı?
Çocuğunuz hakkınızda bir bilgi var mı diye bir soru.
Ben tabii doldum. Ben dolunca annem doldu.
Ağlamamak için kendimi sıkıyorum.
Annem de ben ağlarım diye kendisi ağlamıyor.
Aslında yine bir annelik demek istemiyorum ama yine kendinden bir vazgeçiş olarak isimlendirmek istiyorum.
Yine bir kendinden vazgeçiş duygularından Duygularını bastırıyor çocuğu ağlamasın diye.
Neyse doktor baktı.
Bunlardan bir yan yana konuşamazlar.
Beni dışarı aldı. Keşke ses kaydı alsaydım.
Çok merak ediyorum o konuşmayı.
Sonra annem çıktıktan sonra doktor beni yanına çağırdı.
Psikologumuz Emine Hanım.
Tek onun ismini versem.
Soyadını bilmiyorum zaten.
Ne konuştuğumuz hakkında en ufak bir fikrim yok.
Yani bir hatırlamadığımı o kadar her şeyi detayına kadar hatırlayan ben.
Bu sefer hiçbir şey hatırlamıyorum orada.
Sonra benle konuştuktan sonra annem yeniden çağırdı.
Ve şu cümleyi unutmuyorum.
Bazı insanlara mükafat olarak verilen şey sizin çocuğunuz için azap olarak verilmiş.
Annem ne diye sordu? Çok büyük farkındalık var onda dedi.
Her şey farkında ve her şeyi detayıyla ne kadar hatırlıyor dedi.
Yapboz'un büyük parçasından daha zevkli.
Yapboz'un nasıl yapıştırılacağını, nasıl yerleştirileceğini düşünüyor dedi.
Şok oldum. Evet bunu anlamlandıramıyordum.
Doktorun böyle söylemesi benim bazı şart terlerini atmasına neden oldu.
Sinirlenemiyorum zaten. Hala hazırda sinirlenemiyorum kolay kolay.
Sonra bayağı bir konuşma geçti.
Yani bir devlet hastanesinin bu kadar iyi ilgilenebildiğini yani normalde 45 dakikayı doldurmazlar.
10 dakikada konuşur çıkarlar.
Fakat o kadar çok konuştuk ki sonra hastaneden çıktık.
Annem bana soruyor bir şeyin var mı?
Ben anneme soruyorum bir şeyin var mı?
Ağlayacağız yer arıyoruz. Hani birisi bir şey söylesin de ağlayalım yani rahatlayalım.
Annem dedi ki otur şuraya. Yolun ortasına oturduk.
Tabii yolun ortası değil. Yolun ortasındaki olduğu çimenlik alana oturduk.
Bir ağladık hocam. Bir ağladık.
Sanki yılların yorgunluğunu o gün gözlerimden sildim.
Ondan sonra aslında her şey biraz daha iyileşmeye başladı.
Tabii bu süreçten sonra hala terapime devam etmeye başladım.
O gün son terapim değildi.
Doktorlar yatıralım.
Çünkü sürekli gelip gitmesi onu yıpratıyor ve bu konuları konuşmamız onun daha çok depresif moda çekiyor diye.
Annem dedi ki yok yatıramam ben bakarım ona.
Çünkü korkuları vardı.
Çünkü annemin de babası bir düşünce yüzünden aklını kaybetti.
Alzheimer hastası olarak yatalak bir şekilde vefat etti.
Sonra biz gittik hocam.
Annemi ben bir restoranta götürdüm ayıptır söylemesi.
Annem param var mı yok mu diye sormasına kalmadan ben bütün her şeyi donattım.
Yedik yedik yedik ödedik falan.
Tabii ben ödedim. Annem o gün büyüdüğümün farkına vardı.
Çünkü onlar için yani nasıl söyleyeyim yoksul insanlar için bir evladın ona bir şey alması ya da bir şey yaptığını görmesi onlar için yetiyormuş.
Bunu annemin gözünde gördüm.
Ve o gün dedim ki tamam bu kadar basit miydi her şey?
Aslında o kadar zorlaştırmışım ki kafamda her şeyi.
Belki böyle olmayan alimi böyle itham etmişim.
Bilmiyorum ya da böyleydi fakat onları düzelebilecek gücü farkına varamamışım.
Sürekli bir kin duyma, işte konuşmama, cephe alma.
Yok yani şu cümleyi hatırlıyorum.
Annem bana diyor ki işte baban sizi seviyor.
Şu cümleyi unutmuyorum.
Duvar da bizi seviyor belki ama nerede?
Büyük bir soru işaretleriyle yaşamak gerçekten çok büyük bir yükmüş.
Yani 60 kiloluk bedene 120 kilo yüklemek gibi bir şey bu.
Gereksiz dediğimiz ya da kafamızda büyüttüğümüz şeyi çok az indirgenip anlatılabilse aslında her şey çözülür.
Aslında sadece bahsettiğin şey sevgiyi gösterebilmek.
Çok göstermekten bahsetmiyorum.
Çok sevmekten, çok öpmekten, çok sarılmaktan bahsetmiyorum.
Birazcık göstersen bile karşındaki insanın nasıl değiştiğini anlayabilirsin.
Sevgi bizi kurtaracak.
Enişte bey ve ablam.
Enişte bey demek daha hoş geliyor.
Kulağa o yüzden enişte bey diyor. Evet evet ablam evlendi.
Enişte bey de o kadar yani ailemizin abisi oldu.
Benim abim yok ablam vardı.
Abimiz oldu bizim. Ablamla beraber büyüdüler.
Evlendiler. Biz abilik, ablalık görevini üstlendiler.
Maddi manevi her süreçte yanımızda oldular.
Yani o kadar büyük bir şeymiş ki bir insanın ablası, abisi olması ve bunu...
göstermek için gayret etmesi o kadar kıymetli bir şeymiş ki bunu yaşım büyüdükçe daha net anlamaya başladım.
Çünkü aklımı yitirmeye ramak kala aslında değişimin ta kendisi değişimmiş.
Yani bizim şiddetle kaçındığımız, konuşmaya dahi tahammül edemediğimiz kişiler aslında bizim sığındığımız tek dalmış.
Yani ailelerimiz. Şu an bunu, bunları, bu olayları anlatabilmem bile benim için büyük bir yol kat etme.
Çünkü konuşabilmek büyük bir yol kat etmenin başlangıcı mı denir bilmiyorum ama başlangıcıdır bence.
Bir kitapta geçiyordu.
Bir yumurta kabuğunun hikayesi yumurta kırıldığında başlar.
Sevgili dinleyiciler beni ne durumda ne şartlarda dinlediğinizi bilmiyorum ama kabuğunuzu kırmaya başlayın.
Ve inanın kabuk kırıldıkça her şey akar.
İrin de akar, gözyaşı da akar ve güzellikler başlar.
Zorlu bir süreç vardır illa ki evet.
Çok yorulacaksınız.
Ağlayacağınız günler, ağlayacağınız zamanlar çok fazla olur.
Fakat sonu mutluluktur.
Mutsuzluk olsa bile. Çünkü bazı mutsuzluklar mutluluk barındırır.
Öğrenirsiniz çünkü. Lütfen öğrenmeyi ve öğretmeyi ihmal etmeyin kendinize.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Biz teşekkür ederiz.
Sevdim bu sözü.
Yumurta kabuğunun hikayesi.
kabuğu kırıldığında başlar.
Sen bana kitabın ismini de söyle.
Ben okuyayım. Merak ettim.
Böyle bir sözü varsa mutlaka güzel bir kitaptır.
Çok teşekkür ederim Konfradi.
Bizimle paylaştığın için.
Evet hayat çok zor. Hepimizin çok farklı sınavı var.
Hepimizin şartları çok farklı.
Ben de sana bir söz söyleyeyim.
Muhteşem Gatsby'nin içinden bir alıntı.
Birini yargılamadan önce onun seninle aynı şartlar altında doğmadığını bil.
Bu da benim için çok kıymetli bir sözdür.
Çok önemlidir. Ve dedin ki şöyle bir şey söyledin.
Hayatıma son vermek istedim.
Bugün biri bana gülümserse, bugün benimle biri diyaloğa girerse, biri bana merhaba derse bundan vazgeçeceğim.
Bir umut arıyorsun aslında.
O yüzden sevgili dinleyici, başkalarına merhaba demeyi unutmayın.
Gülümsemeyi ihmal etmeyin.
Belki birilerinin hayatını kurtarırsınız.
Adisyonun bir sonraki bölümünde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
